Konusunu Oylayın.: İzzet-i islamiye nedir, nasıl korunur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İzzet-i islamiye nedir, nasıl korunur?
  1. 19.Haziran.2012, 18:02
    1
    Misafir

    İzzet-i islamiye nedir, nasıl korunur?






    İzzet-i islamiye nedir, nasıl korunur? Mumsema Izzet-i islamiye nedir, nasıl korunur?


  2. 19.Haziran.2012, 18:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Haziran.2012, 00:20
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Izzet-i islamiye nedir, nasıl korunur?




    “İzzet-i İslamiye” ve “İzzet-i Milliye” aynı anlamı ifade eden iki temel sosyal kavramdır. İnsanları bir arada yaşatarak millet haline getiren din ve dildir. Dil anlaşmayı ifade eder. Anlaşma ise sadece dil ile olmaz. Aynı dili konuşanlardan çok aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar. Duygu birliğini ise din ve iman sağlar. Bunun için sosyal hayatın çimentosu dindir. Dindeki ihmal ve terk, inanç bozukluğu toplumlarda büyük tahribat yapar. Bu da en çok millete zarar verir. Bunun için Bediüzzaman “Hayatın yarası iltiyam bulur. İzzet-i İslâmiyenin ve namusun ve izzet-i milliyenin yaraları pek derindir” der.

    Hayatta insanların başına gelen felaketler ve insanın başına gelen elim hadiseler de zamanla kapanır; ama İslâmiyet’e vurulan darbeler ve milletin maneviyatına yapılan hücumlar zamanla daha derin yaralar meydana getirir. Bunun için Bediüzzaman “En büyük musibet dine gelen musibettir” diye bu noktaya dikkatimizi çeker.

    İzzet-i İslamiye, i’lây-ı kelimetullah’ı ilan eden en büyük kuvvettir. Bu da bu zamanda maddeten terakkiye bağlıdır. Medeniyetin de maddi-manevi her iki kanadının simetrik olarak gelişimine bağlıdır. Eski zamanda İslâmiyetin terakkisi, düşmanın taassubunu parçalamak, inadını kırmak ve tecavüzatını defetmek silah ve kılıçla olmuştur. Bu zamanda ise medeniyet hâkimdir. Medeniler de ancak ikna ile gerçekleri kabul edebilir. Bunun için silah ve kılıç yerine hakiki medeniyet ve maddi terakki ve hak ve hakkaniyetin manevî kılıçları düşmanları mağlup edip dağıtacaktır.

    Medeniyet denilince kastedilen medeniyetin iyilikleri ve insanlığa faydalı ve istirahatına çalışan yönüdür. Medeniyeti insanlığa faydalı hale getirecek olan da yine İslamiyet’in prensipleridir. Bu nedenle dünya barışını sağlayacak olan yine İslamiyet olacaktır. İslamiyetin izzetini korumak bundan böyle medeniyet ve maddi terakki ile olacaktır.

    Tekâmül meyli insan fıtratına yerleştirilmiştir. Tekâmülün kemali ise dünya ve ahiret saadetinin beraber kazanılmasına yönelik yapılan çalışmalardır. Bunun da en mükemmel şekli İslamiyet hakikatlerindedir. İnsanlık bir arayış içindedir ve aradığı saadeti mutlaka bulacaktır. Bu zamanda izzet-i İslamiyeyi korumak bu hakikat-i İslamiyeyi göstermekle olur.

    Ne demiş şair:
    “Bir gün olur elbet doğar şems-i hakikat,
    Hiç böyle müebbet mi kalır zulmet-i âlem?”

    Bediüzzaman’ın ifadesi ile “İmanın mahiyetindeki harikulâde şehâmet, izzet-i İslamiyenin tabiatındaki âlempesent şecaat, uhuvvet-i İslâmiyeyenin intibahı ile her vakit mucizeler gösterebilir.” İslamiyetin izzeti fıtrîdir. Fıtrî meyelan ise mukavemetsûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa maruz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar. Korkak tavuk yavruları yanında şefkat-i cinsiye sebebiyle dehşetli bir cesaretle camusa saldırır. Keçi kurttan havfı, ıztırar vaktinde mukavemete ınkılap eder. Harika bir cesaretle boynuzuyla kurdun karnını deldiği vakidir. Kurtuluş Savaşı bunun bir delilidir.

    Düşmanın içimizde yaptığı en büyük tahribat mânen ahlakımıza vurduğu darbedir. İçimize ahlaksızlık tohumlarını atarak bunu sümbüllendirdi. Bunun için Bediüzzaman “Hayatın yarası iltiyam bulur; izzet-i İslâmiye, namus-u millînin yarası pek derindir” demektedir.

    İzzetli olanlar zillete tenezzül etmezler. Aslanlar güçlü ve izzetli oldukları için ormanda yalnız başlarına yaşarlar. Keçiler ise güçsüz ve zelil oldukları için kuvvetli olmaya ihtiyaç hissederler. Bu ihtiyaçtan dolayı başkasının yardımına samimi yapışırlar. Birliği muhafaza ederler. Ehl-i dalalet zayıf ve zelil oldukları için başkalarının yardımına kuvvetle yapışırlar ve birliği koruyarak güç kazanırlar. Ehl-i hidayet ve ehl-i hakikat ise hak ve hakikate dayandıkları için güçlüdürler. İnsanların yardımı yerine Allah’ın yardımına güvenirler. Bunun için başkalarının yardımına ihtiyaç hissetmezler. Bu da onların “Hikmet-i İlahiye” ve “Meşiet-i Rabbaniye”nin gereği olan hakiki tevekkül ve gerçek kanat olan çalışmaya değil neticeye kanaati yapmadığı için ihlâsı kaçırır. Sonuç alamaz. Bunun için hakiki tevekkül olan azim ile beraber sonuca bakmadan çalışmak islâmın izzeti için şarttır.

    İzzetli olan insan hileye ve ikiyüzlülüğe tenezzül etmez. Hile ve ikiyüzlülük ise nifaktan kaynaklanır. Nifakı doğuran ise, garaz, gurur ve kibirdir. Kemal ve şerefin ölçüsü, hakikati muhafaza, gururu men ve tekebbürü defeden İslâmiyet’tir. İslâmiyet’in hakikatlerine sarılmaktır.


  4. 20.Haziran.2012, 00:20
    2
    Editör



    “İzzet-i İslamiye” ve “İzzet-i Milliye” aynı anlamı ifade eden iki temel sosyal kavramdır. İnsanları bir arada yaşatarak millet haline getiren din ve dildir. Dil anlaşmayı ifade eder. Anlaşma ise sadece dil ile olmaz. Aynı dili konuşanlardan çok aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar. Duygu birliğini ise din ve iman sağlar. Bunun için sosyal hayatın çimentosu dindir. Dindeki ihmal ve terk, inanç bozukluğu toplumlarda büyük tahribat yapar. Bu da en çok millete zarar verir. Bunun için Bediüzzaman “Hayatın yarası iltiyam bulur. İzzet-i İslâmiyenin ve namusun ve izzet-i milliyenin yaraları pek derindir” der.

    Hayatta insanların başına gelen felaketler ve insanın başına gelen elim hadiseler de zamanla kapanır; ama İslâmiyet’e vurulan darbeler ve milletin maneviyatına yapılan hücumlar zamanla daha derin yaralar meydana getirir. Bunun için Bediüzzaman “En büyük musibet dine gelen musibettir” diye bu noktaya dikkatimizi çeker.

    İzzet-i İslamiye, i’lây-ı kelimetullah’ı ilan eden en büyük kuvvettir. Bu da bu zamanda maddeten terakkiye bağlıdır. Medeniyetin de maddi-manevi her iki kanadının simetrik olarak gelişimine bağlıdır. Eski zamanda İslâmiyetin terakkisi, düşmanın taassubunu parçalamak, inadını kırmak ve tecavüzatını defetmek silah ve kılıçla olmuştur. Bu zamanda ise medeniyet hâkimdir. Medeniler de ancak ikna ile gerçekleri kabul edebilir. Bunun için silah ve kılıç yerine hakiki medeniyet ve maddi terakki ve hak ve hakkaniyetin manevî kılıçları düşmanları mağlup edip dağıtacaktır.

    Medeniyet denilince kastedilen medeniyetin iyilikleri ve insanlığa faydalı ve istirahatına çalışan yönüdür. Medeniyeti insanlığa faydalı hale getirecek olan da yine İslamiyet’in prensipleridir. Bu nedenle dünya barışını sağlayacak olan yine İslamiyet olacaktır. İslamiyetin izzetini korumak bundan böyle medeniyet ve maddi terakki ile olacaktır.

    Tekâmül meyli insan fıtratına yerleştirilmiştir. Tekâmülün kemali ise dünya ve ahiret saadetinin beraber kazanılmasına yönelik yapılan çalışmalardır. Bunun da en mükemmel şekli İslamiyet hakikatlerindedir. İnsanlık bir arayış içindedir ve aradığı saadeti mutlaka bulacaktır. Bu zamanda izzet-i İslamiyeyi korumak bu hakikat-i İslamiyeyi göstermekle olur.

    Ne demiş şair:
    “Bir gün olur elbet doğar şems-i hakikat,
    Hiç böyle müebbet mi kalır zulmet-i âlem?”

    Bediüzzaman’ın ifadesi ile “İmanın mahiyetindeki harikulâde şehâmet, izzet-i İslamiyenin tabiatındaki âlempesent şecaat, uhuvvet-i İslâmiyeyenin intibahı ile her vakit mucizeler gösterebilir.” İslamiyetin izzeti fıtrîdir. Fıtrî meyelan ise mukavemetsûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa maruz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar. Korkak tavuk yavruları yanında şefkat-i cinsiye sebebiyle dehşetli bir cesaretle camusa saldırır. Keçi kurttan havfı, ıztırar vaktinde mukavemete ınkılap eder. Harika bir cesaretle boynuzuyla kurdun karnını deldiği vakidir. Kurtuluş Savaşı bunun bir delilidir.

    Düşmanın içimizde yaptığı en büyük tahribat mânen ahlakımıza vurduğu darbedir. İçimize ahlaksızlık tohumlarını atarak bunu sümbüllendirdi. Bunun için Bediüzzaman “Hayatın yarası iltiyam bulur; izzet-i İslâmiye, namus-u millînin yarası pek derindir” demektedir.

    İzzetli olanlar zillete tenezzül etmezler. Aslanlar güçlü ve izzetli oldukları için ormanda yalnız başlarına yaşarlar. Keçiler ise güçsüz ve zelil oldukları için kuvvetli olmaya ihtiyaç hissederler. Bu ihtiyaçtan dolayı başkasının yardımına samimi yapışırlar. Birliği muhafaza ederler. Ehl-i dalalet zayıf ve zelil oldukları için başkalarının yardımına kuvvetle yapışırlar ve birliği koruyarak güç kazanırlar. Ehl-i hidayet ve ehl-i hakikat ise hak ve hakikate dayandıkları için güçlüdürler. İnsanların yardımı yerine Allah’ın yardımına güvenirler. Bunun için başkalarının yardımına ihtiyaç hissetmezler. Bu da onların “Hikmet-i İlahiye” ve “Meşiet-i Rabbaniye”nin gereği olan hakiki tevekkül ve gerçek kanat olan çalışmaya değil neticeye kanaati yapmadığı için ihlâsı kaçırır. Sonuç alamaz. Bunun için hakiki tevekkül olan azim ile beraber sonuca bakmadan çalışmak islâmın izzeti için şarttır.

    İzzetli olan insan hileye ve ikiyüzlülüğe tenezzül etmez. Hile ve ikiyüzlülük ise nifaktan kaynaklanır. Nifakı doğuran ise, garaz, gurur ve kibirdir. Kemal ve şerefin ölçüsü, hakikati muhafaza, gururu men ve tekebbürü defeden İslâmiyet’tir. İslâmiyet’in hakikatlerine sarılmaktır.





+ Yorum Gönder