Konusunu Oylayın.: Mehdinin Üç Vazifesi Nedir? Nasıl Yapacaktır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mehdinin Üç Vazifesi Nedir? Nasıl Yapacaktır?
  1. 19.Haziran.2012, 17:54
    1
    Misafir

    Mehdinin Üç Vazifesi Nedir? Nasıl Yapacaktır?

  2. 21.Haziran.2012, 22:05
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Mehdinin Üç Vazifesi Nedir? Nasıl Yapacaktır?




    Hz. Mehdi'nin diğer Müceddidlerden ayıran özellikleri ve “Mehdiy-i Âzam” unvanını almasının sebebi, diğerlerinin 'Üç Büyük Görevi' bir arada yapamamış olmasıdır. Bediüzzaman bu hususu şöyle açıklar: “ Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle âhir zamanın büyük Mehdi unvanını almamışlar.” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.458) Burada anlatılmak istenen üç büyük vazife, “İman-Hayat ve Şeriat” dairelerindeki vazifelerin tamamıdır. Dolayısıyla Mehdi-i Azam 13-14 ve 15. Asırların tamamına hükmeden son müceddid-i dindir. İnsanlık O’nun bu asırlara verdiği “Kur’an Dersini” dinlemezlerse Kur’âna ve peygamberimize karşı çıkmalarından ve yeryüzünü fesada vermelerinden dolayı kıyameti koparacaktır.
    Bediüzzaman bu sözüyle birkaç önemli konuya açıklık kazandırmıştır. Bediüzzaman öncelikle Hz. Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak her yüz yılbaşında bir müceddid (yenileyici) gönderileceğini bildirmiştir. Bediüzzaman Risalelerde Hz. Mehdi’nin (as) de Hicri 14. yy'ın başında geleceğini ve 14. ve 15. yy'lar arasındaki müceddid olacağını belirtmiştir.

    Sual: Bu durumda son zamanda üç ayrı Mehdi’nin olacağı ve bunların sırasıyla geleceği fikrine ne dersiniz? Birinci “İman Mehdisi”; ikincisi, “Hayat Mehdisi”, üçüncüsü ise “Mehdi-i Azam” olan “Şeriat Mehdisi.”

    Cevap:
    Bu çok tekellüflü bir tevildir. “İman-Hayat ve Şeriat” kavramlarını bilmemektir ve cehaletin sonucudur. En vahimi de birilerine yeni unvanlar kazandırmayı amaçlıyorsa bu çok daha tehlikelidir. Bu Mehdi’nin ümmetin birliğini sağlama amacına da terstir. Böyle bir beklenti içine sokulan cemaatler vahdeti ve birliği temin etmek yerine beklenti içine sokularak ittihat ve ittifakı zayıflatır ve bölünmelere sebep olur. Ehl-i dalalet de bunu işletir. Müslümanların birliğini “İttihad-ı İslamı” engeller.

    İşin hakikati şudur: “İman-Hayat ve Şeriat” bölünme ve ayrışma kabul etmeyen bir bütündür. İslamın ve Kur’an-ı Kerimin hükümleri üçe ayrılır. “İtikadi hükümler, amelî hükümler ve Ahlâkî hükümler.” Bunlar bir bütündür, birbirinden ayrılmaz. İmansız, amel ve ibadet, ibadetsiz hayat ve ahlak olmaz. Bunların tümüne birden İmanın hayata yansıması ve Şeriat denir. Şimdi en azam ve en mühim mesele imandır. Diğer hususların tamamı imana bağlıdır. Bunun için Bediüzzaman’ın ifadesi ile Mehdi-i Azam en azam vazife olan “Hakaik-ı İmaniyenin ispatı için tetkikat ve telifatta bulunacak” diğer vazifeleri talebelerine, cemaatine ve şahs-ı manevisine bırakacaktır. Çünkü imanın hayata yansıması olan İbadet ve bunun hayata yansıması olan ahlak ve hukuk ancak iman-ı tahkikinin % 60-70 hayata hâkim olmasına bağlıdır. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 746) Bu sebeple Bediüzzaman “Risale-i Nurların telifi” ile bu üç vazifeyi de tam olarak yapmıştır. Şakirtleri de yapmaya ve hayata ve şeriata hizmet etmeye devam etmektedir. Risale-i Nur’a talebe olmayı kendilerine yediremeyenler bir takım kişilere bir kısım unvanları vermekle ve çalışmayı bırakıp beklenti içinde olmak ve başkalarını yeni beklentilere sokmakla aslında “İman hizmetine” zarar vermektedirler. Bu şeytanın ve ehl-i dalaletin bir tuzağıdır.

    Bediüzzaman yine Risale-i Nurların müteaddit yerlerinde “Mehdinin üç büyük vazifeyi birden yapacağını söyler.” (Emirdağ, 2006, s. 458) Bunun için zaten ona “Ahir zaman Mehdi-i Azamı” denir. Ve bu bir kişidir ve bir “Zât-ı Nuranî”dir. O da buraya kadar ifade ettik ki Bediüzzaman Said Nursi’dir. (ra) Bediüzzaman Said Nursi, üç ismi ile ve üç hayat devresi ile bu üç vazifeyi hayatında şahsı ile ilgili kısmını tamamlamıştır. Gerisini ise “şahs-ı manevisine” ve “nurani cemaatine” bırakmıştır. Onlar da kıyamete kadar devam ettireceklerdir. Bunun için Bediüzzaman devamlı olarak “Risale-i Nur bu asrı ve gelecek asırları tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’âniyedir” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.19) demektedir.

    Sonra devamlı olarak Bediüzzaman “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet şahs-ı mâneviye göre olur. Maddi ve ferdî ve fani şahısların mahiyeti nazara alınmamalı” (Kastamonu Lâhikası, 19) diye daima cemaate ve şahs-ı maneviye dikkatleri çekmektedir.


  3. 21.Haziran.2012, 22:05
    2
    Hadimul Müslimin



    Hz. Mehdi'nin diğer Müceddidlerden ayıran özellikleri ve “Mehdiy-i Âzam” unvanını almasının sebebi, diğerlerinin 'Üç Büyük Görevi' bir arada yapamamış olmasıdır. Bediüzzaman bu hususu şöyle açıklar: “ Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle âhir zamanın büyük Mehdi unvanını almamışlar.” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.458) Burada anlatılmak istenen üç büyük vazife, “İman-Hayat ve Şeriat” dairelerindeki vazifelerin tamamıdır. Dolayısıyla Mehdi-i Azam 13-14 ve 15. Asırların tamamına hükmeden son müceddid-i dindir. İnsanlık O’nun bu asırlara verdiği “Kur’an Dersini” dinlemezlerse Kur’âna ve peygamberimize karşı çıkmalarından ve yeryüzünü fesada vermelerinden dolayı kıyameti koparacaktır.
    Bediüzzaman bu sözüyle birkaç önemli konuya açıklık kazandırmıştır. Bediüzzaman öncelikle Hz. Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak her yüz yılbaşında bir müceddid (yenileyici) gönderileceğini bildirmiştir. Bediüzzaman Risalelerde Hz. Mehdi’nin (as) de Hicri 14. yy'ın başında geleceğini ve 14. ve 15. yy'lar arasındaki müceddid olacağını belirtmiştir.

    Sual: Bu durumda son zamanda üç ayrı Mehdi’nin olacağı ve bunların sırasıyla geleceği fikrine ne dersiniz? Birinci “İman Mehdisi”; ikincisi, “Hayat Mehdisi”, üçüncüsü ise “Mehdi-i Azam” olan “Şeriat Mehdisi.”

    Cevap:
    Bu çok tekellüflü bir tevildir. “İman-Hayat ve Şeriat” kavramlarını bilmemektir ve cehaletin sonucudur. En vahimi de birilerine yeni unvanlar kazandırmayı amaçlıyorsa bu çok daha tehlikelidir. Bu Mehdi’nin ümmetin birliğini sağlama amacına da terstir. Böyle bir beklenti içine sokulan cemaatler vahdeti ve birliği temin etmek yerine beklenti içine sokularak ittihat ve ittifakı zayıflatır ve bölünmelere sebep olur. Ehl-i dalalet de bunu işletir. Müslümanların birliğini “İttihad-ı İslamı” engeller.

    İşin hakikati şudur: “İman-Hayat ve Şeriat” bölünme ve ayrışma kabul etmeyen bir bütündür. İslamın ve Kur’an-ı Kerimin hükümleri üçe ayrılır. “İtikadi hükümler, amelî hükümler ve Ahlâkî hükümler.” Bunlar bir bütündür, birbirinden ayrılmaz. İmansız, amel ve ibadet, ibadetsiz hayat ve ahlak olmaz. Bunların tümüne birden İmanın hayata yansıması ve Şeriat denir. Şimdi en azam ve en mühim mesele imandır. Diğer hususların tamamı imana bağlıdır. Bunun için Bediüzzaman’ın ifadesi ile Mehdi-i Azam en azam vazife olan “Hakaik-ı İmaniyenin ispatı için tetkikat ve telifatta bulunacak” diğer vazifeleri talebelerine, cemaatine ve şahs-ı manevisine bırakacaktır. Çünkü imanın hayata yansıması olan İbadet ve bunun hayata yansıması olan ahlak ve hukuk ancak iman-ı tahkikinin % 60-70 hayata hâkim olmasına bağlıdır. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 746) Bu sebeple Bediüzzaman “Risale-i Nurların telifi” ile bu üç vazifeyi de tam olarak yapmıştır. Şakirtleri de yapmaya ve hayata ve şeriata hizmet etmeye devam etmektedir. Risale-i Nur’a talebe olmayı kendilerine yediremeyenler bir takım kişilere bir kısım unvanları vermekle ve çalışmayı bırakıp beklenti içinde olmak ve başkalarını yeni beklentilere sokmakla aslında “İman hizmetine” zarar vermektedirler. Bu şeytanın ve ehl-i dalaletin bir tuzağıdır.

    Bediüzzaman yine Risale-i Nurların müteaddit yerlerinde “Mehdinin üç büyük vazifeyi birden yapacağını söyler.” (Emirdağ, 2006, s. 458) Bunun için zaten ona “Ahir zaman Mehdi-i Azamı” denir. Ve bu bir kişidir ve bir “Zât-ı Nuranî”dir. O da buraya kadar ifade ettik ki Bediüzzaman Said Nursi’dir. (ra) Bediüzzaman Said Nursi, üç ismi ile ve üç hayat devresi ile bu üç vazifeyi hayatında şahsı ile ilgili kısmını tamamlamıştır. Gerisini ise “şahs-ı manevisine” ve “nurani cemaatine” bırakmıştır. Onlar da kıyamete kadar devam ettireceklerdir. Bunun için Bediüzzaman devamlı olarak “Risale-i Nur bu asrı ve gelecek asırları tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’âniyedir” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.19) demektedir.

    Sonra devamlı olarak Bediüzzaman “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet şahs-ı mâneviye göre olur. Maddi ve ferdî ve fani şahısların mahiyeti nazara alınmamalı” (Kastamonu Lâhikası, 19) diye daima cemaate ve şahs-ı maneviye dikkatleri çekmektedir.





+ Yorum Gönder