Konusunu Oylayın.: Tarihte İlk Sezaryen ne zaman, nerde ve kim tarafından yapıldı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tarihte İlk Sezaryen ne zaman, nerde ve kim tarafından yapıldı?
  1. 03.Haziran.2012, 06:57
    1
    Misafir

    Tarihte İlk Sezaryen ne zaman, nerde ve kim tarafından yapıldı?






    Tarihte İlk Sezaryen ne zaman, nerde ve kim tarafından yapıldı? Mumsema Tarihte İlk Sezaryen ne zaman, nerde ve kim tarafından yapıldı?


  2. 03.Haziran.2012, 06:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 04.Haziran.2012, 17:43
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Tarihte İlk Sezaryen ne zaman, nerde ve kim tarafından yapıldı?




    Halk arasında genellikle sezeryan olarak söylenen kelimenin doğrusu sezaryendir. Sezaryen teriminin gerçek kaynağı ve ilk kez ne zaman ve nerede yapıldığı konusu açık değildir. Sezaryen kelimesinin Latince kesmek anlamına gelen caedare’den geldiği tahmin edilmektedir. Bir başka iddia da kelimenin kökeninin milattan önce 8. yüzyıla kadar uzandığıdır.

    Bu yıllarda Roma’da lex regis adı verilen yasanın zamanla lex caesare olarak değiştiği rivayet edilir. Bu yasa; hamile bir kadın öldüğünde karnının açılarak bebeğin çıkartılmasını ve bu sayede anne ve bebeğin ayrı ayrı gömülmesini emretmekteydi.
    Onaltıncı yüzyıl ortalarında François Rousset isimli tababet uygulayıcısı olduğu düşünülen bir kişi ilk kez sezaryen doğumlar ile ilgili yazılar yazmıştır. Bununla birlikte kendisi ne bir sezaryen gerçekleştirmiş ne de buna tanıklık etmiştir. 17. yüzyılın ortalarından başlayarak doğum hekimleri tarafından sezaryen doğumlar daha sık bildirilmeye başlanmıştır.
    O dönemlerde böyle bir durumda en büyük sorun anestezi ve enfeksiyonlardı. 1846′da dietil eter adı verilen anestezik maddenin kullanıma girmesi dönüm noktalarından biri olarak kabul edilebilir. Kraliçe Viktorya’nın 1853 ve 1857′de iki çocuğunu bu şekilde dünyaya getirdiği bilinmektedir. Anestezi alanındaki bu devrime rağmen enfeksiyon kontrolünün sağlanamaması ve işlem sonrası anne ölüm oranlarının çok yüksek seyretmesi sezaryenin sadece çok özel durumlarda yapılmasına sebep olmuştur.

    Sezaryenin kısıtlayıcı faktörlerinden biri de cerrahi teknik yetersizliklerdi. İlk başlarda cerrahlar kestikleri rahimi tekrar dikmekten çekindikleri için kanama olmakta ve bu kan kaybı nedeniyle anne ölümleri sıkça görülmekteydi. Hatta bazı cerrahlar sezaryen sonrasında kanama ve enfeksiyonu kontrol altına alabilmek için rahimin tümüyle alınmasını önermekteydiler. 1882 yılında Max Sanger sezaryende kesilen rahimin gümüş ya da ipek ipliklerle dikilmesinin başarılı olabileceğini ileri sürdü.

    1926′de Kerr, batın açıldıktan sonra rahim duvarının alt kısmından enlemesine kesilmesinin daha az risk taşıdığını ileri sürdü.
    Günümüzde yapılan hemen hemen tüm sezaryen amaliyatlarında Kerr’in 1926 yılında tanımladığı ve kendi adı ile anılan kesi kullanılmaktadır.
    1928′de Alexander Fleming’in penisilini keşfetmesi ile enfeksiyonlar ile mücadelede de önemli aşamalar kaydedildi ve sezaryen operasyonları daha güvenli hale geldi.Ülkemizde ise, anne ve bebeğin yaşamını devam ettirdiği ilk başarılı sezaryen amaliyatı 1900′lü yılların başında saray cerrahı olan

    Cemil Topuzlu tarafından İstanbul Nişantaşı’ nda bir konakta gerçekleştirilmiştir.
    Günümüzde anne ve bebek ölümlerini azaltmada son derece etkili bir teknik olarak yaygınca kullanılmaktadır.
    alıntı



  4. 04.Haziran.2012, 17:43
    2
    Silent and lonely rains



    Halk arasında genellikle sezeryan olarak söylenen kelimenin doğrusu sezaryendir. Sezaryen teriminin gerçek kaynağı ve ilk kez ne zaman ve nerede yapıldığı konusu açık değildir. Sezaryen kelimesinin Latince kesmek anlamına gelen caedare’den geldiği tahmin edilmektedir. Bir başka iddia da kelimenin kökeninin milattan önce 8. yüzyıla kadar uzandığıdır.

    Bu yıllarda Roma’da lex regis adı verilen yasanın zamanla lex caesare olarak değiştiği rivayet edilir. Bu yasa; hamile bir kadın öldüğünde karnının açılarak bebeğin çıkartılmasını ve bu sayede anne ve bebeğin ayrı ayrı gömülmesini emretmekteydi.
    Onaltıncı yüzyıl ortalarında François Rousset isimli tababet uygulayıcısı olduğu düşünülen bir kişi ilk kez sezaryen doğumlar ile ilgili yazılar yazmıştır. Bununla birlikte kendisi ne bir sezaryen gerçekleştirmiş ne de buna tanıklık etmiştir. 17. yüzyılın ortalarından başlayarak doğum hekimleri tarafından sezaryen doğumlar daha sık bildirilmeye başlanmıştır.
    O dönemlerde böyle bir durumda en büyük sorun anestezi ve enfeksiyonlardı. 1846′da dietil eter adı verilen anestezik maddenin kullanıma girmesi dönüm noktalarından biri olarak kabul edilebilir. Kraliçe Viktorya’nın 1853 ve 1857′de iki çocuğunu bu şekilde dünyaya getirdiği bilinmektedir. Anestezi alanındaki bu devrime rağmen enfeksiyon kontrolünün sağlanamaması ve işlem sonrası anne ölüm oranlarının çok yüksek seyretmesi sezaryenin sadece çok özel durumlarda yapılmasına sebep olmuştur.

    Sezaryenin kısıtlayıcı faktörlerinden biri de cerrahi teknik yetersizliklerdi. İlk başlarda cerrahlar kestikleri rahimi tekrar dikmekten çekindikleri için kanama olmakta ve bu kan kaybı nedeniyle anne ölümleri sıkça görülmekteydi. Hatta bazı cerrahlar sezaryen sonrasında kanama ve enfeksiyonu kontrol altına alabilmek için rahimin tümüyle alınmasını önermekteydiler. 1882 yılında Max Sanger sezaryende kesilen rahimin gümüş ya da ipek ipliklerle dikilmesinin başarılı olabileceğini ileri sürdü.

    1926′de Kerr, batın açıldıktan sonra rahim duvarının alt kısmından enlemesine kesilmesinin daha az risk taşıdığını ileri sürdü.
    Günümüzde yapılan hemen hemen tüm sezaryen amaliyatlarında Kerr’in 1926 yılında tanımladığı ve kendi adı ile anılan kesi kullanılmaktadır.
    1928′de Alexander Fleming’in penisilini keşfetmesi ile enfeksiyonlar ile mücadelede de önemli aşamalar kaydedildi ve sezaryen operasyonları daha güvenli hale geldi.Ülkemizde ise, anne ve bebeğin yaşamını devam ettirdiği ilk başarılı sezaryen amaliyatı 1900′lü yılların başında saray cerrahı olan

    Cemil Topuzlu tarafından İstanbul Nişantaşı’ nda bir konakta gerçekleştirilmiştir.
    Günümüzde anne ve bebek ölümlerini azaltmada son derece etkili bir teknik olarak yaygınca kullanılmaktadır.
    alıntı






+ Yorum Gönder