Konusunu Oylayın.: Hz. İsa Mehdiye Uyacak mıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. İsa Mehdiye Uyacak mıdır?
  1. 19.Haziran.2012, 17:57
    1
    Misafir

    Hz. İsa Mehdiye Uyacak mıdır?

  2. 20.Haziran.2012, 12:01
    2
    m.deniz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ocak.2011
    Üye No: 83734
    Mesaj Sayısı: 1,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: .......

    Cevap: Hz. İsa Mehdiye Uyacak mıdır?




    Hz. İsa Mehdiye Uyacak mıdır?
    Pazartesi, 22 Haziran 2009
    Soru: Hz. İsa’nın (as) geleceği ve Mehdi’ye uyacağı söylenmektedir. Bu Doğru mudur? Bu zamanda bu durum nasıl olacaktır?

    Cevap:
    Hz. İsa (as) dünya semasında meleklerle beraber olduğu hadisler ile sabittir. Ölmeden göğe çekildiği de ayetlerle sabittir. Böyle olunca elbette yüce Allah dininin hüsn-ü hâtimesini göstermek için melekleri yeryüzüne gönderdiği gibi Hz. İsa’yı da gönderir. Mehdi’ye uyar. Ancak bizler Mehdi’yi bir devlet başkanı ve siyasi bir lider olarak görmek istediğimiz için Hz. İsa’yı da bir başka devlet başkanı zannederek kamuoyunda ve bütün dünyanın gözü önünde basın huzurunda biat merasimi yapacaklarını ve tüm dünyanın hemen onları kabul edip iman edeceği ve arkalarından gideceği varsayımı ile düşündüğümüz için yanılmaktayız. Hz. Mehdi “Tevhit Davasını” ve “Allah’ın birliğini” ispat edeceğinden “Teslise” inananlar Mehdinin yazdığı eserleri okuyarak “Tevhide” inanmaya başlayacaktır. Bunun için Hz. İsa’nın (as) Allah’ın dinini ve Kur’ân-ı Kerimin “Tevhit” hakikatini ispat eden Mehdi’ye uyması normaldir. Akla uygundur. Ancak Mehdi bir siyasi lider olmadığı için Hz. İsa’nın (as) herkesin huzurunda ona uyması şart ve lâzım değildir. Kimsenin görmediği bir yerde bir camide gizli olarak uysa ve arkasında namaz kılsa Allah’ın vadi yerine gelmiş olur. Peygamberimizin hadisi yerini bulmuş ve gerçekleşmiş olur. Zaten Bediüzzaman da “Hz. İsa (as) gelince herkesin tanıması gerekmez. İmanın kuvveti ile bilinir ve havassı onu bilse ve tanısa yeterlidir” (Mektubat, 2004, s. 96; Şualar, 917) demektedir.

    Sual: Ahir zamanda gelecek olan Mehdi, “Ehl-i Beytten” olacaktır. (Emirdağ, 2006, s. 458-459; Şualar, 2005, s. 658, 690) Dediği halde “Ben Seyyid değilim. Mehdi Seyyid olacaktır.” (Şualar, 603) demektedir. Hem “sonra gelecek o zat” diye kendisinden sonra gelecek bir zattan bahsetmektedir.

    Cevap: Bediüzzaman “O gelecek zatın üç vazifesi var. İsmini verirsek üç vazifesi birden hatıra geleceği için ismini vermek doğru olmaz” (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 2006, s.19) buyurmaktadır. Buradan anladığımız şudur. O zat “İman Davasının ispatı ve izahı için çalışacağından dolayı “Hayat ve Şeriat” vazifesini yapmaya zaman bulamaz. Zaten günün şartları Deccal’ın zulmü, baskısı, hapis, müdafaalar ve sürgünler İmanı boğmaya çalışan Deccal’a karşı İmanı ispat izah ve telif vazifesi diğer ikisini yapmaya müsaade etmez, ömür de yetmez. En önemli olan “İman Davasına” çalışır. Çünkü hayat ve şeriat imana bağlıdır. Sonra gelen talebeler ve hizmet erleri “İmanı ve Risale-i Nuru esas alıp diğer hizmetleri ona bina ederler. Şayet o zat-ı nurani kendisini Mehdi olarak ortaya çıkarsa “İman Davası” ve imanın anlaşılması kalplere yerleşmesi yerine siyasi olan hayat ve şeriat anlaşılır ve maksat hâsıl olmaz. Bunun için hadiste “Mehdiye ‘sen Mehdisin’ denilince kabul etmeyecek” buyrulmuştur. Bunun hikmeti bu olsa gerek. Pek çok Mehdi iddiasındakiler gelmiştir. Mehdilik iddia ile olsaydı onlar Mehdi olurdu. Mehdi bir iddia değil, bir davanın temsilciliğidir. O da “kâinattaki en yüksek hakikat olan İman Davasının” temsilciliğini yapmaktır. Bediüzzaman Said Nursi’den (ra) başka böyle bir temsilci var mı? Yok.. Peki, bundan sonra ihtiyaç var mı? O da yok. Çünkü Risale-i Nur imana dair bütün meseleleri halletmiş. O zat-ı Nuraninin ismini Bediüzzaman hayatta iken vermek olmazdı. Siyaset manası öne çıkardır. Bu gün vefat ettiği için adını vermekte mahzur yoktur. O zat-ı Nurani Bediüzzaman Said Nursi’dir. (ra)

    Bediüzzaman 1877’de Mevlana Halidin şakirtleri mücadele edecek bir asır sonra Mehdinin şakirtleri buyurmuş. (Şualar, 1103) O zaman 1977 yılında kimin şakirtleri var. Bediüzzaman Said Nursi’nin… Bunu teyit eden Mevlana Halid kolunun şeyhlerinden İsmet Efendi’nin Tarikat Usulünü beyan eden kitabı “Risale-i Kutsiye”de 76 sahifede Mevlana Halid son müceddittir. Ondan sonra Mehdi müceddit olarak gelecektir, buyurur. (Risale-i Kutsiye, 76) Mevlana Halid’den (ks) sonra Bediüzzaman Said Nursi’den başka müceddit var mı? Yok…

    Bediüzzaman Ehl-i Beyttendir. Bitlis’te doğması Kürt olduğunu ispat için yeterli değildir. Elbette seyyiddir ve Âl-i Resuldendir. Gizlemesi yukarıda ifade edilen “İman Davasını” öne çıkarmak içindir. Şayet Mehdiyim deseydi, o zaman şahsı öne çıkardı. İnsanlar şahsından medet beklerler ve etrafına onun için toplanırlardı. Davası için toplanmazlardı. Gerçekte ise büyük olan şahsı değil, davasıdır. “Kainatta en yüksek hakikat imandır.” Bediüzzaman “Zaman şahıs zamanı değil” demiştir. Bunu da şahsını gizleyerek ispat etmiştir. İşte bunun için Mehdi’dir. Risaleyi okuyanları doğrudan Peygambere ve Asr- Saadete ve sahabeler gibi Kur’âna yönlendiriyor. Talebelerine “Said Nursinin talebeleri” dedirtmiyor. “Nur Talebesi” ve “Kur’an Talebesi” dedirtiyor. İmam-ı Rabbani ve Muhiddin-i Arabi “Mehdi Sahabe Mesleğini açar, tarikatı bitirir” demişler. Bediüzzaman bunu yapmıştır. Bunun için “Risale-i Nur Sahabe Mesleğidir” der. Bunun için Ahir zamanda beklenen Mehdi’dir.

    Bediüzzaman özel sohbetlerinde kendisinin “Hasenî ve Hüseynî olduğunu ve Ehl-i beytten olduğunu” söylemiştir. (Badıllı, Mufassal Tarihçe, 1:36-39) Üstad Salih Özcan’a da “Sen de ben de Seyyidiz” demiştir. (Şahiner, Son Şahitler, 3:238) Ama mahkemede “Manevi Âl-i Beytten sayılabilirim” diye resmen kayıtlarla Ehl-i beyt olarak ispat edemeyeceği için ehl-i beyt olmadığını söylemiyor ancak itiraz edemesinler diye “Manevi Ehl-i Beyt” olduğunu açıkça söyler. (Şualar, 2006, s.690)

    “Sonra gelecek o zat” ifadesi ise Bediüzzaman’ın nazarları şahsından davası olan “İman Davasına” çevirmek içindir. Yani imanın hayata hakim olması ve Şeriat dediğimiz “Adalet, Hürriyet ve Hakkaniyetin” hâkim olması benden sonra olacaktır” demek içindir. Nitekim öyle olmuştur ve bundan sonra şüphesiz olacaktır. Burada kastedilen şahıs değil, kendi şahsının başlattığı davasının hâkimiyetinin görünmesidir.

    Bediüzzaman’ın talebelerinden Hüsrev Altınbaşak, Mustafa Sungur, Tahiri, Zübeyir, Bayram, Hüsnü abiller Bediüzzaman’dan “1400 senedir beklenen zat” diye bahseder. (Son Şahitler, 4:21; 35; Badıllı, Mufassal Tarihçe, 1:38-39) Ayrıca Mehmet Kayalar abi Bediüzzaman için yazdığı şiirini Bediüzzaman okumuş ve “Mehdiyeti elhak ayan” ifadesinin üzerini çizerek “Ferdiyeti” şeklinde tashih etmiş ve Mektubat’ın sonuna almıştır. (Mektubat, 2004, s.816; Sami Cebeci, Kaynaktan Su İçenler, s.144) Burada Bediüzzaman itiraz etmemiş ancak bu zamanda bu ifadeye gerek yok demiştir. Bediüzzaman’a göre şahsı değil davası önemlidir.

    Bununla beraber “Risaleler ‘Makam-ı Mahmud’ yolunu tarif ediyorlar. … Risale-i Nur, bu zamanın bir mehdisi ve müceddididir.” (Barla Lâhikası, 2006, s.242) “Asırlardır beklenen ve muntazır kalınan zat, Risale-i Nur imiş.. “ (Barla Lâhikası, 239) ifadelerini Bediüzzaman Barla Lâhikasına koymuştur.



  3. 20.Haziran.2012, 12:01
    2
    Devamlı Üye



    Hz. İsa Mehdiye Uyacak mıdır?
    Pazartesi, 22 Haziran 2009
    Soru: Hz. İsa’nın (as) geleceği ve Mehdi’ye uyacağı söylenmektedir. Bu Doğru mudur? Bu zamanda bu durum nasıl olacaktır?

    Cevap:
    Hz. İsa (as) dünya semasında meleklerle beraber olduğu hadisler ile sabittir. Ölmeden göğe çekildiği de ayetlerle sabittir. Böyle olunca elbette yüce Allah dininin hüsn-ü hâtimesini göstermek için melekleri yeryüzüne gönderdiği gibi Hz. İsa’yı da gönderir. Mehdi’ye uyar. Ancak bizler Mehdi’yi bir devlet başkanı ve siyasi bir lider olarak görmek istediğimiz için Hz. İsa’yı da bir başka devlet başkanı zannederek kamuoyunda ve bütün dünyanın gözü önünde basın huzurunda biat merasimi yapacaklarını ve tüm dünyanın hemen onları kabul edip iman edeceği ve arkalarından gideceği varsayımı ile düşündüğümüz için yanılmaktayız. Hz. Mehdi “Tevhit Davasını” ve “Allah’ın birliğini” ispat edeceğinden “Teslise” inananlar Mehdinin yazdığı eserleri okuyarak “Tevhide” inanmaya başlayacaktır. Bunun için Hz. İsa’nın (as) Allah’ın dinini ve Kur’ân-ı Kerimin “Tevhit” hakikatini ispat eden Mehdi’ye uyması normaldir. Akla uygundur. Ancak Mehdi bir siyasi lider olmadığı için Hz. İsa’nın (as) herkesin huzurunda ona uyması şart ve lâzım değildir. Kimsenin görmediği bir yerde bir camide gizli olarak uysa ve arkasında namaz kılsa Allah’ın vadi yerine gelmiş olur. Peygamberimizin hadisi yerini bulmuş ve gerçekleşmiş olur. Zaten Bediüzzaman da “Hz. İsa (as) gelince herkesin tanıması gerekmez. İmanın kuvveti ile bilinir ve havassı onu bilse ve tanısa yeterlidir” (Mektubat, 2004, s. 96; Şualar, 917) demektedir.

    Sual: Ahir zamanda gelecek olan Mehdi, “Ehl-i Beytten” olacaktır. (Emirdağ, 2006, s. 458-459; Şualar, 2005, s. 658, 690) Dediği halde “Ben Seyyid değilim. Mehdi Seyyid olacaktır.” (Şualar, 603) demektedir. Hem “sonra gelecek o zat” diye kendisinden sonra gelecek bir zattan bahsetmektedir.

    Cevap: Bediüzzaman “O gelecek zatın üç vazifesi var. İsmini verirsek üç vazifesi birden hatıra geleceği için ismini vermek doğru olmaz” (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, 2006, s.19) buyurmaktadır. Buradan anladığımız şudur. O zat “İman Davasının ispatı ve izahı için çalışacağından dolayı “Hayat ve Şeriat” vazifesini yapmaya zaman bulamaz. Zaten günün şartları Deccal’ın zulmü, baskısı, hapis, müdafaalar ve sürgünler İmanı boğmaya çalışan Deccal’a karşı İmanı ispat izah ve telif vazifesi diğer ikisini yapmaya müsaade etmez, ömür de yetmez. En önemli olan “İman Davasına” çalışır. Çünkü hayat ve şeriat imana bağlıdır. Sonra gelen talebeler ve hizmet erleri “İmanı ve Risale-i Nuru esas alıp diğer hizmetleri ona bina ederler. Şayet o zat-ı nurani kendisini Mehdi olarak ortaya çıkarsa “İman Davası” ve imanın anlaşılması kalplere yerleşmesi yerine siyasi olan hayat ve şeriat anlaşılır ve maksat hâsıl olmaz. Bunun için hadiste “Mehdiye ‘sen Mehdisin’ denilince kabul etmeyecek” buyrulmuştur. Bunun hikmeti bu olsa gerek. Pek çok Mehdi iddiasındakiler gelmiştir. Mehdilik iddia ile olsaydı onlar Mehdi olurdu. Mehdi bir iddia değil, bir davanın temsilciliğidir. O da “kâinattaki en yüksek hakikat olan İman Davasının” temsilciliğini yapmaktır. Bediüzzaman Said Nursi’den (ra) başka böyle bir temsilci var mı? Yok.. Peki, bundan sonra ihtiyaç var mı? O da yok. Çünkü Risale-i Nur imana dair bütün meseleleri halletmiş. O zat-ı Nuraninin ismini Bediüzzaman hayatta iken vermek olmazdı. Siyaset manası öne çıkardır. Bu gün vefat ettiği için adını vermekte mahzur yoktur. O zat-ı Nurani Bediüzzaman Said Nursi’dir. (ra)

    Bediüzzaman 1877’de Mevlana Halidin şakirtleri mücadele edecek bir asır sonra Mehdinin şakirtleri buyurmuş. (Şualar, 1103) O zaman 1977 yılında kimin şakirtleri var. Bediüzzaman Said Nursi’nin… Bunu teyit eden Mevlana Halid kolunun şeyhlerinden İsmet Efendi’nin Tarikat Usulünü beyan eden kitabı “Risale-i Kutsiye”de 76 sahifede Mevlana Halid son müceddittir. Ondan sonra Mehdi müceddit olarak gelecektir, buyurur. (Risale-i Kutsiye, 76) Mevlana Halid’den (ks) sonra Bediüzzaman Said Nursi’den başka müceddit var mı? Yok…

    Bediüzzaman Ehl-i Beyttendir. Bitlis’te doğması Kürt olduğunu ispat için yeterli değildir. Elbette seyyiddir ve Âl-i Resuldendir. Gizlemesi yukarıda ifade edilen “İman Davasını” öne çıkarmak içindir. Şayet Mehdiyim deseydi, o zaman şahsı öne çıkardı. İnsanlar şahsından medet beklerler ve etrafına onun için toplanırlardı. Davası için toplanmazlardı. Gerçekte ise büyük olan şahsı değil, davasıdır. “Kainatta en yüksek hakikat imandır.” Bediüzzaman “Zaman şahıs zamanı değil” demiştir. Bunu da şahsını gizleyerek ispat etmiştir. İşte bunun için Mehdi’dir. Risaleyi okuyanları doğrudan Peygambere ve Asr- Saadete ve sahabeler gibi Kur’âna yönlendiriyor. Talebelerine “Said Nursinin talebeleri” dedirtmiyor. “Nur Talebesi” ve “Kur’an Talebesi” dedirtiyor. İmam-ı Rabbani ve Muhiddin-i Arabi “Mehdi Sahabe Mesleğini açar, tarikatı bitirir” demişler. Bediüzzaman bunu yapmıştır. Bunun için “Risale-i Nur Sahabe Mesleğidir” der. Bunun için Ahir zamanda beklenen Mehdi’dir.

    Bediüzzaman özel sohbetlerinde kendisinin “Hasenî ve Hüseynî olduğunu ve Ehl-i beytten olduğunu” söylemiştir. (Badıllı, Mufassal Tarihçe, 1:36-39) Üstad Salih Özcan’a da “Sen de ben de Seyyidiz” demiştir. (Şahiner, Son Şahitler, 3:238) Ama mahkemede “Manevi Âl-i Beytten sayılabilirim” diye resmen kayıtlarla Ehl-i beyt olarak ispat edemeyeceği için ehl-i beyt olmadığını söylemiyor ancak itiraz edemesinler diye “Manevi Ehl-i Beyt” olduğunu açıkça söyler. (Şualar, 2006, s.690)

    “Sonra gelecek o zat” ifadesi ise Bediüzzaman’ın nazarları şahsından davası olan “İman Davasına” çevirmek içindir. Yani imanın hayata hakim olması ve Şeriat dediğimiz “Adalet, Hürriyet ve Hakkaniyetin” hâkim olması benden sonra olacaktır” demek içindir. Nitekim öyle olmuştur ve bundan sonra şüphesiz olacaktır. Burada kastedilen şahıs değil, kendi şahsının başlattığı davasının hâkimiyetinin görünmesidir.

    Bediüzzaman’ın talebelerinden Hüsrev Altınbaşak, Mustafa Sungur, Tahiri, Zübeyir, Bayram, Hüsnü abiller Bediüzzaman’dan “1400 senedir beklenen zat” diye bahseder. (Son Şahitler, 4:21; 35; Badıllı, Mufassal Tarihçe, 1:38-39) Ayrıca Mehmet Kayalar abi Bediüzzaman için yazdığı şiirini Bediüzzaman okumuş ve “Mehdiyeti elhak ayan” ifadesinin üzerini çizerek “Ferdiyeti” şeklinde tashih etmiş ve Mektubat’ın sonuna almıştır. (Mektubat, 2004, s.816; Sami Cebeci, Kaynaktan Su İçenler, s.144) Burada Bediüzzaman itiraz etmemiş ancak bu zamanda bu ifadeye gerek yok demiştir. Bediüzzaman’a göre şahsı değil davası önemlidir.

    Bununla beraber “Risaleler ‘Makam-ı Mahmud’ yolunu tarif ediyorlar. … Risale-i Nur, bu zamanın bir mehdisi ve müceddididir.” (Barla Lâhikası, 2006, s.242) “Asırlardır beklenen ve muntazır kalınan zat, Risale-i Nur imiş.. “ (Barla Lâhikası, 239) ifadelerini Bediüzzaman Barla Lâhikasına koymuştur.






+ Yorum Gönder