Konusunu Oylayın.: Sema Maraşlı Kimdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Sema Maraşlı Kimdir?
  1. 10.Haziran.2012, 19:40
    1
    Misafir

    Sema Maraşlı Kimdir?






    Sema Maraşlı Kimdir? Mumsema Sema Maraşlı hayatı hakkında bilgi


  2. 10.Haziran.2012, 19:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Haziran.2012, 23:57
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sema Maraşlı Kimdir?




    SEMA MARAŞLI KİMDİR ?
    19 Temmuz 1969 akşamı Kahramanmaraş’ın Kurtuluş mahallesinde bahçe içinde ahşap bir evde Hatice Sıddık Üdürgücü çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç kardeşiz bir ablam bir de erkek kardeşim var.


    Çocukluğum gündüzleri bahçemizdeki ağaçlara tırmanarak, yavru kedi büyüterek, börtü böcük yakalayarak, akşamları da rahmetli babaannemin masallarını dinleyerek geçti.


    İlkokul dördüncü sınıfa kadar okulda çok başarısız bir çocuktum. O yıl seksen kişinin katıldığı sınavda sekseninci olmuştum. Dördüncü sınıfta sene sonuna doğru, sınıf kitaplığındaki hikayeleri okumaya başlayınca kitapların sihirli gücünü keşfettim, kendimi okumaya adadım.


    Çok okuyarak okul başarısının ve hayat başarısının arttığı fark edince o yıldan sonra kitaplar en iyi arkadaşlarım oldu.

    O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için ortaokul okumak için Kız Meslek Lisesi’ne gittim. Kız Meslek Lisesi’nde el becerisine dayanan biçki-dikiş gibi meslek derslerinde çuvalladım. Hatta bir sınavda kumaş üzerine yama yapamadığım için sıfır alınca iğne iplik meselelerinde başarısız olduğum gerçeğini kabul ettim ve ortaokul bitince okuldan ayrıldım.
    Maneviyata ve psikolojiye çocukluktan beri merakım vardı. Bunun için kendi tercihimle ortaokuldan sonra ki tahsil hayatımı Kur’an Kursunda dini ilimler okuyarak geçirmeye karar verdim. “Sinanpaşa Kız Kuran Kursu” hayatımda başka bir dönüm noktasıdır. Lise okumaktan vazgeçmiştim ama Kur’an Kursunda Hatice öğretmenimin teşviki ile imam-hatip lisesini dışarıdan bitirmeye karar verdim.
    İmam-Hatip lisesinin arapça, fıkıh, hadis gibi meslek dersler için birkaç arkadaşla birlikte, alanında uzman bir hocadan iki yıl özel ders aldık.
    Dersler, sınavlar devam ederken bunların yanında on altı yaşımda bir Kuran Kursunda fahri öğretmenlik yapmaya başladım. Öğrencilikle öğretmenliği beraber devam ettirdim.
    Dört yıllık İmam-Hatip lisesini iki yılda dışarıdan bitirerek, liseye devam eden sınıf arkadaşlarımla aynı yıl lise diplomasını aldım.
    Diplomayı alınca üniversite sınavlarına girmeye karar verdim ama hangi mesleği seçeceğime bir türlü karar veremedim.
    Hayvanları çok sevdiğim için veteriner olmayı, edebiyatı sevdiğim için arap dili ya da ingiliz dili edebiyatı okumayı, gazeteciliği sevdiğim için de basın yayın okumayı düşünmeme rağmen hepsini bir kenara bırakıp üniversite okumaktan vazgeçip iki yıl yaptığım Kur’an Kursu öğretmenliğine devam etme kararı aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtihanına girerek resmi olarak Kur’an Kursu öğretmeni olarak çalışmaya başladım.
    Bir yıl sonra nişanlandım, on dokuz yaşında da evlendim. Beş yıl sonra anne oldum. İki kızım bir oğlum var.
    Çocuklar biraz büyüdüğünde ehliyet almak için girdiğim sınava hazırlanırken okul hayatını ne kadar özlediğimi fark ettim ve üniversite sınavına girerek açık öğretimde İşletme Fakültesi “Yönetim Organizasyon” bölümünde okumaya başladım.
    Organizasyon ilgi alanım olduğu için fakülteye hevesle başladım ama iki yıldan sonra başörtü ile sınavlara girme hakkı
    kalktığı için okulu, iki yıllık işletme eğitimi, almış olarak bırakmam gerekti.

    Düzce’de oturduğumuz 99 yılında ağustos depremini yaşadıktan sonra yazar olmaya karar verdim. Çocuklarımı büyütürken onlara anlattığım masalları yazmayı düşünüyordum ama hep ihmal ediyordum. Hayatın her an bitebileceği gerçeğini yakinen görünce, gece gündüz yazmaya başladım. Kasım depremine kadar da iki aya yakın bir zamanda içinde kırk masal olan ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı yazıp bitirdim.
    Fakat zor olan kitap yazmak değil yayınlatmakmış. Kitabı pek çok yayınevine gönderdim. Yayınevleri masalları beğenmelerine rağmen “tanınmış bir isminiz yok” ve “bu tarz kalın masal kitabı satmaz, tek tek basmak gerekir” dedikleri ben de kırkını bir arada istediğim için kitabın basım aşamasında oldukça uğraşmam gerekti.
    2001 yılında ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” yayınlandı ve çok ilgi gördü. Kitap ilk yıl 17 bin satınca masal kitaplarında yeni bir dönem açıldı, kalın masal kitapları modası başladı. Fakat “Bana Bir Masal Anlat” özgün, eğitici ve eğlenceli olduğundan çocuklar ve aileleri yanında yeri olan, özel bir kitap, oldu.
    Masal kitabından sonra hikayelerle ergenliği anlattığım “En Güzel Hediye” kitabımla “Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği”nden ödül aldım ve kitap beş yüz binden fazla satarak genç okuyucular tarafından da ödüllendirildi.
    Yazı hayatım gayet iyi giderken baştan beri pek de iyi gitmeyen evlilik hayatımda ki sallantılar sarsıntıya dönüşmeye başlamıştı. O dönem bir evlilik kitabı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek ilişkileri üzerine ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” hikayelerle evlilik kitabını yazdım, 2003 yılında da yayınlandı. Kitap özellikle kadınları, onların duygu dünyasını, beklentilerini anlattığı için kadın okurlar tarafından çok beğenildi. Kadınları anlamak isteyen erkekler için de rehber bir kitap oldu.
    O dönemde gelişen bazı olaylar evliliği bitiş noktasına getirdi. Boşanma arefesinde “Evliliği Pekmez Sandım” kitabını yazdım. “Evliliği Pekmez Sandım, Yüreğimi Yakmaz Sandım” atasözündeki gibi yüreğim yanmıştı. Kadınlar kitabı yine çok sevdiler çünkü bütün kitap boyunca “Evlilikte mutlu olmak için, erkeklerin ne yapması gerektiğini” anlatmıştım.
    Kadınların arayıp da bulamadığı yazar olmuştum. Sadece kitabın ismi okuyuculara olumsuz geldiği için, kadın okuyucuların isteği üzerine kitabın adını değiştirdim. Kitabın yeni adı “Eşim Aşkım Olsun” oldu.
    Kadınlarla aynı dili konuşuyordum çünkü farklı değildi aslında yaşadıklarımız birbirinden. Benzer şeyleri yaşayıp, benzer
    şeylerden mutsuz oluyorduk.



  4. 10.Haziran.2012, 23:57
    2
    Editör



    SEMA MARAŞLI KİMDİR ?
    19 Temmuz 1969 akşamı Kahramanmaraş’ın Kurtuluş mahallesinde bahçe içinde ahşap bir evde Hatice Sıddık Üdürgücü çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç kardeşiz bir ablam bir de erkek kardeşim var.


    Çocukluğum gündüzleri bahçemizdeki ağaçlara tırmanarak, yavru kedi büyüterek, börtü böcük yakalayarak, akşamları da rahmetli babaannemin masallarını dinleyerek geçti.


    İlkokul dördüncü sınıfa kadar okulda çok başarısız bir çocuktum. O yıl seksen kişinin katıldığı sınavda sekseninci olmuştum. Dördüncü sınıfta sene sonuna doğru, sınıf kitaplığındaki hikayeleri okumaya başlayınca kitapların sihirli gücünü keşfettim, kendimi okumaya adadım.


    Çok okuyarak okul başarısının ve hayat başarısının arttığı fark edince o yıldan sonra kitaplar en iyi arkadaşlarım oldu.

    O zamanlar ilköğretim beş yıl olduğu için ortaokul okumak için Kız Meslek Lisesi’ne gittim. Kız Meslek Lisesi’nde el becerisine dayanan biçki-dikiş gibi meslek derslerinde çuvalladım. Hatta bir sınavda kumaş üzerine yama yapamadığım için sıfır alınca iğne iplik meselelerinde başarısız olduğum gerçeğini kabul ettim ve ortaokul bitince okuldan ayrıldım.
    Maneviyata ve psikolojiye çocukluktan beri merakım vardı. Bunun için kendi tercihimle ortaokuldan sonra ki tahsil hayatımı Kur’an Kursunda dini ilimler okuyarak geçirmeye karar verdim. “Sinanpaşa Kız Kuran Kursu” hayatımda başka bir dönüm noktasıdır. Lise okumaktan vazgeçmiştim ama Kur’an Kursunda Hatice öğretmenimin teşviki ile imam-hatip lisesini dışarıdan bitirmeye karar verdim.
    İmam-Hatip lisesinin arapça, fıkıh, hadis gibi meslek dersler için birkaç arkadaşla birlikte, alanında uzman bir hocadan iki yıl özel ders aldık.
    Dersler, sınavlar devam ederken bunların yanında on altı yaşımda bir Kuran Kursunda fahri öğretmenlik yapmaya başladım. Öğrencilikle öğretmenliği beraber devam ettirdim.
    Dört yıllık İmam-Hatip lisesini iki yılda dışarıdan bitirerek, liseye devam eden sınıf arkadaşlarımla aynı yıl lise diplomasını aldım.
    Diplomayı alınca üniversite sınavlarına girmeye karar verdim ama hangi mesleği seçeceğime bir türlü karar veremedim.
    Hayvanları çok sevdiğim için veteriner olmayı, edebiyatı sevdiğim için arap dili ya da ingiliz dili edebiyatı okumayı, gazeteciliği sevdiğim için de basın yayın okumayı düşünmeme rağmen hepsini bir kenara bırakıp üniversite okumaktan vazgeçip iki yıl yaptığım Kur’an Kursu öğretmenliğine devam etme kararı aldım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın imtihanına girerek resmi olarak Kur’an Kursu öğretmeni olarak çalışmaya başladım.
    Bir yıl sonra nişanlandım, on dokuz yaşında da evlendim. Beş yıl sonra anne oldum. İki kızım bir oğlum var.
    Çocuklar biraz büyüdüğünde ehliyet almak için girdiğim sınava hazırlanırken okul hayatını ne kadar özlediğimi fark ettim ve üniversite sınavına girerek açık öğretimde İşletme Fakültesi “Yönetim Organizasyon” bölümünde okumaya başladım.
    Organizasyon ilgi alanım olduğu için fakülteye hevesle başladım ama iki yıldan sonra başörtü ile sınavlara girme hakkı
    kalktığı için okulu, iki yıllık işletme eğitimi, almış olarak bırakmam gerekti.

    Düzce’de oturduğumuz 99 yılında ağustos depremini yaşadıktan sonra yazar olmaya karar verdim. Çocuklarımı büyütürken onlara anlattığım masalları yazmayı düşünüyordum ama hep ihmal ediyordum. Hayatın her an bitebileceği gerçeğini yakinen görünce, gece gündüz yazmaya başladım. Kasım depremine kadar da iki aya yakın bir zamanda içinde kırk masal olan ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı yazıp bitirdim.
    Fakat zor olan kitap yazmak değil yayınlatmakmış. Kitabı pek çok yayınevine gönderdim. Yayınevleri masalları beğenmelerine rağmen “tanınmış bir isminiz yok” ve “bu tarz kalın masal kitabı satmaz, tek tek basmak gerekir” dedikleri ben de kırkını bir arada istediğim için kitabın basım aşamasında oldukça uğraşmam gerekti.
    2001 yılında ilk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” yayınlandı ve çok ilgi gördü. Kitap ilk yıl 17 bin satınca masal kitaplarında yeni bir dönem açıldı, kalın masal kitapları modası başladı. Fakat “Bana Bir Masal Anlat” özgün, eğitici ve eğlenceli olduğundan çocuklar ve aileleri yanında yeri olan, özel bir kitap, oldu.
    Masal kitabından sonra hikayelerle ergenliği anlattığım “En Güzel Hediye” kitabımla “Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği”nden ödül aldım ve kitap beş yüz binden fazla satarak genç okuyucular tarafından da ödüllendirildi.
    Yazı hayatım gayet iyi giderken baştan beri pek de iyi gitmeyen evlilik hayatımda ki sallantılar sarsıntıya dönüşmeye başlamıştı. O dönem bir evlilik kitabı yazmaya karar verdim. Kadın-erkek ilişkileri üzerine ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” hikayelerle evlilik kitabını yazdım, 2003 yılında da yayınlandı. Kitap özellikle kadınları, onların duygu dünyasını, beklentilerini anlattığı için kadın okurlar tarafından çok beğenildi. Kadınları anlamak isteyen erkekler için de rehber bir kitap oldu.
    O dönemde gelişen bazı olaylar evliliği bitiş noktasına getirdi. Boşanma arefesinde “Evliliği Pekmez Sandım” kitabını yazdım. “Evliliği Pekmez Sandım, Yüreğimi Yakmaz Sandım” atasözündeki gibi yüreğim yanmıştı. Kadınlar kitabı yine çok sevdiler çünkü bütün kitap boyunca “Evlilikte mutlu olmak için, erkeklerin ne yapması gerektiğini” anlatmıştım.
    Kadınların arayıp da bulamadığı yazar olmuştum. Sadece kitabın ismi okuyuculara olumsuz geldiği için, kadın okuyucuların isteği üzerine kitabın adını değiştirdim. Kitabın yeni adı “Eşim Aşkım Olsun” oldu.
    Kadınlarla aynı dili konuşuyordum çünkü farklı değildi aslında yaşadıklarımız birbirinden. Benzer şeyleri yaşayıp, benzer
    şeylerden mutsuz oluyorduk.



  5. 10.Haziran.2012, 23:57
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sema Maraşlı Kimdir?

    Onlar da benim o dönemde yaptığım gibi evlilikte mutluluğun sorumluluğunu erkeklerin üzerine yıktıkları, feminizmin “masum kadın-suçlu erkek ”dayatmasıyla hayata baktıkları için ortak noktada buluşmamız pek de zor olmuyordu.
    Bu arada kitabın tanıtımlarında basın beni “Feminist Yazar” diye takdim ediyordu fakat ben bunu asla kabul etmiyordum. Çünkü feminist olduğumun farkında değildim. Dindarlık ve feministlik zıt kavramlardı kafamda ama dilimin inkar ettiğini zihnim kabul edeli yıllar olmuş.
    Bu arada okul aşkım yeniden depreşti ve psikoloji eğitimi almak istedim. Bunun için özel bir üniversitede “Davranış Bilimleri” bölümünde okudum.
    Okulda okuduklarım ile yetinmeyerek üzerine eklediğim bilgiler, o dönem yaşadıklarım, benimle derdini paylaşan pek çok kişi, çocuk-aile siteme gelen yazılar derken kadın erkek ilişkilerine bakış açım değişti.
    Kadın erkek ilişkileri konusunda, kadınların yaptığı hataları da görmeye başlayınca okuyucularıma o zaman faydalı olmaya başlamışım. Bunu ben söylemiyorum, okuyucularım dile getiriyor. Bu arada geçmişe dönüp baktığımda önceki evliliğimde yaptığım hataları da görmeye başladım. Bu da yazılarıma, kitaplarıma olumlu bir şekilde yansıdı. Evliliğe yeni bakış açımla 2011 de yeniden evlendim.
    www.cocukaile.net sitesinde SERBEST GAZETE köşesinde yazdığım yazıları “Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel” ismiyle yayınladım. Kadın-erkek ilişkileri üzerine en son yazdığım kitaplar “Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz” ve “Muhabbet Olsun” dur.
    Yazmak dışında, okulda öğrencilerle buluşmayı, seminer vermeyi, imza günlerinde okurlarla söyleşi yapmayı kısacası mesleğimi çok seviyorum. Sevmek deyince bunlar dışında neleri sevdiğimi de yazıp yazıyı toparlayayım. Espriyi severim, doğal hayatı severim. Kepekli ekmeği, sebze- meyve yemeği, bitki çayları içmeyi, faydalı şeyler keşfetmeyi severim.
    Tabi en çok okumayı seviyorum. Elime kitap alınca dünyayı unuturum. Okur olmak benim için yazar olmaktan daha öncelikli. Yazmayı da seviyorum fakat şunu kabul etmek lazım ki okumak keyifli, yazmak zahmetli. Zahmette rahmet vardır deyip yazmaya devam ediyorum.
    Rabbimin izniyle..Sizlerin desteğiyle..Sevgi ve selamlarımla…


  6. 10.Haziran.2012, 23:57
    3
    Editör
    Onlar da benim o dönemde yaptığım gibi evlilikte mutluluğun sorumluluğunu erkeklerin üzerine yıktıkları, feminizmin “masum kadın-suçlu erkek ”dayatmasıyla hayata baktıkları için ortak noktada buluşmamız pek de zor olmuyordu.
    Bu arada kitabın tanıtımlarında basın beni “Feminist Yazar” diye takdim ediyordu fakat ben bunu asla kabul etmiyordum. Çünkü feminist olduğumun farkında değildim. Dindarlık ve feministlik zıt kavramlardı kafamda ama dilimin inkar ettiğini zihnim kabul edeli yıllar olmuş.
    Bu arada okul aşkım yeniden depreşti ve psikoloji eğitimi almak istedim. Bunun için özel bir üniversitede “Davranış Bilimleri” bölümünde okudum.
    Okulda okuduklarım ile yetinmeyerek üzerine eklediğim bilgiler, o dönem yaşadıklarım, benimle derdini paylaşan pek çok kişi, çocuk-aile siteme gelen yazılar derken kadın erkek ilişkilerine bakış açım değişti.
    Kadın erkek ilişkileri konusunda, kadınların yaptığı hataları da görmeye başlayınca okuyucularıma o zaman faydalı olmaya başlamışım. Bunu ben söylemiyorum, okuyucularım dile getiriyor. Bu arada geçmişe dönüp baktığımda önceki evliliğimde yaptığım hataları da görmeye başladım. Bu da yazılarıma, kitaplarıma olumlu bir şekilde yansıdı. Evliliğe yeni bakış açımla 2011 de yeniden evlendim.
    www.cocukaile.net sitesinde SERBEST GAZETE köşesinde yazdığım yazıları “Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel” ismiyle yayınladım. Kadın-erkek ilişkileri üzerine en son yazdığım kitaplar “Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz” ve “Muhabbet Olsun” dur.
    Yazmak dışında, okulda öğrencilerle buluşmayı, seminer vermeyi, imza günlerinde okurlarla söyleşi yapmayı kısacası mesleğimi çok seviyorum. Sevmek deyince bunlar dışında neleri sevdiğimi de yazıp yazıyı toparlayayım. Espriyi severim, doğal hayatı severim. Kepekli ekmeği, sebze- meyve yemeği, bitki çayları içmeyi, faydalı şeyler keşfetmeyi severim.
    Tabi en çok okumayı seviyorum. Elime kitap alınca dünyayı unuturum. Okur olmak benim için yazar olmaktan daha öncelikli. Yazmayı da seviyorum fakat şunu kabul etmek lazım ki okumak keyifli, yazmak zahmetli. Zahmette rahmet vardır deyip yazmaya devam ediyorum.
    Rabbimin izniyle..Sizlerin desteğiyle..Sevgi ve selamlarımla…





+ Yorum Gönder