Konusunu Oylayın.: Kur'an-ı Kerimin Delile İhtiyacı Var mı ki, Risaleler Kur'ana Delil Olsun?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kur'an-ı Kerimin Delile İhtiyacı Var mı ki, Risaleler Kur'ana Delil Olsun?
  1. 19.Haziran.2012, 18:10
    1
    Misafir

    Kur'an-ı Kerimin Delile İhtiyacı Var mı ki, Risaleler Kur'ana Delil Olsun?






    Kur'an-ı Kerimin Delile İhtiyacı Var mı ki, Risaleler Kur'ana Delil Olsun? Mumsema Kur'an-ı Kerimin Delile İhtiyacı Var mı ki, Risaleler Kur'ana Delil Olsun?


  2. 19.Haziran.2012, 18:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Haziran.2012, 17:31
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Kur'an-ı Kerimin Delile İhtiyacı Var mı ki, Risaleler Kur'ana Delil Olsun?




    Bu doğru bir iddiadır. Var olan bir şeyi inkâr edenler varsa onlara delil getirerek o var olanı ispat etmek aklın, mantığın gereğidir. Tüm peygamberlerin, avukatların, meslek erbabının yaptığı şey budur. Tüm din adamlarının da yaptığı şey bilmeyenlere ve anlamayanlara Kur’anın ayetlerini ve tabiattaki olayları açıklayarak anlayacakları ve kabul edebilecekleri şekilde açıklamaktır.

    Aklın görevi var olan şeylerden yeni ve faydalı şeyler üretmektir. Soyut olan bilgileri somut hale getirmektir. Yoksa akliyatın anlayacağı soyut âlemlerdeki bilgiler ve maneviyat nasıl anlaşılır hale gelecektir? Mesela matematik rakamlardan oluşan ve Allah’ın kâinata koyduğu akıl dışındaki duyguların anlayamayacağı düzen, nizam, intizam ve bunların sonucu ortaya çıkan güzelliklerdir. Bunlar nasıl anlamlı hale gelir? Açılamak ile değil mi? Rakamlar ve sayılar gibi diğer soyut varlıklar da yani cinler, melekler, ruhlar, atomlar, moleküller, hastalıklar, devalar, bilgisayar düzenekleri vs. bunların hepsi aklın araştırması ve bulguları ile verilerin kullanılması ile insanın faydasına hizmet eden şeylerdir. Akıllı ile akılsız, bilgili ile cahil, aklını ve bilgisini kullanan kullanmayan nasıl birbirinden ayrılacaktır?

    Allah bitkileri yaratır. Bitkileri yoktan yaratmak, en mükemmel şekli vermek Allah’a aittir. Sonra onları öldürmek ve topraktan, su, hava ve ışık sebepleri ile tekrar dirilterek yeniden yaratmak da Allah’a aittir. Hiçbir varlık buna karışamaz. Onlara tat vermek, sekil ve renk vermek de Allah’ın işidir. Bu yaratılış itibarıyla böyledir. Ama bu sebzelerden güzel bir yemek yapmak insanın aklının ve sanatının işidir. Burada aşçının ham ve saf olan sebzeleri yağ, tuz ve diğer sebzelerle karıştırarak pişirmesi söz konusudur. Burada aşçının Allah’ın yarattığı sebzelere bir katkısı var mıdır? Asla yoktur. Ama o sebzeler pişmeden ve aşçının elinden çıkmadan böyle lezzetle yenmez ki? Tüm akıllı sanatkârların yaptıkları budur. Allah onlara bu yetkiyi vermiş ve böyle olmasını istemiştir. Peygamberlerin her biri bir sanatkârdır. Allah’ın muradını en iyi bilen ve hikmetini en iyi anlayan onlardı. Peygamberimiz (sav) eti pişirmeden ve yemeği iyi pişmeden yemezdi öyle değil mi?

    Allah sütü yarattı ve bizlere inek ve koyun aracılığı ile verdi. Birisi sütü öylece içer ve gıdasını alır. Ne güzel değil mi? Bir diğeri de sütü alır ve ekşitir. Öteki adam der ki: “Sen ne yapıyorsun güzelim sütü ekşittin ve bozdun.” Bilen ve akıllı olan der ki “Evet ekşittim ama ben bundan yağ çıkaracağım, sonra geri kalanını da süzerek peynir yapacağım ve bunları yemeklerde ve daha güzel börekler yapmada kullanacağım.” Bir başkası daha başka şeyler yapmak için sütü kullanabilir. Öyle değil mi? Şimdi temel gıda süttür. Ama ondan hastalar için şifalar, açlar için gıdalar ve ihtiyaca göre yeni şeyler yapmak da gerekir. İşte Kur’an süt gibidir. İlahi vahiydir. Sebze gibidir ve sadece Allah’ın kelamıdır. Hiç kimsenin sözü değildir. İnsanların ise pek çok dertleri, sıkıntıları, ihtiyaçları ve istekleri vardır. Zamanla değişen şartlara göre de yeni ihtiyaçları olmaktadır. Kur’andan her insanın ihtiyacı olan bilgiyi, derdine çareyi çıkarmak ve ona vermek din bilginlerinin işidir. Nasıl ki tabiatta her türlü insan ihtiyacını karşılayan ilaçlar, sanatlar ve gıdalar vardır; ama onu insanlara faydalı halde sunmak eczacıların, ilim adamlarının ve sanatkârların işidir. Kur’anda da her ihtiyacı giderecek şeyler vardır. Mücedditler, din bilginleri ve âlimler tüm kitaplarını Kur’an ayetlerinin açıklaması ve satır aralarında keşfettikleri ilimlerden çıkarırlar. Bu da ilim, sanat ve maharet ister. Binlerce İslam bilgini Kur’anı araştırarak ve derinliklerine inerek eserlerini telif etmişlerdir. Böylece milyonlarca İslamî kitaplar yazılmıştır. Risale-i Nur eserleri de bunlardan biridir ve en değerlilerindendir.

    Peygamberimiz (sav) “Kur’an okuyun ve onun inceliklerini ve sırlarını araştırın” buyurur. Risale-i Nurlar bunun en güzelini yapmıştır. Kur’anın binlerce sırlarını ve tılsımlarını ortaya çıkarmıştır. Bu peygamberin emrine ittiba etmek ve Kur’an hizmet etmek değil de nedir?

    Kur’an-ı Kerimin ifadesi ile Kur’anda iki tülü ayetler vardır: “Birincisi muhkem ayetler. Bunları herkes anlar. İkincisi müteşabih ayetler. Bunları herkes anlamaz. Anlamadığı için yüce Allah’ın ifadesi ile kalbinde kötülük olanlar bu ayetleri yanlış yorumlayarak fitne çıkarırlar. Peki, bu ayetlerin doğrusunu anlayan olmayacak mıdır? O fitne ateşini söndürmeyecek midir? Yüce Allah buyurur ki “İlimde rüsuh peyda eden ve ihtisas sahibi olanlar ‘İşin gerçeğini Allah bilir’ diyerek doğrusunu açıklarlar.” (Âl-i İmran, 3:7) Sonra Allah bize der ki “Sizler de bilmiyorsanız bir bilene sorun. Çünkü her bilenin üstünde bir bilen vardır.”

    Kur’an-ı Kerimin ayetlerini inkâr edenler var mı? Var! Peki, anlamayanlar ve itiraz edenler var mı? Var! Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere, ayetleri kabul etmediğine göre başka deliller ile o ayetin doğru olduğunu kabul ettirmek yanlış olur mu? Olmaz! İşte Risale-i Nur eserleri ile Bediüzzaman Allah’ın ayetlerini kabul etmeyenlere onların kabul ettiği akıl ve ilmî delillerle Allah’ın ayetlerini kabul ettirmek için izahlar yapmakta ve başka deliller getirmektedir. Bu ne güzeldir. İşte bu Kur’ana hizmettir.

    Nitekim yüce Allah “Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et” (Nahl, 16:125) buyurur. Bu ne demektir? Hikmet aklî deliller demektir. Peygamberimiz (sav) sadece Kur’an okumazdı, başka akli delillerle de mücadele ederdi. Buna da hikmet denilmiştir. Tefsirler aklı, hikmeti ve diğer delilleri kullanarak Allah’ın ayetlerini açıklamak değil midir? Bu da delil olan Kur’anın delilleri değil midir?

    Kur’an nasıl daha anlamlı hale gelir? Tefsir ve izahlar ile değil mi?

    Kur’an der ki, “Her şey Allah’ı tesbih eder.” Bu ne demektir? İzah gerekmez mi?
    Yine buyurur: “Allah’a çok şükredin ki Allah artırsın” yani insan ne yapmalıdır?
    “Salih amel işleyen kurtulur” yani ne yapan kurtulur? Salih amel nedir? Bunları açıklamak gerekmez mi? Yoksa bu ayetler bize bir şey ifade etmez. Bu ayetler de muhkem ayetlerdir. Müteşabih değildir. Ya müteşabihi nasıl anlayacağız? Elbette yeni deliller gerekir.

    Bunun için delilin de delile ihtiyacı vardır. Bediüzzaman’ın yaptığı budur. Ve “Risale-i nur’ların Kur’anın delili olması iddiası da doğruların doğrusudur.” Bunu da Kur’anı ve Risale-i Nurları okuyanlar pekâlâ bilirler.

    Şimdi Kur’anı ve Risaleyi okuduğunuz halde soru sorma ihtiyacı duyuyor olmanız delilin de delile ve izaha ihtiyacı olduğunu göstermektedir.
    Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin de yaptığı şey bu madde asrında manevi meseleleri anlatmaktır. Akla ve fenne değer veren bu asır insanına Kur’an-ı Kerim ve hadislerin yüksek hakikatlerini akıl ve fenlerle izah ederek Kur’anın hakikatlerinin doğruluğunu delillerle ispat etmektedir. Böylece Risaleler Kur’anın hakkaniyetine delil olmaktadırlar.



  4. 21.Haziran.2012, 17:31
    2
    Devamlı Üye



    Bu doğru bir iddiadır. Var olan bir şeyi inkâr edenler varsa onlara delil getirerek o var olanı ispat etmek aklın, mantığın gereğidir. Tüm peygamberlerin, avukatların, meslek erbabının yaptığı şey budur. Tüm din adamlarının da yaptığı şey bilmeyenlere ve anlamayanlara Kur’anın ayetlerini ve tabiattaki olayları açıklayarak anlayacakları ve kabul edebilecekleri şekilde açıklamaktır.

    Aklın görevi var olan şeylerden yeni ve faydalı şeyler üretmektir. Soyut olan bilgileri somut hale getirmektir. Yoksa akliyatın anlayacağı soyut âlemlerdeki bilgiler ve maneviyat nasıl anlaşılır hale gelecektir? Mesela matematik rakamlardan oluşan ve Allah’ın kâinata koyduğu akıl dışındaki duyguların anlayamayacağı düzen, nizam, intizam ve bunların sonucu ortaya çıkan güzelliklerdir. Bunlar nasıl anlamlı hale gelir? Açılamak ile değil mi? Rakamlar ve sayılar gibi diğer soyut varlıklar da yani cinler, melekler, ruhlar, atomlar, moleküller, hastalıklar, devalar, bilgisayar düzenekleri vs. bunların hepsi aklın araştırması ve bulguları ile verilerin kullanılması ile insanın faydasına hizmet eden şeylerdir. Akıllı ile akılsız, bilgili ile cahil, aklını ve bilgisini kullanan kullanmayan nasıl birbirinden ayrılacaktır?

    Allah bitkileri yaratır. Bitkileri yoktan yaratmak, en mükemmel şekli vermek Allah’a aittir. Sonra onları öldürmek ve topraktan, su, hava ve ışık sebepleri ile tekrar dirilterek yeniden yaratmak da Allah’a aittir. Hiçbir varlık buna karışamaz. Onlara tat vermek, sekil ve renk vermek de Allah’ın işidir. Bu yaratılış itibarıyla böyledir. Ama bu sebzelerden güzel bir yemek yapmak insanın aklının ve sanatının işidir. Burada aşçının ham ve saf olan sebzeleri yağ, tuz ve diğer sebzelerle karıştırarak pişirmesi söz konusudur. Burada aşçının Allah’ın yarattığı sebzelere bir katkısı var mıdır? Asla yoktur. Ama o sebzeler pişmeden ve aşçının elinden çıkmadan böyle lezzetle yenmez ki? Tüm akıllı sanatkârların yaptıkları budur. Allah onlara bu yetkiyi vermiş ve böyle olmasını istemiştir. Peygamberlerin her biri bir sanatkârdır. Allah’ın muradını en iyi bilen ve hikmetini en iyi anlayan onlardı. Peygamberimiz (sav) eti pişirmeden ve yemeği iyi pişmeden yemezdi öyle değil mi?

    Allah sütü yarattı ve bizlere inek ve koyun aracılığı ile verdi. Birisi sütü öylece içer ve gıdasını alır. Ne güzel değil mi? Bir diğeri de sütü alır ve ekşitir. Öteki adam der ki: “Sen ne yapıyorsun güzelim sütü ekşittin ve bozdun.” Bilen ve akıllı olan der ki “Evet ekşittim ama ben bundan yağ çıkaracağım, sonra geri kalanını da süzerek peynir yapacağım ve bunları yemeklerde ve daha güzel börekler yapmada kullanacağım.” Bir başkası daha başka şeyler yapmak için sütü kullanabilir. Öyle değil mi? Şimdi temel gıda süttür. Ama ondan hastalar için şifalar, açlar için gıdalar ve ihtiyaca göre yeni şeyler yapmak da gerekir. İşte Kur’an süt gibidir. İlahi vahiydir. Sebze gibidir ve sadece Allah’ın kelamıdır. Hiç kimsenin sözü değildir. İnsanların ise pek çok dertleri, sıkıntıları, ihtiyaçları ve istekleri vardır. Zamanla değişen şartlara göre de yeni ihtiyaçları olmaktadır. Kur’andan her insanın ihtiyacı olan bilgiyi, derdine çareyi çıkarmak ve ona vermek din bilginlerinin işidir. Nasıl ki tabiatta her türlü insan ihtiyacını karşılayan ilaçlar, sanatlar ve gıdalar vardır; ama onu insanlara faydalı halde sunmak eczacıların, ilim adamlarının ve sanatkârların işidir. Kur’anda da her ihtiyacı giderecek şeyler vardır. Mücedditler, din bilginleri ve âlimler tüm kitaplarını Kur’an ayetlerinin açıklaması ve satır aralarında keşfettikleri ilimlerden çıkarırlar. Bu da ilim, sanat ve maharet ister. Binlerce İslam bilgini Kur’anı araştırarak ve derinliklerine inerek eserlerini telif etmişlerdir. Böylece milyonlarca İslamî kitaplar yazılmıştır. Risale-i Nur eserleri de bunlardan biridir ve en değerlilerindendir.

    Peygamberimiz (sav) “Kur’an okuyun ve onun inceliklerini ve sırlarını araştırın” buyurur. Risale-i Nurlar bunun en güzelini yapmıştır. Kur’anın binlerce sırlarını ve tılsımlarını ortaya çıkarmıştır. Bu peygamberin emrine ittiba etmek ve Kur’an hizmet etmek değil de nedir?

    Kur’an-ı Kerimin ifadesi ile Kur’anda iki tülü ayetler vardır: “Birincisi muhkem ayetler. Bunları herkes anlar. İkincisi müteşabih ayetler. Bunları herkes anlamaz. Anlamadığı için yüce Allah’ın ifadesi ile kalbinde kötülük olanlar bu ayetleri yanlış yorumlayarak fitne çıkarırlar. Peki, bu ayetlerin doğrusunu anlayan olmayacak mıdır? O fitne ateşini söndürmeyecek midir? Yüce Allah buyurur ki “İlimde rüsuh peyda eden ve ihtisas sahibi olanlar ‘İşin gerçeğini Allah bilir’ diyerek doğrusunu açıklarlar.” (Âl-i İmran, 3:7) Sonra Allah bize der ki “Sizler de bilmiyorsanız bir bilene sorun. Çünkü her bilenin üstünde bir bilen vardır.”

    Kur’an-ı Kerimin ayetlerini inkâr edenler var mı? Var! Peki, anlamayanlar ve itiraz edenler var mı? Var! Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere, ayetleri kabul etmediğine göre başka deliller ile o ayetin doğru olduğunu kabul ettirmek yanlış olur mu? Olmaz! İşte Risale-i Nur eserleri ile Bediüzzaman Allah’ın ayetlerini kabul etmeyenlere onların kabul ettiği akıl ve ilmî delillerle Allah’ın ayetlerini kabul ettirmek için izahlar yapmakta ve başka deliller getirmektedir. Bu ne güzeldir. İşte bu Kur’ana hizmettir.

    Nitekim yüce Allah “Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et” (Nahl, 16:125) buyurur. Bu ne demektir? Hikmet aklî deliller demektir. Peygamberimiz (sav) sadece Kur’an okumazdı, başka akli delillerle de mücadele ederdi. Buna da hikmet denilmiştir. Tefsirler aklı, hikmeti ve diğer delilleri kullanarak Allah’ın ayetlerini açıklamak değil midir? Bu da delil olan Kur’anın delilleri değil midir?

    Kur’an nasıl daha anlamlı hale gelir? Tefsir ve izahlar ile değil mi?

    Kur’an der ki, “Her şey Allah’ı tesbih eder.” Bu ne demektir? İzah gerekmez mi?
    Yine buyurur: “Allah’a çok şükredin ki Allah artırsın” yani insan ne yapmalıdır?
    “Salih amel işleyen kurtulur” yani ne yapan kurtulur? Salih amel nedir? Bunları açıklamak gerekmez mi? Yoksa bu ayetler bize bir şey ifade etmez. Bu ayetler de muhkem ayetlerdir. Müteşabih değildir. Ya müteşabihi nasıl anlayacağız? Elbette yeni deliller gerekir.

    Bunun için delilin de delile ihtiyacı vardır. Bediüzzaman’ın yaptığı budur. Ve “Risale-i nur’ların Kur’anın delili olması iddiası da doğruların doğrusudur.” Bunu da Kur’anı ve Risale-i Nurları okuyanlar pekâlâ bilirler.

    Şimdi Kur’anı ve Risaleyi okuduğunuz halde soru sorma ihtiyacı duyuyor olmanız delilin de delile ve izaha ihtiyacı olduğunu göstermektedir.
    Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin de yaptığı şey bu madde asrında manevi meseleleri anlatmaktır. Akla ve fenne değer veren bu asır insanına Kur’an-ı Kerim ve hadislerin yüksek hakikatlerini akıl ve fenlerle izah ederek Kur’anın hakikatlerinin doğruluğunu delillerle ispat etmektedir. Böylece Risaleler Kur’anın hakkaniyetine delil olmaktadırlar.






+ Yorum Gönder