Konusunu Oylayın.: Takvayı ve Sünneti Korumak nasıl olmalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Takvayı ve Sünneti Korumak nasıl olmalı?
  1. 19.Haziran.2012, 17:35
    1
    Misafir

    Takvayı ve Sünneti Korumak nasıl olmalı?

  2. 22.Haziran.2012, 00:26
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Takvayı ve Sünneti Korumak nasıl olmalı?




    Takvayı ve Sünneti Korumak

    Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Risale-i Nurlar” ile bid’at ve dalalet fırkalarının dini tahrif etmelerine karşı Kur’an-ı Kerimi tefsir ederek “Asr-ı Saadet”te olduğu gibi takva, azimet ve sünnet-i seniyeyi muhafaza etme vazifesi ile muvazzaftır. Bu nedenle sadece ehl-i dalaletin dine olan hücumları yanında iyi niyetle “din kolaylıktır” diye güya dini sevdirme fikri altında ruhsat-ı şer’iyeyi perde yaparak pek çok bid’aları, yani dinde olamayan adet ve ibadetleri dine dâhil edenlerle de mücadele etme vazifesi ile muvazzaftır.
    Risale-i Nurun haslarına ve hasların hasları olan erkân ve esasları olan Nur Talebelerine yazdığı bir mektubunda Bediüzzaman “Risaletü’n-Nur hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaletü’n-Nur’dadır. Evet, on beş sene yerine on beş haftada Risaletü’n-Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye isal eder” buyurarak içerisinde pek çok ruhsat ve bidat bulunan kitaplarla meşgul olmanın yanlışlığına dikkatlerini çekmiştir.

    Hakaık-i İslamiye denen dine ve imana ait hakikatleri gerçek manada öğrenmek için Risale-i Nurlar yeterlidir. Bu nedenle bilgi kirliliği ve kafaları karıştıracak pek çok düşünce ve fikir anarşisi içinde Nur Talebeleri Risale-i Nurlara kanaat etmeleri lazım ve elzemdir ki hem kendi imanlarını kurtarsın hem de başkalarının imanın güç verebilsin.

    Bediüzzaman bu zamanın ulemasının yeni eserlerindeki mesleklerinin Risale-i Nurun “İmanı Kurtarama ve Kuvvetlendirme” mesleğine aykırı meslek ve meşrepleri takip ettikleri için bu zamanın bid’alarına fetva verecek şekilde yazıldığı için zındıkaya zemin hazırlarlar. Bunların başında hatt-ı Kur’ânın yerine Latin harflerinin kabulüne fetva vermeleri gelmektedir. Bediüzzaman onların eserlerini okuyanları ikaz eder.

    Risale-i Nurun mesleği tahrip değil, tamirdir. Bu nedenle tahribe sebep olacak olan kitapları okuyup onlara yardımcı olmaya hiç gerek yoktur. Onların mesleklerinde elbette bizim malımız olan pek çok hakikatler vardır ve onları neşretmek için bize ihtiyaçları yoktur. Biz Risale-i Nurlar ile “İman Hizmeti”ni en güzel şekilde yapmakla yükümlüyüz. Bu hizmete zarar verecek şekilde onlarla meşgul olmanın yararı yoktur. Zira onlarla meşguliyet çok mühim olan iman hizmetine zarar verir.

    İman hizmeti “İman, hayat ve şeriatı” ve “siyaseti, diyaneti ve saltanatı” kapsar. Zira hepsi imana bağlıdır. İman düzgün olursa onlar da düzelir. İman bozuk olursa onlar da bozuk ve noksan olur.

    Günümüz şartlarında Müslümanların çoğu İslam’ın emir ve yasaklarından uzaklaşmıştır. Bazı fikir ve düşünce akımları dini sevdireceğiz diye laubalilere ruhsatları, bidalara müsaadekar reformist görüşleri tervic ediyorlar. Dinde daha çok laubaliliğe ve ibadetten uzaklaşmaya sebep oluyorlar. Bediüzzaman ise “Labubaliler ruhsatlarla okşanılmaz, azimetlerle şiddetle ikaz edilirler. (Mektubat, 2004, s.809) buyurur. Cehennem azabı ile tehdit edilirler. İmanı zayıf olana ruhsatla yol göstermek onu dinden, zikir ve ibadetten daha da uzaklaştırır. Dini ciddiye almayı önler.

    Vehhabilik ki günümüzde kendilerine “Selefî” adını vererek güya sahabe ve Tabiine bağlı olduklarını savunan ve “Ehl-i Sünnetin” mezheplerini kabul etmeyenler “Sünnet” ve “Adab-ı İslamiyeye” ve “İslamın kutsi değerlerine” bid’at ve küfür diye karşı çıkarak Müslümanların dine olan hassasiyetlerini kırmakla dinde laubaliliğe sebebiyet veriyorlar. Namaz tesbihatını ve nafile namazları gereksiz görmek, mezheplere bağlılığı yıkmak gibi fikirler ileri sürüyorlar. Bunu da dini kolaylaştırmak için yaptıklarını söylüyorlar. Kur’an meali okumak, Kur’ana göre ibadet etmek gibi fikirlerle Müslümanların kafalarını karıştırıyorlar. Dinde hep kolay gelenleri alıp ruhsatlarla amel etmeyi tavsiye ediyorlar. Velayeti inkar ile takva esaslarını yıkmak istiyorlar. Hâlbuki dinde esas olan Allah korkusu ve Takvadır. Dinin amacı nefsi terbiye ederek tecavüzatına set çekmek, cehennem azabı ile korkutarak haramlardan nefsi korumak ve ruhu ulvî gaye ve amaçlara sevk etmektir. Bunun için Risale-i Nur mesleği “Ehl-i Sünnetin” “Takva, yani Allah korkusu ve cehennem korkusu ile günahlardan sakınmak, Azimetlerle amel etmek ve Sünnet-i Seniyyeyi ihya etmek” prensipleri üzere gitmektir.

    Üstadın Vehhabilik demesi “Velayet ve Takva” esaslarını bozmalarındandır. Zira Vehhabiler velayeti ve kerameti inkâr cihetine giderler. Melamilik demesi de takvayı ve ibadeti ortadan kaldıracak şekilde zorlama tevillerle güya riya, şöhret ve hubb-u cahtan kendilerini korumak için şeriata aykırı davranışlar sergilemeleridir. Halbuki bu tehlikeli bir yoldur. Nitekim onların bu davranış ve düşünceleri zamanımızda masonluktan destek gören zındıkanın Müslümanlara baskı yapmalarına ve bidatlarını yaygınlaştırmalarına ve yasa haline getirmelerine sebep olmuştur. En basiti “Başörtü yasağı” meselesidir. Bir kısım hocaların maalesef dinde ruhsatla amel ilkesine dayanarak “Kur’anda başörtüsü yoktur” demeleri, “Faize çeşitli isim ve bahanelerle fetva vermeleri” “okumak için baş açılabilir” demeleri ve “Ana dilde ibadet” gibi dine aykırı bidalar icat etmelerinin sebebi budur. Yine kadınların pantolon giymelerine ruhsat vermeleri ile nihayet pantolonun belli bir ölçüsü olmadığı için vücuda yapışık şekli nefse daha cazip geldiği için güya tesettürü sağlama adı altında peygamberimizin (sav) yasakladığı ve lanetlediği “örtülü çıplak” durumuna sebebiyet vermişlerdir.

    Allah sevgisinin ölçüsü peygamberimize ve sünnetine uyma şeklindedir. Zira Kur’anın emir ve yasakları ve ibadetleri ancak sünnet ile hayata geçer ve uygulanabilir. İslamiyet sünnettir. Sünnette ise esasat-ı velayet, yani Allah sevgisini kazandıracak prensipler vardır. Esas-ı takva, yani Allah korkusunu kalplere yerleştiren ölçüler ve davranışlar yine sünnettedir. Esas-ı azimet, yani ibadetin en mükemmel ve tavizsiz şekil ve prensipleri sünnettedir ve mezhep imamları bunları sistemli hale getirerek uygulanabilirliğini ortaya koymuş ve uygulanır hale getirmiştir. Sünnet-i Seniyyenin bütün prensipleri dini hayata geçirme ve Allah rızasını kazanmaya yöneliktir ki bunları korumak Risale-i Nurun ve Nur Talebelerinin en önemli görevidir.

    Bediüzzaman hazretleri “Hadisat-ı zamaniye bahanesiyle vahhabilik ve melamilik bir nevine zemin ihzar etmek tarzında bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış. Risaleten-nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-i islamiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı sünnet-i seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir sevk-i zaruretle hadisatın fetvalarıyla onlar terk edilmez” buyurarak talebelerine ihtar etmiştir.


  3. 22.Haziran.2012, 00:26
    2
    Özel Üye



    Takvayı ve Sünneti Korumak

    Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Risale-i Nurlar” ile bid’at ve dalalet fırkalarının dini tahrif etmelerine karşı Kur’an-ı Kerimi tefsir ederek “Asr-ı Saadet”te olduğu gibi takva, azimet ve sünnet-i seniyeyi muhafaza etme vazifesi ile muvazzaftır. Bu nedenle sadece ehl-i dalaletin dine olan hücumları yanında iyi niyetle “din kolaylıktır” diye güya dini sevdirme fikri altında ruhsat-ı şer’iyeyi perde yaparak pek çok bid’aları, yani dinde olamayan adet ve ibadetleri dine dâhil edenlerle de mücadele etme vazifesi ile muvazzaftır.
    Risale-i Nurun haslarına ve hasların hasları olan erkân ve esasları olan Nur Talebelerine yazdığı bir mektubunda Bediüzzaman “Risaletü’n-Nur hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaletü’n-Nur’dadır. Evet, on beş sene yerine on beş haftada Risaletü’n-Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye isal eder” buyurarak içerisinde pek çok ruhsat ve bidat bulunan kitaplarla meşgul olmanın yanlışlığına dikkatlerini çekmiştir.

    Hakaık-i İslamiye denen dine ve imana ait hakikatleri gerçek manada öğrenmek için Risale-i Nurlar yeterlidir. Bu nedenle bilgi kirliliği ve kafaları karıştıracak pek çok düşünce ve fikir anarşisi içinde Nur Talebeleri Risale-i Nurlara kanaat etmeleri lazım ve elzemdir ki hem kendi imanlarını kurtarsın hem de başkalarının imanın güç verebilsin.

    Bediüzzaman bu zamanın ulemasının yeni eserlerindeki mesleklerinin Risale-i Nurun “İmanı Kurtarama ve Kuvvetlendirme” mesleğine aykırı meslek ve meşrepleri takip ettikleri için bu zamanın bid’alarına fetva verecek şekilde yazıldığı için zındıkaya zemin hazırlarlar. Bunların başında hatt-ı Kur’ânın yerine Latin harflerinin kabulüne fetva vermeleri gelmektedir. Bediüzzaman onların eserlerini okuyanları ikaz eder.

    Risale-i Nurun mesleği tahrip değil, tamirdir. Bu nedenle tahribe sebep olacak olan kitapları okuyup onlara yardımcı olmaya hiç gerek yoktur. Onların mesleklerinde elbette bizim malımız olan pek çok hakikatler vardır ve onları neşretmek için bize ihtiyaçları yoktur. Biz Risale-i Nurlar ile “İman Hizmeti”ni en güzel şekilde yapmakla yükümlüyüz. Bu hizmete zarar verecek şekilde onlarla meşgul olmanın yararı yoktur. Zira onlarla meşguliyet çok mühim olan iman hizmetine zarar verir.

    İman hizmeti “İman, hayat ve şeriatı” ve “siyaseti, diyaneti ve saltanatı” kapsar. Zira hepsi imana bağlıdır. İman düzgün olursa onlar da düzelir. İman bozuk olursa onlar da bozuk ve noksan olur.

    Günümüz şartlarında Müslümanların çoğu İslam’ın emir ve yasaklarından uzaklaşmıştır. Bazı fikir ve düşünce akımları dini sevdireceğiz diye laubalilere ruhsatları, bidalara müsaadekar reformist görüşleri tervic ediyorlar. Dinde daha çok laubaliliğe ve ibadetten uzaklaşmaya sebep oluyorlar. Bediüzzaman ise “Labubaliler ruhsatlarla okşanılmaz, azimetlerle şiddetle ikaz edilirler. (Mektubat, 2004, s.809) buyurur. Cehennem azabı ile tehdit edilirler. İmanı zayıf olana ruhsatla yol göstermek onu dinden, zikir ve ibadetten daha da uzaklaştırır. Dini ciddiye almayı önler.

    Vehhabilik ki günümüzde kendilerine “Selefî” adını vererek güya sahabe ve Tabiine bağlı olduklarını savunan ve “Ehl-i Sünnetin” mezheplerini kabul etmeyenler “Sünnet” ve “Adab-ı İslamiyeye” ve “İslamın kutsi değerlerine” bid’at ve küfür diye karşı çıkarak Müslümanların dine olan hassasiyetlerini kırmakla dinde laubaliliğe sebebiyet veriyorlar. Namaz tesbihatını ve nafile namazları gereksiz görmek, mezheplere bağlılığı yıkmak gibi fikirler ileri sürüyorlar. Bunu da dini kolaylaştırmak için yaptıklarını söylüyorlar. Kur’an meali okumak, Kur’ana göre ibadet etmek gibi fikirlerle Müslümanların kafalarını karıştırıyorlar. Dinde hep kolay gelenleri alıp ruhsatlarla amel etmeyi tavsiye ediyorlar. Velayeti inkar ile takva esaslarını yıkmak istiyorlar. Hâlbuki dinde esas olan Allah korkusu ve Takvadır. Dinin amacı nefsi terbiye ederek tecavüzatına set çekmek, cehennem azabı ile korkutarak haramlardan nefsi korumak ve ruhu ulvî gaye ve amaçlara sevk etmektir. Bunun için Risale-i Nur mesleği “Ehl-i Sünnetin” “Takva, yani Allah korkusu ve cehennem korkusu ile günahlardan sakınmak, Azimetlerle amel etmek ve Sünnet-i Seniyyeyi ihya etmek” prensipleri üzere gitmektir.

    Üstadın Vehhabilik demesi “Velayet ve Takva” esaslarını bozmalarındandır. Zira Vehhabiler velayeti ve kerameti inkâr cihetine giderler. Melamilik demesi de takvayı ve ibadeti ortadan kaldıracak şekilde zorlama tevillerle güya riya, şöhret ve hubb-u cahtan kendilerini korumak için şeriata aykırı davranışlar sergilemeleridir. Halbuki bu tehlikeli bir yoldur. Nitekim onların bu davranış ve düşünceleri zamanımızda masonluktan destek gören zındıkanın Müslümanlara baskı yapmalarına ve bidatlarını yaygınlaştırmalarına ve yasa haline getirmelerine sebep olmuştur. En basiti “Başörtü yasağı” meselesidir. Bir kısım hocaların maalesef dinde ruhsatla amel ilkesine dayanarak “Kur’anda başörtüsü yoktur” demeleri, “Faize çeşitli isim ve bahanelerle fetva vermeleri” “okumak için baş açılabilir” demeleri ve “Ana dilde ibadet” gibi dine aykırı bidalar icat etmelerinin sebebi budur. Yine kadınların pantolon giymelerine ruhsat vermeleri ile nihayet pantolonun belli bir ölçüsü olmadığı için vücuda yapışık şekli nefse daha cazip geldiği için güya tesettürü sağlama adı altında peygamberimizin (sav) yasakladığı ve lanetlediği “örtülü çıplak” durumuna sebebiyet vermişlerdir.

    Allah sevgisinin ölçüsü peygamberimize ve sünnetine uyma şeklindedir. Zira Kur’anın emir ve yasakları ve ibadetleri ancak sünnet ile hayata geçer ve uygulanabilir. İslamiyet sünnettir. Sünnette ise esasat-ı velayet, yani Allah sevgisini kazandıracak prensipler vardır. Esas-ı takva, yani Allah korkusunu kalplere yerleştiren ölçüler ve davranışlar yine sünnettedir. Esas-ı azimet, yani ibadetin en mükemmel ve tavizsiz şekil ve prensipleri sünnettedir ve mezhep imamları bunları sistemli hale getirerek uygulanabilirliğini ortaya koymuş ve uygulanır hale getirmiştir. Sünnet-i Seniyyenin bütün prensipleri dini hayata geçirme ve Allah rızasını kazanmaya yöneliktir ki bunları korumak Risale-i Nurun ve Nur Talebelerinin en önemli görevidir.

    Bediüzzaman hazretleri “Hadisat-ı zamaniye bahanesiyle vahhabilik ve melamilik bir nevine zemin ihzar etmek tarzında bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış. Risaleten-nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-i islamiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı sünnet-i seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir sevk-i zaruretle hadisatın fetvalarıyla onlar terk edilmez” buyurarak talebelerine ihtar etmiştir.





+ Yorum Gönder