Konusunu Oylayın.: Şeriat nedir, ne değildir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şeriat nedir, ne değildir?
  1. 19.Haziran.2012, 17:38
    1
    Misafir

    Şeriat nedir, ne değildir?

  2. 21.Haziran.2012, 12:45
    2
    DangeR
    bir mum ışığı

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Mart.2011
    Üye No: 85439
    Mesaj Sayısı: 1,038
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11
    Yaş: 29

    Cevap: Şeriat nedir, ne değildir?




    Aziz ve muhterem Müslümanlar!

    Şeriat Allah'ın koyduğu, inanılmasını ve yaşanmasını emrettiği i'tikadî, içtimaî, iktisadî, hukukî ve ahlâkî kanunların bütünüdür.

    Yâni şeriat İslâm'dır. Kur'ân'dan ve hadislerden çıkan hayat nizamıdır. Ezelden gelmiş, ebede gidecektir.

    Şeriat Allah Resulü'nün insanlığa getirdiği rahmet, adalet, merhamet, şefkat, huzur ve saadettir.

    Dünyayı ve insanı yaratan Rabbü'l-Âlemîn'in her zamanın ihtiyacına cevap verecek genişlik ve zenginlikte değişmez İlahî kanunlarıdır. Şeriat mü'minler için kurtuluş reçetesidir. Onu ilk tatbik eden Allah Resulü, insanlık tarihine misli olmayan bir asr-ı saadet yaşatmıştır.

    Râşit halifelerin o güzel idareleri, Hz. Ömer'in (ra) o parlak adalet örnekleri şeriatın eseridir.

    Emevîler ve Abbasîler şeriatın kanunlarına riayet ettikleri nisbette ayakta durabilmişlerdir. Selçuklular ve Osmanlılar şeriat-ı İslâmiyeye uydukları kadar hâkimiyyet sürebilmişlerdir.

    Avrupa'ya yönelip şeriattan ellerini gevşetince koca Osmanlı Devleti temelden sarsılmaya yüz tutmuş ve düşmanların istediği gibi yıkılmıştır. Zira İslâm düşmanları ulu çınarı devirmek için onun kökü ve temeli olan İslâm şeriatından ayırmaya, uzaklaştırmaya, içten ve dıştan asırlarca çalıştılar ve maalesef muvaffak oldular.

    Kökleri çürümüş ağaç yaşamaz. Temeli yıpratılmış bir bina uzun ömürlü olmaz. Devletler İlâhî bir nizam üzerine oturtulmazsa çabuk yıkılır. Beşerin kanunları da beşer gibi fânidir, ölür. Allah'ın kanunları bâkîdir. Ona dayanan devletler yıkılmaz. Mukadder olan eceli gelinceye kadar yaşar.

    Bugünkü devletimizin bu kadar yaşayabilmesi de yine din ve dindarlar sayesindedir. Yoksa dinsiz devlet yasayamaz. Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de ferman ediyor: "Seni din konusunda bir şeriatın üzerinde görevli kıldık. Artık ona uy! Bilmezlerin arzularına uyma! Muhakkak Allah indinde hak din Islâmiyettir, yâni şeriattır."

    Aziz kardeşlerim!

    Şeriat-ı Ahmediye'nin (sav) kaldırılmasını isteyenlerin maksatları bilerek veya bilmeyerek devlet binasının temelini yıpratmak, kısa zamanda kendi kendine çökmesini sağlamaktı. Fakat muvaffak olamadılar! Milletimiz şahlandı, Kur'ân'ın etrafında toplandı. Anadolu'da îman hizmeti inkişafa başladı. Diniyle diyanetiyle, mektebiyle medresesiyle, vatanın her tarafına yayıldı. îman nuru, Kur'ân'ın yüksek sadası, dünyanın her kıtasında duyulmaya başladı. Din düşmanları geri çekilmek zorunda kaldılar. Çünkü "İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez! Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz! Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar."

    Şeriatı kötülemekle bütün Müslümanların nefretini kazanan zâlimler müstahak oldukları akıbeti bulacaklardır. Biz onlara da Allah'tan hidayet istiyoruz. Allah nurunu tamamlayacaktır, münkirler istemeseler de! Hâkimiyet Kur'ân'ın olacaktır, kâfirler hoş görmeseler de!

    Kur'ân hizmetkârı Bediüzzaman hazretleri diyor ki: "Şeriat-ı garrâ, kelâm-ı ezelîden geldiğinden ebede gidecektir. Nefs-i emmârenin is-tibdâd-ı rezîlesinden selâmetimiz, İslâmiyet'e istinat iledir. O hablü'l-metine temessük iledir. Ve haklı hürriyetten hakkıyla istifade etmek îmandan istimdad iledir. Zira Sâni-i Âlem'e hakkıyla abd ve hizmetkâr olanın halka ubudiyyete tenezzül etmemesi gerektir.

    Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekberle mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediyye ile tahalluk ve sün-net-i nebeviyeyi ihya ile muvazzaftır."

    Şu veciz cümleler şeriatın nereden geldiğini, ümmet-i Muham-med'in zulüm ve zarardan nasıl kurtulacağım Allah'a kul olanların kula kulluk yapamayacaklarını, İslâmiyet'i yaşayarak sünnet-i Ahmedi-ye'yi ihya ile vazifeli olduğumuzu ifade etmektedir.

    Osmanlı Devleti'nin son zamanlarından beri dillerde dolaşan bir kelime var: Şeriat... Bu kelimenin mânâsını tam olarak bilmeyen bir kısım kimseler onu zararlı birşeymiş gibi gösteren münafıklara aklanarak Müslüman oldukları halde şeriata karşı tavır alıyorlar. Halbuki din ve şeriat hem mânâ, hem de muhteva bakımından aynıdır. Şeriatı baş kesen, kol kesen bir cellat gibi göstermek din düşmanlarının işidir. Şeriat âlemlere rahmet olarak gelmiştir. Ecdadımız ne güzel ifade etmiş: "Şeriatın kestiği parmak acımaz!"

    Bu vatanı idare edenlere de şunu hatırlatmak istiyoruz: İlim asrında yaşıyoruz. Herşeye ilim ve îman gözüyle bakmalısınız. Muvaffak olmak istiyorsanız, Allah'ın kanunları olan İslâm şeriatına uygun hareket ediniz. Yoksa hiçbir hayırlı işte muvaffak olamazsınız! Çalışmalarınız, emekleriniz boşa gider. Millete ve memlekete bilmeyerek zarar vermiş olursunuz!




  3. 21.Haziran.2012, 12:45
    2
    DangeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bir mum ışığı



    Aziz ve muhterem Müslümanlar!

    Şeriat Allah'ın koyduğu, inanılmasını ve yaşanmasını emrettiği i'tikadî, içtimaî, iktisadî, hukukî ve ahlâkî kanunların bütünüdür.

    Yâni şeriat İslâm'dır. Kur'ân'dan ve hadislerden çıkan hayat nizamıdır. Ezelden gelmiş, ebede gidecektir.

    Şeriat Allah Resulü'nün insanlığa getirdiği rahmet, adalet, merhamet, şefkat, huzur ve saadettir.

    Dünyayı ve insanı yaratan Rabbü'l-Âlemîn'in her zamanın ihtiyacına cevap verecek genişlik ve zenginlikte değişmez İlahî kanunlarıdır. Şeriat mü'minler için kurtuluş reçetesidir. Onu ilk tatbik eden Allah Resulü, insanlık tarihine misli olmayan bir asr-ı saadet yaşatmıştır.

    Râşit halifelerin o güzel idareleri, Hz. Ömer'in (ra) o parlak adalet örnekleri şeriatın eseridir.

    Emevîler ve Abbasîler şeriatın kanunlarına riayet ettikleri nisbette ayakta durabilmişlerdir. Selçuklular ve Osmanlılar şeriat-ı İslâmiyeye uydukları kadar hâkimiyyet sürebilmişlerdir.

    Avrupa'ya yönelip şeriattan ellerini gevşetince koca Osmanlı Devleti temelden sarsılmaya yüz tutmuş ve düşmanların istediği gibi yıkılmıştır. Zira İslâm düşmanları ulu çınarı devirmek için onun kökü ve temeli olan İslâm şeriatından ayırmaya, uzaklaştırmaya, içten ve dıştan asırlarca çalıştılar ve maalesef muvaffak oldular.

    Kökleri çürümüş ağaç yaşamaz. Temeli yıpratılmış bir bina uzun ömürlü olmaz. Devletler İlâhî bir nizam üzerine oturtulmazsa çabuk yıkılır. Beşerin kanunları da beşer gibi fânidir, ölür. Allah'ın kanunları bâkîdir. Ona dayanan devletler yıkılmaz. Mukadder olan eceli gelinceye kadar yaşar.

    Bugünkü devletimizin bu kadar yaşayabilmesi de yine din ve dindarlar sayesindedir. Yoksa dinsiz devlet yasayamaz. Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de ferman ediyor: "Seni din konusunda bir şeriatın üzerinde görevli kıldık. Artık ona uy! Bilmezlerin arzularına uyma! Muhakkak Allah indinde hak din Islâmiyettir, yâni şeriattır."

    Aziz kardeşlerim!

    Şeriat-ı Ahmediye'nin (sav) kaldırılmasını isteyenlerin maksatları bilerek veya bilmeyerek devlet binasının temelini yıpratmak, kısa zamanda kendi kendine çökmesini sağlamaktı. Fakat muvaffak olamadılar! Milletimiz şahlandı, Kur'ân'ın etrafında toplandı. Anadolu'da îman hizmeti inkişafa başladı. Diniyle diyanetiyle, mektebiyle medresesiyle, vatanın her tarafına yayıldı. îman nuru, Kur'ân'ın yüksek sadası, dünyanın her kıtasında duyulmaya başladı. Din düşmanları geri çekilmek zorunda kaldılar. Çünkü "İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez! Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz! Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar."

    Şeriatı kötülemekle bütün Müslümanların nefretini kazanan zâlimler müstahak oldukları akıbeti bulacaklardır. Biz onlara da Allah'tan hidayet istiyoruz. Allah nurunu tamamlayacaktır, münkirler istemeseler de! Hâkimiyet Kur'ân'ın olacaktır, kâfirler hoş görmeseler de!

    Kur'ân hizmetkârı Bediüzzaman hazretleri diyor ki: "Şeriat-ı garrâ, kelâm-ı ezelîden geldiğinden ebede gidecektir. Nefs-i emmârenin is-tibdâd-ı rezîlesinden selâmetimiz, İslâmiyet'e istinat iledir. O hablü'l-metine temessük iledir. Ve haklı hürriyetten hakkıyla istifade etmek îmandan istimdad iledir. Zira Sâni-i Âlem'e hakkıyla abd ve hizmetkâr olanın halka ubudiyyete tenezzül etmemesi gerektir.

    Herkes kendi âleminde bir kumandan olduğundan, âlem-i asgarında cihad-ı ekberle mükelleftir. Ve ahlâk-ı Ahmediyye ile tahalluk ve sün-net-i nebeviyeyi ihya ile muvazzaftır."

    Şu veciz cümleler şeriatın nereden geldiğini, ümmet-i Muham-med'in zulüm ve zarardan nasıl kurtulacağım Allah'a kul olanların kula kulluk yapamayacaklarını, İslâmiyet'i yaşayarak sünnet-i Ahmedi-ye'yi ihya ile vazifeli olduğumuzu ifade etmektedir.

    Osmanlı Devleti'nin son zamanlarından beri dillerde dolaşan bir kelime var: Şeriat... Bu kelimenin mânâsını tam olarak bilmeyen bir kısım kimseler onu zararlı birşeymiş gibi gösteren münafıklara aklanarak Müslüman oldukları halde şeriata karşı tavır alıyorlar. Halbuki din ve şeriat hem mânâ, hem de muhteva bakımından aynıdır. Şeriatı baş kesen, kol kesen bir cellat gibi göstermek din düşmanlarının işidir. Şeriat âlemlere rahmet olarak gelmiştir. Ecdadımız ne güzel ifade etmiş: "Şeriatın kestiği parmak acımaz!"

    Bu vatanı idare edenlere de şunu hatırlatmak istiyoruz: İlim asrında yaşıyoruz. Herşeye ilim ve îman gözüyle bakmalısınız. Muvaffak olmak istiyorsanız, Allah'ın kanunları olan İslâm şeriatına uygun hareket ediniz. Yoksa hiçbir hayırlı işte muvaffak olamazsınız! Çalışmalarınız, emekleriniz boşa gider. Millete ve memlekete bilmeyerek zarar vermiş olursunuz!







+ Yorum Gönder