Konusunu Oylayın.: İslamda cizye nedir? cizye miktarı ne kadardır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslamda cizye nedir? cizye miktarı ne kadardır?
  1. 08.Haziran.2012, 06:28
    1
    Misafir

    İslamda cizye nedir? cizye miktarı ne kadardır?






    İslamda cizye nedir? cizye miktarı ne kadardır? Mumsema islamda cizye nedir? cizye miktarı ne kadardır?


  2. 08.Haziran.2012, 06:28
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 08.Haziran.2012, 06:36
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: islamda cizye nedir? cizye miktarı ne kadardır?




    Cİzye miktarı duruma göre değişir.


    İslâm devleti bünyesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaşların mükellef olan
    erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınan vergi.
    Buna cizye denilmesinin sebebi, zimmî denilen cizye yükümlüsünü ölümden koruduğu
    içindir. Bir islâm beldesinde yaşayan gayr-i müslim, İslâm`a girerse cizyeden
    kurtulur. Kur`an-ı Kerîm`de şöyle buyurulur:

    "Kendilerine kitap
    verilenlerden Allah`a ve ahiret gününe inanmayan, Allah`ın ve Peygamberinin
    haram kıldığı şeyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyen
    kimselere, zelil ve hakîr olarak kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar
    savaşınız. " (et-Tevbe, 9/29).

    Cizye, borcunu ödedi demek olan "cezâ
    deynûhu" fiilinden bir çeşit borç ödeyişi ifade eden bir isim olup, müahidin
    ahdi üzerine vereceği vergiye ıtlak olunur ki; can, mal ve özgürlüklerinin
    korunması karşılığında ödenmesi gerekir.

    Müşriklere gelince onların cizye
    ödeyerek şirklerini sürdürmeleri asla sözkonusu olamaz. Onlar için ya İslâm ya
    da kılıç vardır. Burada da cizyenin Ehl-i Kitab`a özgü kabul edildiğini ifade
    eder bir kayıt yoktur. Bunun için mesele içtihadî olmuştur. İmamı Âzam Ebu
    Hanife`ye göre cizye mutlaka Ehl-i Kitap`tan ve Arap olmayan müşriklerden
    alınır; fakat Arap müşriklerden alınmaz. Onlara ancak İslâm teklif edilir. Ebu
    Yusuf`a göre kitab`i olsun müşrik olsun Arap`tan alınmaz; fakat Arap olmayan
    Ehli Kitap`tan ve müşriklerden de alınır. İmam Şafiî`ye göre ise Arap olsun
    olmasın cizye ehl-i kitaptan alınır. Gerek Arap olan gerek olmayan müşrik ve
    putperestlerden alınmaz. İmam Mâlik ve Evzâi ise bütün gayr-i müslimlerden
    alınır kanaatini belirtmişlerdir.

    İlk zamanlarda cizyenin nasıl
    uygulandığına dair elimizde delil olabilecek bilgi, yalnız Mısır`da cârî muamele
    hakkındaki bilgilerdir. Orada vergi ödeyenlere, bir kurşun mühür verilir,
    mükellef bunu boynuna takardı. Fakat sonraları Hişâm b. Abdülmelik Barâe namıyla
    muntazam makbuz vermek yönteminin uygulanmasını istedi. Bu makbuzlardan çoğu
    günümüze kadar gelmiş ise de henüz bunlar üzerinde gerekli araştırma
    yapılmamıştır. Mısır`ın fethinde adam başına iki dinar konduğu rivayet edilir
    (Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D III, 2509).

    İslâm`ı kabul edenlerin
    çoğalması ile orantılı olarak, cizye, kişi başına vergi özelliğini kaybetti.
    Mısır`da, Selahaddin Eyyûbî devrinden itibaren, bu verginin yıllık geliri sadece
    130.000 dinardan ibaret kaldı (Makrîzî, Hitat, I, 107, 108, 27,
    23).

    Cizye İslâm`ın ilk defa ihdas ettiği bir vergi değildir. Cizye eski
    çağlardan beri vardır. Yunanlılar, Milat`tan önce beşinci yüzyıl sıralarında
    Fenikeliler`in saldırılarından korunmak karşılığında küçük Asya sahillerinde
    yaşayan halklardan cizye almaktaydılar. Romalılar da hâkimiyetleri altına
    aldıkları kavimlerden cizye almışlardır. İranlılar da yine hâkimiyetleri altında
    bulunan reayadan cizye alırlardı.

    Müslümanlar açısından cizye, ilk defa
    Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından konulmuştur. Hz. Muhammed cizye verecek
    olanlara yaptığı anlaşmalarda, durumlarına göre cizyenin miktar ve şeklini
    belirlemiştir. Hz. Peygamber, Necran hristiyanlarıyla yaptığı anlaşmada her yıl
    Safer ayında iki bin ve Recep`te bin takım elbise cizye koymuştur. Her takım
    elbisenin değeri bir rukiye olarak belirlenmişti. Bir rukiye kırk dirhemdi.
    Cizye böylece bir şekil ve muayyen bir miktarda olmaksızın Hz. Ebu Bekir
    (r.a.)`ın hilâfetinin sonuna kadar devam etti. Hz. Ömer (r.a.) hilâfet makamına
    geçip de İslâm fetihleri geniş bir alana yayılınca, cizyenin miktarı belirlendi.
    Hz. Ömer, etrafta bulunan kumandanlara; sakalı, bıyığı gelmiş olanlara cizye
    tarh edilmesine ve bunun her adam başına dört altın veyahut kırk dirhem gümüş
    olarak belirlenmesine dair emirler gönderdi. Bu miktar daha sonraları gayr-ı
    müslimin ekonomik durumuna göre yeniden belirlenmiştir. Cizye, Batılılar`ın
    gözlerine çok batan bir vergi olduğu için, onları memnun etmek düşüncesiyle
    Tanzimat`ın ilânında ilk iş olarak "cizye" vergisi kaldırıldı ve bu verginin
    patrikhaneler eliyle cemaatleri adına toplanmasına karar verildi. İslâm
    hukukunda Cizye iki türlüdür:

    1) Sulh yoluyla konulan cizye: Bunun
    miktarı, anlaşma esaslarına göre uygulanır. Taraflar tek yanlı irade ile
    cizyenin miktarını değiştiremezler. Meselâ; yukarıdaki ifadede de belirtildiği
    gibi Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Necran halkı ile yıllık binikiyüz takım
    elbise üzerine anlaşma yapılmıştır.

    2) İslâm devleti tarafından doğrudan
    doğruya konulan cizye: Müslümanlar kendi güçleriyle bir düşman ülkesini ele
    geçirirler ve gayr-i müslim olan halkını yurtlarında "tebea" olarak
    bırakırlarsa, bunlara miktarı İslâm devletince belirlenen cizye vergisi
    konulur.

    Cizye yalnız Ehl-i Kitap denilen yahudiler ile hristiyanlardan
    ve kendilerinde Ehl-i Kitap şüphesi bulunan mecûsîlerden kabul
    edilir.

    Cizyenin bir kimseden tahsil edilebilmesi için bu kimsenin
    akıllı, hür, sağlıklı, erginlik çağına ulaşmış erkek olması şarttır. Bu nedenle
    akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, kör ve topallar, çok
    yaşlılar, yıl içinde altı aydan fazla bir süreyle hasta olanlardan cizye
    alınmaz. Çünkü cizye, şer`an savaşmaya muktedir olan gayr-i müslimlere ait bir
    yükümlülüktür. Yukarıda sayılanların ise savaşmaya gücü olmadığından, bunlar
    cizye ödemekle yükümlü değillerdir. Kilise ve havralarda bulunan rahip ve
    papazlara cizye bağlanıp bağlanamayacağı konusunda görüş ayrılığı
    vardır.

    Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate
    alınarak belirlenir. Geçmiş devirlerde devlet tarafından konulan cizyenin
    miktarı için yükümlüler üç sınıfa ayrılmıştır. Zengin sayılanlardan yıllık
    kırksekiz; orta hallilerden yirmidört; çalışmaya muktedir fakirlerden de oniki
    dirhem cizye alınmıştır. Nisap miktarına mâlik olanlar da zengin sayılmıştır.
    Bazı bilginlere göre ise, zengin, orta halli veya fakir sayılma konusunda ikâmet
    ettiği beldenin örfüne göre karar verilir. Sağlam ve geçerli olan görüş de
    budur.

    Cizye ödeyen mükellefler, İslâm devleti ile sadece inanç ve dini
    merasimlerine için verilmesi için değil; aynı zamanda can ve mallarının
    korunması ve. devlet garantisi altına alındığına dair bir anlaşma yapmış
    olurlar. Bu vergiden ziyade, devletin bu vatandaşlarına yaptığı harcamalara
    onların bir nevî katkılarıdır.

    Hanefîlere göre cizye, yıl başından
    itibaren tahsil edilmeye başlanır. Çünkü cizye yükümlüsü, yıl başından itibaren
    geleceğe doğru saldırıdan korunma hakkını elde etmiş olur. Bu yüzden cizye oniki
    taksit halinde her ay tahsil edilir. Bazı İslâm hukukçularına göre ise, cizye,
    yıl sonunda tahsil edilebilir. Devlet bunu daha önce talep edemez.

    Cizye,
    tahakkuk ettikten sonra şu üç sebepten biriyle düşer:

    a) Mükellefin
    müslüman olması. Cizye verecek kimse müslüman olursa kendisinden cizye kalkar.
    Zira Hz. Peygamber (s.a.s.): "Müslüman üzerine cizye yoktur. " buyurmuştur
    (Tirmizî, Zekât,11; Ahmed b. Hanbel, I, 223).

    b) Cizye tahsil edilmeden
    sürenin geçmiş olması. Bu durumda cizye zaman aşımına uğramış olur.

    c)
    Cizye tahsil edilmeden mükellefin ölmesi. Bu halde de cizye düşer: Mirasından
    tahsil edilmez.


  4. 08.Haziran.2012, 06:36
    2
    Moderatör



    Cİzye miktarı duruma göre değişir.


    İslâm devleti bünyesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaşların mükellef olan
    erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınan vergi.
    Buna cizye denilmesinin sebebi, zimmî denilen cizye yükümlüsünü ölümden koruduğu
    içindir. Bir islâm beldesinde yaşayan gayr-i müslim, İslâm`a girerse cizyeden
    kurtulur. Kur`an-ı Kerîm`de şöyle buyurulur:

    "Kendilerine kitap
    verilenlerden Allah`a ve ahiret gününe inanmayan, Allah`ın ve Peygamberinin
    haram kıldığı şeyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyen
    kimselere, zelil ve hakîr olarak kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar
    savaşınız. " (et-Tevbe, 9/29).

    Cizye, borcunu ödedi demek olan "cezâ
    deynûhu" fiilinden bir çeşit borç ödeyişi ifade eden bir isim olup, müahidin
    ahdi üzerine vereceği vergiye ıtlak olunur ki; can, mal ve özgürlüklerinin
    korunması karşılığında ödenmesi gerekir.

    Müşriklere gelince onların cizye
    ödeyerek şirklerini sürdürmeleri asla sözkonusu olamaz. Onlar için ya İslâm ya
    da kılıç vardır. Burada da cizyenin Ehl-i Kitab`a özgü kabul edildiğini ifade
    eder bir kayıt yoktur. Bunun için mesele içtihadî olmuştur. İmamı Âzam Ebu
    Hanife`ye göre cizye mutlaka Ehl-i Kitap`tan ve Arap olmayan müşriklerden
    alınır; fakat Arap müşriklerden alınmaz. Onlara ancak İslâm teklif edilir. Ebu
    Yusuf`a göre kitab`i olsun müşrik olsun Arap`tan alınmaz; fakat Arap olmayan
    Ehli Kitap`tan ve müşriklerden de alınır. İmam Şafiî`ye göre ise Arap olsun
    olmasın cizye ehl-i kitaptan alınır. Gerek Arap olan gerek olmayan müşrik ve
    putperestlerden alınmaz. İmam Mâlik ve Evzâi ise bütün gayr-i müslimlerden
    alınır kanaatini belirtmişlerdir.

    İlk zamanlarda cizyenin nasıl
    uygulandığına dair elimizde delil olabilecek bilgi, yalnız Mısır`da cârî muamele
    hakkındaki bilgilerdir. Orada vergi ödeyenlere, bir kurşun mühür verilir,
    mükellef bunu boynuna takardı. Fakat sonraları Hişâm b. Abdülmelik Barâe namıyla
    muntazam makbuz vermek yönteminin uygulanmasını istedi. Bu makbuzlardan çoğu
    günümüze kadar gelmiş ise de henüz bunlar üzerinde gerekli araştırma
    yapılmamıştır. Mısır`ın fethinde adam başına iki dinar konduğu rivayet edilir
    (Elmalılı Hamdi Yazır, H.D.K.D III, 2509).

    İslâm`ı kabul edenlerin
    çoğalması ile orantılı olarak, cizye, kişi başına vergi özelliğini kaybetti.
    Mısır`da, Selahaddin Eyyûbî devrinden itibaren, bu verginin yıllık geliri sadece
    130.000 dinardan ibaret kaldı (Makrîzî, Hitat, I, 107, 108, 27,
    23).

    Cizye İslâm`ın ilk defa ihdas ettiği bir vergi değildir. Cizye eski
    çağlardan beri vardır. Yunanlılar, Milat`tan önce beşinci yüzyıl sıralarında
    Fenikeliler`in saldırılarından korunmak karşılığında küçük Asya sahillerinde
    yaşayan halklardan cizye almaktaydılar. Romalılar da hâkimiyetleri altına
    aldıkları kavimlerden cizye almışlardır. İranlılar da yine hâkimiyetleri altında
    bulunan reayadan cizye alırlardı.

    Müslümanlar açısından cizye, ilk defa
    Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından konulmuştur. Hz. Muhammed cizye verecek
    olanlara yaptığı anlaşmalarda, durumlarına göre cizyenin miktar ve şeklini
    belirlemiştir. Hz. Peygamber, Necran hristiyanlarıyla yaptığı anlaşmada her yıl
    Safer ayında iki bin ve Recep`te bin takım elbise cizye koymuştur. Her takım
    elbisenin değeri bir rukiye olarak belirlenmişti. Bir rukiye kırk dirhemdi.
    Cizye böylece bir şekil ve muayyen bir miktarda olmaksızın Hz. Ebu Bekir
    (r.a.)`ın hilâfetinin sonuna kadar devam etti. Hz. Ömer (r.a.) hilâfet makamına
    geçip de İslâm fetihleri geniş bir alana yayılınca, cizyenin miktarı belirlendi.
    Hz. Ömer, etrafta bulunan kumandanlara; sakalı, bıyığı gelmiş olanlara cizye
    tarh edilmesine ve bunun her adam başına dört altın veyahut kırk dirhem gümüş
    olarak belirlenmesine dair emirler gönderdi. Bu miktar daha sonraları gayr-ı
    müslimin ekonomik durumuna göre yeniden belirlenmiştir. Cizye, Batılılar`ın
    gözlerine çok batan bir vergi olduğu için, onları memnun etmek düşüncesiyle
    Tanzimat`ın ilânında ilk iş olarak "cizye" vergisi kaldırıldı ve bu verginin
    patrikhaneler eliyle cemaatleri adına toplanmasına karar verildi. İslâm
    hukukunda Cizye iki türlüdür:

    1) Sulh yoluyla konulan cizye: Bunun
    miktarı, anlaşma esaslarına göre uygulanır. Taraflar tek yanlı irade ile
    cizyenin miktarını değiştiremezler. Meselâ; yukarıdaki ifadede de belirtildiği
    gibi Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Necran halkı ile yıllık binikiyüz takım
    elbise üzerine anlaşma yapılmıştır.

    2) İslâm devleti tarafından doğrudan
    doğruya konulan cizye: Müslümanlar kendi güçleriyle bir düşman ülkesini ele
    geçirirler ve gayr-i müslim olan halkını yurtlarında "tebea" olarak
    bırakırlarsa, bunlara miktarı İslâm devletince belirlenen cizye vergisi
    konulur.

    Cizye yalnız Ehl-i Kitap denilen yahudiler ile hristiyanlardan
    ve kendilerinde Ehl-i Kitap şüphesi bulunan mecûsîlerden kabul
    edilir.

    Cizyenin bir kimseden tahsil edilebilmesi için bu kimsenin
    akıllı, hür, sağlıklı, erginlik çağına ulaşmış erkek olması şarttır. Bu nedenle
    akıl hastaları, bunaklar, çocuklar, kadınlar, köleler, kör ve topallar, çok
    yaşlılar, yıl içinde altı aydan fazla bir süreyle hasta olanlardan cizye
    alınmaz. Çünkü cizye, şer`an savaşmaya muktedir olan gayr-i müslimlere ait bir
    yükümlülüktür. Yukarıda sayılanların ise savaşmaya gücü olmadığından, bunlar
    cizye ödemekle yükümlü değillerdir. Kilise ve havralarda bulunan rahip ve
    papazlara cizye bağlanıp bağlanamayacağı konusunda görüş ayrılığı
    vardır.

    Cizyenin miktarı, yükümlülerin ekonomik durumları dikkate
    alınarak belirlenir. Geçmiş devirlerde devlet tarafından konulan cizyenin
    miktarı için yükümlüler üç sınıfa ayrılmıştır. Zengin sayılanlardan yıllık
    kırksekiz; orta hallilerden yirmidört; çalışmaya muktedir fakirlerden de oniki
    dirhem cizye alınmıştır. Nisap miktarına mâlik olanlar da zengin sayılmıştır.
    Bazı bilginlere göre ise, zengin, orta halli veya fakir sayılma konusunda ikâmet
    ettiği beldenin örfüne göre karar verilir. Sağlam ve geçerli olan görüş de
    budur.

    Cizye ödeyen mükellefler, İslâm devleti ile sadece inanç ve dini
    merasimlerine için verilmesi için değil; aynı zamanda can ve mallarının
    korunması ve. devlet garantisi altına alındığına dair bir anlaşma yapmış
    olurlar. Bu vergiden ziyade, devletin bu vatandaşlarına yaptığı harcamalara
    onların bir nevî katkılarıdır.

    Hanefîlere göre cizye, yıl başından
    itibaren tahsil edilmeye başlanır. Çünkü cizye yükümlüsü, yıl başından itibaren
    geleceğe doğru saldırıdan korunma hakkını elde etmiş olur. Bu yüzden cizye oniki
    taksit halinde her ay tahsil edilir. Bazı İslâm hukukçularına göre ise, cizye,
    yıl sonunda tahsil edilebilir. Devlet bunu daha önce talep edemez.

    Cizye,
    tahakkuk ettikten sonra şu üç sebepten biriyle düşer:

    a) Mükellefin
    müslüman olması. Cizye verecek kimse müslüman olursa kendisinden cizye kalkar.
    Zira Hz. Peygamber (s.a.s.): "Müslüman üzerine cizye yoktur. " buyurmuştur
    (Tirmizî, Zekât,11; Ahmed b. Hanbel, I, 223).

    b) Cizye tahsil edilmeden
    sürenin geçmiş olması. Bu durumda cizye zaman aşımına uğramış olur.

    c)
    Cizye tahsil edilmeden mükellefin ölmesi. Bu halde de cizye düşer: Mirasından
    tahsil edilmez.





+ Yorum Gönder