Konusunu Oylayın.: Sema Maraşlı Kimdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
Sema Maraşlı Kimdir?
  1. 10.Haziran.2012, 19:40
    1
    Misafir

    Sema Maraşlı Kimdir?






    Sema Maraşlı Kimdir? Mumsema Sema Maraşlı

    Kahramanmaraş’ta doğdu. Davranış Bilimleri okudu. Yazmaya çocuk kitapları ile başladı.

    Eğitici ve eğlenceli masal kitapları “Bana Bir Masal Anlat”, “Şimdi Masal Zamanı” ve “Geçmiş Olsun Çoban Yıldızı” en çok satılan çocuk kitapları arasındadır.

    Gençlere hayal dünyasının gücünü gösteren “Okulda Tuzak” romanı çok sevildi. Ergenlikteki gençlere yönelik hikaye kitabı “En Güzel Hediye” ile ödül aldı.

    Kadın-erkek yaratılış farklılıkları üzerine yazdıklarıyla evlilik kitaplarına adım atan yazar, bu alanda çok dikkat çekti. Eserleri, okuyucuları tarafından “evlilik ile ilgili bakış açısını değiştiren, muhabbet için yol gösteren, aile saadetini arttıran kitaplar” olarak tanımlanıyor.

    www.cocukaile.net sitesinin yayın danışmanı olan yazar, sitede hayata dair yazılar yazmaktadır. Zaman zaman ulusal gazetelerde yazmakta, radyo programlarına konuk olmakta ve evllilik üzerine eğitimler yapmaktadır.

    Yayınlanan Eserleri

    Çocuk Kitapları


    Bana Bir Masal Anlat

    Şimdi Masal Zamanı

    Geçmiş Olsun Çoban Yıldızı

    Gençlik Kitapları (12-16 yaş)

    En Güzel Hediye

    Okulda Tuzak

    Büyük Ödül

    Evlilik Kitapları

    Eşimin Eşi Yok

    Eşim Aşkım Olsun

    Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz

    Muhabbet Olsun

    Kulak Âşık Olurmuş Gözden Evvel

    Sevmek Bu Kadar Güzelken

    Tatlıya Bağlayalım

    Mutlu Evlilik Okulu

    Huzur Bulalım Diye


  2. 10.Haziran.2012, 19:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Sema Maraşlı

    Kahramanmaraş’ta doğdu. Davranış Bilimleri okudu. Yazmaya çocuk kitapları ile başladı.

    Eğitici ve eğlenceli masal kitapları “Bana Bir Masal Anlat”, “Şimdi Masal Zamanı” ve “Geçmiş Olsun Çoban Yıldızı” en çok satılan çocuk kitapları arasındadır.

    Gençlere hayal dünyasının gücünü gösteren “Okulda Tuzak” romanı çok sevildi. Ergenlikteki gençlere yönelik hikaye kitabı “En Güzel Hediye” ile ödül aldı.

    Kadın-erkek yaratılış farklılıkları üzerine yazdıklarıyla evlilik kitaplarına adım atan yazar, bu alanda çok dikkat çekti. Eserleri, okuyucuları tarafından “evlilik ile ilgili bakış açısını değiştiren, muhabbet için yol gösteren, aile saadetini arttıran kitaplar” olarak tanımlanıyor.

    www.cocukaile.net sitesinin yayın danışmanı olan yazar, sitede hayata dair yazılar yazmaktadır. Zaman zaman ulusal gazetelerde yazmakta, radyo programlarına konuk olmakta ve evllilik üzerine eğitimler yapmaktadır.

    Yayınlanan Eserleri

    Çocuk Kitapları


    Bana Bir Masal Anlat

    Şimdi Masal Zamanı

    Geçmiş Olsun Çoban Yıldızı

    Gençlik Kitapları (12-16 yaş)

    En Güzel Hediye

    Okulda Tuzak

    Büyük Ödül

    Evlilik Kitapları

    Eşimin Eşi Yok

    Eşim Aşkım Olsun

    Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz

    Muhabbet Olsun

    Kulak Âşık Olurmuş Gözden Evvel

    Sevmek Bu Kadar Güzelken

    Tatlıya Bağlayalım

    Mutlu Evlilik Okulu

    Huzur Bulalım Diye

  3. 10.Haziran.2012, 23:57
    2
    Muhasibi
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,774
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 159
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sema Maraşlı Kimdir?




    Yazarımız ve Yayın Danışmanımız Sema Maraşlı ile ÇocukAile adına bir röportaj yaptık.

    Son dönem ÇocukAile sitemizdeki yazdığınız yazılarla haksızlık karşısında duruşunuz ve okunurluluğunuz yüz binleri geçince “Kim bu Sema Maraşlı” diye merak edenler arttı. İşinizle ve eğitiminizle başlayalım isterseniz.

    İyi olur zira psikiyatr ya da psikolog olduğum yazılıyor bazı yerlerde. İkisi de değilim.

    Newport Üniversitesi’nin “Davranış Bilimleri” bölümünü okudum. Okuldan sonra kısa bir süre evlilik danışmanlığı yaptım fakat danışmanlık günleri yoğun geçince danışmanlık ve yazarlık arasında tercih yapmam gerektiğini görünce danışmanlığı bırakıp yazmayı tercih ettim. Danışmanlık yapmıyorum.

    Öncesinde de eğitimci bir yanınız var.

    Evet geriye doğru gidersek daha öncesinde 8 yıl Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’an Kurslarında öğretmenlik yaptım. Davranış Bilimlerini daha sonra okudum. Öğretmenlik mesleğini çok sevdiğimi belirtmeliyim. Fakat annelik mesleği çıkınca öğretmenliğini o zaman bırakmıştım.

    Annelikle birlikte yazarlık maceranız başlıyor.

    Annelik bana yazarlığın kapısını açtı. Çocuklarım küçükken onlara masal anlatarak uyutmak istedim fakat o dönem piyasada bulunan kötü üvey anneler, çocuklarını ormana terk eden kalpsiz babaların anlatıldığı Batı menşeli masalları çocuklarıma anlatmayı doğru bulmadım ve uyku saati onlar için masallar kurguladım. Masallar da boş boş olmasın güzel mesajlar olsun diye güzel ahlakı anlatan masallar anlattım. Masalları anlatırken yazmak aklımda yoktu.

    Sonrasında baktım çocuklar masalları çok sevdiler, ortaya güzel masallar çıktı, başka çocuklar da faydalansın diye onlara anlattığım masalları yazmaya karar verdim.

    İlk kitabınız hangi yıl çıktı?

    İlk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı 1999′ da yazdım fakat kitap ancak 2001′ de çıktı. Tanınan biri değilseniz eskiden kitap yayınlatmak pek de kolay bir şey değildi, şimdi sistem değişti isteyen kitabını daha kolay bastırabiliyor. Kitabı birkaç yayınevine gönderdim. Beğenildi zira derleme toplama değil, eğitici, eğlenceli, özgün masallar var içinde fakat iki problemden dolayı basmak istemediler.

    İlkin tanınan biri değildim, kitap satmayabilirdi; ikincisi o güne kadar çocuk kitapları çocukların okuyacağı düşünülerek birkaç masal ya da hikayeden oluşan ince kitaplardı. Oysa ben kitabı anne-babalar için tasarlamıştım, aileler her akşam çocuklarına birer tane okusunlar, diye.

    İlk kitabın bütün masraflarını üstlenerek bir yayınevi ile anlaşıp kitabı çıkarttık. Kitap ilk yıl 17 bin satarak kitabı basan yayınevini bile şaşırttı. Ailelerin elinde böyle kitapların ihtiyaç olduğu görülünce “Bana Bir Masal Anlat” kitabının ardından, masal kitaplarında aileler için yeni bir dönem başladı ve içinde pek çok masalın olduğu yetişkin kitaplarından daha kalın masal kitapları çıkmaya başladı.

    Sonrasında ergenlik kitapları ile devam ettiniz.

    İkinci kitabım ergenlikteki genç çocuklar dediğimiz 12-15 yaşa hitap eden “En Güzel Hediye” kitabım ile ödül aldım. Sonra iki masal kitabı ve yine bir ergenlik romanı ve hikaye kitabı ile devam ettim.

    Yetişkin kitaplarına geçiş nasıl oldu?

    Nasip diyelim. Hikayeler hikayeleri çekti aslında. Benim niyetim çocuk kitapları ile devam etmekti. Çocuk kitapları vesilesi ile okullara, konferanslara, imza günlerine katılırken annelerle bir araya gelmeye başladık ve kendimi onların evlilik hikayelerini dinlerken buldum. Bu arada kendi içimde hikayelerim olduğunu da fark ettim ve böylece ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” ortaya çıktı.

    Kitaptan çok güzel dönüşümler alınca öylece devamı geldi. Ben hikayelerin gücüne çok inanırım bu yüzden yetişkinler için de ilk kitaplarımın hepsi hikaye. Evlilik üzerine yaşanmış olaylardan aldığım notları kurgulayarak hikayeleştirdim. Çözümler yoksa çözümler ekledim. O kadar çok kişi “bizi mi gözetlediniz bizi anlatmışsınız” dedi ki…Aslında çok farklı şeyler yaşanmıyor evlerde. Herkes kendi yaşadığını özel ve çözümsüz zannediyor sadece. Kitaplarda alternatif çözümler görmek hoşlarına gitti ve hikayeler onlara yol gösterdi.

    Hikaye dışında yetişkin kitaplarınızın içerikleri nasıl?

    Eğitimci yönüm olduğu için evlilik üzerine hanımlarla atölye çalışmaları yapıyordum. “Evlilik Okulu” dersleri olarak. Bu eğitimler çok verimli geçiyor. Aynı grupla devam eden dersler yapıyoruz ödevler veriyorum ve sonraki haftalarda dönüşümleri alıyorum. Neleri yapabildiler neleri yapamadılar eşleri nasıl tepkiler gösterdi gibi.

    Sonra bu derslerin içerikleri üzerinden ÇocukAile sitemizde “Evlilik Okulu” dersleri başladık daha sonra bu dersler üzerinde düzenlemeler yaparak “Mutlu Evlilik Okulu” kitabı oluştu. Bazen siz kitabı yazarsınız bazen kitap kendini yazdırır. Hikayeler dışındaki kitaplarım: Mutlu Evlilik Okulu, Sevmek Bu Kadar Güzelken, Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel, Huzur Bulalım Diye internet yazılarım da içinde yavaş yavaş kendini yazdırdı.

    Kitaplara ilgi güzel gidiyor biliyoruz.

    Evet elhamdulillah. 19 yılda 15 kitap. Yeni bir kitap çalışmam da devam ediyor.

    Bütün kitapların toplam satışları bir milyonu geçti. Bugüne kadar tanıtımlar için çok da özel bir şeyler yapılmadığı halde. Kitapların tanıtımlarını daha çok okuyucular üstlendi. Okuyanların beğenerek birbirine tavsiyesi ile. Tabii ki ÇocukAile okurlarının gayretlerini de anmak lazım.

    Kitaplar dışında yazı hayatınızdan da bahsedebilir misiniz?

    Kitaplar dışında düzenli yazı hayatım ÇocukAile sitemiz ile başladı. www.cocukaile.net sitesi kurarken bu günler aklımda yoktu. Tek istediğim aile alanında Müslümanlara hitap eden özgün bir site olmasıydı. Elhamdulillah ilk yıllardan bugüne, vefalı okuyucularla ve her gün yeni katılan okuyucularla aile konusunda özel bir site olmaya devam ediyor. Son dönem çocuk ve çocuk eğitimi konusundan biraz uzaklaştık fakat çocuklar ile ilgile az da olsa yazarımız var.

    Sitede yazmak isteyen çok kişi oluyor fakat biz seçici olduğumuz için ve geçmiş birkaç olumsuz tecrübemizde olduğu için kolay kolay yeni yazar almıyoruz. Hem fikren anlaşabilmemiz gerekiyor hem de hiçbir yazarımızın ağır akademik bir dil kullanmasını istemiyoruz. CocukAile sitemiz pek çok haber sitesinden daha çok okunuyor.

    ÇocukAile dışında farklı yerlerde de yazdınız.

    Evet Haber 7 de yazdım bir dönem fakat biraz olaylı bir şekilde haber 7 i bıraktım. Sebebi merak edilip çok sorulduğu ve yalan yanlış şeyler yazıldığı için sebebini yazmıştım. Merak edenler için

    http://www.cocukaile.net/haber-7-yi-birakma-sebebim/

    Daha sonra iki yıl kadar Vahdet Gazetesi”nde yazdım.

    Sizi televizyon programlarında görmek isteyen okuyucularınız var.

    Televizyon programlarından çok fazla davet geliyor fakat hiçbirine katılmıyorum. Çok eskilerden katılıyordum fakat daha sonra çıkmama kararı verdim ve televizyon defteri şimdilik kapalı duruyor.

    Yeni kitap çalışmanız nasıl gidiyor?

    Şu sıralar gündemle ilgili yazmaktan dolayı pek fırsat bulamıyorum fakat fırsat buldukça yazmaya devam ediyorum.


  4. 10.Haziran.2012, 23:57
    2
    Devamlı Üye



    Yazarımız ve Yayın Danışmanımız Sema Maraşlı ile ÇocukAile adına bir röportaj yaptık.

    Son dönem ÇocukAile sitemizdeki yazdığınız yazılarla haksızlık karşısında duruşunuz ve okunurluluğunuz yüz binleri geçince “Kim bu Sema Maraşlı” diye merak edenler arttı. İşinizle ve eğitiminizle başlayalım isterseniz.

    İyi olur zira psikiyatr ya da psikolog olduğum yazılıyor bazı yerlerde. İkisi de değilim.

    Newport Üniversitesi’nin “Davranış Bilimleri” bölümünü okudum. Okuldan sonra kısa bir süre evlilik danışmanlığı yaptım fakat danışmanlık günleri yoğun geçince danışmanlık ve yazarlık arasında tercih yapmam gerektiğini görünce danışmanlığı bırakıp yazmayı tercih ettim. Danışmanlık yapmıyorum.

    Öncesinde de eğitimci bir yanınız var.

    Evet geriye doğru gidersek daha öncesinde 8 yıl Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’an Kurslarında öğretmenlik yaptım. Davranış Bilimlerini daha sonra okudum. Öğretmenlik mesleğini çok sevdiğimi belirtmeliyim. Fakat annelik mesleği çıkınca öğretmenliğini o zaman bırakmıştım.

    Annelikle birlikte yazarlık maceranız başlıyor.

    Annelik bana yazarlığın kapısını açtı. Çocuklarım küçükken onlara masal anlatarak uyutmak istedim fakat o dönem piyasada bulunan kötü üvey anneler, çocuklarını ormana terk eden kalpsiz babaların anlatıldığı Batı menşeli masalları çocuklarıma anlatmayı doğru bulmadım ve uyku saati onlar için masallar kurguladım. Masallar da boş boş olmasın güzel mesajlar olsun diye güzel ahlakı anlatan masallar anlattım. Masalları anlatırken yazmak aklımda yoktu.

    Sonrasında baktım çocuklar masalları çok sevdiler, ortaya güzel masallar çıktı, başka çocuklar da faydalansın diye onlara anlattığım masalları yazmaya karar verdim.

    İlk kitabınız hangi yıl çıktı?

    İlk kitabım “Bana Bir Masal Anlat” ı 1999′ da yazdım fakat kitap ancak 2001′ de çıktı. Tanınan biri değilseniz eskiden kitap yayınlatmak pek de kolay bir şey değildi, şimdi sistem değişti isteyen kitabını daha kolay bastırabiliyor. Kitabı birkaç yayınevine gönderdim. Beğenildi zira derleme toplama değil, eğitici, eğlenceli, özgün masallar var içinde fakat iki problemden dolayı basmak istemediler.

    İlkin tanınan biri değildim, kitap satmayabilirdi; ikincisi o güne kadar çocuk kitapları çocukların okuyacağı düşünülerek birkaç masal ya da hikayeden oluşan ince kitaplardı. Oysa ben kitabı anne-babalar için tasarlamıştım, aileler her akşam çocuklarına birer tane okusunlar, diye.

    İlk kitabın bütün masraflarını üstlenerek bir yayınevi ile anlaşıp kitabı çıkarttık. Kitap ilk yıl 17 bin satarak kitabı basan yayınevini bile şaşırttı. Ailelerin elinde böyle kitapların ihtiyaç olduğu görülünce “Bana Bir Masal Anlat” kitabının ardından, masal kitaplarında aileler için yeni bir dönem başladı ve içinde pek çok masalın olduğu yetişkin kitaplarından daha kalın masal kitapları çıkmaya başladı.

    Sonrasında ergenlik kitapları ile devam ettiniz.

    İkinci kitabım ergenlikteki genç çocuklar dediğimiz 12-15 yaşa hitap eden “En Güzel Hediye” kitabım ile ödül aldım. Sonra iki masal kitabı ve yine bir ergenlik romanı ve hikaye kitabı ile devam ettim.

    Yetişkin kitaplarına geçiş nasıl oldu?

    Nasip diyelim. Hikayeler hikayeleri çekti aslında. Benim niyetim çocuk kitapları ile devam etmekti. Çocuk kitapları vesilesi ile okullara, konferanslara, imza günlerine katılırken annelerle bir araya gelmeye başladık ve kendimi onların evlilik hikayelerini dinlerken buldum. Bu arada kendi içimde hikayelerim olduğunu da fark ettim ve böylece ilk kitabım “Eşimin Eşi Yok” ortaya çıktı.

    Kitaptan çok güzel dönüşümler alınca öylece devamı geldi. Ben hikayelerin gücüne çok inanırım bu yüzden yetişkinler için de ilk kitaplarımın hepsi hikaye. Evlilik üzerine yaşanmış olaylardan aldığım notları kurgulayarak hikayeleştirdim. Çözümler yoksa çözümler ekledim. O kadar çok kişi “bizi mi gözetlediniz bizi anlatmışsınız” dedi ki…Aslında çok farklı şeyler yaşanmıyor evlerde. Herkes kendi yaşadığını özel ve çözümsüz zannediyor sadece. Kitaplarda alternatif çözümler görmek hoşlarına gitti ve hikayeler onlara yol gösterdi.

    Hikaye dışında yetişkin kitaplarınızın içerikleri nasıl?

    Eğitimci yönüm olduğu için evlilik üzerine hanımlarla atölye çalışmaları yapıyordum. “Evlilik Okulu” dersleri olarak. Bu eğitimler çok verimli geçiyor. Aynı grupla devam eden dersler yapıyoruz ödevler veriyorum ve sonraki haftalarda dönüşümleri alıyorum. Neleri yapabildiler neleri yapamadılar eşleri nasıl tepkiler gösterdi gibi.

    Sonra bu derslerin içerikleri üzerinden ÇocukAile sitemizde “Evlilik Okulu” dersleri başladık daha sonra bu dersler üzerinde düzenlemeler yaparak “Mutlu Evlilik Okulu” kitabı oluştu. Bazen siz kitabı yazarsınız bazen kitap kendini yazdırır. Hikayeler dışındaki kitaplarım: Mutlu Evlilik Okulu, Sevmek Bu Kadar Güzelken, Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel, Huzur Bulalım Diye internet yazılarım da içinde yavaş yavaş kendini yazdırdı.

    Kitaplara ilgi güzel gidiyor biliyoruz.

    Evet elhamdulillah. 19 yılda 15 kitap. Yeni bir kitap çalışmam da devam ediyor.

    Bütün kitapların toplam satışları bir milyonu geçti. Bugüne kadar tanıtımlar için çok da özel bir şeyler yapılmadığı halde. Kitapların tanıtımlarını daha çok okuyucular üstlendi. Okuyanların beğenerek birbirine tavsiyesi ile. Tabii ki ÇocukAile okurlarının gayretlerini de anmak lazım.

    Kitaplar dışında yazı hayatınızdan da bahsedebilir misiniz?

    Kitaplar dışında düzenli yazı hayatım ÇocukAile sitemiz ile başladı. www.cocukaile.net sitesi kurarken bu günler aklımda yoktu. Tek istediğim aile alanında Müslümanlara hitap eden özgün bir site olmasıydı. Elhamdulillah ilk yıllardan bugüne, vefalı okuyucularla ve her gün yeni katılan okuyucularla aile konusunda özel bir site olmaya devam ediyor. Son dönem çocuk ve çocuk eğitimi konusundan biraz uzaklaştık fakat çocuklar ile ilgile az da olsa yazarımız var.

    Sitede yazmak isteyen çok kişi oluyor fakat biz seçici olduğumuz için ve geçmiş birkaç olumsuz tecrübemizde olduğu için kolay kolay yeni yazar almıyoruz. Hem fikren anlaşabilmemiz gerekiyor hem de hiçbir yazarımızın ağır akademik bir dil kullanmasını istemiyoruz. CocukAile sitemiz pek çok haber sitesinden daha çok okunuyor.

    ÇocukAile dışında farklı yerlerde de yazdınız.

    Evet Haber 7 de yazdım bir dönem fakat biraz olaylı bir şekilde haber 7 i bıraktım. Sebebi merak edilip çok sorulduğu ve yalan yanlış şeyler yazıldığı için sebebini yazmıştım. Merak edenler için

    http://www.cocukaile.net/haber-7-yi-birakma-sebebim/

    Daha sonra iki yıl kadar Vahdet Gazetesi”nde yazdım.

    Sizi televizyon programlarında görmek isteyen okuyucularınız var.

    Televizyon programlarından çok fazla davet geliyor fakat hiçbirine katılmıyorum. Çok eskilerden katılıyordum fakat daha sonra çıkmama kararı verdim ve televizyon defteri şimdilik kapalı duruyor.

    Yeni kitap çalışmanız nasıl gidiyor?

    Şu sıralar gündemle ilgili yazmaktan dolayı pek fırsat bulamıyorum fakat fırsat buldukça yazmaya devam ediyorum.

  5. 10.Haziran.2012, 23:57
    3
    Muhasibi
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,774
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 159
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sema Maraşlı Kimdir?

    Sema Maraşlı ile son günlerdeki gelişmeler üzerine başladığımız röportaja devam ediyoruz.

    “Erkekler de İnsan Sayılsın” “Aslında Kadına Şiddet Yok” “Nafaka Zulüm Olur mu?” “Erken Evlenenlere Özgürlük”, “Erkekleri Aşağılamak Kadınları Yüceltiyor mu?” gibi başlıklı yazılarınızla son dönem daha çok okunuyorsunuz. Bu sebeple hem övgülerin hem de eleştirilerin odağındasınız. Bu yazılar neden bu kadar dikkat çekti?

    Ezber bozduğu için. Bu yazılar ezberleri bozuyor ve bazıları da bundan rahatsız oluyor. Maalesef ki pek çok insan medya etkisi ile sürü psikolojisiyle hareket ediyor. Medya ne verirse doğru kabul ediliyor ve sorgulanmıyor. Medya her gün “kadına şiddet var, yine erkek şiddeti” gibi başlıklarla şiddet haberleri gösteriyor. Gösterdikleri de kadına şiddet haberleri değil aslında, aile içi şiddet haberleri ve o da tek taraflı. Günümüzde karısından psikolojik şiddet gören hatta fiziksel şiddet gören pek çok erkek de var fakat bunlar görülmüyor gösterilmiyor. Şu anda pek çok kanun erkeklerin aleyhine fakat itiraz eden kişi yok denecek kadar az, fakat yazılarla bir bilinç oluşmaya başladığını görüyoruz.

    İstisnalar elbete var fakat genel duruma baktığımızda kadınlar değil erkekler eziliyor artık. Erkekleri sindirmek için kadınlar kullanılıyor. Bütün dünyada erkeklere yönelik bir psikolojik harp var. Bu devrin sorunu ezilen kadınlar değil, aşağılanan erkekler.

    İnsaf sahibi yazarların, bilim adamlarının yurt dışında bu konuda çalışmaları ve kitapları var. Mesala uluslararası üne sahip psikolog Philip Zimbardo’nun “Bitik Erkekler” kitabı ülkemizde de yayınlandı ve herkesin okuması gerekli bir kitap. Fakat okurken yine insaflı olmak lazım, kitabı okuyan tanınmış bir sosyolog ve akademisyen kitaptan bahsetti fakat tamamen kendi bakış açılarını desteklemek için. Oysa kitap tüm dünyada kadınların nasıl öne geçirilip erkekliğin bitişinin hazırlandığını bilimsel çalışmalarla çok iyi anlatıyor. Konu ile ilgili pek çok çalışma var fakat önyargıları kırmadan okumanın pek de faydası olmayabiliyor. Sesi çok çıkanlar, baskın çıkmaya çalışıyor.

    Erkeklere yönelik bu hareketin amacı nedir sizce?

    Bunlar büyük oyunlar, arka planı kuvvetli. Ön planda feministleri görüyoruz fakat feministler kaynak mı maşa mı bilemiyorum. Dünyada eşcinsel ilişkiler hiç olmadığı kadar arttı. Artık Oscar ödülleri eşcinsel filmlere veriliyor verilmese bile aday gösterilerek o filmlere dikkat çekiliyor. Ülkemizde eşcinsel filmler hem de 18 yaş altı çocuk denilen gençlerin oynadığı filmler hiçbir tepki almadan gazetelerde reklamı yapılarak özendiriliyor.

    Eşcinselliği kabul etmek modernlik sayılıyor “ay benim de eşcinsel arkadaşlarım var” diye bununla övünen ve kendini muhafazakar diye tanımlayan insanlar var. Bireysel olarak eşcinsel tanıdığın ya da yakının olabilir ayrı bir durum fakat eşcinsel tanıdıkların olduğunu ilan edip bununla övünmek ve eşcinselliği normalleştirmeye çalışmak farklı ve veballi bir konu.

    Erkeklere yönelik bu aşağılama hareketinde eşcinselliği artırmak isteyenlerin etkisi çok açık bir şekilde belli. Artık genç erkeklerimiz kadın gibi giyiniyor, kadınsı davranışlar erkekler arasında hiç olmadığı kadar arttı. Bunlar normal görülüyor, toplum onlara anlayışlı davranıyor. Fakat güçlü duruşu olan, maskülen ya da alfa erkeği diye tarif edilen yaratılışı bozulmamış normal erkekler sanki anormalmiş gibi algılanmaya başladı. Kadınlar bir taraftan erkekleri aşağılıyorlar bir taraftan da güçlü, sorumluluk alan, duruşu olan evlenecek erkek kalmadı, diye şikayet ediyorlar. Kadınlar medya ezberi ve yaratılış kodları arasında şaşkın kaldılar.

    Medya etkisi diyorsunuz fakat medyanın hepsi mi böyle?

    Ülkemizde medya ikiye bölünmüş durumda. Birincisi İslam karşıtı, dini öcü gibi gören güçlü bir medya var, ipleri Batılıların elinde, onların destek ve yönlendirmeleri ile toplumun dini ve ahlaki normlarını yerle bir etmek için canla başla uğraşan. Bunlardan zaten bir hayır beklenmez, bunlar ancak şerre çalışır. Bunların her dediği sorgulanmalı.

    Şimdi de bu medyaya göre bu ülkede acil önlem alınması gereken bir cinsel istismar sorunu var. Her gün cinsel istismar ile ya da kadına şiddet ile ilgili haberler getiriyorlar önümüze. Amaçları ne? 80 milyonluk ülkede her çeşit suç olabilir, bunlarda bir artış varsa burada medyanın etkisi ilk sırada gelir. Önce çuvaldızı kendilerine batırsınlar. Hem şiddet hem de taciz haberlerini erkekleri aşağılamak için kullanıyorlar. Sosyal ağlarda görüyorum genç erkekler böyle haberler çıktığında “erkek olduğumuza utandık” diyorlar, maksat da bu zaten. Erkekleri cinsiyetlerinden utandırmak.

    Ülkemizde şiddet ve tacizin baş edilemeyecek kadar arttığını iddia edenler, Batı ülkelerindeki şiddet, taciz ve tecavüz sayılarına baksalar, onlara göre bizde yok sayılır fakat Batılılar böyle sorunları yokmuş gibi davranıyorlar, biz de bu sorunlarla baş edemiyoruz gibi davranıyoruz. Tabii bu tamamen İslam düşmanı medyanın etkisi.

    İkinci grup medya ise muhafazakarların ve kendini dindar diye tanımlayanların elindeki kuruluşlar. Bunların pek çoğu da yaşanan haksızlıkları görmezden geliyor. Zira bu haksızlıklar kanunlar vasıtası ile yapıldığı için, haksızlıkları dile getirmeyi hükümeti eleştirmek olarak görüp hükümet ile aralarını bozmak istemiyorlar gibi geliyor. Onlarınki daha çok menfaat hesabı. Üç maymunu oynuyorlar. Bir de hükümet karşıtı olan muhafazakarların elinde olan medya var fakat onlardan da güçlü bir ses duymuyoruz. Ya konunun ciddiyetinin farkında değiller ya da başka hesapları var. Bu bağlamda konunun farkında olan istisna az sayıda medya var sadece.

    Peki neden gazeteciler, fikir adamları, entelektüeller, yazarlar, eli kalem tutan toplum önünde medyada pek çok takipçisi olan kişiler var, onlar da mı görmüyor neden bu meseleye sahip çıkmıyorlar?

    Maalesef ki bizim başörtülü yazar ve gazetecilerin büyük çoğunluğu feminist. Bir kısmı feminist olduğunu kabul ediyor bir kısmı feminist olduğunu kabul etmese de söylem olarak feministler. PKK ve dış odak destekli din düşmanı bir kadın derneğinde çalışan bir kadının röportajını okumuştum, diyordu ki “ ülkemizde sokak başlarında kadınlar boğazlanıyor” aynı cümleyi baktım başörtülü bir yazar da kullanmış. Aralarında bir fark kalmamış.

    Feminizm, kadınların nefsine hitap ettiği için başörtülü kadınların çoğu feminzmi sevdiler. Bir de “kadınlar eziliyor” sosyal ve modern bir söylem oldu. Bu kadınlar bu söylemle alaka ve değer görüyorlar; hareket alanları geniş, televizyon programlarına konuk oluyorlar, röportajlar yapıyorlar, lüks otellerde büyük toplantılar düzenliyonlar, kendilerini önemli hissediyorlar, kadına şiddetten ekmek yiyorlar… Dışarıdan bakıldığında insan hakları savunuyormuş gibi duruyorlar, fakat basbayağı cinsiyetçilik yapıyorlar ve İslam inancına ihanet ediyorlar.

    Toplumu yönlendirebilecek erkeklere gelince onların bir kısmı menfaat hesabı yaparak görmezden geliyorlar ve popüler söylemi dillendirmek işlerine geliyor “Bir kısım pis erkeler var, fakat biz onlardan değiliz, bakınız kadınları savunuyoruz.” psikolojisindeler, bir kısmı da kadınlardan korktukları için yazamıyorlar diye düşünüyorum. Zira bir yazar ve bir de tanınmış bir psikiyatrın içinde az bir kadın eleştirisi olan yazılarından dolayı kadınlar tarafından mesaj yağmuruna tutulup sindirilmeye çalıştığını gördüm. Hatta biri “aman da beni yanlış anladınız” diye açıklama yapmak zorunda hissetti. Daha bir daha mümkün mü kadınları eleştirebilsinler. Bunun için yürek lazım, risk almak lazım.

    Bir de bizim insanlarımızın çoğunda maalesef ki “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zihniyeti de var, kesinlikle İslam ahlakına uymayan bir davranış modeli. İlla ki taşın kendi ayağımıza değmesi gerekmiyor. Bu konuda da şuurlanmamız lazım.

    Erkeklerin haklarını savunduğunuz için erkekleri tuttuğunuz söyleniyor.

    “Neden erkekleri tutuyorsunuz” sorusu bana komik geliyor artık, esprili cevaplar veriyorum. İşin aslı ise Müslümanın haksızlık karşısında durması gerekiyor. Gördüğüm haksızlıklara itiraz ediyorum, hepsi bu kadar. Allah (c.c) bana yazarlık gibi insanlara ulaşma imkanı vermiş, ben bu büyük haksızlıkları gördüğüm halde dillendirmezsem vebal altında olurum. Verilen nimetlerin hesabı vardır.

    Erkekleri tuttuğunuz iddiası kimler tarafından yapılıyor daha çok?

    Kendini dindar diye tanımlayan fakat İslam’ın aile ile ilgili hükümlerini hazmedememiş kadınlardan geliyor genellikle.

    Zira dini yaşama gayretinde olan fakat dinin emirleri olan erkeğin evde reis olması, kadınların eşlerine saygılı hürmetli Saliha hanımlar olması gibi hükümleri modern dünyada yaşanabilir görmeyen kadınlar, onlara bunları hatırlattığım için dine olan gizli kızgınlıklarını Allah’a karşı gücenmişliklerini bana yöneltiyorlar.

    Eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz, kızıyor musunuz?

    Benim şahıslarla bir işim yok fakat hak ve hakikat adına kızıyorum. “Ne zaman hakikati göreceksiniz” diye söylendiğim oluyor, onlar için dua ediyorum. Eski bir feminist olarak onları anlıyorum. Eski bir feminist derken şu sokaklara dökülüp, edep hayadan nasibi kalmamış feministlerden hiç olmadım elhamdulillah.

    Ben eskiden pek çok dindar kadının kabul etmediği gibi, gizli bir feministmişim. Eylemi olmayan fakat söylem olarak feminist. “Biz kadınlar iyiyiz kibarız çok fedakarız fakat erkekler kaba saba düşüncesiz olduğu için kıymetimizi bilmiyorlar” klasik söylemi. Elhamdulillah ben kadın-erkek yaratılış özelliklerini öğrenince uyandım ve uykudaki kardeşlerimi de uyandırmak istiyorum.

    Yazı dilinizi sert bulanlar var, acaba söyleyeceklerinizi daha yumuşak anlatabilir misiniz?

    Yazı dilim genel olarak yumuşaktır. Kitaplarda da genellikle naif bir dil kullanıyorum, fakat iş haksızlıklar karşısında durmaya gelince pek de naif bir dil olmuyor. Fakat bazı kadınların zannettiği gibi gözlerimden öfke saçarak falan yazmıyorum. Yazı yazarken son derece sakinimdir. Beni öfkeli bulunlar büyük ihtimal öfke ile okuyanlardır ya da yazdıklarımla yaralarını deştiklerimdir.

    Fakat bazılarının yaralarını deştiğim için de bir pişmanlık duymuyorum. Sarsılmak iyidir kişiyi kendine getirebilir. Yazdıklarımı okuyanlar bana kızmadan önce “beni bu yazılanlar neden rahatsız ediyor” diye önce kendilerini sorgulasınlar.

    “Yazdıklarınız yüzünden akşam kocamla kavga ettik” diyen bir kadının bu kendi problemidir; buna karşı “Allah razı olsun, sayenizde evlilik hayatımız güzelleşti, size dua ediyoruz, siz hep yazın.” diyen pek çok kadın var.

    Yazılarınızın tartışılmasının size de katkıları oluyurdur.

    Fikirlerimi tartışsalar katkısı olacak muhakkak, fakat sosyal ağlarda ve whatsapp gibi gruplarda çeşitli parti gruplarında ya da entelektüel olmaya çalışan okumuş kadınların kurduğu gruplarda bulunan tanıdıklarım vasıtası ile bir kaçına baktım; fikirlerimi değil beni tartışıyorlar.

    Kadınlara düşman mıymışım, bir yaram mı varmış, 19 yılda 15 kitabı nasıl yazmışım bir yerlerden mi yürütmüşüm gibi daha çok zan ve iftira odaklı tartışmalar. Oysa şunu yazmaları gerekmiyor mu “Sema Maraşlı şu fikri iddia ediyor fakat bu konuda şu şu yüzden yanılıyor, ya da şu sebeple ona katılmıyorum…” deyip yanıldığımı düşündükleri konularda delil getirmeleri gerekmiyor mu? Onlar fikir yerine, kişi ile uğraşmayı tercih ediyorlar. Ben iddia ettiğim konuların hem dini hem de bilimsel delillerini getirebilirim ki bunların çoğunu da yazılarımda yazıyorum.

    Kendini dindar diye tanımlayan kadınlar, günlük hayatlarında kadın-erkek meselesine insan meselesi olarak bakılması gerektiğini savunuyorlar. Farklılıklara işaret eden pek çok âyeti görmezden geliyorlar, fakat iş kadınları savunmaya gelince insan odaklı değil; kadın odaklı, cinsiyet odaklı bakıyorlar. Hani siz insan odaklı bakılması gerektiğini savunuyordunuz? Ne oldu o söyleminize!

    Aleyhinize yazılanlar sizi ne kadar etkiliyor?

    Elhamdulillah olumsuz bir etkilenme olmuyor. Hak davası güdenin taşlanmayı da göze alması lazım. Rabbimin dilemediği zararı da faydayı da kimse bana veremez. Benim Rabbimin rızasından başka bir gayem yok.

    Özellikle “Erkeğe Şidete Dur De” yazımdan sonra kendini dindar diye tanımlayan kadınların saldırısına uğradım. Beddua edenler, hakaret edenler, bu yazdıklarının hesabını veremeyeceksin diyenler diyenler….

    Bir de hakkımda yalan yanlış bilgiler dolaşıyor. Yok üç oğlum varmış da onların haklarını düşünerek erkekleri savunuyormuşum gibi komik ve uydurma bilgiler dolaşımda, gerçi bir oğlan için bu kadar gayret göstereceğimi düşünmemişler yine insaflı davranmışlar!Daha nice küfürler, iftiralar dolaşıyor, bunlarla beni sindireceklerini sananlar yanılıyorlar. Özel hayatımı merak eden ve oradan saldırmak için malzeme arayanlar da var. Ben de özellikle özel hayatımı özel yaşamayı tercih ediyorum. Bulamayınca uyduruyorlar, o kadar mesnetsiz saçma sapan şeyler var ki hiçbirine cevap vermiyorum, zira ben fikirlerimle buradayım ve söylediklerimden rahatsızsanız fikirlerinizle geliniz.Küfür, hakaret ve iftiralara cevap verirsem onların seviyesine düşmüş olurum.

    Hesap görücü olarak Allah yeter, onları Allah’a havale ediyorum. Bunlarla beni üzeceklerini düşünenler varsa haklılar evet üzülüyorum fakat kendim için değil, bu arkadaşlar bu iftiraların küfürlerin hesabını nasıl verecekler diye. Sonuçta üç günlük dünya. Hesap günü pek uzak değil.

    Hayata menfaat odaklı bakan insanlar, sizin yaptığınızın altında da bir menfaat arıyorlar. Eski eşe nafaka, erken evlilik ya da erkeklerin uğradığı iftiralar ve aşağılamalar konusunda cansiparane yazıyorum ve elhamdulillah bu konularla ilgili hiçbir yakınımın derdi davası yok. Acaba yakınlarımın başına gelir mi diye de düşünmüyorum bu konuda mağdur binlerce erkek ve onların aileleri var. Taşın ayağımıza değmesi gerekmiyor, yüreğimize değmesi yetmeli Müslüman olarak, diye düşünüyorum.

    Bir de sizi ısrarla görmeyen ve görmek istemeyen bir kesim var. Sizi görmekten neden bu kadar korkuyorlar?

    Evet beni görmek istemeyen, entelektüel görünmeye çalışan bir Müslüman kesim var. “Ay biz onu okumuyoruz o kim ki, fakat sizler paylaştınız diye ya da hatırlı bir tanıdığım göndermiş diye yazının yarısını zor okudum” tarzında küçümseyen, burun kıvıranlar var. Onlara söyleyecek sözüm yok aynı şekilde devam etsinler.

    Bir de erkek düşmanı ve din düşmanı Batı destekli feminist dernekler ve din düşmanı medya var onlar özellikle görmüyorlar. Normalde feministler ve din düşmanı medya, başörtülü bir kadını gözden düşürmek için saldırıya hazırdır, her an tetiktedir; hele bir de bu kadar çok okunuyorsa. Onlar açısından yazdığım yazılarda onlara çıkacak malzeme de çok var. Fakat iki sebepten görmek istemiyorlar.

    Birincisi, beni görürlerse takipçilerim artar, bu da yazılarımın etkisini ve gücünü artırır, diye görmezden geliyorlar.

    İkincisi yazdıklarımla onların yalanlarını ortaya döküyorum. Ülkeye zarar verecek bir yol tutturmuşlar, Müslümanları bile buna inandırmışlar. Şimdi bir kadın çıkmış ve önlerine taş koyuyor. Elbette görmek istemeyecekler, onları anlıyorum da muhafazakar geçinip görmek istemeyenleri anlamak daha zor. Onların hesabı ne ola ki?

    Yazdıklarınızın faydası olduğunu düşünüyor musunuz?

    Allah’ın izni ile faydası olduğuna inanıyorum ve bunu da görüyorum. Öncelikle ezberleri bozup toplumda bilinç uyandırmak gerekli.”Erkeğe Şiddete Dur” de ve “Erkekler de İnsan Sayılsın” yazılarım sadece ÇocukAile sitemizde yüzbini aşkın okuyucuya ulaştı.

    Bir de yazıyı paylaşan haber siteleri var, oralarda da çok okunuyor, onlar yazının tamamını aldıkları için link bağlantısı olmuyor, her birinde ne kadar okunduğunu bilmiyoruz fakat yüksek sayılarda okunuyor.

    Bir de sosyal ağlarda ve telefonlarla yapılan paylaşımlar var. Böyle baktığımızda bazı yazıların okunurluluğu milyonu geçiyordur. Yazılar siyasilere de ulaşıyor tabii ki. Bunların haberlerini de alıyoruz. Olumlu etkilerini de önümüzdeki günlerde göreceğimize inanıyorum.Göremesek de görene kadar devam edeceğiz inşallah.

    Benim hiçbir partiye yakınlağım ya da düşmanlığım yok. Siyasetle hiç işim yok. Benim derdim hükümet politikalarındaki haksızlıklara “dur” demek.

    Ben yazıyı yazıyorum fakat esas iş okuyucuya düşüyor. Onların desteği ile yazı geniş kitlelere ulaşıyor. İnsaflı, vicdanlı, konuyu anlayıp destek olmak için yazıları paylaşan okuyucularıma da teşekkür ediyorum en güzel dua ile, Allah onlardan razı olsun.

    Teşekür ederiz bitirirken ne söylemek istersiniz.

    Mehmet Akif Ersoy ile bitirelim.

    “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
    Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”

    Sema Maraşlı/ ÇocukAile.net


  6. 10.Haziran.2012, 23:57
    3
    Devamlı Üye
    Sema Maraşlı ile son günlerdeki gelişmeler üzerine başladığımız röportaja devam ediyoruz.

    “Erkekler de İnsan Sayılsın” “Aslında Kadına Şiddet Yok” “Nafaka Zulüm Olur mu?” “Erken Evlenenlere Özgürlük”, “Erkekleri Aşağılamak Kadınları Yüceltiyor mu?” gibi başlıklı yazılarınızla son dönem daha çok okunuyorsunuz. Bu sebeple hem övgülerin hem de eleştirilerin odağındasınız. Bu yazılar neden bu kadar dikkat çekti?

    Ezber bozduğu için. Bu yazılar ezberleri bozuyor ve bazıları da bundan rahatsız oluyor. Maalesef ki pek çok insan medya etkisi ile sürü psikolojisiyle hareket ediyor. Medya ne verirse doğru kabul ediliyor ve sorgulanmıyor. Medya her gün “kadına şiddet var, yine erkek şiddeti” gibi başlıklarla şiddet haberleri gösteriyor. Gösterdikleri de kadına şiddet haberleri değil aslında, aile içi şiddet haberleri ve o da tek taraflı. Günümüzde karısından psikolojik şiddet gören hatta fiziksel şiddet gören pek çok erkek de var fakat bunlar görülmüyor gösterilmiyor. Şu anda pek çok kanun erkeklerin aleyhine fakat itiraz eden kişi yok denecek kadar az, fakat yazılarla bir bilinç oluşmaya başladığını görüyoruz.

    İstisnalar elbete var fakat genel duruma baktığımızda kadınlar değil erkekler eziliyor artık. Erkekleri sindirmek için kadınlar kullanılıyor. Bütün dünyada erkeklere yönelik bir psikolojik harp var. Bu devrin sorunu ezilen kadınlar değil, aşağılanan erkekler.

    İnsaf sahibi yazarların, bilim adamlarının yurt dışında bu konuda çalışmaları ve kitapları var. Mesala uluslararası üne sahip psikolog Philip Zimbardo’nun “Bitik Erkekler” kitabı ülkemizde de yayınlandı ve herkesin okuması gerekli bir kitap. Fakat okurken yine insaflı olmak lazım, kitabı okuyan tanınmış bir sosyolog ve akademisyen kitaptan bahsetti fakat tamamen kendi bakış açılarını desteklemek için. Oysa kitap tüm dünyada kadınların nasıl öne geçirilip erkekliğin bitişinin hazırlandığını bilimsel çalışmalarla çok iyi anlatıyor. Konu ile ilgili pek çok çalışma var fakat önyargıları kırmadan okumanın pek de faydası olmayabiliyor. Sesi çok çıkanlar, baskın çıkmaya çalışıyor.

    Erkeklere yönelik bu hareketin amacı nedir sizce?

    Bunlar büyük oyunlar, arka planı kuvvetli. Ön planda feministleri görüyoruz fakat feministler kaynak mı maşa mı bilemiyorum. Dünyada eşcinsel ilişkiler hiç olmadığı kadar arttı. Artık Oscar ödülleri eşcinsel filmlere veriliyor verilmese bile aday gösterilerek o filmlere dikkat çekiliyor. Ülkemizde eşcinsel filmler hem de 18 yaş altı çocuk denilen gençlerin oynadığı filmler hiçbir tepki almadan gazetelerde reklamı yapılarak özendiriliyor.

    Eşcinselliği kabul etmek modernlik sayılıyor “ay benim de eşcinsel arkadaşlarım var” diye bununla övünen ve kendini muhafazakar diye tanımlayan insanlar var. Bireysel olarak eşcinsel tanıdığın ya da yakının olabilir ayrı bir durum fakat eşcinsel tanıdıkların olduğunu ilan edip bununla övünmek ve eşcinselliği normalleştirmeye çalışmak farklı ve veballi bir konu.

    Erkeklere yönelik bu aşağılama hareketinde eşcinselliği artırmak isteyenlerin etkisi çok açık bir şekilde belli. Artık genç erkeklerimiz kadın gibi giyiniyor, kadınsı davranışlar erkekler arasında hiç olmadığı kadar arttı. Bunlar normal görülüyor, toplum onlara anlayışlı davranıyor. Fakat güçlü duruşu olan, maskülen ya da alfa erkeği diye tarif edilen yaratılışı bozulmamış normal erkekler sanki anormalmiş gibi algılanmaya başladı. Kadınlar bir taraftan erkekleri aşağılıyorlar bir taraftan da güçlü, sorumluluk alan, duruşu olan evlenecek erkek kalmadı, diye şikayet ediyorlar. Kadınlar medya ezberi ve yaratılış kodları arasında şaşkın kaldılar.

    Medya etkisi diyorsunuz fakat medyanın hepsi mi böyle?

    Ülkemizde medya ikiye bölünmüş durumda. Birincisi İslam karşıtı, dini öcü gibi gören güçlü bir medya var, ipleri Batılıların elinde, onların destek ve yönlendirmeleri ile toplumun dini ve ahlaki normlarını yerle bir etmek için canla başla uğraşan. Bunlardan zaten bir hayır beklenmez, bunlar ancak şerre çalışır. Bunların her dediği sorgulanmalı.

    Şimdi de bu medyaya göre bu ülkede acil önlem alınması gereken bir cinsel istismar sorunu var. Her gün cinsel istismar ile ya da kadına şiddet ile ilgili haberler getiriyorlar önümüze. Amaçları ne? 80 milyonluk ülkede her çeşit suç olabilir, bunlarda bir artış varsa burada medyanın etkisi ilk sırada gelir. Önce çuvaldızı kendilerine batırsınlar. Hem şiddet hem de taciz haberlerini erkekleri aşağılamak için kullanıyorlar. Sosyal ağlarda görüyorum genç erkekler böyle haberler çıktığında “erkek olduğumuza utandık” diyorlar, maksat da bu zaten. Erkekleri cinsiyetlerinden utandırmak.

    Ülkemizde şiddet ve tacizin baş edilemeyecek kadar arttığını iddia edenler, Batı ülkelerindeki şiddet, taciz ve tecavüz sayılarına baksalar, onlara göre bizde yok sayılır fakat Batılılar böyle sorunları yokmuş gibi davranıyorlar, biz de bu sorunlarla baş edemiyoruz gibi davranıyoruz. Tabii bu tamamen İslam düşmanı medyanın etkisi.

    İkinci grup medya ise muhafazakarların ve kendini dindar diye tanımlayanların elindeki kuruluşlar. Bunların pek çoğu da yaşanan haksızlıkları görmezden geliyor. Zira bu haksızlıklar kanunlar vasıtası ile yapıldığı için, haksızlıkları dile getirmeyi hükümeti eleştirmek olarak görüp hükümet ile aralarını bozmak istemiyorlar gibi geliyor. Onlarınki daha çok menfaat hesabı. Üç maymunu oynuyorlar. Bir de hükümet karşıtı olan muhafazakarların elinde olan medya var fakat onlardan da güçlü bir ses duymuyoruz. Ya konunun ciddiyetinin farkında değiller ya da başka hesapları var. Bu bağlamda konunun farkında olan istisna az sayıda medya var sadece.

    Peki neden gazeteciler, fikir adamları, entelektüeller, yazarlar, eli kalem tutan toplum önünde medyada pek çok takipçisi olan kişiler var, onlar da mı görmüyor neden bu meseleye sahip çıkmıyorlar?

    Maalesef ki bizim başörtülü yazar ve gazetecilerin büyük çoğunluğu feminist. Bir kısmı feminist olduğunu kabul ediyor bir kısmı feminist olduğunu kabul etmese de söylem olarak feministler. PKK ve dış odak destekli din düşmanı bir kadın derneğinde çalışan bir kadının röportajını okumuştum, diyordu ki “ ülkemizde sokak başlarında kadınlar boğazlanıyor” aynı cümleyi baktım başörtülü bir yazar da kullanmış. Aralarında bir fark kalmamış.

    Feminizm, kadınların nefsine hitap ettiği için başörtülü kadınların çoğu feminzmi sevdiler. Bir de “kadınlar eziliyor” sosyal ve modern bir söylem oldu. Bu kadınlar bu söylemle alaka ve değer görüyorlar; hareket alanları geniş, televizyon programlarına konuk oluyorlar, röportajlar yapıyorlar, lüks otellerde büyük toplantılar düzenliyonlar, kendilerini önemli hissediyorlar, kadına şiddetten ekmek yiyorlar… Dışarıdan bakıldığında insan hakları savunuyormuş gibi duruyorlar, fakat basbayağı cinsiyetçilik yapıyorlar ve İslam inancına ihanet ediyorlar.

    Toplumu yönlendirebilecek erkeklere gelince onların bir kısmı menfaat hesabı yaparak görmezden geliyorlar ve popüler söylemi dillendirmek işlerine geliyor “Bir kısım pis erkeler var, fakat biz onlardan değiliz, bakınız kadınları savunuyoruz.” psikolojisindeler, bir kısmı da kadınlardan korktukları için yazamıyorlar diye düşünüyorum. Zira bir yazar ve bir de tanınmış bir psikiyatrın içinde az bir kadın eleştirisi olan yazılarından dolayı kadınlar tarafından mesaj yağmuruna tutulup sindirilmeye çalıştığını gördüm. Hatta biri “aman da beni yanlış anladınız” diye açıklama yapmak zorunda hissetti. Daha bir daha mümkün mü kadınları eleştirebilsinler. Bunun için yürek lazım, risk almak lazım.

    Bir de bizim insanlarımızın çoğunda maalesef ki “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zihniyeti de var, kesinlikle İslam ahlakına uymayan bir davranış modeli. İlla ki taşın kendi ayağımıza değmesi gerekmiyor. Bu konuda da şuurlanmamız lazım.

    Erkeklerin haklarını savunduğunuz için erkekleri tuttuğunuz söyleniyor.

    “Neden erkekleri tutuyorsunuz” sorusu bana komik geliyor artık, esprili cevaplar veriyorum. İşin aslı ise Müslümanın haksızlık karşısında durması gerekiyor. Gördüğüm haksızlıklara itiraz ediyorum, hepsi bu kadar. Allah (c.c) bana yazarlık gibi insanlara ulaşma imkanı vermiş, ben bu büyük haksızlıkları gördüğüm halde dillendirmezsem vebal altında olurum. Verilen nimetlerin hesabı vardır.

    Erkekleri tuttuğunuz iddiası kimler tarafından yapılıyor daha çok?

    Kendini dindar diye tanımlayan fakat İslam’ın aile ile ilgili hükümlerini hazmedememiş kadınlardan geliyor genellikle.

    Zira dini yaşama gayretinde olan fakat dinin emirleri olan erkeğin evde reis olması, kadınların eşlerine saygılı hürmetli Saliha hanımlar olması gibi hükümleri modern dünyada yaşanabilir görmeyen kadınlar, onlara bunları hatırlattığım için dine olan gizli kızgınlıklarını Allah’a karşı gücenmişliklerini bana yöneltiyorlar.

    Eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz, kızıyor musunuz?

    Benim şahıslarla bir işim yok fakat hak ve hakikat adına kızıyorum. “Ne zaman hakikati göreceksiniz” diye söylendiğim oluyor, onlar için dua ediyorum. Eski bir feminist olarak onları anlıyorum. Eski bir feminist derken şu sokaklara dökülüp, edep hayadan nasibi kalmamış feministlerden hiç olmadım elhamdulillah.

    Ben eskiden pek çok dindar kadının kabul etmediği gibi, gizli bir feministmişim. Eylemi olmayan fakat söylem olarak feminist. “Biz kadınlar iyiyiz kibarız çok fedakarız fakat erkekler kaba saba düşüncesiz olduğu için kıymetimizi bilmiyorlar” klasik söylemi. Elhamdulillah ben kadın-erkek yaratılış özelliklerini öğrenince uyandım ve uykudaki kardeşlerimi de uyandırmak istiyorum.

    Yazı dilinizi sert bulanlar var, acaba söyleyeceklerinizi daha yumuşak anlatabilir misiniz?

    Yazı dilim genel olarak yumuşaktır. Kitaplarda da genellikle naif bir dil kullanıyorum, fakat iş haksızlıklar karşısında durmaya gelince pek de naif bir dil olmuyor. Fakat bazı kadınların zannettiği gibi gözlerimden öfke saçarak falan yazmıyorum. Yazı yazarken son derece sakinimdir. Beni öfkeli bulunlar büyük ihtimal öfke ile okuyanlardır ya da yazdıklarımla yaralarını deştiklerimdir.

    Fakat bazılarının yaralarını deştiğim için de bir pişmanlık duymuyorum. Sarsılmak iyidir kişiyi kendine getirebilir. Yazdıklarımı okuyanlar bana kızmadan önce “beni bu yazılanlar neden rahatsız ediyor” diye önce kendilerini sorgulasınlar.

    “Yazdıklarınız yüzünden akşam kocamla kavga ettik” diyen bir kadının bu kendi problemidir; buna karşı “Allah razı olsun, sayenizde evlilik hayatımız güzelleşti, size dua ediyoruz, siz hep yazın.” diyen pek çok kadın var.

    Yazılarınızın tartışılmasının size de katkıları oluyurdur.

    Fikirlerimi tartışsalar katkısı olacak muhakkak, fakat sosyal ağlarda ve whatsapp gibi gruplarda çeşitli parti gruplarında ya da entelektüel olmaya çalışan okumuş kadınların kurduğu gruplarda bulunan tanıdıklarım vasıtası ile bir kaçına baktım; fikirlerimi değil beni tartışıyorlar.

    Kadınlara düşman mıymışım, bir yaram mı varmış, 19 yılda 15 kitabı nasıl yazmışım bir yerlerden mi yürütmüşüm gibi daha çok zan ve iftira odaklı tartışmalar. Oysa şunu yazmaları gerekmiyor mu “Sema Maraşlı şu fikri iddia ediyor fakat bu konuda şu şu yüzden yanılıyor, ya da şu sebeple ona katılmıyorum…” deyip yanıldığımı düşündükleri konularda delil getirmeleri gerekmiyor mu? Onlar fikir yerine, kişi ile uğraşmayı tercih ediyorlar. Ben iddia ettiğim konuların hem dini hem de bilimsel delillerini getirebilirim ki bunların çoğunu da yazılarımda yazıyorum.

    Kendini dindar diye tanımlayan kadınlar, günlük hayatlarında kadın-erkek meselesine insan meselesi olarak bakılması gerektiğini savunuyorlar. Farklılıklara işaret eden pek çok âyeti görmezden geliyorlar, fakat iş kadınları savunmaya gelince insan odaklı değil; kadın odaklı, cinsiyet odaklı bakıyorlar. Hani siz insan odaklı bakılması gerektiğini savunuyordunuz? Ne oldu o söyleminize!

    Aleyhinize yazılanlar sizi ne kadar etkiliyor?

    Elhamdulillah olumsuz bir etkilenme olmuyor. Hak davası güdenin taşlanmayı da göze alması lazım. Rabbimin dilemediği zararı da faydayı da kimse bana veremez. Benim Rabbimin rızasından başka bir gayem yok.

    Özellikle “Erkeğe Şidete Dur De” yazımdan sonra kendini dindar diye tanımlayan kadınların saldırısına uğradım. Beddua edenler, hakaret edenler, bu yazdıklarının hesabını veremeyeceksin diyenler diyenler….

    Bir de hakkımda yalan yanlış bilgiler dolaşıyor. Yok üç oğlum varmış da onların haklarını düşünerek erkekleri savunuyormuşum gibi komik ve uydurma bilgiler dolaşımda, gerçi bir oğlan için bu kadar gayret göstereceğimi düşünmemişler yine insaflı davranmışlar!Daha nice küfürler, iftiralar dolaşıyor, bunlarla beni sindireceklerini sananlar yanılıyorlar. Özel hayatımı merak eden ve oradan saldırmak için malzeme arayanlar da var. Ben de özellikle özel hayatımı özel yaşamayı tercih ediyorum. Bulamayınca uyduruyorlar, o kadar mesnetsiz saçma sapan şeyler var ki hiçbirine cevap vermiyorum, zira ben fikirlerimle buradayım ve söylediklerimden rahatsızsanız fikirlerinizle geliniz.Küfür, hakaret ve iftiralara cevap verirsem onların seviyesine düşmüş olurum.

    Hesap görücü olarak Allah yeter, onları Allah’a havale ediyorum. Bunlarla beni üzeceklerini düşünenler varsa haklılar evet üzülüyorum fakat kendim için değil, bu arkadaşlar bu iftiraların küfürlerin hesabını nasıl verecekler diye. Sonuçta üç günlük dünya. Hesap günü pek uzak değil.

    Hayata menfaat odaklı bakan insanlar, sizin yaptığınızın altında da bir menfaat arıyorlar. Eski eşe nafaka, erken evlilik ya da erkeklerin uğradığı iftiralar ve aşağılamalar konusunda cansiparane yazıyorum ve elhamdulillah bu konularla ilgili hiçbir yakınımın derdi davası yok. Acaba yakınlarımın başına gelir mi diye de düşünmüyorum bu konuda mağdur binlerce erkek ve onların aileleri var. Taşın ayağımıza değmesi gerekmiyor, yüreğimize değmesi yetmeli Müslüman olarak, diye düşünüyorum.

    Bir de sizi ısrarla görmeyen ve görmek istemeyen bir kesim var. Sizi görmekten neden bu kadar korkuyorlar?

    Evet beni görmek istemeyen, entelektüel görünmeye çalışan bir Müslüman kesim var. “Ay biz onu okumuyoruz o kim ki, fakat sizler paylaştınız diye ya da hatırlı bir tanıdığım göndermiş diye yazının yarısını zor okudum” tarzında küçümseyen, burun kıvıranlar var. Onlara söyleyecek sözüm yok aynı şekilde devam etsinler.

    Bir de erkek düşmanı ve din düşmanı Batı destekli feminist dernekler ve din düşmanı medya var onlar özellikle görmüyorlar. Normalde feministler ve din düşmanı medya, başörtülü bir kadını gözden düşürmek için saldırıya hazırdır, her an tetiktedir; hele bir de bu kadar çok okunuyorsa. Onlar açısından yazdığım yazılarda onlara çıkacak malzeme de çok var. Fakat iki sebepten görmek istemiyorlar.

    Birincisi, beni görürlerse takipçilerim artar, bu da yazılarımın etkisini ve gücünü artırır, diye görmezden geliyorlar.

    İkincisi yazdıklarımla onların yalanlarını ortaya döküyorum. Ülkeye zarar verecek bir yol tutturmuşlar, Müslümanları bile buna inandırmışlar. Şimdi bir kadın çıkmış ve önlerine taş koyuyor. Elbette görmek istemeyecekler, onları anlıyorum da muhafazakar geçinip görmek istemeyenleri anlamak daha zor. Onların hesabı ne ola ki?

    Yazdıklarınızın faydası olduğunu düşünüyor musunuz?

    Allah’ın izni ile faydası olduğuna inanıyorum ve bunu da görüyorum. Öncelikle ezberleri bozup toplumda bilinç uyandırmak gerekli.”Erkeğe Şiddete Dur” de ve “Erkekler de İnsan Sayılsın” yazılarım sadece ÇocukAile sitemizde yüzbini aşkın okuyucuya ulaştı.

    Bir de yazıyı paylaşan haber siteleri var, oralarda da çok okunuyor, onlar yazının tamamını aldıkları için link bağlantısı olmuyor, her birinde ne kadar okunduğunu bilmiyoruz fakat yüksek sayılarda okunuyor.

    Bir de sosyal ağlarda ve telefonlarla yapılan paylaşımlar var. Böyle baktığımızda bazı yazıların okunurluluğu milyonu geçiyordur. Yazılar siyasilere de ulaşıyor tabii ki. Bunların haberlerini de alıyoruz. Olumlu etkilerini de önümüzdeki günlerde göreceğimize inanıyorum.Göremesek de görene kadar devam edeceğiz inşallah.

    Benim hiçbir partiye yakınlağım ya da düşmanlığım yok. Siyasetle hiç işim yok. Benim derdim hükümet politikalarındaki haksızlıklara “dur” demek.

    Ben yazıyı yazıyorum fakat esas iş okuyucuya düşüyor. Onların desteği ile yazı geniş kitlelere ulaşıyor. İnsaflı, vicdanlı, konuyu anlayıp destek olmak için yazıları paylaşan okuyucularıma da teşekkür ediyorum en güzel dua ile, Allah onlardan razı olsun.

    Teşekür ederiz bitirirken ne söylemek istersiniz.

    Mehmet Akif Ersoy ile bitirelim.

    “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
    Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”

    Sema Maraşlı/ ÇocukAile.net

  7. 09.Ocak.2018, 00:35
    4
    Misafir

    Yorum: Sema Maraşlı Kimdir?

    selamün Aleykm sema hanım bende ihanete uğramış 4 çocuklu bir aneyim ve hayatım alt üst olmuş 38 yaşındayim sürekli kalbim kaniyo buda benim imtihanım diyom ve sizin sözlerinizi çok beğeniyom


  8. 09.Ocak.2018, 00:35
    4
    saime Alpar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    saime Alpar
    Misafir
    selamün Aleykm sema hanım bende ihanete uğramış 4 çocuklu bir aneyim ve hayatım alt üst olmuş 38 yaşındayim sürekli kalbim kaniyo buda benim imtihanım diyom ve sizin sözlerinizi çok beğeniyom




+ Yorum Gönder