Konusunu Oylayın.: Kuranın Tertibi, Yedi Arz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuranın Tertibi, Yedi Arz
  1. 19.Haziran.2012, 17:44
    1
    Misafir

    Kuranın Tertibi, Yedi Arz

  2. 21.Haziran.2012, 22:09
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Kuranın Tertibi, Yedi Arz




    Kur’ân-ı Kerim Cebrail (as) tarafından peygamberimize ayet ayet, sure sure tenzil ediliyordu. Cebrail (as) indirilen ayetlerin yerlerini de belirtiyor ve “bu ayetler falan surenin filan ayetleridir” diyordu. Peygamberimiz (sav) o şeklide sahabelerine yazdırıyordu. Sonra bu tertip üzere ezberleniyor ve namazlarda okunuyor ve Ramazan ayında mukabelelerde bu tertip üzere okunarak tespit ediliyordu. Peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) arz ediyor, Cebrail (as) son Ramazan ayında iki defa Kur’ânı baştan sona peygamberimize okudu ve peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) okudu. Böylece bu günkü şekli ile Sureler ve ayetlerin tertibi yapılmış oldu. Peygamberimiz (sav) Cebrail’in (as) teyidini aldıktan sonra mescitte sahabelere okuyor ve onların okumalarını dinliyordu. Kâtip sahabelerden Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Abdullah b. Mesut, Hz. Abdullah b. Abbas ve daha başka sahabelerin ellerinde yazılı Mushaflar vardı. Sonra Hz. Ebubekir (ra) zamanında Hz. Zeyd b. Sabit (ra) başkanlığındaki heyet tüm bu nüshaları toplayarak günümüzdeki şekli ile ve tertip sırası ile bir kitap haline getirdi. Topladığı tüm diğer nüshaları imha ederek tamamlanmış oldu. Bu gün okuduğumuz Kur’ân o günkü toplanan” Ana Kitapta” olduğu gibidir.Risale-i Nur Kur’ân-ı Kerimin bu zaman insanına mesajı olduğu için Risalelerin yazılması ve tertibi de “Sünuhat ve ilham” iledir. Bediüzzaman talebelerine yazdığı mektuplarda “Bu risaleyi falan kitabı filan yerine koyunuz” demektedir. Bazı mektupların yeri bu nedenle boş kalmış, bir hikmete binaen te’lif edilmemiştir. (25. Mektup gibi)Bunun hikmeti şudur. Kur’ânı Kerim Levh-i Mahfuzdan Kadir Gecesinde Dünya semasına “Beytü’l-İzzeye” toptan inzal edilmiş ve Cebrail’e (as) teslim edilmiştir. Cebrail’in (as) adı bu nedenle “Cibril-i Emin”dir. Sonra yine Allah’ın emri ile “Nüzul Sebepleri” tahtında, ihtiyaca göre peygamberimize (sav) “Tenzil” edilmiştir. İnzal toptan, tenzil ayet ayettir. 23 senede tamamlanmıştır. Kur’an-ı Kerim ezelde, Allah’ın ilminde, Allah’ın kaderinde ve Levh-i Mahfuzda nasılsa öyledir. Hiçbir değişikliği kimsenin yapması mümkün değildir. Çünkü Allah onun için “Kur’anı biz indirdik, biz koruyacağız” (Hicr, 15:9) diye vaat etmiştir. Diğer kitaplara Allah’ın böyle bir vaadi olmadığı için o kitaplara insanlar tahrif etmişlerdir. Tabi ki Allah sebeplerle koruyacaktır. Bu sebepler ise hafızlar, alimler ve mücedditlerdir. Kur’an-ı Kerim Vahiydir ve Allah kelamıdır. Cebrail (as) peygamberimize getirmiş, peygamberimiz (sav) de biz insanlara tebliğ etmiştir. İnsanlık da Kur’âna inanan ve inanmayanlar olmak üzere ikiye ayrılmış ve imtihan başlamıştır. Kur’ana inananlar ve hizmet edenler ona hizmeti ölçüsünde onunla şereflenmiş, karşı çıkanlar da çıkmaları derecesinde cehennemi hak etmektedirler.Kur’ânın her asra hitabı da o asrım müceddidine “İlham ve Sünuhat” şeklinde tenzil edilmekte ve o asrın hastalıklarına deva, dertlerine çare olmakta ve imtihan devam etmektedir. Bu husus Kıyame Suresindeki şu ayetlerle bize haber verilmektedir.“Ya Muhammed! Kur’ânı ezberlemek için dilini hareket ettirerek acele etme. Cebrail’in sana okuduğunu dinle. O vahyi kalbine yerleştirmek ve sana okutturmak bize aittir. Cebrail sana okuyunca onu dinle ve okuyuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da bize aittir.” (Kıyame, 75:16-19)Ayette peygamberimizin (sav) Kur’ân-ı Kerim ile ilgili açıklamalarının da Allah tarafından öğretildiği anlatılır. Nitekim Namaz kıl, Zekât ver, Hac et, cihat yap” gibi emirlerin nasıl uygulanacağı peygamberimize yine Cebrail (as) tarafından “Peygamber ilhamı” şeklinde öğretilmiş, peygamberimiz (sav) de sahabelerine öğretmiş ve uygulayarak göstermiştir. Peygamberimize (sav) iki şey verilmiştir. Biri ilim, diğeri hikmet. Peygamber insanlara “İlim ve hikmet” öğretirler. İlim Vahiyle gelen Kitaptır. Hikmet ise ilham ile gelen “Sünnet ve Hadistir.” (Bakara, 2:129, 151, 231)Peygamberimiz (sav) den sonra her asırda o asrın ortaya çıkardığı problemlere deva ve çare olacak ve yol gösterecek olan Kur’anın o asra mesajı Allah’tan en çok korkan, Allah’a en çok tevekkül eden ve ilhama mazhar olmaya layık olan “Mücedditlerin” kalbine ilham yoluyla öğretilir, onlar da kitaplarına yazarak ümmete öğretirler. Bu nedenle mücedditlerin kitapları vardır. Onlar tarikat ve tasavvuf yoluyla değil, İlim ve Hikmet yoluyla insanlığa rehberlik ederler. Asrımızda İlham ve Sünuhat ile Kur’ânın çağımıza ve kıyamete kadar mesajı Bediüzzaman’a ilham, ihtar, sünuhat ile yazdırılan Risale-i Nurlardır. Bunun için Bediüzzaman “Risale-i Nur benim malım değil, Kur’anın malıdır” demektedir. Bütün bunların hepsi Allah’ın insanlığa merhameten yol göstermesi ve onları cennete, saadet-i ebediyeye davet etmesi içindir. Kim bu yola girerse o cennete gider. “Sırat-ı Müstakim” bir yoldur ve caddedir. Bu cadde bu zamanda Risale-i Nurun açtığı ve gösterdiği herkesin gidebileceği en geniş Kur’an Caddesidir. **Sual: Birde üstat hazretlerinden önce gelen diğer mücettitlerin sıralaması nasıl üstadın mehdiyetine işaret çok ama hadiste 13. nün son olduğu yani mehdi olduğu belirtiliyor demişlerdi ben böyle bir hadise rastlamadım aslı var mı acaba?Cevap: Peygamberimiz (sav) “Tamamı Kureyşten olan 12 recul imam gelmeyince kıyamet kopmaz” (Müslim, İmare, 5,6,7,8) buyurmuştur. Recul imam demek, erkek müceddit demektir. O mücedditler de her asır başında gelecektir. (Ebu Davud, Melahim, 1) Bunların hepsi de Kureyşt’en ve peygamberimizin (sav) soyundandır ki peygamberimiz (sav) “ehl-i beytimden” buyurarak bunu ifade etmiştir. (Suyuti, Tahaddüs-ü bi-Nimetillah, 11:216)Şüphesiz Hulefa-i Raşidin hem dini hem dünyayı beraber adilane idare ettiler. Bu 30 yıl devam etti. Sonra din ve dünya işleri Hilafet ve Saltanat olarak birbirinden ister istemez ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Peygamberimiz (sav) “Benden sonra hilafet 30 senedir. Sonra emirler gelir, daha sonra ise ısırıcı saltanata dönüşür” buyurmuşlardı. Aynen öyle oldu. Çünkü Asr-ı Saadeti oluşturan seçkin sahabe topluluğu azaldı ve Medine’ye münhasır kaldı. Toplum yeni kültürlerin karışması ile beraber bozuldu. Hilafet manevi olarak temsil edilmeye başlandı. Hz. Ali (ra) ve Hz. Hasan (ra) her ne kadar “Şeriat-ı İslamiye” kılıncı ile Saltanat ve Irkçılığın istibdadına karşı mücadele etti iseler de zaman ve toplum istibdada kuvvet verdi. Dini de saltanat ve ırk gücü ile kuvvetlendireceğiz aldatmacası ile din ikinci, üçüncü plana atıldı, “Adalet-i Mahza” da yerini “Adalet-i İzafiye” ye terk etti. Saltanat kendini korumak için dini de dünyaya ve saltanata alet etmeye başladı. Bunun üzerine Hilafet makamını temsil işi “Ehl-i Beytin” imamlarına kaldı. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Peygamber sizden hiçbir ücret taleb etmez; ancak yakınlarına sevgi ve muhabbet etmenizi bekler” ayeti ile “Ben size iki şey bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beytim” hadisi hilafetin manevi olarak devam edeceğine ima ve işaret etmektedir. Yani dini ayakta tutan ve sünneti koruyan ulema ki, bunların başında Mücedditler ve Müçtehidler silsilesi gelmektedir. Şia kaynaklarında “On iki imam gelecek” olan hadisin manası Allahu A’lem budur. “Her yüzyılda bir imam geleceğine göre” “On iki imam gelecek ve on üçüncü olarak da Mehdi ile dini temsil eden “Hilafet-i Maneviye” tamam olacak demektir. Yoksa İmamiye’nin hurafevari, “Gaib İmam” görüşü çok tekellüflü tevillere konu olmaktadır.

    Bu hadisten Hilafet-i Hakikiye ve manevi saltanatın mümessilleri olan ve Ehl-i Beyti temsil eden Al-i İbrahim gibi Al-i Rasülden gelen ve ümmetin her namazda okuması vacip olan meşhur salâvat “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin kema salleyte ala seyyidina İbrahim” duasına mahzar Mücedditler silsilesi anlaşılmalıdır. Yüce Allah her yüz senede bir müceddid-i din göndererek peygamberlerden sonra “Ben-i İsrail’in peygamberleri gibi olan” asrın imamından dünyayı mahrum bırakmamıştır. Zira “Karıncayı emirsiz, arıları yasubsuz bırakmayan” yüce Allah’ın âdeti böyle cereyan ediyor. İnsanlığı da halifesiz bırakmıyor. Ümmetin istikametini onlar ile tayin ediyor. Onları tanıyan ve itaat edenler necat bulurken, tanımadığını ve kabul etmediğini onlar ile mücadele ederek geçirenler de “Cahiliye ölümü ile ölüyor.” Nihayet bu durum son müceddit olan ve Hz. İsa (as) ile beraber küfr-ü mutlak ile mücadele edecek olan ve ehl-i beytin silsile-i nuranisinden gelen Mehdi de nihayet buluyor. Onun gelmesi ile dini temsil eden halifeler dönemi de tamamlanmış olur. Zira onun ilmi ile ortaya koyduğu Kur’an Tefsiri “Kur’anın son mucize-i maneviyesi” olur. Onu da insanlar dinlemezler ise kıyamet kopacak demektir. Çünkü ondan sonra başka müceddit gelmeyecektir. Her şeyin bir sonu olduğu gibi mücedditlerin sonu da Mehdi olacaktır. 13. Asrın imamı ve müceddidi Mehdi-i Al-i Resuldür. O da 13 asrın başında durup insanları camiye davet ediyorum diyen Bediüzzaman Said Nursidir. (ra)
    **Soru:
    Son olarak da İşaratu’l-İ’caz yeni basım sayfa 392de (yeni asya) yedi küre diye bir tabir var bunlardan kasıt gezegen midir ki onlar 7 değil tam olarak kastedilen nedir?
    Cevap: Yedi Küreden maksat dünyamız gibi hayat şartlarını taşıyan yedi dünyadır. Bunun böyle olması akla ve ilme uygundur. Çünkü: Semada milyarlarca Galaksi vardır. Her bir yıldız bir Galaksidir. Zira bizden milyarlarca ışık yılı uzak oldukları için 300 milyon veya milyar güneş sisteminden oluşan bir galaksi topluluğunu biz ancak bir yıldız gibi görmekteyiz. Bizim güneş sisteminin içinde bulunduğu galaksinin adı “Samanyolu Galaksisi”dir. Sadece bizim Samanyolu Galaksisinde 300 bin güneş sistemi vardır. Galaksimizin biri ucundan diğer ucuna uzaklığı 300 bin ışık yılıdır. Bir ışık yılı= 300.000 kms x 60 saniye x 60 dakika x 24 saat x 365 gün = Bir Işık yılıdır. Bir ışık yılı toplam 9.460.800.000.000 km dir. Yani 9 trilyon 460 milyar, 800 milyon km uzaklıktır. Bir de bunu 300.000.000 ışık yılı ile çarparsanız bizim galaksimizin büyüklüğünü çıkarırsınız. İşte gördüğümüz her bir yıldız böyle bir galaksidir. Biz galaksimizin dışına çıkmamız mümkün olmadığı gibi boyutu çok sınırlı olan Güneş Sistemimizin dışına dahi çıkamayız. Dünyadan 450.000 km uzakta olan aya çıktık diye övünüyoruz.İmdi Kur’an-ı Kerim buyurur ki “Allah yedi gök ve yedi yer yaratılmıştır ve vardır.” Bu durumda kainatta milyarlarca galaksi içinde küremize benzer yedi arzın bulunması akla uygundur, Kur’an ayetine de uygundur. Ancak o kürelerdeki hayat şartları bizim dünyamıza benzemeyebilir. Sonra olsa da bizi ilgilendirmez. Allah her şeye kadirdir.


  3. 21.Haziran.2012, 22:09
    2
    Hadimul Müslimin



    Kur’ân-ı Kerim Cebrail (as) tarafından peygamberimize ayet ayet, sure sure tenzil ediliyordu. Cebrail (as) indirilen ayetlerin yerlerini de belirtiyor ve “bu ayetler falan surenin filan ayetleridir” diyordu. Peygamberimiz (sav) o şeklide sahabelerine yazdırıyordu. Sonra bu tertip üzere ezberleniyor ve namazlarda okunuyor ve Ramazan ayında mukabelelerde bu tertip üzere okunarak tespit ediliyordu. Peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) arz ediyor, Cebrail (as) son Ramazan ayında iki defa Kur’ânı baştan sona peygamberimize okudu ve peygamberimiz (sav) Cebrail’e (as) okudu. Böylece bu günkü şekli ile Sureler ve ayetlerin tertibi yapılmış oldu. Peygamberimiz (sav) Cebrail’in (as) teyidini aldıktan sonra mescitte sahabelere okuyor ve onların okumalarını dinliyordu. Kâtip sahabelerden Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Abdullah b. Mesut, Hz. Abdullah b. Abbas ve daha başka sahabelerin ellerinde yazılı Mushaflar vardı. Sonra Hz. Ebubekir (ra) zamanında Hz. Zeyd b. Sabit (ra) başkanlığındaki heyet tüm bu nüshaları toplayarak günümüzdeki şekli ile ve tertip sırası ile bir kitap haline getirdi. Topladığı tüm diğer nüshaları imha ederek tamamlanmış oldu. Bu gün okuduğumuz Kur’ân o günkü toplanan” Ana Kitapta” olduğu gibidir.Risale-i Nur Kur’ân-ı Kerimin bu zaman insanına mesajı olduğu için Risalelerin yazılması ve tertibi de “Sünuhat ve ilham” iledir. Bediüzzaman talebelerine yazdığı mektuplarda “Bu risaleyi falan kitabı filan yerine koyunuz” demektedir. Bazı mektupların yeri bu nedenle boş kalmış, bir hikmete binaen te’lif edilmemiştir. (25. Mektup gibi)Bunun hikmeti şudur. Kur’ânı Kerim Levh-i Mahfuzdan Kadir Gecesinde Dünya semasına “Beytü’l-İzzeye” toptan inzal edilmiş ve Cebrail’e (as) teslim edilmiştir. Cebrail’in (as) adı bu nedenle “Cibril-i Emin”dir. Sonra yine Allah’ın emri ile “Nüzul Sebepleri” tahtında, ihtiyaca göre peygamberimize (sav) “Tenzil” edilmiştir. İnzal toptan, tenzil ayet ayettir. 23 senede tamamlanmıştır. Kur’an-ı Kerim ezelde, Allah’ın ilminde, Allah’ın kaderinde ve Levh-i Mahfuzda nasılsa öyledir. Hiçbir değişikliği kimsenin yapması mümkün değildir. Çünkü Allah onun için “Kur’anı biz indirdik, biz koruyacağız” (Hicr, 15:9) diye vaat etmiştir. Diğer kitaplara Allah’ın böyle bir vaadi olmadığı için o kitaplara insanlar tahrif etmişlerdir. Tabi ki Allah sebeplerle koruyacaktır. Bu sebepler ise hafızlar, alimler ve mücedditlerdir. Kur’an-ı Kerim Vahiydir ve Allah kelamıdır. Cebrail (as) peygamberimize getirmiş, peygamberimiz (sav) de biz insanlara tebliğ etmiştir. İnsanlık da Kur’âna inanan ve inanmayanlar olmak üzere ikiye ayrılmış ve imtihan başlamıştır. Kur’ana inananlar ve hizmet edenler ona hizmeti ölçüsünde onunla şereflenmiş, karşı çıkanlar da çıkmaları derecesinde cehennemi hak etmektedirler.Kur’ânın her asra hitabı da o asrım müceddidine “İlham ve Sünuhat” şeklinde tenzil edilmekte ve o asrın hastalıklarına deva, dertlerine çare olmakta ve imtihan devam etmektedir. Bu husus Kıyame Suresindeki şu ayetlerle bize haber verilmektedir.“Ya Muhammed! Kur’ânı ezberlemek için dilini hareket ettirerek acele etme. Cebrail’in sana okuduğunu dinle. O vahyi kalbine yerleştirmek ve sana okutturmak bize aittir. Cebrail sana okuyunca onu dinle ve okuyuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da bize aittir.” (Kıyame, 75:16-19)Ayette peygamberimizin (sav) Kur’ân-ı Kerim ile ilgili açıklamalarının da Allah tarafından öğretildiği anlatılır. Nitekim Namaz kıl, Zekât ver, Hac et, cihat yap” gibi emirlerin nasıl uygulanacağı peygamberimize yine Cebrail (as) tarafından “Peygamber ilhamı” şeklinde öğretilmiş, peygamberimiz (sav) de sahabelerine öğretmiş ve uygulayarak göstermiştir. Peygamberimize (sav) iki şey verilmiştir. Biri ilim, diğeri hikmet. Peygamber insanlara “İlim ve hikmet” öğretirler. İlim Vahiyle gelen Kitaptır. Hikmet ise ilham ile gelen “Sünnet ve Hadistir.” (Bakara, 2:129, 151, 231)Peygamberimiz (sav) den sonra her asırda o asrın ortaya çıkardığı problemlere deva ve çare olacak ve yol gösterecek olan Kur’anın o asra mesajı Allah’tan en çok korkan, Allah’a en çok tevekkül eden ve ilhama mazhar olmaya layık olan “Mücedditlerin” kalbine ilham yoluyla öğretilir, onlar da kitaplarına yazarak ümmete öğretirler. Bu nedenle mücedditlerin kitapları vardır. Onlar tarikat ve tasavvuf yoluyla değil, İlim ve Hikmet yoluyla insanlığa rehberlik ederler. Asrımızda İlham ve Sünuhat ile Kur’ânın çağımıza ve kıyamete kadar mesajı Bediüzzaman’a ilham, ihtar, sünuhat ile yazdırılan Risale-i Nurlardır. Bunun için Bediüzzaman “Risale-i Nur benim malım değil, Kur’anın malıdır” demektedir. Bütün bunların hepsi Allah’ın insanlığa merhameten yol göstermesi ve onları cennete, saadet-i ebediyeye davet etmesi içindir. Kim bu yola girerse o cennete gider. “Sırat-ı Müstakim” bir yoldur ve caddedir. Bu cadde bu zamanda Risale-i Nurun açtığı ve gösterdiği herkesin gidebileceği en geniş Kur’an Caddesidir. **Sual: Birde üstat hazretlerinden önce gelen diğer mücettitlerin sıralaması nasıl üstadın mehdiyetine işaret çok ama hadiste 13. nün son olduğu yani mehdi olduğu belirtiliyor demişlerdi ben böyle bir hadise rastlamadım aslı var mı acaba?Cevap: Peygamberimiz (sav) “Tamamı Kureyşten olan 12 recul imam gelmeyince kıyamet kopmaz” (Müslim, İmare, 5,6,7,8) buyurmuştur. Recul imam demek, erkek müceddit demektir. O mücedditler de her asır başında gelecektir. (Ebu Davud, Melahim, 1) Bunların hepsi de Kureyşt’en ve peygamberimizin (sav) soyundandır ki peygamberimiz (sav) “ehl-i beytimden” buyurarak bunu ifade etmiştir. (Suyuti, Tahaddüs-ü bi-Nimetillah, 11:216)Şüphesiz Hulefa-i Raşidin hem dini hem dünyayı beraber adilane idare ettiler. Bu 30 yıl devam etti. Sonra din ve dünya işleri Hilafet ve Saltanat olarak birbirinden ister istemez ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Peygamberimiz (sav) “Benden sonra hilafet 30 senedir. Sonra emirler gelir, daha sonra ise ısırıcı saltanata dönüşür” buyurmuşlardı. Aynen öyle oldu. Çünkü Asr-ı Saadeti oluşturan seçkin sahabe topluluğu azaldı ve Medine’ye münhasır kaldı. Toplum yeni kültürlerin karışması ile beraber bozuldu. Hilafet manevi olarak temsil edilmeye başlandı. Hz. Ali (ra) ve Hz. Hasan (ra) her ne kadar “Şeriat-ı İslamiye” kılıncı ile Saltanat ve Irkçılığın istibdadına karşı mücadele etti iseler de zaman ve toplum istibdada kuvvet verdi. Dini de saltanat ve ırk gücü ile kuvvetlendireceğiz aldatmacası ile din ikinci, üçüncü plana atıldı, “Adalet-i Mahza” da yerini “Adalet-i İzafiye” ye terk etti. Saltanat kendini korumak için dini de dünyaya ve saltanata alet etmeye başladı. Bunun üzerine Hilafet makamını temsil işi “Ehl-i Beytin” imamlarına kaldı. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Peygamber sizden hiçbir ücret taleb etmez; ancak yakınlarına sevgi ve muhabbet etmenizi bekler” ayeti ile “Ben size iki şey bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beytim” hadisi hilafetin manevi olarak devam edeceğine ima ve işaret etmektedir. Yani dini ayakta tutan ve sünneti koruyan ulema ki, bunların başında Mücedditler ve Müçtehidler silsilesi gelmektedir. Şia kaynaklarında “On iki imam gelecek” olan hadisin manası Allahu A’lem budur. “Her yüzyılda bir imam geleceğine göre” “On iki imam gelecek ve on üçüncü olarak da Mehdi ile dini temsil eden “Hilafet-i Maneviye” tamam olacak demektir. Yoksa İmamiye’nin hurafevari, “Gaib İmam” görüşü çok tekellüflü tevillere konu olmaktadır.

    Bu hadisten Hilafet-i Hakikiye ve manevi saltanatın mümessilleri olan ve Ehl-i Beyti temsil eden Al-i İbrahim gibi Al-i Rasülden gelen ve ümmetin her namazda okuması vacip olan meşhur salâvat “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin kema salleyte ala seyyidina İbrahim” duasına mahzar Mücedditler silsilesi anlaşılmalıdır. Yüce Allah her yüz senede bir müceddid-i din göndererek peygamberlerden sonra “Ben-i İsrail’in peygamberleri gibi olan” asrın imamından dünyayı mahrum bırakmamıştır. Zira “Karıncayı emirsiz, arıları yasubsuz bırakmayan” yüce Allah’ın âdeti böyle cereyan ediyor. İnsanlığı da halifesiz bırakmıyor. Ümmetin istikametini onlar ile tayin ediyor. Onları tanıyan ve itaat edenler necat bulurken, tanımadığını ve kabul etmediğini onlar ile mücadele ederek geçirenler de “Cahiliye ölümü ile ölüyor.” Nihayet bu durum son müceddit olan ve Hz. İsa (as) ile beraber küfr-ü mutlak ile mücadele edecek olan ve ehl-i beytin silsile-i nuranisinden gelen Mehdi de nihayet buluyor. Onun gelmesi ile dini temsil eden halifeler dönemi de tamamlanmış olur. Zira onun ilmi ile ortaya koyduğu Kur’an Tefsiri “Kur’anın son mucize-i maneviyesi” olur. Onu da insanlar dinlemezler ise kıyamet kopacak demektir. Çünkü ondan sonra başka müceddit gelmeyecektir. Her şeyin bir sonu olduğu gibi mücedditlerin sonu da Mehdi olacaktır. 13. Asrın imamı ve müceddidi Mehdi-i Al-i Resuldür. O da 13 asrın başında durup insanları camiye davet ediyorum diyen Bediüzzaman Said Nursidir. (ra)
    **Soru:
    Son olarak da İşaratu’l-İ’caz yeni basım sayfa 392de (yeni asya) yedi küre diye bir tabir var bunlardan kasıt gezegen midir ki onlar 7 değil tam olarak kastedilen nedir?
    Cevap: Yedi Küreden maksat dünyamız gibi hayat şartlarını taşıyan yedi dünyadır. Bunun böyle olması akla ve ilme uygundur. Çünkü: Semada milyarlarca Galaksi vardır. Her bir yıldız bir Galaksidir. Zira bizden milyarlarca ışık yılı uzak oldukları için 300 milyon veya milyar güneş sisteminden oluşan bir galaksi topluluğunu biz ancak bir yıldız gibi görmekteyiz. Bizim güneş sisteminin içinde bulunduğu galaksinin adı “Samanyolu Galaksisi”dir. Sadece bizim Samanyolu Galaksisinde 300 bin güneş sistemi vardır. Galaksimizin biri ucundan diğer ucuna uzaklığı 300 bin ışık yılıdır. Bir ışık yılı= 300.000 kms x 60 saniye x 60 dakika x 24 saat x 365 gün = Bir Işık yılıdır. Bir ışık yılı toplam 9.460.800.000.000 km dir. Yani 9 trilyon 460 milyar, 800 milyon km uzaklıktır. Bir de bunu 300.000.000 ışık yılı ile çarparsanız bizim galaksimizin büyüklüğünü çıkarırsınız. İşte gördüğümüz her bir yıldız böyle bir galaksidir. Biz galaksimizin dışına çıkmamız mümkün olmadığı gibi boyutu çok sınırlı olan Güneş Sistemimizin dışına dahi çıkamayız. Dünyadan 450.000 km uzakta olan aya çıktık diye övünüyoruz.İmdi Kur’an-ı Kerim buyurur ki “Allah yedi gök ve yedi yer yaratılmıştır ve vardır.” Bu durumda kainatta milyarlarca galaksi içinde küremize benzer yedi arzın bulunması akla uygundur, Kur’an ayetine de uygundur. Ancak o kürelerdeki hayat şartları bizim dünyamıza benzemeyebilir. Sonra olsa da bizi ilgilendirmez. Allah her şeye kadirdir.





+ Yorum Gönder