Konusunu Oylayın.: Haliliye mesleği nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Haliliye mesleği nedir?
  1. 19.Haziran.2012, 18:03
    1
    Misafir

    Haliliye mesleği nedir?






    Haliliye mesleği nedir? Mumsema Haliliye mesleği nedir?


  2. 19.Haziran.2012, 18:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Haziran.2012, 00:18
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Haliliye mesleği nedir?




    Bediüzzaman Risale-i Nur talebelerinin mesleğini bir cihette “Sahabe Mesleği” diğer cihette ise “Haliliye Mesleği” olarak vasıflandırır. Evet, Risale-i Nur mesleği imana hizmet noktasında “Sahabe Mesleği”dir. İmanda terakki ve tekâmül cihetinde ise “Haliliye Mesleği”dir. Hz. İbrahim’i (as) Allah’a dost yapan ve “Halilullah” (Nisa, 4:125) unvanını kazandıran sır Hz. İbrahim’in (as) “Tefekkür” yolu ile Allah’ın birliğine ulaşmış ve tevhitte terakki etmiş" olmasıdır.Bediüzzaman hazretleri “Risale-i Nur’un mayası ve meşrebi tefekkür ve şefkat olduğu cihetle Hazret-i İbrahim’in (as) hususî meşrebi olan tefekkür ve şefkat noktasında tam tevafuk etmesi” ifadesi ile bu hususa dikkatlerimizi çekmiştir. (Şualar, 723) Yüce Allah İbrahim’e (as) göklerde ve yerdeki mülk ve melekûta ait delilleri gösteriyordu ki kâmil bir imana sahip olsun. (En’am, 6:74–75) Kur’ân-ı Kerim mezkur ayetlerde “İbrahim (as) babası Âzer’in putları ilah edinerek onlardan yardım istemelerini dalalet olarak gösteriyordu. Yüce Allah da kendisine göklerin ve yerin melekûtunu göstererek akıl ve istidlal yolu ile “Yakînî” bir imanı kalbine yerleştiriyordu. İbrahim (as) “Lâ uhibbu’l-âfilîn” diyerek fani olan, kendisine bile yardım etmekten âciz olan ve bütün yardıma muhtaç olan varlıklardan yüz çevirererek bakî olan, yaratan, rızık veren, tüm varlıklara yardım eden Allah’a yöneliyordu.İbrahim (as) da yıldızları, ayı ve güneşi görerek bunlar ile Allah’ın birliğine ve ebediyetine istidlal yolu ile ulaşmıştı. Fani varlıkların ve sebeplerin hiçbir tesirinin olmadığını idrak ederek Allah’a tam bir iman ile teslim olmuştu. Böylece İbrahim (as) Allah’ın birliğine akıl ve istidlal yolu ile ulaşmıştı. (En’am, 6:76–79 ) Daha sonra haşir ve ahirete, öldükten sonra dirilmeye de istidlal yolu ile hakka’l-yakîn mertebesinde kalbin tatmini ile ulaşmak istemişti. (Bakara, 2:260) Bunun için yüce Allah’a şöyle münacatta bulundu: “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.” Yüce Allah ona “İnanmıyor musun?” diye cevap verdi. İbrahim (as) ise “Bilakis inancımı delillerle kuvvetlendirmek ve kalbimi tatmin etmek istiyorum” şeklinde cevap verdi. Yüce Allah da ona “Öyle ise dört kuşu al ve onları kendine alıştır. Sonra onları öldür, parçala ve karıştır. Sonra her bir parçasını bir dağın başına bırak ve isimleri ile kendine çağır. Bak nasıl uçarak sana geleceklerini gör” buyurdu. (Bakara, 2:260) Bu ayet de İbrahim’in (as) zamanın şartları ve anlayışına göre tevhit ve haşre istidlal yolu ile nasıl ulaştığını göstermesi açısından çok mühimdir. Asrımızda Bediüzzaman hazretleri de İbrahim’in (as) yolundan giderek tevhit ve haşre dair bütün meseleleri akıl ve istidlal yolu ile ispat ederek ortaya koyduğunu görmekteyiz. Bu bakımdan Risale-i Nur mesleğinin “Haliliye Mesleği” olduğunu anlıyoruz.Şefkat noktasında da İbrahim (as) kendisini ateşe atanlara bile şefkat ve merhametini esirgemeyerek Allah’a yalvarırken beddua etmek yerine “Ya Rabbi! Kim bana uyarsa bendendir. Kim de karşı gelirse şüphesiz sen onların rabbisin, Gafur ve Rahimsin” (İbrahim, 14:36) diye af ve rahmet dileğini eksik etmiyor ve şefkatini gösteriyordu. Aynı şekilde Bediüzzaman da “şefkat cihetinde masumlar zarar görmemesi için” siyaset âlemindeki vazifesinden bir derece feragat ederek siyasete fikir odaklı yaklaşmıştır. Fiilen siyasete girmekten de talebelerini men etmiştir. “Çünkü tokada müstahak dinsiz münafıklar onda iki ise; onlara müteallik yedi, sekiz masum bîçâre, çoluk çocuk, zayıf, hasta ve ihtiyarlar var. Belâ ve musibet gelse o sekiz masumlar o belaya düşecekler. Belki o münafık dinsizler daha az zarar görecekler. Onun için siyaset yolu ile idare ve asayişi ihlal tarzında neticenin husulü de meşkûk olduğu halde girmek, Risale-i Nur’un mahiyetindeki şefkat, merhamet, hak ve hakikat şakirtlerini men etmiştir” der. (Kastamonu, 186)Şefkati de yanlış anlamamak gerekir. Şefkat, her şeye hoşgörü ve sessizce yaklaşmak, muhatabın her haline kayıtsız kalmak değildir. Nitekim İbrahim (as) da halka şefkatle muamele etmekle beraber Nemrud’a taviz vermemiştir. Bediüzzaman Hutbe-i Şamiye’de buna “Şefkatle cihazlanmış şehâmet-i İmaniye” demektedir. İzahını da şöyle yapmaktadır: “Yani, tezellül etmemek, haksızlara, zalimlere zillet göstermemek, mazlumları da zelil etmemek. Yani, hürriyet-i şer’iyenin esasları olan müstebitlere dalkavukluk etmemek ve biçarelere tahakküm ve tekebbür etmemektir.” (Hutbe-i Şamiye, 40) Risale-i Nur’un “Haliliye Mesleği”ni takip etmesi Hz. İbrahim (as) gibi “İzzet-i İslamiyeyi” koruması ve “İ’lây-ı Kelimetullahı” gaye-i maksat etmesi yönüyledir.Bediüzzaman İhlâs Risalesinde de “Haliliye Mesleğini” “Hıllet” yani samimi dost olmak ve Allah için dostluğu devam ettirmek ve dostluğun gereği olan “en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak” şeklinde izah etmiştir. Bu hıllet olan Haliliye mesleğinin olmazsa olmaz temelinin de samimi ihlâs olduğunu, aksi takdirde bu mesleğin devam etmeyeceğini kesin ifadelerle vurgulamıştır. (Lem’alar, 224)


  4. 20.Haziran.2012, 00:18
    2
    Editör



    Bediüzzaman Risale-i Nur talebelerinin mesleğini bir cihette “Sahabe Mesleği” diğer cihette ise “Haliliye Mesleği” olarak vasıflandırır. Evet, Risale-i Nur mesleği imana hizmet noktasında “Sahabe Mesleği”dir. İmanda terakki ve tekâmül cihetinde ise “Haliliye Mesleği”dir. Hz. İbrahim’i (as) Allah’a dost yapan ve “Halilullah” (Nisa, 4:125) unvanını kazandıran sır Hz. İbrahim’in (as) “Tefekkür” yolu ile Allah’ın birliğine ulaşmış ve tevhitte terakki etmiş" olmasıdır.Bediüzzaman hazretleri “Risale-i Nur’un mayası ve meşrebi tefekkür ve şefkat olduğu cihetle Hazret-i İbrahim’in (as) hususî meşrebi olan tefekkür ve şefkat noktasında tam tevafuk etmesi” ifadesi ile bu hususa dikkatlerimizi çekmiştir. (Şualar, 723) Yüce Allah İbrahim’e (as) göklerde ve yerdeki mülk ve melekûta ait delilleri gösteriyordu ki kâmil bir imana sahip olsun. (En’am, 6:74–75) Kur’ân-ı Kerim mezkur ayetlerde “İbrahim (as) babası Âzer’in putları ilah edinerek onlardan yardım istemelerini dalalet olarak gösteriyordu. Yüce Allah da kendisine göklerin ve yerin melekûtunu göstererek akıl ve istidlal yolu ile “Yakînî” bir imanı kalbine yerleştiriyordu. İbrahim (as) “Lâ uhibbu’l-âfilîn” diyerek fani olan, kendisine bile yardım etmekten âciz olan ve bütün yardıma muhtaç olan varlıklardan yüz çevirererek bakî olan, yaratan, rızık veren, tüm varlıklara yardım eden Allah’a yöneliyordu.İbrahim (as) da yıldızları, ayı ve güneşi görerek bunlar ile Allah’ın birliğine ve ebediyetine istidlal yolu ile ulaşmıştı. Fani varlıkların ve sebeplerin hiçbir tesirinin olmadığını idrak ederek Allah’a tam bir iman ile teslim olmuştu. Böylece İbrahim (as) Allah’ın birliğine akıl ve istidlal yolu ile ulaşmıştı. (En’am, 6:76–79 ) Daha sonra haşir ve ahirete, öldükten sonra dirilmeye de istidlal yolu ile hakka’l-yakîn mertebesinde kalbin tatmini ile ulaşmak istemişti. (Bakara, 2:260) Bunun için yüce Allah’a şöyle münacatta bulundu: “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.” Yüce Allah ona “İnanmıyor musun?” diye cevap verdi. İbrahim (as) ise “Bilakis inancımı delillerle kuvvetlendirmek ve kalbimi tatmin etmek istiyorum” şeklinde cevap verdi. Yüce Allah da ona “Öyle ise dört kuşu al ve onları kendine alıştır. Sonra onları öldür, parçala ve karıştır. Sonra her bir parçasını bir dağın başına bırak ve isimleri ile kendine çağır. Bak nasıl uçarak sana geleceklerini gör” buyurdu. (Bakara, 2:260) Bu ayet de İbrahim’in (as) zamanın şartları ve anlayışına göre tevhit ve haşre istidlal yolu ile nasıl ulaştığını göstermesi açısından çok mühimdir. Asrımızda Bediüzzaman hazretleri de İbrahim’in (as) yolundan giderek tevhit ve haşre dair bütün meseleleri akıl ve istidlal yolu ile ispat ederek ortaya koyduğunu görmekteyiz. Bu bakımdan Risale-i Nur mesleğinin “Haliliye Mesleği” olduğunu anlıyoruz.Şefkat noktasında da İbrahim (as) kendisini ateşe atanlara bile şefkat ve merhametini esirgemeyerek Allah’a yalvarırken beddua etmek yerine “Ya Rabbi! Kim bana uyarsa bendendir. Kim de karşı gelirse şüphesiz sen onların rabbisin, Gafur ve Rahimsin” (İbrahim, 14:36) diye af ve rahmet dileğini eksik etmiyor ve şefkatini gösteriyordu. Aynı şekilde Bediüzzaman da “şefkat cihetinde masumlar zarar görmemesi için” siyaset âlemindeki vazifesinden bir derece feragat ederek siyasete fikir odaklı yaklaşmıştır. Fiilen siyasete girmekten de talebelerini men etmiştir. “Çünkü tokada müstahak dinsiz münafıklar onda iki ise; onlara müteallik yedi, sekiz masum bîçâre, çoluk çocuk, zayıf, hasta ve ihtiyarlar var. Belâ ve musibet gelse o sekiz masumlar o belaya düşecekler. Belki o münafık dinsizler daha az zarar görecekler. Onun için siyaset yolu ile idare ve asayişi ihlal tarzında neticenin husulü de meşkûk olduğu halde girmek, Risale-i Nur’un mahiyetindeki şefkat, merhamet, hak ve hakikat şakirtlerini men etmiştir” der. (Kastamonu, 186)Şefkati de yanlış anlamamak gerekir. Şefkat, her şeye hoşgörü ve sessizce yaklaşmak, muhatabın her haline kayıtsız kalmak değildir. Nitekim İbrahim (as) da halka şefkatle muamele etmekle beraber Nemrud’a taviz vermemiştir. Bediüzzaman Hutbe-i Şamiye’de buna “Şefkatle cihazlanmış şehâmet-i İmaniye” demektedir. İzahını da şöyle yapmaktadır: “Yani, tezellül etmemek, haksızlara, zalimlere zillet göstermemek, mazlumları da zelil etmemek. Yani, hürriyet-i şer’iyenin esasları olan müstebitlere dalkavukluk etmemek ve biçarelere tahakküm ve tekebbür etmemektir.” (Hutbe-i Şamiye, 40) Risale-i Nur’un “Haliliye Mesleği”ni takip etmesi Hz. İbrahim (as) gibi “İzzet-i İslamiyeyi” koruması ve “İ’lây-ı Kelimetullahı” gaye-i maksat etmesi yönüyledir.Bediüzzaman İhlâs Risalesinde de “Haliliye Mesleğini” “Hıllet” yani samimi dost olmak ve Allah için dostluğu devam ettirmek ve dostluğun gereği olan “en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak” şeklinde izah etmiştir. Bu hıllet olan Haliliye mesleğinin olmazsa olmaz temelinin de samimi ihlâs olduğunu, aksi takdirde bu mesleğin devam etmeyeceğini kesin ifadelerle vurgulamıştır. (Lem’alar, 224)





+ Yorum Gönder