Konusunu Oylayın.: Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir?
  1. 19.Haziran.2012, 18:04
    1
    Misafir

    Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir?






    Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir? Mumsema Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir?


  2. 19.Haziran.2012, 18:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Haziran.2012, 00:19
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir?




    Bütün bilginler ittifak etmişlerdir ki “Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz”dır. Çünkü bütün mehâsin ve kemâlat vücuda bakar ve bütün maasî ve mesâib ve nekâisin esası ademdir. Dolayısıyla âdeme müncer olan veya âdemi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Vücudun en parlak nuru ise hayattır. Hayat da muhtelif hallerde devamlı hareket ve değişim ile kuvvet bulur. Pek çok ayrı ayrı haletlere girerek tasaffi eder.

    Hayatı veren vâhibu’l-Hayat olan yüce Allah esmasının nakışlarını güzelce göstermesi için zîhayatlara musibetler, elemler, meşakkatler ile o hayatı nurlandırarak teceddüt ile adem zulmetlerinden uzaklaştırarak tasaffi eder. Durgunluk, sükûnet, tembellik, istirahat ve yeknesaklık keyfiyet ve hal/duruş olarak birer adem/yokluk sayılır. En büyük lezzet bile yeknesaklık içinde hiçe indiği için atalarımız “Bal yiyen baldan usanır” demişlerdir.

    Hayatın amacı hayatı verenin esmasına ayine olmaktır. Bunun için hayatın başına gelen her şey güzeldir. Hayat ayrıca “Nur-u vahdettir.” Allah’ın varlığına ve birliğine delildir. Vahdetin cilvesi olduğu için kesretli eşyayı bir araya getirir ve bir amaca hizmet ettirir. Bir şeye hayat girdiği zaman o şey bütün varlıklar ile bir alaka peyda eder. Hayatsız olana göre her şey ademdir; yok hükmündedir. Nasıl ki ışık ile varlık görünür, hayat ile de mevcudatın varlığı bilinir.

    Varlık vücuda, yokluk ise ademe bakar. Hayır vücuda, şer ise ademe istinad eder. Fenalık ve çirkinlik ademden, iyilik ve kemâlat vücuttan kaynaklanır. Bir hayrın yapılması bütün şartların yerine getirilmesi ve bunun için çalışma ve gayrete bağlı iken, bir şer, hayrı yapmamak ve hayır için harekete geçmemekten doğmaktadır. Bina gibi bir şey bütün eczanın mevcudiyetine bağlı iken, harabiyeti bir şartın yerine gelmemesi ile olabilmektedir. Bu kaideye binaen şeytanlar ve nefis hayrı yaptırmamakla şerre sebep olmaktadırlar. Şerler şeytanların gücünden ve iktidarından değil, çalışmayı terk ettirmek, tembelliğe sevk etmek ve hayrı yaptırmamakla şerlere sebep olmaktadırlar.

    Vücudun amacı ve hedefi ise bekâdır. “Tılsım-ı kâinat” ve “Muammay-ı Hilkat” tabir edilen “Sırr-ı İlâhî” mevcudatı âdemden çıkarıp her birisini bu nihayetsiz fezada bekâ vererek “Sırr-ı Kayyumiyete” mazhar etmektir.

    Cehennemdeki bekâ da yine buna bakıyor. Allah esma ve sıfatı ile bilinir ve esma ve sıfatı ise zatının lazımıdır. Dolayısıyla Allah esma ve sıfatı ile bakidir. Çünkü Cennet her ne kadar hayırlı olan Cemâli isimlerin ebedi tecelligahı ise, cehennem de Celâlî isimler olan Mümit, Kahhar, Müntakîm, Seriu’l-Azap, Şedîdu’l-İkab gibi isimlerin ebedi tecelligâhıdır. Sonuçta “Bütün işler ona döndürülür” ayeti hükmünce yine Allah’a aittir.

    İnsanın zerrecik vücudu hadsiz bir vücudun aynası, mensubiyet cihetiyle kendinden daha kıymettar olan bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet hükmünde bulunduğu için bir an yaşaması ebedî bir vücut kadar kıymetlidir. Dördüncü Şuadaki “Hasbünâllah” hakikatini anlayarak okuyan bunları daha iyi kavrar.

    Tabii ki bütün bunlar iman iledir. Küfür ve enâniyet-i nefsiye bütün bu hakikatlerden insanı mahrum bırakır. Çünkü küfür Allah’a olan intisabı keser. Küfür “Kat’ı intisaptır.” Küfür hakaik-ı imaniyeyi inkâr ve nefy olduğundan ademdir. Enâniyetin vücudu ise, haksız temellük ve ayinedarlığını bilmemek ve mevhumu muhakkak bilmekten ileri geldiğinden vücut rengini ve suretini almış bir ademdir.

    Cehennem, imanlı insanlar nazarında mü’minleri Rahmet-i Rabbaniyeye sığınmaya sevk eder. Tövbe kapısı açık olması ile cehennem cennet lezzetlerini tam bildirmeye hukuklarına tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın intikamlarını zalimlerden almakla adaletin tecellisine vesiledir. Cehennem dalalet içinde boğulan ve çıkamayanlar için de rahmettir. Onları şerr-i mahz olan ademden ve idam-ı ebediden kurtarmakla kâfirlere de bir nevi rahmettir. Cehennem olmazsa cennet de olmaz. Bu durumda cehenneme giden birinin akrabalarının ve yakınlarının cennette olması karabet ve cinsiyet noktasında yine kalbine ve ruhuna bir nevi saadet bahşeder. Her insan yakınlarının kurtuluşu ile müferrah olur ve kendisi sıkıntıda da olsa o cihette sevinç duyar. Bu hakikatler “On Birinci Şua” olan “Meyve Risalesi”nin “Sekizinci Meselesi”nde izah edilmiştir.

    Bediüzzaman bu bahsi şöyle kapatır: “Evet, Cehennem ise, hayr-ı mahz olan daire-i vücudun Hâkim-i Zülcelâlinin hakîmâne ve âdilâne bir hapishane vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcut ülkesidir. Hapishane vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var. Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekaya ait hizmetleri var. Ve zebanî gibi pek çok zîhayatın celâldarâne meskenleridir.”

    Cehennemin kâfirler hakkında merhamet olduğunu da izah eden Bediüzzaman “O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun-velev Cehennemde olsun- ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır. Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a'mâl-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye vardır.”

    Bütün bu gerekçelerden dolayı Bediüzzaman “Cehennem de olsa bekâ isterim” demiştir. Böylece yokluğun ve ademin ve idam-ı ebedinin ne derece kabul edilemez olduğunu anlatmak istemiştir. “Yok olmaktan ise cehennemde yanmayı isterim” dememiştir.


  4. 20.Haziran.2012, 00:19
    2
    Editör



    Bütün bilginler ittifak etmişlerdir ki “Vücut hayr-ı mahz, adem şerr-i mahz”dır. Çünkü bütün mehâsin ve kemâlat vücuda bakar ve bütün maasî ve mesâib ve nekâisin esası ademdir. Dolayısıyla âdeme müncer olan veya âdemi işmam eden hâlât dahi şerri tazammun eder. Vücudun en parlak nuru ise hayattır. Hayat da muhtelif hallerde devamlı hareket ve değişim ile kuvvet bulur. Pek çok ayrı ayrı haletlere girerek tasaffi eder.

    Hayatı veren vâhibu’l-Hayat olan yüce Allah esmasının nakışlarını güzelce göstermesi için zîhayatlara musibetler, elemler, meşakkatler ile o hayatı nurlandırarak teceddüt ile adem zulmetlerinden uzaklaştırarak tasaffi eder. Durgunluk, sükûnet, tembellik, istirahat ve yeknesaklık keyfiyet ve hal/duruş olarak birer adem/yokluk sayılır. En büyük lezzet bile yeknesaklık içinde hiçe indiği için atalarımız “Bal yiyen baldan usanır” demişlerdir.

    Hayatın amacı hayatı verenin esmasına ayine olmaktır. Bunun için hayatın başına gelen her şey güzeldir. Hayat ayrıca “Nur-u vahdettir.” Allah’ın varlığına ve birliğine delildir. Vahdetin cilvesi olduğu için kesretli eşyayı bir araya getirir ve bir amaca hizmet ettirir. Bir şeye hayat girdiği zaman o şey bütün varlıklar ile bir alaka peyda eder. Hayatsız olana göre her şey ademdir; yok hükmündedir. Nasıl ki ışık ile varlık görünür, hayat ile de mevcudatın varlığı bilinir.

    Varlık vücuda, yokluk ise ademe bakar. Hayır vücuda, şer ise ademe istinad eder. Fenalık ve çirkinlik ademden, iyilik ve kemâlat vücuttan kaynaklanır. Bir hayrın yapılması bütün şartların yerine getirilmesi ve bunun için çalışma ve gayrete bağlı iken, bir şer, hayrı yapmamak ve hayır için harekete geçmemekten doğmaktadır. Bina gibi bir şey bütün eczanın mevcudiyetine bağlı iken, harabiyeti bir şartın yerine gelmemesi ile olabilmektedir. Bu kaideye binaen şeytanlar ve nefis hayrı yaptırmamakla şerre sebep olmaktadırlar. Şerler şeytanların gücünden ve iktidarından değil, çalışmayı terk ettirmek, tembelliğe sevk etmek ve hayrı yaptırmamakla şerlere sebep olmaktadırlar.

    Vücudun amacı ve hedefi ise bekâdır. “Tılsım-ı kâinat” ve “Muammay-ı Hilkat” tabir edilen “Sırr-ı İlâhî” mevcudatı âdemden çıkarıp her birisini bu nihayetsiz fezada bekâ vererek “Sırr-ı Kayyumiyete” mazhar etmektir.

    Cehennemdeki bekâ da yine buna bakıyor. Allah esma ve sıfatı ile bilinir ve esma ve sıfatı ise zatının lazımıdır. Dolayısıyla Allah esma ve sıfatı ile bakidir. Çünkü Cennet her ne kadar hayırlı olan Cemâli isimlerin ebedi tecelligahı ise, cehennem de Celâlî isimler olan Mümit, Kahhar, Müntakîm, Seriu’l-Azap, Şedîdu’l-İkab gibi isimlerin ebedi tecelligâhıdır. Sonuçta “Bütün işler ona döndürülür” ayeti hükmünce yine Allah’a aittir.

    İnsanın zerrecik vücudu hadsiz bir vücudun aynası, mensubiyet cihetiyle kendinden daha kıymettar olan bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet hükmünde bulunduğu için bir an yaşaması ebedî bir vücut kadar kıymetlidir. Dördüncü Şuadaki “Hasbünâllah” hakikatini anlayarak okuyan bunları daha iyi kavrar.

    Tabii ki bütün bunlar iman iledir. Küfür ve enâniyet-i nefsiye bütün bu hakikatlerden insanı mahrum bırakır. Çünkü küfür Allah’a olan intisabı keser. Küfür “Kat’ı intisaptır.” Küfür hakaik-ı imaniyeyi inkâr ve nefy olduğundan ademdir. Enâniyetin vücudu ise, haksız temellük ve ayinedarlığını bilmemek ve mevhumu muhakkak bilmekten ileri geldiğinden vücut rengini ve suretini almış bir ademdir.

    Cehennem, imanlı insanlar nazarında mü’minleri Rahmet-i Rabbaniyeye sığınmaya sevk eder. Tövbe kapısı açık olması ile cehennem cennet lezzetlerini tam bildirmeye hukuklarına tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın intikamlarını zalimlerden almakla adaletin tecellisine vesiledir. Cehennem dalalet içinde boğulan ve çıkamayanlar için de rahmettir. Onları şerr-i mahz olan ademden ve idam-ı ebediden kurtarmakla kâfirlere de bir nevi rahmettir. Cehennem olmazsa cennet de olmaz. Bu durumda cehenneme giden birinin akrabalarının ve yakınlarının cennette olması karabet ve cinsiyet noktasında yine kalbine ve ruhuna bir nevi saadet bahşeder. Her insan yakınlarının kurtuluşu ile müferrah olur ve kendisi sıkıntıda da olsa o cihette sevinç duyar. Bu hakikatler “On Birinci Şua” olan “Meyve Risalesi”nin “Sekizinci Meselesi”nde izah edilmiştir.

    Bediüzzaman bu bahsi şöyle kapatır: “Evet, Cehennem ise, hayr-ı mahz olan daire-i vücudun Hâkim-i Zülcelâlinin hakîmâne ve âdilâne bir hapishane vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcut ülkesidir. Hapishane vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var. Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekaya ait hizmetleri var. Ve zebanî gibi pek çok zîhayatın celâldarâne meskenleridir.”

    Cehennemin kâfirler hakkında merhamet olduğunu da izah eden Bediüzzaman “O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun-velev Cehennemde olsun- ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır. Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a'mâl-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye vardır.”

    Bütün bu gerekçelerden dolayı Bediüzzaman “Cehennem de olsa bekâ isterim” demiştir. Böylece yokluğun ve ademin ve idam-ı ebedinin ne derece kabul edilemez olduğunu anlatmak istemiştir. “Yok olmaktan ise cehennemde yanmayı isterim” dememiştir.


  5. 02.Eylül.2012, 02:37
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Yok Olmaktan İse Cehennem de Olsa Beka İsterim Ne Demektir?

    bütün cehennemlikler yok olmayı toprak olmayı ölmeyi isteyeceklerdir
    hatta ashabın büyüklerinden bazıları
    cennetlik mi cehennemlik mi olduğuma dair hükmü beklemektense yok olmayı tercih ederim demişlerdir
    zira bırakın cehennemlik olmayı
    o mezkur hükmün verilmesini bekleme anı bile insanı psikolojik olarak alev alev yakacaktır

    Allah'a sığınırız


  6. 02.Eylül.2012, 02:37
    3
    âb ü kil
    bütün cehennemlikler yok olmayı toprak olmayı ölmeyi isteyeceklerdir
    hatta ashabın büyüklerinden bazıları
    cennetlik mi cehennemlik mi olduğuma dair hükmü beklemektense yok olmayı tercih ederim demişlerdir
    zira bırakın cehennemlik olmayı
    o mezkur hükmün verilmesini bekleme anı bile insanı psikolojik olarak alev alev yakacaktır

    Allah'a sığınırız





+ Yorum Gönder