Konusunu Oylayın.: Farzlardan Taviz Verilebilir mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Farzlardan Taviz Verilebilir mi?
  1. 19.Haziran.2012, 17:43
    1
    Misafir

    Farzlardan Taviz Verilebilir mi?






    Farzlardan Taviz Verilebilir mi? Mumsema Farzlardan Taviz Verilebilir mi?


  2. 19.Haziran.2012, 17:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Haziran.2012, 22:09
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Farzlardan Taviz Verilebilir mi?




    Peygamberimiz (sav) Allah’ın dinini uygulamakla yükümlüdür. Allah’ın farz ve haramlarında ve uyguladığı cezaları değiştirme yetkisi yoktur. Mekke’nin fethinden sonra din tamamlanmaya başlamıştır. Mekke’nin fethinden önce verilen ruhsatlar ortadan kalkmıştır. Bu nedenle peygamberimiz Kureyş’in ileri gelenlerinden Fatıma adında bir kadının hırsızlıktan yakalanması üzerine Allah’ın kısas emri gereği “Elinin kesilmesine hükmetmiş” kendisine bu konuda yapılan ricaları “Kızım Fatıma da olsa elini keserdim” diye taviz verilemeyeceğini kesin bir dille ifade etmiştir.Ancak din tamamlanmadan önce tedricilik metodu gereği bazı ruhsatlar yine Allah tarafından verilmiştir. Bu nedenle biri çıkıp “Kat kat faiz almayın” ayetinin hükmünü uygulayarak “Ben sadece faiz alıyorum, kat kat almıyorum, öyle ise Kur’âna göre bu bana helaldir” diyemez. Aynı şekilde bi’setin onuncu senesine kadar nafile olarak sabah akşam namaz kılınıyordu. Miraçtan sonra beş vakit farz kılındı. Şimdi biri çıkıp ben peygamberimizin beş vakit namaz farz kılınmadan önceki uygulamasını esas alarak sabah akşam ikişer rekat namaz kılarak Allah’ın namaz emrine uyarım veya bu konuda yeni Müslüman olana ruhsat veririm diyemez. Zira önceki hükümler nesholmuş ve yürürlükten kalkmıştır. Bu durumda yeni hükmü kabul etmemek Allah’a ve Rasülüne isyandır. Bu isyanına Kur’andan ve hadisten delil bulmak ise batıldır.Peygamberimiz (sav) söz konusu hadiste “namaz kılmana gerek yok dilin Allah’ı zikretsin yeterlidir” dememiş, bilakis “Ben farzlar dışında da Allah’a ibadet etmek istiyorum, ama diğer nafile ibadetler bana ağır geliyor ne tavsiye edersin” diyen sahabesine “Dilin daima Allah’ı zikreder halde olsun. Bu sana nafile ibadet olarak yeter” demek istemiştir. Nitekim Tirmizi bu hadisin geçtiği babın başlığını “Dil daima Allah’ı hatırlayarak ıslak kalmalı” şeklinde atmıştır.Hadis ise şöyledir:3375- Abdullah b. Büsr (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! İslamın nafile ibadetleri bana ağır geldi, devamlı yapabileceğim bir şey ver ki ona sarılayım” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dilin devamlı olarak Allah’ı hatırlayarak ıslak kalmalı.” (Tirmizi, Daavat, 4; İbn Mâce, Edeb: 27)Peygamberimiz (sav) Sakif heyetinin beş vakit namaz kılınmaması şartı hariç diğer taleplerini kabul etmiştir. (Müsned-i Ahmed, 4:218) Beş vakit namaz konusunda taviz vermemiştir. Onların taleplerinin ne oldu belli değildir. Talepleri belki de verginin azaltılması ve bazı siyasi imtiyazlar ve sosyal hak ve taleplerdir. Yoksa “zekât vermeyiz, namaz kılmayız, savaşa gelmeyiz” gibi dini talepler değil. Nitekim Hz. Ebubekir (ra) “Taiflilerin zekât vermeyiz” talebine Hz. Ömer gibi bir sahabenin aracı olmasına dahi sinirlenerek “Bir oğlağı dahi esirgerlerse onlara savaş açarım” diye kesin bir dille reddetmiştir.


  4. 21.Haziran.2012, 22:09
    2
    Hadimul Müslimin



    Peygamberimiz (sav) Allah’ın dinini uygulamakla yükümlüdür. Allah’ın farz ve haramlarında ve uyguladığı cezaları değiştirme yetkisi yoktur. Mekke’nin fethinden sonra din tamamlanmaya başlamıştır. Mekke’nin fethinden önce verilen ruhsatlar ortadan kalkmıştır. Bu nedenle peygamberimiz Kureyş’in ileri gelenlerinden Fatıma adında bir kadının hırsızlıktan yakalanması üzerine Allah’ın kısas emri gereği “Elinin kesilmesine hükmetmiş” kendisine bu konuda yapılan ricaları “Kızım Fatıma da olsa elini keserdim” diye taviz verilemeyeceğini kesin bir dille ifade etmiştir.Ancak din tamamlanmadan önce tedricilik metodu gereği bazı ruhsatlar yine Allah tarafından verilmiştir. Bu nedenle biri çıkıp “Kat kat faiz almayın” ayetinin hükmünü uygulayarak “Ben sadece faiz alıyorum, kat kat almıyorum, öyle ise Kur’âna göre bu bana helaldir” diyemez. Aynı şekilde bi’setin onuncu senesine kadar nafile olarak sabah akşam namaz kılınıyordu. Miraçtan sonra beş vakit farz kılındı. Şimdi biri çıkıp ben peygamberimizin beş vakit namaz farz kılınmadan önceki uygulamasını esas alarak sabah akşam ikişer rekat namaz kılarak Allah’ın namaz emrine uyarım veya bu konuda yeni Müslüman olana ruhsat veririm diyemez. Zira önceki hükümler nesholmuş ve yürürlükten kalkmıştır. Bu durumda yeni hükmü kabul etmemek Allah’a ve Rasülüne isyandır. Bu isyanına Kur’andan ve hadisten delil bulmak ise batıldır.Peygamberimiz (sav) söz konusu hadiste “namaz kılmana gerek yok dilin Allah’ı zikretsin yeterlidir” dememiş, bilakis “Ben farzlar dışında da Allah’a ibadet etmek istiyorum, ama diğer nafile ibadetler bana ağır geliyor ne tavsiye edersin” diyen sahabesine “Dilin daima Allah’ı zikreder halde olsun. Bu sana nafile ibadet olarak yeter” demek istemiştir. Nitekim Tirmizi bu hadisin geçtiği babın başlığını “Dil daima Allah’ı hatırlayarak ıslak kalmalı” şeklinde atmıştır.Hadis ise şöyledir:3375- Abdullah b. Büsr (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! İslamın nafile ibadetleri bana ağır geldi, devamlı yapabileceğim bir şey ver ki ona sarılayım” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dilin devamlı olarak Allah’ı hatırlayarak ıslak kalmalı.” (Tirmizi, Daavat, 4; İbn Mâce, Edeb: 27)Peygamberimiz (sav) Sakif heyetinin beş vakit namaz kılınmaması şartı hariç diğer taleplerini kabul etmiştir. (Müsned-i Ahmed, 4:218) Beş vakit namaz konusunda taviz vermemiştir. Onların taleplerinin ne oldu belli değildir. Talepleri belki de verginin azaltılması ve bazı siyasi imtiyazlar ve sosyal hak ve taleplerdir. Yoksa “zekât vermeyiz, namaz kılmayız, savaşa gelmeyiz” gibi dini talepler değil. Nitekim Hz. Ebubekir (ra) “Taiflilerin zekât vermeyiz” talebine Hz. Ömer gibi bir sahabenin aracı olmasına dahi sinirlenerek “Bir oğlağı dahi esirgerlerse onlara savaş açarım” diye kesin bir dille reddetmiştir.





+ Yorum Gönder