Konusunu Oylayın.: Siyaset Dinin Yüzde Biri mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Siyaset Dinin Yüzde Biri mi?
  1. 19.Haziran.2012, 17:58
    1
    Misafir

    Siyaset Dinin Yüzde Biri mi?






    Siyaset Dinin Yüzde Biri mi? Mumsema Siyaset Dinin Yüzde Biri mi?


  2. 20.Haziran.2012, 12:50
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Siyaset Dinin Yüzde Biri mi?




    Bediüzzaman siyasetin dinin yüzde biri olduğunu ve önemsiz olduğunu ifade etmektedir. Talebelerine de “Şeytandan kaçar gibi siyasetten kaçmayı” tavsiye etmektedir. Siz ise siyasetin önemli olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu bir çelişki değil midir?

    Bediüzzaman hazretleri “Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü'l-emirlerimiz düşünsünler” (Divan-ı Harb-i Örfi, 1993, s. 28) demektedir. Ve bu doğrudur. Yine Bediüzzaman “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” demiş ve talebelerini de siyasetten ve siyasete karışmaktan men etmiştir. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 467) Bu da doğruların doğrusudur. Bu çelişkili gibi görünen hakikatleri anlamak için “Usulu’d-Dinden” birkaç temel kuralın bilinmesi lazımdır. Birincisi: Dinin amacı uhrevi saadettir. Dünyanın ahretin tarlası olması cihetinde bir değeri vardır. Bundan dolayı şeriat bizzat saadet-i uhreviyeye bakar. Ahreti hedef alır ve bütün amacı insanın nazarını saadet-i uhreviyeye ve ahrete çevirmektir. Bunun için şeriatın emirlerinin ve hedeflerinin yüzde doksan dokuzu ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Mükâfatı ve cezası da uhrevidir. Yüzde biri saadet-i dünyeviyeye bakar. Bu bakımdan Bediüzzaman’ın yaklaşımı hakikatin ta kendisidir. İkincisi: Siyasetin amacı ise dünyevi refah ve saadettir. Bu da dinin ve şeriatın yüzde bir hedefidir. Ancak yüzde bir demek, önemsizdir ve değersizdir. İlgilenmeye değmez anlamına asla gelmez. Zira Bediüzzaman “Dünyevi saadetimiz meşrutiyette ve hürriyettedir” demektedir. Devletin amacı ve hedefi olan dünyada adalet ve refahı, halkın saadet ve mutluluğu, barış ve huzuru ancak hürriyet ve demokrasi ile mümkündür. Bediüzzaman Hürriyetin üçüncü günü Sultanahmet Meydanında mitingde ve daha sonra Selanik ve Kosova’daki mitinglerde verdiği “Hürriyete hitap” nutkunda açıkça ifade ettiği gibi “Şimdiye kadar mezarda idik çürüyorduk. Şimdi bu ittihad-ı millet ve meşrutiyet ile rahm-ı mâdere geçtik, neşvünemâ bulacağız” demektedir. Milletin hayatı ve saadeti, terakki ve tekâmülü ve dünya saadeti ancak hürriyet ve demokraside olduğunu ifade etmektedir. Bu dünyevi saadet siyasetin birinci hedefi iken dinin ancak yüzde biri olup, dinin hedefi ve amacı değildir. Bediüzzaman bu gerçeği en veciz bir şekilde ifade etmiştir. Üçüncüsü: Dinin yüzde bir de olsa, binde bir de olsa bir kısmını ihmal etmek insan için çok büyük bir felaket ve helakettir. Bu önemsizdir, öyle ise gereksizdir denemez. Şayet dinin yüzde veya binde biri iman ile alakalı ise insanı ebedi saadetten mahrum eder. Ebedi cehenneme girmeye sebep olur. Kur’anın bir ayetini inkâr etmek gibi… Şayet bu amele ve ahlaka ait ise yine insanı çok büyük mahrumiyetlere duçar eder. Bazen bir farzın terki veya ihmali ebedi saadeti alakadar ettiği cihette bu dünyanın tümünü kaybetmek gibi manevi büyük kayıptır. Peygamberimiz (sav) “Bir vakit namazı geçirmek bu dünyanın tümünü kaybetmek gibi büyük zarar” olduğunu hadislerinde ifade ederek ümmetini ikaz etmiştir. Bazen bir haram insanı cehenneme mahkûm eder. Dinin siyasete ve dünyaya bakan bir hükmünü terk ve ihmal etmek büyük zulüm ve haksızlıklara, dünyevi sefalet ve felaketlere sebep olduğu da bir gerçektir. Allah’ın meşveret emri terk edildiği için İslam dünyasının ve Müslümanların çektikleri dünyevi felaketler ve düşmanların onlara asırlardır galebesi herkesin malumudur. Anlaşılması için misallerle ifade edecek olursak… Anayasanın 180 maddesinden veya ceza kanunlarının 400 maddesinden birini önemsiz görerek ihlal etmek insanı dünya saadetinden mahrum ederek hapse ve kahra düşürdüğü malumdur. Bu yüzde birdir, önemsizdir denebilir mi? Yine Trafik kanununun yüz maddesinden biri kemer takma, biri de hatalı sollamadır. Bunu önemsiz görerek ihlal eden zaten ya sakat kalır veya ölür. Yüzde birdir önemsizdir denemez. Bediüzzaman’ın şeytanın şerrinden kaçtığı gibi kaçtığı siyaset ise “Siyasetin bölücülüğe, zulme, ırkçılığa, menfaate ve dinin siyasete alet edilmesi” tehlikesinden dolayıdır. Bediüzzaman’ın siyaset ile ilgi ve siyasiler ile ilgili bütün çaba ve gayretleri daima siyasetlerini dine hizmet etmeye alet ve vasıta yapmaları yönündedir. Burada din demek “hürriyet, adalet, halka hizmet ve halkı hayra ve iyiye yöneltmek” anlamındadır. Çünkü dinini dünyevi amacı olan yüzde birlik kısmı bu temel ilke ve kuralları hedeflemektedir. Bediüzzaman siyasilere daima “ırkçılık yapmamaları” “dini ve manevi değerleri dünyaya ve siyasetlerine alet etmemeleri” “siyaseti menfaat aracı haline getirmemeleri ve halka hizmeti esas almaları” “milletin birliğine ve dirliğine refah ve saadetine hizmet etmeleri” noktasında uyarları vardır. Ama ne var ki Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi gibi Osmanlı’nın en yüksek dini makamını temsil eden bir alimin İstanbul’u işgal eden ve İslam dünyasını esaret altına alan İngilizlerin siyaseti lehinde çalışması ve hatta camilerde İngilizlerin başarısı için dua etmesini görerek tarafgirlik damarı ile bu siyasi düşünceye karşı çıkanları fasıklıkla suçlaması ve kendi siyasi düşüncesine hizmet eden bir münafığı methetmesini görerek “Böyle siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçarım” demesi ne kadar haklı ve doğru olduğunu anlatmaya yeterlidir zannederim. (Mektubat, 2004, s. 451; Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 467) Dördüncüsü: Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Entüm a’lemü bi-umuri dünyaküm” (Sizler dünya işini benden daha iyi bilirsiniz.) Ancak “Akıl akıldan üstündür.” Bunun için yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde mü’minlere dünya saadeti ve toplumun idaresi için“Meşveret ve Şurayı” emretti. (Şura, 42:38) Böylece akıllar bir araya gelerek ilimi müzakere zemininde istidatları da yanlarına alarak “Ortak akıl ve Üstün akıl” ortaya çıksın murat etti. Peygamberimiz (sav) bunu en güzel şekilde tatbik etti. Bunu yapan milletler ve toplumlar şurayı parlamentoya ve halkoyuna kadar taşıdılar. Dünya saadeti elde ettiler. Bunu yapmayanlar da dünyada en geri ve başkalarının hizmet eri olmaya devam etmektedirler. Bu sebeple Bediüzzaman “Dünya saadetimiz meşveret ve şurada ve bunu en iyi yapan Demokrasi ve Hürriyettedir” dersini vermektedir. Bu istenen şeyleri yapmak siyasetin ruhuna en uygun ve Allah’ın emrini icra etmekten başka nedir? Bu önemsiz olmadığı gibi, yüzde birdir diye ihmal edilecek şey değildir.



  3. 20.Haziran.2012, 12:50
    2
    Devamlı Üye



    Bediüzzaman siyasetin dinin yüzde biri olduğunu ve önemsiz olduğunu ifade etmektedir. Talebelerine de “Şeytandan kaçar gibi siyasetten kaçmayı” tavsiye etmektedir. Siz ise siyasetin önemli olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu bir çelişki değil midir?

    Bediüzzaman hazretleri “Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü'l-emirlerimiz düşünsünler” (Divan-ı Harb-i Örfi, 1993, s. 28) demektedir. Ve bu doğrudur. Yine Bediüzzaman “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” demiş ve talebelerini de siyasetten ve siyasete karışmaktan men etmiştir. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 467) Bu da doğruların doğrusudur. Bu çelişkili gibi görünen hakikatleri anlamak için “Usulu’d-Dinden” birkaç temel kuralın bilinmesi lazımdır. Birincisi: Dinin amacı uhrevi saadettir. Dünyanın ahretin tarlası olması cihetinde bir değeri vardır. Bundan dolayı şeriat bizzat saadet-i uhreviyeye bakar. Ahreti hedef alır ve bütün amacı insanın nazarını saadet-i uhreviyeye ve ahrete çevirmektir. Bunun için şeriatın emirlerinin ve hedeflerinin yüzde doksan dokuzu ahlak, ibadet, ahiret ve fazilete aittir. Mükâfatı ve cezası da uhrevidir. Yüzde biri saadet-i dünyeviyeye bakar. Bu bakımdan Bediüzzaman’ın yaklaşımı hakikatin ta kendisidir. İkincisi: Siyasetin amacı ise dünyevi refah ve saadettir. Bu da dinin ve şeriatın yüzde bir hedefidir. Ancak yüzde bir demek, önemsizdir ve değersizdir. İlgilenmeye değmez anlamına asla gelmez. Zira Bediüzzaman “Dünyevi saadetimiz meşrutiyette ve hürriyettedir” demektedir. Devletin amacı ve hedefi olan dünyada adalet ve refahı, halkın saadet ve mutluluğu, barış ve huzuru ancak hürriyet ve demokrasi ile mümkündür. Bediüzzaman Hürriyetin üçüncü günü Sultanahmet Meydanında mitingde ve daha sonra Selanik ve Kosova’daki mitinglerde verdiği “Hürriyete hitap” nutkunda açıkça ifade ettiği gibi “Şimdiye kadar mezarda idik çürüyorduk. Şimdi bu ittihad-ı millet ve meşrutiyet ile rahm-ı mâdere geçtik, neşvünemâ bulacağız” demektedir. Milletin hayatı ve saadeti, terakki ve tekâmülü ve dünya saadeti ancak hürriyet ve demokraside olduğunu ifade etmektedir. Bu dünyevi saadet siyasetin birinci hedefi iken dinin ancak yüzde biri olup, dinin hedefi ve amacı değildir. Bediüzzaman bu gerçeği en veciz bir şekilde ifade etmiştir. Üçüncüsü: Dinin yüzde bir de olsa, binde bir de olsa bir kısmını ihmal etmek insan için çok büyük bir felaket ve helakettir. Bu önemsizdir, öyle ise gereksizdir denemez. Şayet dinin yüzde veya binde biri iman ile alakalı ise insanı ebedi saadetten mahrum eder. Ebedi cehenneme girmeye sebep olur. Kur’anın bir ayetini inkâr etmek gibi… Şayet bu amele ve ahlaka ait ise yine insanı çok büyük mahrumiyetlere duçar eder. Bazen bir farzın terki veya ihmali ebedi saadeti alakadar ettiği cihette bu dünyanın tümünü kaybetmek gibi manevi büyük kayıptır. Peygamberimiz (sav) “Bir vakit namazı geçirmek bu dünyanın tümünü kaybetmek gibi büyük zarar” olduğunu hadislerinde ifade ederek ümmetini ikaz etmiştir. Bazen bir haram insanı cehenneme mahkûm eder. Dinin siyasete ve dünyaya bakan bir hükmünü terk ve ihmal etmek büyük zulüm ve haksızlıklara, dünyevi sefalet ve felaketlere sebep olduğu da bir gerçektir. Allah’ın meşveret emri terk edildiği için İslam dünyasının ve Müslümanların çektikleri dünyevi felaketler ve düşmanların onlara asırlardır galebesi herkesin malumudur. Anlaşılması için misallerle ifade edecek olursak… Anayasanın 180 maddesinden veya ceza kanunlarının 400 maddesinden birini önemsiz görerek ihlal etmek insanı dünya saadetinden mahrum ederek hapse ve kahra düşürdüğü malumdur. Bu yüzde birdir, önemsizdir denebilir mi? Yine Trafik kanununun yüz maddesinden biri kemer takma, biri de hatalı sollamadır. Bunu önemsiz görerek ihlal eden zaten ya sakat kalır veya ölür. Yüzde birdir önemsizdir denemez. Bediüzzaman’ın şeytanın şerrinden kaçtığı gibi kaçtığı siyaset ise “Siyasetin bölücülüğe, zulme, ırkçılığa, menfaate ve dinin siyasete alet edilmesi” tehlikesinden dolayıdır. Bediüzzaman’ın siyaset ile ilgi ve siyasiler ile ilgili bütün çaba ve gayretleri daima siyasetlerini dine hizmet etmeye alet ve vasıta yapmaları yönündedir. Burada din demek “hürriyet, adalet, halka hizmet ve halkı hayra ve iyiye yöneltmek” anlamındadır. Çünkü dinini dünyevi amacı olan yüzde birlik kısmı bu temel ilke ve kuralları hedeflemektedir. Bediüzzaman siyasilere daima “ırkçılık yapmamaları” “dini ve manevi değerleri dünyaya ve siyasetlerine alet etmemeleri” “siyaseti menfaat aracı haline getirmemeleri ve halka hizmeti esas almaları” “milletin birliğine ve dirliğine refah ve saadetine hizmet etmeleri” noktasında uyarları vardır. Ama ne var ki Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi gibi Osmanlı’nın en yüksek dini makamını temsil eden bir alimin İstanbul’u işgal eden ve İslam dünyasını esaret altına alan İngilizlerin siyaseti lehinde çalışması ve hatta camilerde İngilizlerin başarısı için dua etmesini görerek tarafgirlik damarı ile bu siyasi düşünceye karşı çıkanları fasıklıkla suçlaması ve kendi siyasi düşüncesine hizmet eden bir münafığı methetmesini görerek “Böyle siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçarım” demesi ne kadar haklı ve doğru olduğunu anlatmaya yeterlidir zannederim. (Mektubat, 2004, s. 451; Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 467) Dördüncüsü: Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Entüm a’lemü bi-umuri dünyaküm” (Sizler dünya işini benden daha iyi bilirsiniz.) Ancak “Akıl akıldan üstündür.” Bunun için yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde mü’minlere dünya saadeti ve toplumun idaresi için“Meşveret ve Şurayı” emretti. (Şura, 42:38) Böylece akıllar bir araya gelerek ilimi müzakere zemininde istidatları da yanlarına alarak “Ortak akıl ve Üstün akıl” ortaya çıksın murat etti. Peygamberimiz (sav) bunu en güzel şekilde tatbik etti. Bunu yapan milletler ve toplumlar şurayı parlamentoya ve halkoyuna kadar taşıdılar. Dünya saadeti elde ettiler. Bunu yapmayanlar da dünyada en geri ve başkalarının hizmet eri olmaya devam etmektedirler. Bu sebeple Bediüzzaman “Dünya saadetimiz meşveret ve şurada ve bunu en iyi yapan Demokrasi ve Hürriyettedir” dersini vermektedir. Bu istenen şeyleri yapmak siyasetin ruhuna en uygun ve Allah’ın emrini icra etmekten başka nedir? Bu önemsiz olmadığı gibi, yüzde birdir diye ihmal edilecek şey değildir.






+ Yorum Gönder