Konusunu Oylayın.: İdam-ı Ebedi var mıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İdam-ı Ebedi var mıdır?
  1. 19.Haziran.2012, 17:51
    1
    Misafir

    İdam-ı Ebedi var mıdır?

  2. 20.Haziran.2012, 00:14
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İdam-ı Ebedi var mıdır?




    Bediüzzaman’ın “İdam-ı ebedî” şeklinde ifade ettiği husus hakiki ve uhrevî değil, dünyevî vehmî, kalbî ve hayalîdir. Yani gaflet içindeki bir mü’min ölümün hakiki mahiyetini ve güzel neticelerini bilmediği ve kabir hayatını ve ahretin, cennetin ve cehennemin mahiyetini tam olarak kavramadığı ve ona göre amel ve ibadette bulunmadığı için dünyada vehminde ve hayalinde kabri haps-i münferit bilir ve ameli de buna muvafık olduğu için kabrinde aynı vaziyetle karşılaşır.

    İtikadı ve imanı olmayan bir insan ölümü aklen ve kalben ve hayalen “yokluk” “adem” ve “idam” bilir, görür, hisseder. Çünkü onun inancına göre öldükten sonra diriliş ve yeni bir hayat yoktur, imkânsızdır ve olmayacaktır? Ne olacaktır? Ruh yok olacak ve beden de toprağa karışıp yok olacaktır. Bunu hayal eder, buna inanır ve kalbinde bunun dehşetini duyar ve duyguları ile bunu hisseder. Dünyada böyle bir azap ve ızdırap duyar. Bütün sevdiklerinden ayrılacaktır, çünkü onlar da sonuçta yok olacaklardır. Bu inanç onu rahatsız eder ve bunalıma sokar. Bu inancının gereği olarak da kabirde tek başına kalır ve unutulur, ahirette de kalbinde hissettiği bu dehşetli durumu devam ettiren bir azaba giriftar olur.

    Bediüzzaman’ın bu ifadeleri bu hususu tasrih eder. “Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok. Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek. Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.

    Bu iki şık bedihîdir; delil istemiyor, gözle görünür. Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.

    Bu kat'î hakikat, bu üç yol ile bulunduğunda ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile olacağını ihbar eden yüz yirmi dört bin muhbir-i sadık, ellerinde nişane-i tasdik olan mucizeler bulunan enbiyalar; ve o enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri keşif ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan yüz yirmi dört milyon evliyanın aynı hakikate şahadetleri; ve had ve hesaba gelmeyen muhakkiklerin, kat'î delilleriyle, o enbiya ve evliyanın verdikleri aynı haberleri aklen, ilmelyakin derecesinde ispat ettikleri ve yüzde doksan dokuz ihtimal-i kat'î ile, "İdam ve zindan-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız iman ve itaat iledir" diye, ittifakan haber veriyorlar.

    Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvakkaten hissettirmez.

    "İdam-ı Ebedi" gerçekte yoktur. Dünyada kafirin imansızlığından dolayı kalben hissettiği dehşetli haldir.



  3. 20.Haziran.2012, 00:14
    2
    Editör



    Bediüzzaman’ın “İdam-ı ebedî” şeklinde ifade ettiği husus hakiki ve uhrevî değil, dünyevî vehmî, kalbî ve hayalîdir. Yani gaflet içindeki bir mü’min ölümün hakiki mahiyetini ve güzel neticelerini bilmediği ve kabir hayatını ve ahretin, cennetin ve cehennemin mahiyetini tam olarak kavramadığı ve ona göre amel ve ibadette bulunmadığı için dünyada vehminde ve hayalinde kabri haps-i münferit bilir ve ameli de buna muvafık olduğu için kabrinde aynı vaziyetle karşılaşır.

    İtikadı ve imanı olmayan bir insan ölümü aklen ve kalben ve hayalen “yokluk” “adem” ve “idam” bilir, görür, hisseder. Çünkü onun inancına göre öldükten sonra diriliş ve yeni bir hayat yoktur, imkânsızdır ve olmayacaktır? Ne olacaktır? Ruh yok olacak ve beden de toprağa karışıp yok olacaktır. Bunu hayal eder, buna inanır ve kalbinde bunun dehşetini duyar ve duyguları ile bunu hisseder. Dünyada böyle bir azap ve ızdırap duyar. Bütün sevdiklerinden ayrılacaktır, çünkü onlar da sonuçta yok olacaklardır. Bu inanç onu rahatsız eder ve bunalıma sokar. Bu inancının gereği olarak da kabirde tek başına kalır ve unutulur, ahirette de kalbinde hissettiği bu dehşetli durumu devam ettiren bir azaba giriftar olur.

    Bediüzzaman’ın bu ifadeleri bu hususu tasrih eder. “Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok. Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek. Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.

    Bu iki şık bedihîdir; delil istemiyor, gözle görünür. Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.

    Bu kat'î hakikat, bu üç yol ile bulunduğunda ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile olacağını ihbar eden yüz yirmi dört bin muhbir-i sadık, ellerinde nişane-i tasdik olan mucizeler bulunan enbiyalar; ve o enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri keşif ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan yüz yirmi dört milyon evliyanın aynı hakikate şahadetleri; ve had ve hesaba gelmeyen muhakkiklerin, kat'î delilleriyle, o enbiya ve evliyanın verdikleri aynı haberleri aklen, ilmelyakin derecesinde ispat ettikleri ve yüzde doksan dokuz ihtimal-i kat'î ile, "İdam ve zindan-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız iman ve itaat iledir" diye, ittifakan haber veriyorlar.

    Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvakkaten hissettirmez.

    "İdam-ı Ebedi" gerçekte yoktur. Dünyada kafirin imansızlığından dolayı kalben hissettiği dehşetli haldir.






+ Yorum Gönder