Konusunu Oylayın.: Kuranın Mucizevi Birkaç Yönünü yazar mısınız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuranın Mucizevi Birkaç Yönünü yazar mısınız?
  1. 19.Haziran.2012, 17:34
    1
    Misafir

    Kuranın Mucizevi Birkaç Yönünü yazar mısınız?

  2. 22.Haziran.2012, 00:25
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Kuranın Mucizevi Birkaç Yönünü yazar mısınız?




    1. Evet, Kur’ân, bu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin kelâmı olarak rububiyetinin mertebe-i âzamından çıkarak: Kur’an-ı Kerim kainatı yaratan yüce Allah’ın kelamı olduğu için rububiyetini mertebe-i azamından çıkmıştır. Rububiyet yüce Allah’ın yaratması, rızık vermesi ve terbiye etmesini içine alan rahmetinin tecelli ettiği en geniş bir dairedir. Kur’an bu yüce makamdan gelen bir hitaptır. Rububiyet, Allah’ın terbiye ediciliğidir. Bu terbiye eşyaya göre madeniyet mertebesinden bitki ve hayvan ve nihayet insan mertebesine terakki etmesidir. İnsana bakan yönü ile insanın bir damla sudan mükemmel bir insan haline gelmesidir. İnsan ruhuna bakan yönü ile ruhunun kuvveleri olan aklının, nefsinin ve duygularının terbiye edilerek terakki etmesidir. İnsanın bu terakki ve tekâmülünü sağlamak için yüce Allah kelamı ile emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ederek rububiyetini gösterdiği için Kur’an rububiyetin mertebe-i azamından, yani en yüksek makamından gelmiştir.

    2. Umum mertebeler üstüne gelerek, o mertebelere çıkanları irşad ederek: Gerek madenlerden başlayarak insanlık mertebesine kadar bütün mertebelerde her tabakada ve insan olarak “İnsan-ı Kâmil” mertebesine kadar terakki ve tekâmül ederken uğradığı her mertebede irşad eden Rububiyetin mertebe-i azamından inzal edilen Kur’an-ı Kerimdir.

    3. Yetmiş bin perdelerden geçerek, o perdelere bakıp tenvir ederek: Yüce Allah eserlerini ortaya çıkarmış ve zî-şuurun nazar-ı mütalaasına sunarak zatını gizlemiştir. En yüksek makamda olan “Zat-ı ilâhi” ile insan arasında “Esma ve Sıfatın tecellisi olan yetmiş bin perde/berzah koymuştur. Bu mertebelerin her birinde Allah’ın isimlerinden bir ismin tecellisi vardır. Bütün bunları aşarak ona ulaşmak ancak Kur’anın neşrettiği ve tenvir ettiği nurlarla ve imanın terakki ve tekâmülü iledir. Her mertebeyi ve her makamı tenvir eden Kur’an-ı Azimüşşandır.

    4. Fehim ve zekâca muhtelif binler tabaka muhataplara feyzini dağıtıp ve nurunu neşrederek: Kur’an-ı Kerimde insanların anlayış ve zekâ bakımından binler farklı tabakalardaki muhatapların tamamına feyzini dağıtıp nurunu neşreden bir özellik vardır. Herkes anlayış ve zekası, aklı ve ilmi kadar Kur’adan istifade eder.

    5. Kabiliyetçe ayrı ayrı asırlar, karnlar üzerinde yaşamış ve bu kadar mebzuliyetle mânâlarını ortaya saçmış olduğu halde: Gelişen ve değişen zamanlarda ve Kur’anın nazil olmaya başladığı cahiliye döneminden kıyamete yakın medeniyette terakki ve tekâmül eden en medeni milletlere kadar her asırda her tabaka insana nurunu neşrederek, onları aydınlatarak ve hak ve hakikate irşat ederek gelmiştir.

    6. Kemâl-i şebâbetinden, gençliğinden zerre kadar zayi etmeyerek, gayet taravette, nihayet letafette kalarak, gayet suhuletli bir tarzda, sehl-i mümteni bir surette, her âmiye anlayışlı ders verdiği gibi: Kur’an-ı kerim her asra ve her tabakaya yeni nazil oluyor gibi nurunu ve feyzini neşrettiği için daima gençliğini korumakta ve zerre kadar zayi etmemektedir. Her zaman gayet genç ve tazedir. Her samimi okuyanına ve anlamaya çalışanına gayet latiftir, kalbine ve ruhuna latif şekilde hitap eder. Gayet suhuletle ve kolaylıkla en basit ifadelerle anlayacakları şekilde en muğlâk ve derin meseleleri en âmiden tut en yüksek ilmî mertebede olana da aynı kolaylıkla hitap eder ve anlayışına hitap eder, dersini verir ve irşat eder.

    7. Aynı derste, aynı sözlerle, fehimleri muhtelif ve dereceleri mütebayin pek çok tabakalara dahi ders verip ikna eden, işbâ eden bir kitab-ı mu’ciznümânın hangi tarafına dikkat edilse, elbette bir lem’a-i i’câz görülebilir: Kur’anın okunduğu aynı derste ve aynı sözlerde anlayışları muhtelif dereceleri birbirinden çok ayrı pek çok tabakalara bakıp ikna eder. Onların akıllarını ve ruhlarını doyurur. Bu kitabın hangi tarafına bakarsanız bakın her köşesinde her ayetinde bir mucize görülür.
    Bediüzzaman kısaca bunları ifade etmiştir.

    Soru 2: “Demek Kur’ân-ı Kerîm öyle bir mâide-i semâviyedir ki, binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukul ve kulûb ve ervah, o sofradan gıdalarını buluyorlar, müştehiyâtını alıyorlar, arzuları yerine gelir. Hattâ pek çok kapıları kapalı kalıp istikbalde geleceklere bırakılmıştır.” (Sözler, 355) Bediüzzaman hazretleri 25.sözdeki bu cümlelerinde ne demek istemiştir?


  3. 22.Haziran.2012, 00:25
    2
    Özel Üye



    1. Evet, Kur’ân, bu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin kelâmı olarak rububiyetinin mertebe-i âzamından çıkarak: Kur’an-ı Kerim kainatı yaratan yüce Allah’ın kelamı olduğu için rububiyetini mertebe-i azamından çıkmıştır. Rububiyet yüce Allah’ın yaratması, rızık vermesi ve terbiye etmesini içine alan rahmetinin tecelli ettiği en geniş bir dairedir. Kur’an bu yüce makamdan gelen bir hitaptır. Rububiyet, Allah’ın terbiye ediciliğidir. Bu terbiye eşyaya göre madeniyet mertebesinden bitki ve hayvan ve nihayet insan mertebesine terakki etmesidir. İnsana bakan yönü ile insanın bir damla sudan mükemmel bir insan haline gelmesidir. İnsan ruhuna bakan yönü ile ruhunun kuvveleri olan aklının, nefsinin ve duygularının terbiye edilerek terakki etmesidir. İnsanın bu terakki ve tekâmülünü sağlamak için yüce Allah kelamı ile emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ederek rububiyetini gösterdiği için Kur’an rububiyetin mertebe-i azamından, yani en yüksek makamından gelmiştir.

    2. Umum mertebeler üstüne gelerek, o mertebelere çıkanları irşad ederek: Gerek madenlerden başlayarak insanlık mertebesine kadar bütün mertebelerde her tabakada ve insan olarak “İnsan-ı Kâmil” mertebesine kadar terakki ve tekâmül ederken uğradığı her mertebede irşad eden Rububiyetin mertebe-i azamından inzal edilen Kur’an-ı Kerimdir.

    3. Yetmiş bin perdelerden geçerek, o perdelere bakıp tenvir ederek: Yüce Allah eserlerini ortaya çıkarmış ve zî-şuurun nazar-ı mütalaasına sunarak zatını gizlemiştir. En yüksek makamda olan “Zat-ı ilâhi” ile insan arasında “Esma ve Sıfatın tecellisi olan yetmiş bin perde/berzah koymuştur. Bu mertebelerin her birinde Allah’ın isimlerinden bir ismin tecellisi vardır. Bütün bunları aşarak ona ulaşmak ancak Kur’anın neşrettiği ve tenvir ettiği nurlarla ve imanın terakki ve tekâmülü iledir. Her mertebeyi ve her makamı tenvir eden Kur’an-ı Azimüşşandır.

    4. Fehim ve zekâca muhtelif binler tabaka muhataplara feyzini dağıtıp ve nurunu neşrederek: Kur’an-ı Kerimde insanların anlayış ve zekâ bakımından binler farklı tabakalardaki muhatapların tamamına feyzini dağıtıp nurunu neşreden bir özellik vardır. Herkes anlayış ve zekası, aklı ve ilmi kadar Kur’adan istifade eder.

    5. Kabiliyetçe ayrı ayrı asırlar, karnlar üzerinde yaşamış ve bu kadar mebzuliyetle mânâlarını ortaya saçmış olduğu halde: Gelişen ve değişen zamanlarda ve Kur’anın nazil olmaya başladığı cahiliye döneminden kıyamete yakın medeniyette terakki ve tekâmül eden en medeni milletlere kadar her asırda her tabaka insana nurunu neşrederek, onları aydınlatarak ve hak ve hakikate irşat ederek gelmiştir.

    6. Kemâl-i şebâbetinden, gençliğinden zerre kadar zayi etmeyerek, gayet taravette, nihayet letafette kalarak, gayet suhuletli bir tarzda, sehl-i mümteni bir surette, her âmiye anlayışlı ders verdiği gibi: Kur’an-ı kerim her asra ve her tabakaya yeni nazil oluyor gibi nurunu ve feyzini neşrettiği için daima gençliğini korumakta ve zerre kadar zayi etmemektedir. Her zaman gayet genç ve tazedir. Her samimi okuyanına ve anlamaya çalışanına gayet latiftir, kalbine ve ruhuna latif şekilde hitap eder. Gayet suhuletle ve kolaylıkla en basit ifadelerle anlayacakları şekilde en muğlâk ve derin meseleleri en âmiden tut en yüksek ilmî mertebede olana da aynı kolaylıkla hitap eder ve anlayışına hitap eder, dersini verir ve irşat eder.

    7. Aynı derste, aynı sözlerle, fehimleri muhtelif ve dereceleri mütebayin pek çok tabakalara dahi ders verip ikna eden, işbâ eden bir kitab-ı mu’ciznümânın hangi tarafına dikkat edilse, elbette bir lem’a-i i’câz görülebilir: Kur’anın okunduğu aynı derste ve aynı sözlerde anlayışları muhtelif dereceleri birbirinden çok ayrı pek çok tabakalara bakıp ikna eder. Onların akıllarını ve ruhlarını doyurur. Bu kitabın hangi tarafına bakarsanız bakın her köşesinde her ayetinde bir mucize görülür.
    Bediüzzaman kısaca bunları ifade etmiştir.

    Soru 2: “Demek Kur’ân-ı Kerîm öyle bir mâide-i semâviyedir ki, binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukul ve kulûb ve ervah, o sofradan gıdalarını buluyorlar, müştehiyâtını alıyorlar, arzuları yerine gelir. Hattâ pek çok kapıları kapalı kalıp istikbalde geleceklere bırakılmıştır.” (Sözler, 355) Bediüzzaman hazretleri 25.sözdeki bu cümlelerinde ne demek istemiştir?





+ Yorum Gönder