Konusunu Oylayın.: İsa Mesih İnancında Olan Birinin Uzun Bir Sorusu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İsa Mesih İnancında Olan Birinin Uzun Bir Sorusu
  1. 19.Haziran.2012, 18:14
    1
    Misafir

    İsa Mesih İnancında Olan Birinin Uzun Bir Sorusu

  2. 21.Haziran.2012, 17:35
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: İsa Mesih İnancında Olan Birinin Uzun Bir Sorusu




    Soru:

    Merhabalar. Benim en çok merak ettiğim şey, Kuran sizin neyinize yetmiyorda, Bu kitaba başvuruyorsunuz. Ben 2 senedir İSA MESİH inançlısıyım. Kutsal Kitap benim tüm ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyor ve hiç bir kaynağa başvurmama ihtiyaç bırakmıyor. Hem Risale de Tanrı'yı sadece Doğa olaylarına dayanarak anlatmaya çalışılıyor. Hâlbuki Tanrı'yı sadece Doğa olayları ile tanımlarsanız, o zaman siz Tanrı'ya değil, Doğa'ya tapmış olursunuz. Tanrı insanın gönlündedir. Bir de Sizin dininizde 4 kitaba da iman etmeniz şartı var. Pekâlâ, sizlere şunu sormak istiyorum, Kutsal Kitap okuyor musunuz? Bana Kutsal Kitap değiştirildi, demeyin. Çünkü o zaman hâşâ Tanrı'yı güçsüz biri olarak göstermiş olursunuz? Zira Kutsal Kitabın değiştirildiğini söyleyenler, Kuranın değiştirilmediğini veya değiştirilmeyeceğini söyleyemezler.
    Cevap:
    Kur’an-ı Kerim ve Kutsal kitaplar ilahi kaynaktan gelen temel kitaplardır. Bu kitaplar bulundukları ve nazil oldukları zamanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde Allah tarafından gönderilmişlerdir. Allah yeni bir peygamber gönderene kadar da o peygamberin ümmetlerinin tüm ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Ancak kutsal kitaplardaki bilgiler temel bilgiler ve temel kurallardır. Bu temel bilgileri işlemek ve onlardan insanların güncel ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bilgileri çıkarmak, o temel kuralları güncel meseleleri halletmek ve ortaya çıkan yeni problemlere çözüm üretecek şekilde kullanmak insanın görevidir. İnsan ancak bu şekilde o kitaplardan yararlanabilir. Bunu bazı örneklerle açıklayabiliriz. Bir bahçede Allah’ın yaratmış olduğu sebzeler ve meyvelerin bir kısmı çiğ olarak yenilir ve gıda olurken diğer pek çok kısmı ise mutfakta yemek yapımında kullanılır, çiğ olarak yenilmez. İyi aşçılar tarafından mutfaklarda güzel yemekler yapıldığı takdirde faydalı gıdalar haline gelirler. Patlıcan, pırasa, karnabahar gibi sebzeler ve et yemekleri ancak pişirildikten sonra faydalı olur. Yoksa hazımsızlığa sebebiyet verir ve insanı hasta eder. Kutsal kitapların da muhkem ayetleri var; bunları anlamak ve uygulamak kolaydır. Bunlar meyve gibidir. Nasıl yenirse faydalıdır. Bir kısım ayetler de var ki bunlar müteşabihtir. Birkaç anlama gelebilir. Veya ne anlama geldiği herkesçe bilinemez. Ancak bu konuda uzman olanlar bunların anlamlarını açıklarlar. Bu da kutsal kitabı açıklayan yeni kitapların oluşmasına zemin hazırlar. Peygamberlerin kutsak kitabı açıklayan sözleri birinci derecede kutsal kitap dışında yeni bir kitaptır. Sonra İslam’da “Müçtehitler” dediğimiz, Kutsal kitaba inananlarca da “Azizler” olarak bilinen bilginlerin kutsal kitabı açıklayan metinleri vardır. Bunlara da ihtiyaç vardır. Bu da şuna benzer. Anayasalar devletlerin temel Hukuk kurallarını içerirler. Yasalar ise Anayasanın uygulamalarını içeren sonradan Parlamento tarafından yapılan kanunlardır. Bu kanunlar Anayasalara aykırı olamazlar. Uyulama kolaylığı sağlarlar. Sonra bakanlıklar tarafından çıkartılan Yönetmenlikler vardır. Bunlar da Yasaların uygulamalarını düzenlemek ve uygulama kolaylığı sağlamak içindir. Sonra bunlarda anlaşılmayan konuları açıklayan Yönergeler çıkartılır. Böylece Anayasa dışında Kanunlar, Yönetmenlikler, Tüzükler ve Yönergeler oluşmuştur. Bütün bunların amacı Anayasanın uygulamasını sağlamaktır. Beşeri kanunlar için bunlara ihtiyaç varsa İlahi kanunlar ve Kutsal kitaplar için neden olmasın? İşte diğer kitaplar bunun için vardır ve gereklidir. İnsanlar arasında âlim ile cahil, bilenler ile bilmeyenle, zekiler ile ahmaklar böyle seçilirler.Bediüzzaman Said Nursi tarafından yazılan Risaleler Kur’anın inançla ilgili ayetlerini açıklayan metinlerdir. İslam inancını müspet ilimlerin kanunları ve bilgileri ile akla ve mantığa uygun şekilde anlatır. İnançla ilgili şüphesi olmayan ve inancı kuvvetli olup da yeni bilgilere ihtiyaç duymayanlarca gereksiz kabul edilebilir. Ancak inancından şüpheye düşen ve işin hakikatini öğrenmek isteyenler için birer ihtiyaçtır. İlaçlar çok faydalıdır; ancak bunun değerini hastalar ve bir derde müptela olup çare arayanlar bilirler. Hasta olmayana ilaçlar gereksiz görülür. İlaçlar tabiattan alınırlar ama hasta olanlar otları yiyerek şifa bulamazlar. Bunun için uzman doktorlara giderler. Doktorlar hastalığı teşhis eder ve ilaçlarını yazar. Hasta eczaneye gider ve uzman eczacılar tarafından tabiattan alınarak hap ve şurup haline getirilen ilaçları alarak kullanırlar ve şifayı Allah’tan beklerler. Kutsal kitaplardan istifade de böyledir. Bediüzzaman çok iyi bir tabiptir. Bu asrın inançsızlıktan kaynaklanan manevi hastalığını teşhis etmiş ve Kur’an eczanesinden ilaçlar çıkarmış ve manevi hasta olan insanlığın istifadesine sunmuştur. Buna ne gerek vardı denilir mi? Risaleler tabiattan bahsetmektedir. Bunun sebebi kutsal kitap olan Kur’an ayetlerinin tabiattan bahsetmesi ve yaratıcının varlığına ve birliğine delil olarak zikretmiş olmasıdır. Kur’anın açıklaması olan risaleler elbette kutsal metine sadık kalması gerekir. Böyle olunca doğayı Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine ve diğer sıfatlarına delil olarak zikretmesi gerekir. Çünkü Allah da kutsal kitapta böyle yapmıştır. Örneğin: “Şüphesiz yerin göğün yaratılmasında, gece ve gündüzün değişmesinde, denizlerde gemilerin yüzmesinde, Allah’ın gökyüzünden yağmuru yağdırıp onun ile yeryüzünü sizler için dirilterek pek çok nimetleri ortaya çıkarmasında, her türlü canlıyı yeryüzünde yerleştirerek sizin istifadenize vermesinde, rüzgârların sevk-u idaresinde, gökyüzü ile yer arasında bulutların tonlarca yağmuru taşıyarak muhtaç olan yerlere yetiştirmesinde aklını kullanan topluluk için Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine deliller vardır.” (Bakara, 2:24) Bu Allah’ın ayetidir. Bediüzzaman risalelerinde ve bilhassa “Ayetü’l-Kübra” isimli eserinde ilahi kitabın bu ayetini açıklamıştır. Açıklamasında ayetin takip ettiği sıraya uyarak önce gökler, sonra bulutlar, sonra yeryüzünün Allah’ın birliğine ve kudretine nasıl delil olduğunu anlayamayanlara açıklamıştır. Okuyanlar güzelce istifade ettiklerini ve inançlarının güçlendiğini, akıllarının tatmin olup kalplerinin yatıştığını itiraf etmektedirler. Kur’anda 3000 kadar ayet bu şekilde tabiattan, varlıkların Allah’ın isim ve sıfatlarına delil ve ayine olduğundan bahsetmektedir. Kutsal kitap tabiatın Allah’ın eseri ve sanatı olduğunu söylemesi sizce yanlış mı? Yine Kutsal kitabımız olan Kur’an “Yedi gökle yer ve onların içindekiler Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı tesbih etmesin ve yaratıcını övmesin; ancak sizin çoğunuz onların tesbihlerini anlamaz” (İsra, 17:44) buyurur. Bediüzzaman risalelerinin pek çoğunda varlıkların Allah’ı nasıl övüp ne şekilde tesbih ettiğini varlıkların hal dili ve faydaları ve yaptıkları harika işleri delil göstererek fenlerin dili ile anlatmakta ve bu ayetin açıklamasını vermektedir. Varlıkların ve varlıklardan bahseden ilimlerin insanı şirke değil Allah’a inanmaya ve Allah’a ibadet etmeye götürmesi gerektiğini, tabiatı ve doğayı yaratıcı olarak görmenin ne derece yanış olduğunu anlatmaktadır. Bunu Allah’ı bırakıp “Doğaya tapmak” şeklinde yorumlamak ve anlamak nasıl bir mantık ve akıl yürütmedir anlamak gerçekten zor. Belli ki muhatabımız ne Kur’anı okumuş ne de risaleleri.. Birilerinin sözüne dayanarak bu şekilde soru sormaktadır. Bunun ise zandan ibaret yanlış bir bilgi olduğu kesin. Zan ise bilgi değildir; hatta hiçbir şey değildir. Allah’ın insanın gönlünde olduğu kesin, ama neden inanmayanların gönlünde yok? İnanmak ise kendi kendine oluşan bir durum değildir. Evvela bilmek, sonra bilgiyi delillerle kesinleştirmek, sonra isbat etmek, sonra iz’an etmek, sonra tasdik etmek, sonra iman etmek gelir. Çünkü iman gerçeğin şüphesiz tasdikidir. Şüphe ile iman yok olur. Salt bilgi de iman değildir. Öyle olsaydı kâfirlerin de inanmış olması, münafıkların da iman sahibi olması gerekirdi. Hâlbuki kutsal kitaplar bunları birbirinden ayırmıştır. İncil de Tevrat da Kur’an gibi insanları Kâfir, Münafık ve Mümin olarak üç kısma ayırmaktadır. Bunu her okuyan bilir. Kutsal kitapların hepsine iman etmek Kitaplara imanın şartıdır. Hepsi Allah tarafından peygamberler aracılığı ile insanlara gönderilmiştir. Ancak insanlardan Allah’tan korkmayan münafıklar ve Allah’a ve kitabına inanmayan kâfirler çıkarları için Allah’ın kitabını değiştirmişlerdir. Yüce Allah bunu yapanları hemen helak etmemiştir. Yeni gönderdiği peygamberler ve kitaplar ile doğru inancı ve doğru öğretiyi yeniden ortaya koymuştur. Bunun için peygamberler doğruları tasdik ederken yanlışları da düzeltmişlerdir. Çünkü dünya imtihan dünyasıdır. Ceza ve mükâfat yeri değildir. Ceza ve mükâfat yeri ahirettir. Cennet ve cehennemdir. Bunun böyle olduğunu Tevrat ve İncil de söylemektedir. Okuyanlar bilir. Nitekim İncil’de Hz. İsa (as) şöyle der: “Yalancı peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar, ama içten yırtıcı kurtlardır. Siz onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız” demektedir. (Matta, 7:15–20; Luka, 6:43–44) Yalancı peygamber Allah adına yalan söyleyen kimse değil midir? Bu ise Allah’ın kitabını değiştiren demek değil midir? ‘Allah kitabını koruyamayacak kadar aciz midir’ sorusu mantıksız bir sorudur. Allah her şeye kadirdir; ancak bu imtihan dünyasında insanları denemek için müsaade etmektedir. Allah müsaade etmese hiçbir şey kendiliğinden olmaz. İşte o zaman Allah gerçekten aciz olur. Müsaade etmediği bir şey oluyorsa o zaman Allah aciz olmuş olmaz mı? Nitekim kral Herados Hz. Yahya’yı öldürdüğü ve Yahudiler Hz. İsa’yı öldürmek için aradıkları zaman Allah onları korumaktan aciz mi idi? Hâşâ! Allah onlara müsaade etmiş inananlara da sabır tavsiye etmişti. Çünkü mükâfat ve ceza yeri ahirettir ve dünya bunları hak etmek için kurulmuş bir imtihan yeridir.
    Yine Yahudilerin Kutsal kitabı değiştirerek “Şabat” gününe ait anlamsız yasaklar koyduklarını İsa (as) eleştirmekte ve onların yanlışlarını mantıklı delillerle çürütmektedir. (Matta, 12:1–14; Markos, 2:23–28; Luka, 6:1–5) Kur’an değiştirilmemiştir. Çünkü Allah Kur’an için “Onu biz indirdik biz koruyacağız” (Hicr, 15:9) buyurarak koruyacağını vaad etmiştir. Bu vaat diğer kutsal kitaplar için yoktur. Allah Kur’anın değiştirilmesine müsaade etmemektedir. Bunun için de 1500 senedir Kur’anın bir tek nüshası vardır. Hiç kimse Kur’anın bir ayetini dahi değiştirmeye cesaret edip bunu yapamaz. Günümüze kadar yapamamıştır. Bunun için farklı ikinci bir nüshası yeryüzünde yoktur. İncilin ise farklı pek çok nüshası vardır ve “Matta, Markos, Luka ve Yuhanna” isimlerinde dört Aziz tarafında kaleme alınan resmi dört farklı İncil de kilise tarafından kabul edilmiştir.



  3. 21.Haziran.2012, 17:35
    2
    Devamlı Üye



    Soru:

    Merhabalar. Benim en çok merak ettiğim şey, Kuran sizin neyinize yetmiyorda, Bu kitaba başvuruyorsunuz. Ben 2 senedir İSA MESİH inançlısıyım. Kutsal Kitap benim tüm ihtiyaçlarımı fazlasıyla karşılıyor ve hiç bir kaynağa başvurmama ihtiyaç bırakmıyor. Hem Risale de Tanrı'yı sadece Doğa olaylarına dayanarak anlatmaya çalışılıyor. Hâlbuki Tanrı'yı sadece Doğa olayları ile tanımlarsanız, o zaman siz Tanrı'ya değil, Doğa'ya tapmış olursunuz. Tanrı insanın gönlündedir. Bir de Sizin dininizde 4 kitaba da iman etmeniz şartı var. Pekâlâ, sizlere şunu sormak istiyorum, Kutsal Kitap okuyor musunuz? Bana Kutsal Kitap değiştirildi, demeyin. Çünkü o zaman hâşâ Tanrı'yı güçsüz biri olarak göstermiş olursunuz? Zira Kutsal Kitabın değiştirildiğini söyleyenler, Kuranın değiştirilmediğini veya değiştirilmeyeceğini söyleyemezler.
    Cevap:
    Kur’an-ı Kerim ve Kutsal kitaplar ilahi kaynaktan gelen temel kitaplardır. Bu kitaplar bulundukları ve nazil oldukları zamanların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde Allah tarafından gönderilmişlerdir. Allah yeni bir peygamber gönderene kadar da o peygamberin ümmetlerinin tüm ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Ancak kutsal kitaplardaki bilgiler temel bilgiler ve temel kurallardır. Bu temel bilgileri işlemek ve onlardan insanların güncel ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bilgileri çıkarmak, o temel kuralları güncel meseleleri halletmek ve ortaya çıkan yeni problemlere çözüm üretecek şekilde kullanmak insanın görevidir. İnsan ancak bu şekilde o kitaplardan yararlanabilir. Bunu bazı örneklerle açıklayabiliriz. Bir bahçede Allah’ın yaratmış olduğu sebzeler ve meyvelerin bir kısmı çiğ olarak yenilir ve gıda olurken diğer pek çok kısmı ise mutfakta yemek yapımında kullanılır, çiğ olarak yenilmez. İyi aşçılar tarafından mutfaklarda güzel yemekler yapıldığı takdirde faydalı gıdalar haline gelirler. Patlıcan, pırasa, karnabahar gibi sebzeler ve et yemekleri ancak pişirildikten sonra faydalı olur. Yoksa hazımsızlığa sebebiyet verir ve insanı hasta eder. Kutsal kitapların da muhkem ayetleri var; bunları anlamak ve uygulamak kolaydır. Bunlar meyve gibidir. Nasıl yenirse faydalıdır. Bir kısım ayetler de var ki bunlar müteşabihtir. Birkaç anlama gelebilir. Veya ne anlama geldiği herkesçe bilinemez. Ancak bu konuda uzman olanlar bunların anlamlarını açıklarlar. Bu da kutsal kitabı açıklayan yeni kitapların oluşmasına zemin hazırlar. Peygamberlerin kutsak kitabı açıklayan sözleri birinci derecede kutsal kitap dışında yeni bir kitaptır. Sonra İslam’da “Müçtehitler” dediğimiz, Kutsal kitaba inananlarca da “Azizler” olarak bilinen bilginlerin kutsal kitabı açıklayan metinleri vardır. Bunlara da ihtiyaç vardır. Bu da şuna benzer. Anayasalar devletlerin temel Hukuk kurallarını içerirler. Yasalar ise Anayasanın uygulamalarını içeren sonradan Parlamento tarafından yapılan kanunlardır. Bu kanunlar Anayasalara aykırı olamazlar. Uyulama kolaylığı sağlarlar. Sonra bakanlıklar tarafından çıkartılan Yönetmenlikler vardır. Bunlar da Yasaların uygulamalarını düzenlemek ve uygulama kolaylığı sağlamak içindir. Sonra bunlarda anlaşılmayan konuları açıklayan Yönergeler çıkartılır. Böylece Anayasa dışında Kanunlar, Yönetmenlikler, Tüzükler ve Yönergeler oluşmuştur. Bütün bunların amacı Anayasanın uygulamasını sağlamaktır. Beşeri kanunlar için bunlara ihtiyaç varsa İlahi kanunlar ve Kutsal kitaplar için neden olmasın? İşte diğer kitaplar bunun için vardır ve gereklidir. İnsanlar arasında âlim ile cahil, bilenler ile bilmeyenle, zekiler ile ahmaklar böyle seçilirler.Bediüzzaman Said Nursi tarafından yazılan Risaleler Kur’anın inançla ilgili ayetlerini açıklayan metinlerdir. İslam inancını müspet ilimlerin kanunları ve bilgileri ile akla ve mantığa uygun şekilde anlatır. İnançla ilgili şüphesi olmayan ve inancı kuvvetli olup da yeni bilgilere ihtiyaç duymayanlarca gereksiz kabul edilebilir. Ancak inancından şüpheye düşen ve işin hakikatini öğrenmek isteyenler için birer ihtiyaçtır. İlaçlar çok faydalıdır; ancak bunun değerini hastalar ve bir derde müptela olup çare arayanlar bilirler. Hasta olmayana ilaçlar gereksiz görülür. İlaçlar tabiattan alınırlar ama hasta olanlar otları yiyerek şifa bulamazlar. Bunun için uzman doktorlara giderler. Doktorlar hastalığı teşhis eder ve ilaçlarını yazar. Hasta eczaneye gider ve uzman eczacılar tarafından tabiattan alınarak hap ve şurup haline getirilen ilaçları alarak kullanırlar ve şifayı Allah’tan beklerler. Kutsal kitaplardan istifade de böyledir. Bediüzzaman çok iyi bir tabiptir. Bu asrın inançsızlıktan kaynaklanan manevi hastalığını teşhis etmiş ve Kur’an eczanesinden ilaçlar çıkarmış ve manevi hasta olan insanlığın istifadesine sunmuştur. Buna ne gerek vardı denilir mi? Risaleler tabiattan bahsetmektedir. Bunun sebebi kutsal kitap olan Kur’an ayetlerinin tabiattan bahsetmesi ve yaratıcının varlığına ve birliğine delil olarak zikretmiş olmasıdır. Kur’anın açıklaması olan risaleler elbette kutsal metine sadık kalması gerekir. Böyle olunca doğayı Allah’ın varlığına, birliğine, kudretine ve diğer sıfatlarına delil olarak zikretmesi gerekir. Çünkü Allah da kutsal kitapta böyle yapmıştır. Örneğin: “Şüphesiz yerin göğün yaratılmasında, gece ve gündüzün değişmesinde, denizlerde gemilerin yüzmesinde, Allah’ın gökyüzünden yağmuru yağdırıp onun ile yeryüzünü sizler için dirilterek pek çok nimetleri ortaya çıkarmasında, her türlü canlıyı yeryüzünde yerleştirerek sizin istifadenize vermesinde, rüzgârların sevk-u idaresinde, gökyüzü ile yer arasında bulutların tonlarca yağmuru taşıyarak muhtaç olan yerlere yetiştirmesinde aklını kullanan topluluk için Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretine deliller vardır.” (Bakara, 2:24) Bu Allah’ın ayetidir. Bediüzzaman risalelerinde ve bilhassa “Ayetü’l-Kübra” isimli eserinde ilahi kitabın bu ayetini açıklamıştır. Açıklamasında ayetin takip ettiği sıraya uyarak önce gökler, sonra bulutlar, sonra yeryüzünün Allah’ın birliğine ve kudretine nasıl delil olduğunu anlayamayanlara açıklamıştır. Okuyanlar güzelce istifade ettiklerini ve inançlarının güçlendiğini, akıllarının tatmin olup kalplerinin yatıştığını itiraf etmektedirler. Kur’anda 3000 kadar ayet bu şekilde tabiattan, varlıkların Allah’ın isim ve sıfatlarına delil ve ayine olduğundan bahsetmektedir. Kutsal kitap tabiatın Allah’ın eseri ve sanatı olduğunu söylemesi sizce yanlış mı? Yine Kutsal kitabımız olan Kur’an “Yedi gökle yer ve onların içindekiler Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı tesbih etmesin ve yaratıcını övmesin; ancak sizin çoğunuz onların tesbihlerini anlamaz” (İsra, 17:44) buyurur. Bediüzzaman risalelerinin pek çoğunda varlıkların Allah’ı nasıl övüp ne şekilde tesbih ettiğini varlıkların hal dili ve faydaları ve yaptıkları harika işleri delil göstererek fenlerin dili ile anlatmakta ve bu ayetin açıklamasını vermektedir. Varlıkların ve varlıklardan bahseden ilimlerin insanı şirke değil Allah’a inanmaya ve Allah’a ibadet etmeye götürmesi gerektiğini, tabiatı ve doğayı yaratıcı olarak görmenin ne derece yanış olduğunu anlatmaktadır. Bunu Allah’ı bırakıp “Doğaya tapmak” şeklinde yorumlamak ve anlamak nasıl bir mantık ve akıl yürütmedir anlamak gerçekten zor. Belli ki muhatabımız ne Kur’anı okumuş ne de risaleleri.. Birilerinin sözüne dayanarak bu şekilde soru sormaktadır. Bunun ise zandan ibaret yanlış bir bilgi olduğu kesin. Zan ise bilgi değildir; hatta hiçbir şey değildir. Allah’ın insanın gönlünde olduğu kesin, ama neden inanmayanların gönlünde yok? İnanmak ise kendi kendine oluşan bir durum değildir. Evvela bilmek, sonra bilgiyi delillerle kesinleştirmek, sonra isbat etmek, sonra iz’an etmek, sonra tasdik etmek, sonra iman etmek gelir. Çünkü iman gerçeğin şüphesiz tasdikidir. Şüphe ile iman yok olur. Salt bilgi de iman değildir. Öyle olsaydı kâfirlerin de inanmış olması, münafıkların da iman sahibi olması gerekirdi. Hâlbuki kutsal kitaplar bunları birbirinden ayırmıştır. İncil de Tevrat da Kur’an gibi insanları Kâfir, Münafık ve Mümin olarak üç kısma ayırmaktadır. Bunu her okuyan bilir. Kutsal kitapların hepsine iman etmek Kitaplara imanın şartıdır. Hepsi Allah tarafından peygamberler aracılığı ile insanlara gönderilmiştir. Ancak insanlardan Allah’tan korkmayan münafıklar ve Allah’a ve kitabına inanmayan kâfirler çıkarları için Allah’ın kitabını değiştirmişlerdir. Yüce Allah bunu yapanları hemen helak etmemiştir. Yeni gönderdiği peygamberler ve kitaplar ile doğru inancı ve doğru öğretiyi yeniden ortaya koymuştur. Bunun için peygamberler doğruları tasdik ederken yanlışları da düzeltmişlerdir. Çünkü dünya imtihan dünyasıdır. Ceza ve mükâfat yeri değildir. Ceza ve mükâfat yeri ahirettir. Cennet ve cehennemdir. Bunun böyle olduğunu Tevrat ve İncil de söylemektedir. Okuyanlar bilir. Nitekim İncil’de Hz. İsa (as) şöyle der: “Yalancı peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar, ama içten yırtıcı kurtlardır. Siz onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız” demektedir. (Matta, 7:15–20; Luka, 6:43–44) Yalancı peygamber Allah adına yalan söyleyen kimse değil midir? Bu ise Allah’ın kitabını değiştiren demek değil midir? ‘Allah kitabını koruyamayacak kadar aciz midir’ sorusu mantıksız bir sorudur. Allah her şeye kadirdir; ancak bu imtihan dünyasında insanları denemek için müsaade etmektedir. Allah müsaade etmese hiçbir şey kendiliğinden olmaz. İşte o zaman Allah gerçekten aciz olur. Müsaade etmediği bir şey oluyorsa o zaman Allah aciz olmuş olmaz mı? Nitekim kral Herados Hz. Yahya’yı öldürdüğü ve Yahudiler Hz. İsa’yı öldürmek için aradıkları zaman Allah onları korumaktan aciz mi idi? Hâşâ! Allah onlara müsaade etmiş inananlara da sabır tavsiye etmişti. Çünkü mükâfat ve ceza yeri ahirettir ve dünya bunları hak etmek için kurulmuş bir imtihan yeridir.
    Yine Yahudilerin Kutsal kitabı değiştirerek “Şabat” gününe ait anlamsız yasaklar koyduklarını İsa (as) eleştirmekte ve onların yanlışlarını mantıklı delillerle çürütmektedir. (Matta, 12:1–14; Markos, 2:23–28; Luka, 6:1–5) Kur’an değiştirilmemiştir. Çünkü Allah Kur’an için “Onu biz indirdik biz koruyacağız” (Hicr, 15:9) buyurarak koruyacağını vaad etmiştir. Bu vaat diğer kutsal kitaplar için yoktur. Allah Kur’anın değiştirilmesine müsaade etmemektedir. Bunun için de 1500 senedir Kur’anın bir tek nüshası vardır. Hiç kimse Kur’anın bir ayetini dahi değiştirmeye cesaret edip bunu yapamaz. Günümüze kadar yapamamıştır. Bunun için farklı ikinci bir nüshası yeryüzünde yoktur. İncilin ise farklı pek çok nüshası vardır ve “Matta, Markos, Luka ve Yuhanna” isimlerinde dört Aziz tarafında kaleme alınan resmi dört farklı İncil de kilise tarafından kabul edilmiştir.






+ Yorum Gönder