Konusunu Oylayın.: Savaş esiri kadınlarla birden fazla erkeğin ilişkide bulunduğu ve Hz. Ali’nin, doğan

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Savaş esiri kadınlarla birden fazla erkeğin ilişkide bulunduğu ve Hz. Ali’nin, doğan
  1. 04.Haziran.2012, 08:24
    1
    Misafir

    Savaş esiri kadınlarla birden fazla erkeğin ilişkide bulunduğu ve Hz. Ali’nin, doğan






    Savaş esiri kadınlarla birden fazla erkeğin ilişkide bulunduğu ve Hz. Ali’nin, doğan Mumsema Savaş esiri kadınlarla birden fazla erkeğin ilişkide bulunduğu ve Hz. Ali’nin, doğan çocuğun babasını belirlemek için kura çektirdiği doğru mudur?


  2. 04.Haziran.2012, 08:24
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 04.Haziran.2012, 08:37
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Savaş esiri kadınlarla birden fazla erkeğin ilişkide bulunduğu ve Hz. Ali’nin,




    İslam’da savaş esiri kadınlarla birden çok kimsenin ilişki kurması yasaktır, haramdır. Esir kadınlara sadece iki şekilde sahip olunabilir: Ya -İslam’dan önce var olan ve bütün dünyada uygulandığı için İslam tarafından bir anda kaldırılması mümkün olmayan- o günkü evrensel savaş hukukunun ön gördüğü kurallar çerçevesinde cariye olarak alınır, yahut ilgili esir kadın azat edilerek hürriyetine kavuşturulur ve normal bir evlilik akdiyle eş olunur. Bu her iki uygulamada da bir kadına iki kişinin sahip olması asla mümkün değildir. Bu kural, konuyu işleyen bütün İslam hukuk kaynaklarında mevcuttur.

    - Şu bir gerçektir ki, bu olay İslam’da değil İslam dışı çevrede cereyan etmiştir. Söz konusu olayla ilgilisi olan erkekler, kadın daha müslüman olmadan önceki cahiliye adetleri çerçevesinde böyle bir halt işlemişler ve Hz. Ali Yemen’e vali olarak tayin edilince konuyu ona götürmüşlerdir.

    - İşin doğrusunun bu olduğunu gösteren en kuvvetli bir delil de Ebu Davud Süneninde (Talak, 2269-70) sorudaki ilgili rivayete yer verildikten sonra, ardından islamdan önceki devirde bulunan nikah çeşitleri açıklanarak, söz konusu problemin o döneme ait olduğuna işaret edilmiştir.

    İlgili rivayetin tercümesi şöyledir:

    Urve b. Zübeyr'in haber verdiğine göre, Hz. Aişe şunları söylemiştir: "Cahiliyye döneminde dört çeşit nikâh vardı:

    a. Bunlardan biri; halkın bugünkü nikâh şekline benzerdi. (Şöyle ki evlenmek isteyen) bir adam diğer bir adama velîsi bulunduğu kızı istemek üzere dünürlük yapardı. (Anlaştıkları takdirde kızın velîsi) mehri tayin eder, sonra (dünürlük yapan damat adayı) o kızla nikâh kıyarak evlenirdi.

    b. Diğer bir nikâh şekli de şu idi: Adam karısına hayızdan temizlendiği zaman ‘falan kimseye bir haber gönder de ondan (seninle) cinsî münâsebette bulunmasını iste’ derdi. Bu süre içerisinde kocası, kadının kendisiyle cinsî münâsebette bulunduğu o erkekten aldığı gebelik iyice belirinceye kadar ondan uzak durur, asla onunla cinsi münâsebette bulunmazdı. Kadının (o adamdan olan) gebelik durumu belli olunca (artık) kocası isterse onunla cinsî münasebette bulunurdu (ve evliliğini sürdürürdü) Bunu, kişi sadece çocuğun soylu olmasını istediği için yapardı ve bu tür nikâha “nikâhu'l-istibda'” adı verilirdi.

    c. Bir başka nikâh şeklî de şöyleydi; Geleneğe göre, on sayısından daha az (anlaşmalı) bir erkek grubu bir araya toplanır ve hepsi de bir kadının yanına girip onunla cinsî münasebette bulunurlardı. Kadın gebe kalıp çocuğunu doğurduktan bir süre sonra onlara haber gönderir ve hepsini yanına çağırırdı. Onlardan hiçbirisi onun davetine uymaktan kaçınamazdı. Hepsi de onun önünde toplanırdı. Kadın onlara hitaben; ‘aramızda olan işimizi biliyorsunuz. Ben bir çocuk dünyaya getirdim’ der ve ‘bu çocuk senindir ey falanca!’ diyerek onlardan hoşuna giden birini ismiyle çağırır ve çocuğu ona ilhak ederdi/çocuğun ona ait olduğunu söylerdi.

    d. Dördüncü bir nikâh şekli de şu idi; (sayısı belli olmayan) pek çok kimse toplanarak bir kadının yanına girerdi. Kadın kendisine gelen kimselerin hiç birinden kaçınmazdı. Bu kadınlar fahişe kadınlardı. Kendilerine gelmek isteyen kişilere bir alâmet olsun diye, kapılarının üzerlerine bayraklar dikerlerdi. Kadın hamile olup da çocuğunu doğurunca, daha önce kendisiyle cinsî münâsebette bulunan erkeklerin hepsi onun yanında toplanırlardı. Kadın da onlar için çocuğun şekil ve şemaline bakarak babasını tespit edebilen mütehassıslar çağırırdı. Onlar da kadının çocuğunu (çocuğun babası olduğuna) kanaat getirdikleri kimseye verirlerdi, (o kimse de çocuğu) kendisine ilhak ederdi. (Artık o çocuk o kimsenin) oğlu diye çağırılırdı. (Çocuk da) bundan çekin¬mezdi.

    Allah, Muhammed (asm)'i gönderince bugünkü Müslümanların nikâhı, Câhiliyye dönemi halkının bütün nikâhlarını kaldırdı”(Ebu Davud, Talak, hadis no: 2272) .

    - Bazı alimlerin bu konuyla ilgili kanaatleri de şu merkezdedir: Hz. Ali'ye gelen bu kimselerin cinsel ilişkide bulundukları kadın bir câri¬yedir. Söz konusu erkeklerin hepsi de onu kendi cariyesi olduğu zannıyla -bir yanlışlık eseri olarak- onunla bir temizlik süresi içinde münâsebette bulunmuşlar ve doğan çocuğa sahip olmak için dâvâcı olmuşlardır. Hz. Ali'nin verdiği hüküm de bu¬nu gösteriyor. Çünkü, eğer bu şahıslar o cariyeyle cinsî münasebette bulunurlar¬ken, gerçekten ona sahip olmaları ihtimali bulunmasaydı ve o cariyenin kendilerine ait olmadığını kesinlikle bilmiş olsalardı o cariyeyle zina etmiş sayılacakla¬rından çocuk hiçbirine verilmezdi. Ve kendileri de zina suçundan yargılanırlardı(bk. Avnu’l-Mabud, ilgili hadisin şerhi).

    Alimlerin bu açıklamalarından da anlaşılıyor ki, ittifak edilen nokta şudur: İslam dininde bir kimse ister hür olsun, ister cariye olsun, yabancı bir kadınla cinsel ilişkide bulunması yasaktır ve bir zina suçudur. Cezası da çok ağırdır.

    - İşte Yemenli bazı erkeklerin Hz. Ali’ye danıştıkları hikâyenin İslam’la ilişkilendirmenin ne aslı ne de astarı vardır. Bu olay, ister cahiliye devrinde uygulanan “çok eşlilik/çok kocalı” sistemin bir problemi olsun, ister yanlış bir algılama sonucu ortaya çıkan bir hata olsun, bunun İslam’ın benimsediği bir teamül olmadığı kesindir.

    İşin aslını bilmeden ön yargı fanatikliğinin kölesi gibi çalışıp, her gördüğü kötülüğü, çirkinliği İslam’a mal etmek için “mal bulmuş mağribi” gibi üzerine çullanmak, ne insaf, ne izan ve ne de vicdanla bağdaşır...


  4. 04.Haziran.2012, 08:37
    2
    Moderatör



    İslam’da savaş esiri kadınlarla birden çok kimsenin ilişki kurması yasaktır, haramdır. Esir kadınlara sadece iki şekilde sahip olunabilir: Ya -İslam’dan önce var olan ve bütün dünyada uygulandığı için İslam tarafından bir anda kaldırılması mümkün olmayan- o günkü evrensel savaş hukukunun ön gördüğü kurallar çerçevesinde cariye olarak alınır, yahut ilgili esir kadın azat edilerek hürriyetine kavuşturulur ve normal bir evlilik akdiyle eş olunur. Bu her iki uygulamada da bir kadına iki kişinin sahip olması asla mümkün değildir. Bu kural, konuyu işleyen bütün İslam hukuk kaynaklarında mevcuttur.

    - Şu bir gerçektir ki, bu olay İslam’da değil İslam dışı çevrede cereyan etmiştir. Söz konusu olayla ilgilisi olan erkekler, kadın daha müslüman olmadan önceki cahiliye adetleri çerçevesinde böyle bir halt işlemişler ve Hz. Ali Yemen’e vali olarak tayin edilince konuyu ona götürmüşlerdir.

    - İşin doğrusunun bu olduğunu gösteren en kuvvetli bir delil de Ebu Davud Süneninde (Talak, 2269-70) sorudaki ilgili rivayete yer verildikten sonra, ardından islamdan önceki devirde bulunan nikah çeşitleri açıklanarak, söz konusu problemin o döneme ait olduğuna işaret edilmiştir.

    İlgili rivayetin tercümesi şöyledir:

    Urve b. Zübeyr'in haber verdiğine göre, Hz. Aişe şunları söylemiştir: "Cahiliyye döneminde dört çeşit nikâh vardı:

    a. Bunlardan biri; halkın bugünkü nikâh şekline benzerdi. (Şöyle ki evlenmek isteyen) bir adam diğer bir adama velîsi bulunduğu kızı istemek üzere dünürlük yapardı. (Anlaştıkları takdirde kızın velîsi) mehri tayin eder, sonra (dünürlük yapan damat adayı) o kızla nikâh kıyarak evlenirdi.

    b. Diğer bir nikâh şekli de şu idi: Adam karısına hayızdan temizlendiği zaman ‘falan kimseye bir haber gönder de ondan (seninle) cinsî münâsebette bulunmasını iste’ derdi. Bu süre içerisinde kocası, kadının kendisiyle cinsî münâsebette bulunduğu o erkekten aldığı gebelik iyice belirinceye kadar ondan uzak durur, asla onunla cinsi münâsebette bulunmazdı. Kadının (o adamdan olan) gebelik durumu belli olunca (artık) kocası isterse onunla cinsî münasebette bulunurdu (ve evliliğini sürdürürdü) Bunu, kişi sadece çocuğun soylu olmasını istediği için yapardı ve bu tür nikâha “nikâhu'l-istibda'” adı verilirdi.

    c. Bir başka nikâh şeklî de şöyleydi; Geleneğe göre, on sayısından daha az (anlaşmalı) bir erkek grubu bir araya toplanır ve hepsi de bir kadının yanına girip onunla cinsî münasebette bulunurlardı. Kadın gebe kalıp çocuğunu doğurduktan bir süre sonra onlara haber gönderir ve hepsini yanına çağırırdı. Onlardan hiçbirisi onun davetine uymaktan kaçınamazdı. Hepsi de onun önünde toplanırdı. Kadın onlara hitaben; ‘aramızda olan işimizi biliyorsunuz. Ben bir çocuk dünyaya getirdim’ der ve ‘bu çocuk senindir ey falanca!’ diyerek onlardan hoşuna giden birini ismiyle çağırır ve çocuğu ona ilhak ederdi/çocuğun ona ait olduğunu söylerdi.

    d. Dördüncü bir nikâh şekli de şu idi; (sayısı belli olmayan) pek çok kimse toplanarak bir kadının yanına girerdi. Kadın kendisine gelen kimselerin hiç birinden kaçınmazdı. Bu kadınlar fahişe kadınlardı. Kendilerine gelmek isteyen kişilere bir alâmet olsun diye, kapılarının üzerlerine bayraklar dikerlerdi. Kadın hamile olup da çocuğunu doğurunca, daha önce kendisiyle cinsî münâsebette bulunan erkeklerin hepsi onun yanında toplanırlardı. Kadın da onlar için çocuğun şekil ve şemaline bakarak babasını tespit edebilen mütehassıslar çağırırdı. Onlar da kadının çocuğunu (çocuğun babası olduğuna) kanaat getirdikleri kimseye verirlerdi, (o kimse de çocuğu) kendisine ilhak ederdi. (Artık o çocuk o kimsenin) oğlu diye çağırılırdı. (Çocuk da) bundan çekin¬mezdi.

    Allah, Muhammed (asm)'i gönderince bugünkü Müslümanların nikâhı, Câhiliyye dönemi halkının bütün nikâhlarını kaldırdı”(Ebu Davud, Talak, hadis no: 2272) .

    - Bazı alimlerin bu konuyla ilgili kanaatleri de şu merkezdedir: Hz. Ali'ye gelen bu kimselerin cinsel ilişkide bulundukları kadın bir câri¬yedir. Söz konusu erkeklerin hepsi de onu kendi cariyesi olduğu zannıyla -bir yanlışlık eseri olarak- onunla bir temizlik süresi içinde münâsebette bulunmuşlar ve doğan çocuğa sahip olmak için dâvâcı olmuşlardır. Hz. Ali'nin verdiği hüküm de bu¬nu gösteriyor. Çünkü, eğer bu şahıslar o cariyeyle cinsî münasebette bulunurlar¬ken, gerçekten ona sahip olmaları ihtimali bulunmasaydı ve o cariyenin kendilerine ait olmadığını kesinlikle bilmiş olsalardı o cariyeyle zina etmiş sayılacakla¬rından çocuk hiçbirine verilmezdi. Ve kendileri de zina suçundan yargılanırlardı(bk. Avnu’l-Mabud, ilgili hadisin şerhi).

    Alimlerin bu açıklamalarından da anlaşılıyor ki, ittifak edilen nokta şudur: İslam dininde bir kimse ister hür olsun, ister cariye olsun, yabancı bir kadınla cinsel ilişkide bulunması yasaktır ve bir zina suçudur. Cezası da çok ağırdır.

    - İşte Yemenli bazı erkeklerin Hz. Ali’ye danıştıkları hikâyenin İslam’la ilişkilendirmenin ne aslı ne de astarı vardır. Bu olay, ister cahiliye devrinde uygulanan “çok eşlilik/çok kocalı” sistemin bir problemi olsun, ister yanlış bir algılama sonucu ortaya çıkan bir hata olsun, bunun İslam’ın benimsediği bir teamül olmadığı kesindir.

    İşin aslını bilmeden ön yargı fanatikliğinin kölesi gibi çalışıp, her gördüğü kötülüğü, çirkinliği İslam’a mal etmek için “mal bulmuş mağribi” gibi üzerine çullanmak, ne insaf, ne izan ve ne de vicdanla bağdaşır...





+ Yorum Gönder