Konusunu Oylayın.: Sekine ve Celcelutiye İle ilgili Sorular

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sekine ve Celcelutiye İle ilgili Sorular
  1. 19.Haziran.2012, 17:49
    1
    Misafir

    Sekine ve Celcelutiye İle ilgili Sorular

  2. 21.Haziran.2012, 22:06
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Sekine ve Celcelutiye İle ilgili Sorular




    Evet, bu anlatılan husus akla, ilme ve şeriate uygun olup aynen zikredildiği gibi vukuu kesindir. Ancak bu hususu anlamak için birkaç mukaddime ve ihzariye tarzında akla kapı açacak ve eksik bilgilerimizi tamamlayacak hususların bilinmesi lazımdır. Bu hususlar bilinirse mesele vuzuha kavuşur, akıl kabul eder, kalp tatmin olur ve itiraza mahal kalmaz.

    Birincisi: Hz. Cebrail (as) ile muhatap olan ve çoğu zaman sahabelerinin yanında vahye muhatap olan peygamberimiz (sav) vahyi Cebrail’den (as) aldığını ve kendisine Cebrail meleğinin geldiğini her zaman söylerdi. Bilhassa Hz. Ali (ra) gibi en yakın sahabesi, yedi yaşından itibaren vahiy kâtibi ve en önemli talebesi olan birisinin Cebrail’i (as) görmek ve ondan bir şeyler öğrenmek istememesi elbette aklen ve mantıken düşünülemez. Nitekim Hz. Hamza (ra) peygamberimize Hz. Cebrail’i görmeyi çok arzu ettiğini ifade ile rica etmiş ve ona Kâbe’de gösterilmiş, dayanamayarak bîhuş olup yere düştüğü sahih bir surette rivayet edilmiştir. (Mektubat, 2004, s.270; Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif, 1:362) Mis satanın yanında mis kokusu, is odasında is kokusu kapmamak mümkün olmadığı gibi, daima peygamberimizin (sav) yanında kalanların da onun feyzinden istifade etmemesi düşünülemez.
    Hz. Ali (ra) gibi peygamberimizin evinden ve dizinin dibinden ayrılmayan ve Cebrail’in (as) getirdiği vahyin kâtipliğini yapan, Kur’an ayetlerinin tümünün nerede, ne zaman, niçin ve hangi nüzul sebepleri tahtında geldiğini bilen, ibadet ve takvada, ilim ve anlayışta herkesten ileri olan, vahyi anlama ve anlatmada herkesten daha istekli olan, Kur’ânın sırlarına ve Marifetullah’ın esrarına herkesten çok vakıf olan ve bu konudaki isteği ve gayretinin herkes tarafından bilinen ve takdir edilen Hz. Ali’nin (ra) Cebrail’i görmek istememesi ve ondan bu konuda kendisine bir hediye gelmemesi düşünülemez. Gelmemiş olması ve bu konuda hiçbir emare ve feyzin olmaması anormal olurdu. Bu durum da peygamberimizin (sav) “Cebrail (as) ile görüşüyorum ve Kur’an ayetlerini o bana getiriyor” sözüne şüphe ile bakmayı netice verirdi. Bu konuda “Aşere-i Mübeşşere” ve “Ezvâc-ı Tahirat” ile ilgili pek çok sahih rivayetler vardır.

    Başta Hz. Aişe, olmak üzere Hazret-i Ömer, İbni Abbas, Üsame bin Zeyd, Ümmü Seleme, Sa’d ibni Ebî Vakkas gibi pek çok sahabe, Cebrail’i (as) Dıhye veya bir süvari veya başka keyfiyette gördüklerini söylemişlerdir. (Buhârî, Fedâilü’l-Eshâb, 30; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:276-277; Ahmed İbni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, 1817, 1853, 1918; Müsned, 1:212; el-Askalânî, el-İsâbe, 1:598. ; Buharî, Mağâzî: 18, Libas: 24; Müslim, Fedâil: 46, 47; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:361. ; Buharî, İmân: 37; Müslim, İmân: 1-7)

    İkincisi: Allah’ın varlıklarla konuşmasına vahiy denir. Allah mahlûkatı ile vahy yoluyla konuşur. Ancak vahyin envaı vardır. Yüce Allah’ın peygamberler ile konuşması, velileri ile konuşması ve tüm varlıklar ile konuşmasına kadar pek çok mertebeleri vardır. Peygambere gelen vahiy de ikiye ayrılır: Birincisi “Vahy-i Metluv” yani ibadet amacı ile okunan ferman-ı ilâhi olan vahydir ki bu Kur’ân-ı Kerimdir. Bunun hem lafzı hem manası Allah’a aittir. İkincisi, okunmayan ve kendisi ile ibadet edilmeyen vahiydir ki buna “Vahy-ı Gayr-i Metluv” adı verilir. Bunlar “Kutsi Hadisler”dir. Bunun manası Allah’tan sözleri ise peygamberdendir. Peygamberimiz bu gibi sözleri “Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: Ey Kullarım! Ey Habibim! ” diye rivayet ederek bize haber vermiştir. Bunun bir alt mertebesi ise Peygamber İlhamıdır. Bunlar da diğer hadislerdir. Yüce Allah peygamberimize ait olan bütün bu sözlerin “O peygamber hevasından konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler” (Necm, 53:2) ayeti ile bize bildirmiştir. Bu ayet peygamberin bütün sözlerinin vahyden kaynaklandığını ve bir derce vahy olduğunu bildirmektedir.

    Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’ın bütün konuşmalarına vahy demektedir. Nitekim “Biz arıya vahyettik” (Nahl, 16:68) ayeti bunun delilidir. Bunun anlamı biz arıyı peygamber yaptık demek değildir. Bu ayette arıya bal yapmasını Allah’ın öğrettiği anlatılır.

    Vahyin bir alt mertebesi de Evliya ilhamıdır. İlham da bir nevi vahy-i ilahidir. Çünkü bunlar da Allah’tandır. Şayet bu Kur’anı açıklama nevinden olsa umumidir ve makbuldür. Yoksa hususidir, başkalarına teşmil edilemez.

    “İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın en mühim ve en müdakkik üveysî bir şakirdi ve İslâmiyetin en meşhur ve parlak bir hücceti olan Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî (r.a.) diyor ki: "Onlar vahiyle Peygambere (a.s.m.) nazil olduğu vakit, İmam-ı Ali'ye (r.a.) emretti, 'Yaz!' o da yazdı, sonra nazmetti." (Şualar, 1994, s.636)

    Bunların dışında “Bediüzzaman’ın Risale-i Nurlar ile ifade ettiği Kur’an-ı Kerimin yüksek hakikatleri peygamberimize ilham ile bildirildiği zaman peygamberimiz (sav) en birinci talebesi olan Hz. Ali’ye bunları anlattı. Hz. Ali (ra) bunları yazmak istedi. “Peygamberimiz (sav) bu hakikatlerin sahibi ve nâşiri başkadır” diye emretti. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) bu hakikatleri şifreli bir şekilde ifade eden şiir ile nazmetti. Böylece Hz. Ali’nin (ra) en meşhur münacatı olan “Celcelutiye” ortaya çıktı. Hz. Ali (ra) istikbal ait pek çok hususları imtihana münafi olmaması için Süryanice kelimeler ile de setretti. Bu hakikati anlayan ve bilen İmam-ı Gazali (ra) de Celcelutiyeyi şerh ederken bu hakikatlerin naşiri olacak olan zatı da överek methetti.

    Üçüncüsü: Hz. Ali’ye (ra) ait “Ercuze Kasidesi” (Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevî, Mecmuatu’l-Ahzap, Şazelî Cildi, s. 590) pek çok esrarı haber vermektedir. Bu kasidede ebced hesabı ile 1348/1928 tarihinde Latin alfabesinin kabulünü tarih vererek haber vermektedir. Böyle istikbalden doğru bir şekilde haber veren kaside elbette Hz. Ali’ye (ra) peygamber ve vahyin bir alt mertebesi olan ilham kaynağından gelebilir ve elbette ilâhi kaynaktan gelmiştir.

    İmam-ı Gazali (ra) Sekîne’de geçen “Esma-i Sitte-i İlâhiyeyi” bazı ayetlerle takviye ederek kendisine vird edinmiş ve başkalarına da çeşitli vesilelerle okunmasını tavsiye etmiştir. (Mecmuatu’l-Ahzâp, Şâzelî, s.471-474)

    Peygamberimizin (sav) “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır” (Tirmizî, Menâkıb: 20; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:126) buyurarak övdüğü ve ilmi kendisinden alın emrettiği Hz. Ali (ra) gibi bir allamenin peygamberimizin (sav) bir mucizesine ve ilminin kerametine ermemesi düşünülemez. Bu da sekine, celcelutiye ve ercuze ile kendisini göstermektedir. Yoksa Hz. Ali’nin (ra) peygamberin yakınlığından istifade ettiğini nereden bilecektik ve anlayacaktık?

    Dördüncüsü: Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye (ra) hitaben “Ben Kur’ânın tenzili için savaştım, sen ise tevili ve anlaşılması için savaşacaksın” (Mecmuatu’z-Zevâid, 5:186, 6:244, 9:133) buyurmuştur. Hz. Ali (ra) genellikle kur’an okuyan ve onu anlamayan ve basit şekilde yorumlayarak fitneye sebebiyet veren Hz. Aişe, Hz. Muaviye’yi (ra) de yanıltan radikal taraftarlar ile radikalizmin temsilcisi olan Haricilerle savaşmak zorunda kalmıştır. Bu durumda Müslümanlarla savaşmak zorunda kaldığı için suçlanan birinin gerçekten büyük bir teselliye muhtaç olduğu da kesindir. İstikametten şaşmadığını ve Allah rızasından ayrılmadığını aldığı manevi yardımlarla ve kerametlerle anlatmak durumumda olan birinin bunu kendisine sağlayacak dua ve ibadet, zikir ve fikir gibi temel desteklere ihtiyacı olduğu da kesindir. Peygamberimizin Kur’ân-ı Kerim ve Cevşen ile desteklendiği gibi, Hz. Ali’nin de (ra) Sekine ve Celcelutiye ile desteklenmesi elbette normaldir, akla ve dine uygundur. Aynı şekilde ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdinin (ra) de Kur’an’ın manevi mucizesine, Cevşen’in, Celcelutiyenin ve Sekine’nin manevi desteğine ve kerametine ihtiyacı olacağı kesindir ki Celcelutiye’de işari olarak isminden, hizmetlerinden, istikamette olduğundan bahisle onu teşvik etmesi ve manevi kuvvet vermesi kadar akla, hikmete ve dine uygun bir şey olamaz.

    Bu anlatılan hususları elbette Cevşeni, Celcelutiyeyi ve Sekine’yi okumayan, onlardaki geniş ve engin manaları keşfedip anlayamayan ve sırlarına vakıf olmayanlar bilemezler. Bu gibi cahillerin bilmedikleri hususlarda itiraz edip kabul etmemeleri gerçeği değiştirmez. Kabul etmemek ve reddetmek itiraz edenlerin cehaletine delil olur ve muterizlerin hakikatten ne derece habersiz olduğunun ilanı hükmüne geçer ve bu gibi insanlar hakikate karşı maskara olurlar.


  3. 21.Haziran.2012, 22:06
    2
    Hadimul Müslimin



    Evet, bu anlatılan husus akla, ilme ve şeriate uygun olup aynen zikredildiği gibi vukuu kesindir. Ancak bu hususu anlamak için birkaç mukaddime ve ihzariye tarzında akla kapı açacak ve eksik bilgilerimizi tamamlayacak hususların bilinmesi lazımdır. Bu hususlar bilinirse mesele vuzuha kavuşur, akıl kabul eder, kalp tatmin olur ve itiraza mahal kalmaz.

    Birincisi: Hz. Cebrail (as) ile muhatap olan ve çoğu zaman sahabelerinin yanında vahye muhatap olan peygamberimiz (sav) vahyi Cebrail’den (as) aldığını ve kendisine Cebrail meleğinin geldiğini her zaman söylerdi. Bilhassa Hz. Ali (ra) gibi en yakın sahabesi, yedi yaşından itibaren vahiy kâtibi ve en önemli talebesi olan birisinin Cebrail’i (as) görmek ve ondan bir şeyler öğrenmek istememesi elbette aklen ve mantıken düşünülemez. Nitekim Hz. Hamza (ra) peygamberimize Hz. Cebrail’i görmeyi çok arzu ettiğini ifade ile rica etmiş ve ona Kâbe’de gösterilmiş, dayanamayarak bîhuş olup yere düştüğü sahih bir surette rivayet edilmiştir. (Mektubat, 2004, s.270; Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif, 1:362) Mis satanın yanında mis kokusu, is odasında is kokusu kapmamak mümkün olmadığı gibi, daima peygamberimizin (sav) yanında kalanların da onun feyzinden istifade etmemesi düşünülemez.
    Hz. Ali (ra) gibi peygamberimizin evinden ve dizinin dibinden ayrılmayan ve Cebrail’in (as) getirdiği vahyin kâtipliğini yapan, Kur’an ayetlerinin tümünün nerede, ne zaman, niçin ve hangi nüzul sebepleri tahtında geldiğini bilen, ibadet ve takvada, ilim ve anlayışta herkesten ileri olan, vahyi anlama ve anlatmada herkesten daha istekli olan, Kur’ânın sırlarına ve Marifetullah’ın esrarına herkesten çok vakıf olan ve bu konudaki isteği ve gayretinin herkes tarafından bilinen ve takdir edilen Hz. Ali’nin (ra) Cebrail’i görmek istememesi ve ondan bu konuda kendisine bir hediye gelmemesi düşünülemez. Gelmemiş olması ve bu konuda hiçbir emare ve feyzin olmaması anormal olurdu. Bu durum da peygamberimizin (sav) “Cebrail (as) ile görüşüyorum ve Kur’an ayetlerini o bana getiriyor” sözüne şüphe ile bakmayı netice verirdi. Bu konuda “Aşere-i Mübeşşere” ve “Ezvâc-ı Tahirat” ile ilgili pek çok sahih rivayetler vardır.

    Başta Hz. Aişe, olmak üzere Hazret-i Ömer, İbni Abbas, Üsame bin Zeyd, Ümmü Seleme, Sa’d ibni Ebî Vakkas gibi pek çok sahabe, Cebrail’i (as) Dıhye veya bir süvari veya başka keyfiyette gördüklerini söylemişlerdir. (Buhârî, Fedâilü’l-Eshâb, 30; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:276-277; Ahmed İbni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, 1817, 1853, 1918; Müsned, 1:212; el-Askalânî, el-İsâbe, 1:598. ; Buharî, Mağâzî: 18, Libas: 24; Müslim, Fedâil: 46, 47; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:361. ; Buharî, İmân: 37; Müslim, İmân: 1-7)

    İkincisi: Allah’ın varlıklarla konuşmasına vahiy denir. Allah mahlûkatı ile vahy yoluyla konuşur. Ancak vahyin envaı vardır. Yüce Allah’ın peygamberler ile konuşması, velileri ile konuşması ve tüm varlıklar ile konuşmasına kadar pek çok mertebeleri vardır. Peygambere gelen vahiy de ikiye ayrılır: Birincisi “Vahy-i Metluv” yani ibadet amacı ile okunan ferman-ı ilâhi olan vahydir ki bu Kur’ân-ı Kerimdir. Bunun hem lafzı hem manası Allah’a aittir. İkincisi, okunmayan ve kendisi ile ibadet edilmeyen vahiydir ki buna “Vahy-ı Gayr-i Metluv” adı verilir. Bunlar “Kutsi Hadisler”dir. Bunun manası Allah’tan sözleri ise peygamberdendir. Peygamberimiz bu gibi sözleri “Allah-u Teâlâ buyuruyor ki: Ey Kullarım! Ey Habibim! ” diye rivayet ederek bize haber vermiştir. Bunun bir alt mertebesi ise Peygamber İlhamıdır. Bunlar da diğer hadislerdir. Yüce Allah peygamberimize ait olan bütün bu sözlerin “O peygamber hevasından konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler” (Necm, 53:2) ayeti ile bize bildirmiştir. Bu ayet peygamberin bütün sözlerinin vahyden kaynaklandığını ve bir derce vahy olduğunu bildirmektedir.

    Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’ın bütün konuşmalarına vahy demektedir. Nitekim “Biz arıya vahyettik” (Nahl, 16:68) ayeti bunun delilidir. Bunun anlamı biz arıyı peygamber yaptık demek değildir. Bu ayette arıya bal yapmasını Allah’ın öğrettiği anlatılır.

    Vahyin bir alt mertebesi de Evliya ilhamıdır. İlham da bir nevi vahy-i ilahidir. Çünkü bunlar da Allah’tandır. Şayet bu Kur’anı açıklama nevinden olsa umumidir ve makbuldür. Yoksa hususidir, başkalarına teşmil edilemez.

    “İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın en mühim ve en müdakkik üveysî bir şakirdi ve İslâmiyetin en meşhur ve parlak bir hücceti olan Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî (r.a.) diyor ki: "Onlar vahiyle Peygambere (a.s.m.) nazil olduğu vakit, İmam-ı Ali'ye (r.a.) emretti, 'Yaz!' o da yazdı, sonra nazmetti." (Şualar, 1994, s.636)

    Bunların dışında “Bediüzzaman’ın Risale-i Nurlar ile ifade ettiği Kur’an-ı Kerimin yüksek hakikatleri peygamberimize ilham ile bildirildiği zaman peygamberimiz (sav) en birinci talebesi olan Hz. Ali’ye bunları anlattı. Hz. Ali (ra) bunları yazmak istedi. “Peygamberimiz (sav) bu hakikatlerin sahibi ve nâşiri başkadır” diye emretti. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) bu hakikatleri şifreli bir şekilde ifade eden şiir ile nazmetti. Böylece Hz. Ali’nin (ra) en meşhur münacatı olan “Celcelutiye” ortaya çıktı. Hz. Ali (ra) istikbal ait pek çok hususları imtihana münafi olmaması için Süryanice kelimeler ile de setretti. Bu hakikati anlayan ve bilen İmam-ı Gazali (ra) de Celcelutiyeyi şerh ederken bu hakikatlerin naşiri olacak olan zatı da överek methetti.

    Üçüncüsü: Hz. Ali’ye (ra) ait “Ercuze Kasidesi” (Ahmet Ziyaeddin Gümüşhânevî, Mecmuatu’l-Ahzap, Şazelî Cildi, s. 590) pek çok esrarı haber vermektedir. Bu kasidede ebced hesabı ile 1348/1928 tarihinde Latin alfabesinin kabulünü tarih vererek haber vermektedir. Böyle istikbalden doğru bir şekilde haber veren kaside elbette Hz. Ali’ye (ra) peygamber ve vahyin bir alt mertebesi olan ilham kaynağından gelebilir ve elbette ilâhi kaynaktan gelmiştir.

    İmam-ı Gazali (ra) Sekîne’de geçen “Esma-i Sitte-i İlâhiyeyi” bazı ayetlerle takviye ederek kendisine vird edinmiş ve başkalarına da çeşitli vesilelerle okunmasını tavsiye etmiştir. (Mecmuatu’l-Ahzâp, Şâzelî, s.471-474)

    Peygamberimizin (sav) “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır” (Tirmizî, Menâkıb: 20; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:126) buyurarak övdüğü ve ilmi kendisinden alın emrettiği Hz. Ali (ra) gibi bir allamenin peygamberimizin (sav) bir mucizesine ve ilminin kerametine ermemesi düşünülemez. Bu da sekine, celcelutiye ve ercuze ile kendisini göstermektedir. Yoksa Hz. Ali’nin (ra) peygamberin yakınlığından istifade ettiğini nereden bilecektik ve anlayacaktık?

    Dördüncüsü: Peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye (ra) hitaben “Ben Kur’ânın tenzili için savaştım, sen ise tevili ve anlaşılması için savaşacaksın” (Mecmuatu’z-Zevâid, 5:186, 6:244, 9:133) buyurmuştur. Hz. Ali (ra) genellikle kur’an okuyan ve onu anlamayan ve basit şekilde yorumlayarak fitneye sebebiyet veren Hz. Aişe, Hz. Muaviye’yi (ra) de yanıltan radikal taraftarlar ile radikalizmin temsilcisi olan Haricilerle savaşmak zorunda kalmıştır. Bu durumda Müslümanlarla savaşmak zorunda kaldığı için suçlanan birinin gerçekten büyük bir teselliye muhtaç olduğu da kesindir. İstikametten şaşmadığını ve Allah rızasından ayrılmadığını aldığı manevi yardımlarla ve kerametlerle anlatmak durumumda olan birinin bunu kendisine sağlayacak dua ve ibadet, zikir ve fikir gibi temel desteklere ihtiyacı olduğu da kesindir. Peygamberimizin Kur’ân-ı Kerim ve Cevşen ile desteklendiği gibi, Hz. Ali’nin de (ra) Sekine ve Celcelutiye ile desteklenmesi elbette normaldir, akla ve dine uygundur. Aynı şekilde ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdinin (ra) de Kur’an’ın manevi mucizesine, Cevşen’in, Celcelutiyenin ve Sekine’nin manevi desteğine ve kerametine ihtiyacı olacağı kesindir ki Celcelutiye’de işari olarak isminden, hizmetlerinden, istikamette olduğundan bahisle onu teşvik etmesi ve manevi kuvvet vermesi kadar akla, hikmete ve dine uygun bir şey olamaz.

    Bu anlatılan hususları elbette Cevşeni, Celcelutiyeyi ve Sekine’yi okumayan, onlardaki geniş ve engin manaları keşfedip anlayamayan ve sırlarına vakıf olmayanlar bilemezler. Bu gibi cahillerin bilmedikleri hususlarda itiraz edip kabul etmemeleri gerçeği değiştirmez. Kabul etmemek ve reddetmek itiraz edenlerin cehaletine delil olur ve muterizlerin hakikatten ne derece habersiz olduğunun ilanı hükmüne geçer ve bu gibi insanlar hakikate karşı maskara olurlar.


  4. 13.Ocak.2017, 02:16
    3
    Misafir

    Yorum: Sekine ve Celcelutiye İle ilgili Sorular

    Kusura bakmayın.Engin ve geniş manalarını anlayamadım.Size de bize de ALLAH CC Hidayetini artırsın.( Çok geçmiş olsun.)


  5. 13.Ocak.2017, 02:16
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kusura bakmayın.Engin ve geniş manalarını anlayamadım.Size de bize de ALLAH CC Hidayetini artırsın.( Çok geçmiş olsun.)





+ Yorum Gönder