Konusunu Oylayın.: Hurafe ve Bid'ad eş anlamlı mıdır ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hurafe ve Bid'ad eş anlamlı mıdır ?
  1. 03.Haziran.2012, 15:04
    1
    Misafir

    Hurafe ve Bid'ad eş anlamlı mıdır ?






    Hurafe ve Bid'ad eş anlamlı mıdır ? Mumsema Hurafe ve Bid'ad eş anlamlı mıdır ?


  2. 03.Haziran.2012, 15:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 03.Haziran.2012, 15:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hurafe ve Bid'ad eş anlamlı mıdır ?




    Bid'at nedir, hurâfe neye denir?
    Lûgat mânâsiyle “bid‘at”, ibda‘ masdarından meydana gelmiş bir isimdir. Sanat ifade eden bir şeyi, geçmiş bir örneği esas almaksızın ilk olarak yapmak, îcat etmek mânâsına gelir. Bu mânâda Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de zâtını, “Bedîu’s-semâvâti ve’l-ard”(1), yani “gökleri ve yeri ilk îcad eden, yaratan” olarak vasfediyor.

    Fıkıh lisânında “bid‘at”; Resûlüllah Efendimiz’in sözü, fiili ve takrîri olarak anlatılan sünnete zıt, sahâbenin söz ve fiiline aykırı olan haller mânâsında kullanılır. Diğer bir ifadeyle, dinde sahâbeden sonra ortaya çıkan amel ve inançlardaki eksiltme veya fazlalaştırmalara, ahlâkî sapmalara bid‘at denilir.


    Bu târiflerden de anlaşılacağı üzere, dinî bir tâbir olarak bid‘at, aklın ve adâletin yani günlük hayatı tanzim eden davranışların dışında ve sırf Allâh’a yaklaşmak için ibâdet maksadıyla yapılan fiiller ve kabulleniş biçimleriyle alâkalıdır. Yoksa lûgat mânâsıyla sonradan ortaya çıkan her şey demek değildir. “Siz, benim ve râşit halîfelerimin sünnetine sarılın” hadîs-i şerifi bunu anlatır. Bu sebeple bid‘atin güzeli olmaz.


    Bid‘ati dar mânâda sünnetin, geniş mânâda dinin zıddı olarak tesbit ettikten sonra, dinde yerilen ve kaldırılması için mücâdele edilmesi istenen bir şey olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
    “İşte benim dosdoğru olarak yolum budur, ona uyun. Diğer yollara uymayın ki, bu sizi onun yolundan ayırmasın”(2) âyet-i kerimesinde geçen “diğer yollar”, tefsirlerde bid‘atler olarak açıklanmıştır. Resûlüllah (s.a.v.)

    Efendimiz buyururlar ki:


    “Şu yolumuzda, onda olmayan bir şey ihdâs eden olursa, bu reddolunur.” “Kim, yolumuza uymayan bir iş yaparsa, o makbul değildir.”(3) “Sözlerin en iyisi Allâh’ın Kitâbı, yolların en iyisi Muhammed’in yolu, işlerin en kötüsü de (dinde) sonradan ortaya çıkarılanlardır ve her bid‘at sapıklıktır.”(4) “Allah, her bid‘atçıya, bid‘atini terk edinceye kadar tevbe kapısını kapatmıştır.”(5) “Allah Teâlâ, bid‘at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını-ömresini, cihâdını, (kötülüklerden) sarf-ı nazar etmesini ve adâletini kabul etmez. Hamurdan kıl çeker gibi İslâm’ın kemâl sâhasından çıkar.”(6) “Allah, bid‘at sahibinin amelini, bid‘atini terk edinceye kadar kabul etmeye râzi olmadı.”(7)


    Sahâbe-i kiramdan Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) demiştir ki:

    “Sünnette orta hallilik, bid‘atte yorulmaktan iyidir.”

    Bid‘at inançta, ibâdette, âdet ve an’ânelerde olur. İnançlardaki bid‘atlerin bir kısmı, sahibini dinden bile çıkarır; bir kısmı ise dalâlet ehlinin arasına sokar. Bunun içindir ki Ehl-i Sünnet âlimleri, imam amelî bakımdan fâcir yani günahkâr dahi olsa ona uyulabilir, arkasında namaz kılınabilir. Ancak fücûru inançla alâkalı ise câiz olmaz, demişlerdir.


    İnançla ilgili bid‘atlerden kurtulmak için, Ehl-i Sünnet’in itikat esasları dışındaki inançlardan uzak durmak, bu çerçevenin dışına taşmamak lâzım.


    İbâdet ve âdetler yönünden oluşabilecek bid‘atlerden kurtulmak için de, Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünnetlerine sımsıkı sarılıp, onlara son derece riâyetkâr davranmak gerekiyor. Ölçü onun sözleri, fiilleri ve tasvipleri, hulefâ-i râşidînin tatbikatı, hakikat âlimlerinin gösterdikleri yol olması icap ediyor.

    ... Ve unutmamak gerekir ki; Müslüman bir topluluk, bir bid‘at ortaya koyduklarında yani İslâm’da mevcut olmayan bir şey uydurduklarında, sünnetten onun misli kadar bir şey mutlaka kaldırılır.(8) Kısacası, bid‘atin zulmeti geldiğinde, sünnetin nûru orayı terk eder.
    ***

    HURÂFE

    “Hurâfe” lûgatte; inanılmaz, uydurma, aslı esâsı olmayan, yalan hikâye ve rivâyetler, saçma sapan sözler, efsâneler demektir. Cem‘îsi, hurâfât olarak gelir.


    Dinî ıstılâhımızda ise "hurâfe”; İslâm’ın aslında bulunmadığı halde, sonradan uydurulan, yaygınlaştırılan ve dinin aslındanmış gibi gösterilen her çeşit bâtıl inanış ve âdetler mânâsında kullanılır.

    Bir başka ifadeyle hurâfe, dinimizle alâkalı bazı hususların, bilerek veya bilmeyerek yanlış anlaşılması veya “yorumlanması” neticesi, başka bâtıl inanış ve mahallî âdetlere de karışarak ortaya çıkan şeylerdir. Bu nevi asılsız inanç ve davranışlar, daha çok eski bâtıl din ve inanışlardan gelen kalıntılar olarak ortaya çıkmaktadır.
    Müslüman’ın inanç ve ibâdetinde, ahlâk ve amelinde hurâfelere yer yoktur. Onun hayatında ölçü; Allâh’ın Kitâbı, Resûlü’nün sünneti, ashâbının gittiği yol, Ehl-i Sünnet âlimlerinin çizdikleri istikamettir.
    O bakımdan mü’min;

    - Ölen kardeşinin arkasından ne alkış tutar, ne de ona çiçek ve çelenk gönderir. Zira bunların ölene fayda vermeyeceğini, öbür âlemde geçer akçe değil, birer hurâfeden ibâret âdetler olduğunu bilir.

    Peki ya ne gönderir?

    - Onun rûhunu şâd edecek, ona fayda verecek Fâtihalar, duâlar, hayır ve hasenâtlar gönderir. Kabir ziyaretlerinde sünnete uygun hareket eder. Velîleri, Allah dostlarını vesîle edinerek duâlar edip, dünyevî-uhrevî meşru‘ isteklerinin kabûlünü Cenâb-ı Hak’tan bekler. Evliyâullâh’ın, Allah Teâlâ’ya yakınlıkta birer vâsıta olduklarına inanır. Türbelere bezler-paçavralar bağlamaz. Kestiği kurbanları Allah için kesip, sevâbını o zâtın rûhuna hediye eder. Etini de fakir fukaraya dağıtır. Allah için kesilmeyen kurbanların murdar olduğunu ve etinin yenmeyeceğini bilir.

    Kezâ mü’min;

    - Hâl ve hareketini, işini-gücünü falcılara-medyumlara göre değil, kendi inanç esaslarına göre düzenler.

    - Sözde modern yemek târiflerine göre yemek yapacağım diye, yiyecek ve içeceklerine alkollü madde karıştırmaz.
    - Görgü kuralları(!)na uyacağım diye, sol eliyle yemek yemez, su içmez.
    - Giyim-kuşamında, “modadır” diye tesettürü ihmâl etmez; isrâfa meyledip gardrobunu elbise, eşarp, ayakkabı koleksiyonu hâline getirmez.
    ***


    Hâsılı mü’min;

    Gerek ferdî ve gerekse ictimaî hayatında İslâmî usûl ve esasları kendisine düstur edinir. Gücünün yettiğince dinini yaşamaya, bid‘at ve hurâfelerden ise uzak kalmaya gayret eder.
    DİPNOTLAR
    (1) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/117.
    (2) Kur’ân-ı Kerim, En‘âm sûresi, 6/153.
    (3) el-Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzu’l-Kadir, Câmiu’s-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6, 36.
    (4) İbn Mâce, Sünen, 1, 17.
    (5) Ebû Saîd, Muhammed b. Mustafa el-Hâdimî, el-Berîkatü’l-Mahmudiye (Tarîkat-ı Muhammediye Şerhi), 1, 118.
    (6) İbn Mâce, a.g.e., 1, 19.
    (7) İbn Mâce, a.g.e., 1, 19.
    (8) Hadîs-i Şerif, Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzu’l-Kadir, Câmiu’s-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6, 237.

    Halis Ece



  4. 03.Haziran.2012, 15:23
    2
    Silent and lonely rains



    Bid'at nedir, hurâfe neye denir?
    Lûgat mânâsiyle “bid‘at”, ibda‘ masdarından meydana gelmiş bir isimdir. Sanat ifade eden bir şeyi, geçmiş bir örneği esas almaksızın ilk olarak yapmak, îcat etmek mânâsına gelir. Bu mânâda Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de zâtını, “Bedîu’s-semâvâti ve’l-ard”(1), yani “gökleri ve yeri ilk îcad eden, yaratan” olarak vasfediyor.

    Fıkıh lisânında “bid‘at”; Resûlüllah Efendimiz’in sözü, fiili ve takrîri olarak anlatılan sünnete zıt, sahâbenin söz ve fiiline aykırı olan haller mânâsında kullanılır. Diğer bir ifadeyle, dinde sahâbeden sonra ortaya çıkan amel ve inançlardaki eksiltme veya fazlalaştırmalara, ahlâkî sapmalara bid‘at denilir.


    Bu târiflerden de anlaşılacağı üzere, dinî bir tâbir olarak bid‘at, aklın ve adâletin yani günlük hayatı tanzim eden davranışların dışında ve sırf Allâh’a yaklaşmak için ibâdet maksadıyla yapılan fiiller ve kabulleniş biçimleriyle alâkalıdır. Yoksa lûgat mânâsıyla sonradan ortaya çıkan her şey demek değildir. “Siz, benim ve râşit halîfelerimin sünnetine sarılın” hadîs-i şerifi bunu anlatır. Bu sebeple bid‘atin güzeli olmaz.


    Bid‘ati dar mânâda sünnetin, geniş mânâda dinin zıddı olarak tesbit ettikten sonra, dinde yerilen ve kaldırılması için mücâdele edilmesi istenen bir şey olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
    “İşte benim dosdoğru olarak yolum budur, ona uyun. Diğer yollara uymayın ki, bu sizi onun yolundan ayırmasın”(2) âyet-i kerimesinde geçen “diğer yollar”, tefsirlerde bid‘atler olarak açıklanmıştır. Resûlüllah (s.a.v.)

    Efendimiz buyururlar ki:


    “Şu yolumuzda, onda olmayan bir şey ihdâs eden olursa, bu reddolunur.” “Kim, yolumuza uymayan bir iş yaparsa, o makbul değildir.”(3) “Sözlerin en iyisi Allâh’ın Kitâbı, yolların en iyisi Muhammed’in yolu, işlerin en kötüsü de (dinde) sonradan ortaya çıkarılanlardır ve her bid‘at sapıklıktır.”(4) “Allah, her bid‘atçıya, bid‘atini terk edinceye kadar tevbe kapısını kapatmıştır.”(5) “Allah Teâlâ, bid‘at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını-ömresini, cihâdını, (kötülüklerden) sarf-ı nazar etmesini ve adâletini kabul etmez. Hamurdan kıl çeker gibi İslâm’ın kemâl sâhasından çıkar.”(6) “Allah, bid‘at sahibinin amelini, bid‘atini terk edinceye kadar kabul etmeye râzi olmadı.”(7)


    Sahâbe-i kiramdan Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) demiştir ki:

    “Sünnette orta hallilik, bid‘atte yorulmaktan iyidir.”

    Bid‘at inançta, ibâdette, âdet ve an’ânelerde olur. İnançlardaki bid‘atlerin bir kısmı, sahibini dinden bile çıkarır; bir kısmı ise dalâlet ehlinin arasına sokar. Bunun içindir ki Ehl-i Sünnet âlimleri, imam amelî bakımdan fâcir yani günahkâr dahi olsa ona uyulabilir, arkasında namaz kılınabilir. Ancak fücûru inançla alâkalı ise câiz olmaz, demişlerdir.


    İnançla ilgili bid‘atlerden kurtulmak için, Ehl-i Sünnet’in itikat esasları dışındaki inançlardan uzak durmak, bu çerçevenin dışına taşmamak lâzım.


    İbâdet ve âdetler yönünden oluşabilecek bid‘atlerden kurtulmak için de, Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünnetlerine sımsıkı sarılıp, onlara son derece riâyetkâr davranmak gerekiyor. Ölçü onun sözleri, fiilleri ve tasvipleri, hulefâ-i râşidînin tatbikatı, hakikat âlimlerinin gösterdikleri yol olması icap ediyor.

    ... Ve unutmamak gerekir ki; Müslüman bir topluluk, bir bid‘at ortaya koyduklarında yani İslâm’da mevcut olmayan bir şey uydurduklarında, sünnetten onun misli kadar bir şey mutlaka kaldırılır.(8) Kısacası, bid‘atin zulmeti geldiğinde, sünnetin nûru orayı terk eder.
    ***

    HURÂFE

    “Hurâfe” lûgatte; inanılmaz, uydurma, aslı esâsı olmayan, yalan hikâye ve rivâyetler, saçma sapan sözler, efsâneler demektir. Cem‘îsi, hurâfât olarak gelir.


    Dinî ıstılâhımızda ise "hurâfe”; İslâm’ın aslında bulunmadığı halde, sonradan uydurulan, yaygınlaştırılan ve dinin aslındanmış gibi gösterilen her çeşit bâtıl inanış ve âdetler mânâsında kullanılır.

    Bir başka ifadeyle hurâfe, dinimizle alâkalı bazı hususların, bilerek veya bilmeyerek yanlış anlaşılması veya “yorumlanması” neticesi, başka bâtıl inanış ve mahallî âdetlere de karışarak ortaya çıkan şeylerdir. Bu nevi asılsız inanç ve davranışlar, daha çok eski bâtıl din ve inanışlardan gelen kalıntılar olarak ortaya çıkmaktadır.
    Müslüman’ın inanç ve ibâdetinde, ahlâk ve amelinde hurâfelere yer yoktur. Onun hayatında ölçü; Allâh’ın Kitâbı, Resûlü’nün sünneti, ashâbının gittiği yol, Ehl-i Sünnet âlimlerinin çizdikleri istikamettir.
    O bakımdan mü’min;

    - Ölen kardeşinin arkasından ne alkış tutar, ne de ona çiçek ve çelenk gönderir. Zira bunların ölene fayda vermeyeceğini, öbür âlemde geçer akçe değil, birer hurâfeden ibâret âdetler olduğunu bilir.

    Peki ya ne gönderir?

    - Onun rûhunu şâd edecek, ona fayda verecek Fâtihalar, duâlar, hayır ve hasenâtlar gönderir. Kabir ziyaretlerinde sünnete uygun hareket eder. Velîleri, Allah dostlarını vesîle edinerek duâlar edip, dünyevî-uhrevî meşru‘ isteklerinin kabûlünü Cenâb-ı Hak’tan bekler. Evliyâullâh’ın, Allah Teâlâ’ya yakınlıkta birer vâsıta olduklarına inanır. Türbelere bezler-paçavralar bağlamaz. Kestiği kurbanları Allah için kesip, sevâbını o zâtın rûhuna hediye eder. Etini de fakir fukaraya dağıtır. Allah için kesilmeyen kurbanların murdar olduğunu ve etinin yenmeyeceğini bilir.

    Kezâ mü’min;

    - Hâl ve hareketini, işini-gücünü falcılara-medyumlara göre değil, kendi inanç esaslarına göre düzenler.

    - Sözde modern yemek târiflerine göre yemek yapacağım diye, yiyecek ve içeceklerine alkollü madde karıştırmaz.
    - Görgü kuralları(!)na uyacağım diye, sol eliyle yemek yemez, su içmez.
    - Giyim-kuşamında, “modadır” diye tesettürü ihmâl etmez; isrâfa meyledip gardrobunu elbise, eşarp, ayakkabı koleksiyonu hâline getirmez.
    ***


    Hâsılı mü’min;

    Gerek ferdî ve gerekse ictimaî hayatında İslâmî usûl ve esasları kendisine düstur edinir. Gücünün yettiğince dinini yaşamaya, bid‘at ve hurâfelerden ise uzak kalmaya gayret eder.
    DİPNOTLAR
    (1) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/117.
    (2) Kur’ân-ı Kerim, En‘âm sûresi, 6/153.
    (3) el-Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzu’l-Kadir, Câmiu’s-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6, 36.
    (4) İbn Mâce, Sünen, 1, 17.
    (5) Ebû Saîd, Muhammed b. Mustafa el-Hâdimî, el-Berîkatü’l-Mahmudiye (Tarîkat-ı Muhammediye Şerhi), 1, 118.
    (6) İbn Mâce, a.g.e., 1, 19.
    (7) İbn Mâce, a.g.e., 1, 19.
    (8) Hadîs-i Şerif, Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzu’l-Kadir, Câmiu’s-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6, 237.

    Halis Ece






+ Yorum Gönder