Konusunu Oylayın.: İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 4 kişi
İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri
  1. 30.Mayıs.2012, 16:05
    1
    Misafir

    İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri






    İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri Mumsema İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri


  2. 30.Mayıs.2012, 16:29
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri




    İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri


    Evliyaların kerametleri haktır. Bu hakikate inanmak gerekir. Zira velilerin kerameti Kur’an-ı Kerim, sünnet ve icma ile sabittir…

    Keramet: Allah’ın salih kulları velilere ihsan ettiği kabiliyetle kendilerinden zuhur eden olağanüstü hallerdir… Hazret-i Os*man (ra) şöyle buyurmaktadır.

    “Cenab-ı Allah; yüce katında yüksek bir makama nail olan ze*vata, bazan bütün zahiri perdeleri kaldırır ve her şeyi olduğu gi*bi gösterir. Bunlar bazan harikulade şeyler de yaparlar…”

    Bu olağanüstü haller, peygamberlerde mucize velilerde ise keramet ismini alır. Kur’an-ı Kerim’de vela*yet ile kerametin hak olduğuna dair delillerden bazıları şunlardır:

    1- Hazret-i Süleyman’ın salih veziri Âsaf, “Ben onu (Belkıs’ın tahtını) gözlerini açıp kapayıncaya ka*dar getireceğim” demesi ve bir anda tahtı getirmesi…

    2- Hazret-i Meryem hakkında nazil olan şu ayetler: “Zekeriyya ne vakit Mihrab’a (odasına) girse Mer*yem’in yanında bir yiyecek bulurdu. Ona: Ey Meryem bu yiyecek sana nereden geliyor? dedi. Mer*yem: Allah’ın katından” dedi.

    3- Ayrıca Ashab-ı Kehf’in üç yüz yıl boyunca vücudları sağlam olarak Kehf’te uyumaları… Hazret-i Ömer’in Medine’de minberde hutbe okurken “Ya Sâriye… Dağa çık” diyerek savaşa gönderdiği komu*tanına kilometrelerce mesafeden seslenip işittirmesi… Ayrıca sahih bir hadiste, mağarada kapalı ka*lan ve yaptıkları dua ile kurtulan üç arkadaşın durumları gibi bir çok ibret verici olay, kerametin hak ol*duğuna birer delildir…

    Büyük Veli Hazret-i Fakirullah’tan zuhur eden sayısız kerametlerden birkaçını da teberrüken burada zikredeceğiz…
    Birincisi:

    “Henüz dokuz yaşındayken amcası Molla Ali ile Tillo’ya gelen İbrahim Hakkı Hazretleri bir gece rüya*sında şunları görmüştü; Gökyüzünü dolduran serçeler herkese saldırıyordu. Babası Derviş Osman Efendi oğluna saldıranları vargücüyle defetmeye çalışıyordu. Fakat onlardan biri fırsat bularak küçük İbrahim Hakkı’nın koltuğunun altına sokuluverdi. Korku ve heyecan ile uyanan İbrahim Hakkı, gördüğü korkulu rüyayı pederine anlattı ve kendisine, koltuğunun altında beliren izleri gösterdi. Oğlunun Veba hastalığına yakalandığını gören Molla Osman Efendi çok üzüldü. Gitgide şiddetlenen bu hastalık, İbra*him Hakkı’yı halden düşürdü. Beş gün halsiz ve bitkin olarak yatağa mahkum etti. Hastalığının altıncı gününde gözlerini açan İbrahim Hakkı, başucunda, babasının ağlamakta, Hazret-i Fakirullah’ın ise oturmuş dua etmekte olduğunu gördü, duasını tamamlayan Şeyh Hazretleri, Molla Osman Efendiye dönerek gülümsedi ve:

    - “İbrahim’in eceli gelmişti. Ancak Cenab-ı Mevla onu yeniden canlandırdı” diye kendisini müjdeledi… Hazret-i Şeyhin himmetiyle veba hastalığından kurtulan İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetnamesinde bu hakimâne kerameti anlatırken şöyle diyor:

    “İşte o andan itibaren canım hayar, cismim şifa ve kalbim sefa buldu…” ve şeyhine hitaben:

    “Umr-i mezidimsin” diyerek hayatının Cenab-ı Allah tarafından bağışlanmasına şeyhinin vesile olduğu*nu bilhassa ifade ediyor…


    İkincisi:

    Bir sonbahar mevsimiydi. O günün

    idaresine karşı itaatsizlik yapan Şirvan beylerinin (Kormas) denilen küçük kalesi, Van’dan bin nefer askerle gelen paşa tarafından kuşatılmıştı. Paşa kaleyi top ateşine tutmak niyyetinde idi. Bunu öğre*nen Şirvan Beyi, Hazret-i Fakirullah’a haber göndererek paşaya mani olması için istirhamda bulundu. Hazret-i Fakirullah paşaya bir mektup göndererek masum halka merhamet göstermesini, bağ ve bah*çelerini yağmalamamasını, beyin cezası varsa başka bir vakite ertelemesini istedi.

    Paşa, Şeyh’in tavsiyesine aldırmayarak:

    - “Ben sultanın emriyle gelmişim, kaleyi yok etmeliyim” dedi ve topçularına ateş emri verdi.

    Ne var ki ağır top, kaleyi döverek geri tepti ve parçalandı. Bir parçası da paşanın atına isabet ederek öldürdü. Ardından da, büyük velisi için gayrete gelen Cenab-ı Allah, iki saat boyunca paşa ve askerle*ri üzerine iri taneli dolu yağdırdı. Dolunun sert şamarından kaçışan atlarını yakalamak derdiyle dağı*lan askerlerin çadırlarını da, bir anda kabarıp büyüyen seller alıp götürdü…

    Bu feci tabloyu gören paşanın aklı geç başına gelmişti. Askerlerini orada bırakarak bir ata atladı ve sekiz piyade eşliğinde Tillo’nun yoluna koyuldu. Akşam üzeri Tillo’ya varan paşa, özür dilemek üzere Şeyh Hazretlerinin huzuruna girdi. Bir müddet ayak üstü durarak Şeyhin iltifatını bekledi. Ancak, yü*ce veliyyullah, kan-ter içinde kalan paşaya yüz vermedi sadece “Ey zalim, Cenab-ı Allah’tan kormu*yor musun?” diye hitap etti. Onun haline acıyan molla Osman Efendi el işaretiyle dışarı çıkmasını söyledi.

    Şeyh’in heybeti karşısında, ezilmekten kurtulmak isteyen paşa Molla Osman’ın işareti üzerine he*men odadan dışarı çıktı. Rahat bir nefes alıp terini sildi. Başından geçenleri orada hazır bulunan ce*maate birbir anlattı. Büyük mürşidin hakkında ise şunları itiraf etti:

    - “Çok heybetli sultanların huzurunda bulundum. Ancak bu Veliyullah kadar mehâbetli biriyle karşılaş*mamıştım…”

    Paşa, geceyi Tillo’da geçirdi, ertesi günün sabahı yaptıklarına bin pişman, askerlerinin yanına dön*dü…
    Üçüncüsü:

    Bir gün, delirmiş bir bey, otuza varan bir grup hizmetçisiyle Hazret-i Şeyhin ziyaretine getirildi. Bey, izin almaksızın, pervasızca Hazret-i Şeyh’in odasına girdi ve ona şöyle hitab etti:

    - “Güzel canım… Seni nasıl bulabileceğimi merak ediyordum. Oysa ki buradasın. Artık ne duruyo*rum? Allah’ı seviyorsan kalk endamını göreyim de sana şu canımı feda edeyim.”

    Hazret-i Şeyh Allah’ın ism-i şerifini işitir işitmez ayağa kalktı, deli bey de ayaklarına kapanıp bayıldı. Hazret-i Şeyh hizmetçilerine beyi misafir odasına götürüp orada yatırmalarını, üzerine de altı yorgan örtmelerini söyledi. Hizmetçiler şeyhin emri üzerine beyi misafir odasına alarak yatırdı, üzerine de al*tı yorgan örttü. Altmış günden beri uyuyamayan deli bey, altı yorgan altında tam altı saat uyuya kal*dı. Uyanacağı vaktin geldiğini fark eden Hazret-i Şeyh’in bir miktar kuru üzümün üzerine okuyup üfür*düğünü gördü. Hazret-i Şeyh okumasını tamamlayınca İbrahim Hakkı’ya dönerek, deli beyin yanına gitmesini, uyanınca da neyi isteyecekse gelip ona götürmesini tenbih etti. İbrahim Hakkı, odaya girer girmez beyin uyanmasıyla karşılaştı. Kendisine:

    - “Şeyhin yanındaki kuru üzümleri istiyorum” diye hitap eden beyin sözlerine hayret eden İbr

    ahim Hakkı şeyhin yanına geri döndü, beyin kuru üzüm istediğini söyledi ve üzüm dolu tabağı alıp ona getirdi. Bey tabağı İbrahim Hakkı’dan kaptığı gibi üzümleri avuç avuç ağzına doldurup yemeye başladı.

    Artık deli bey iyilişmişti. Altmış günden beri bir farz namaz kılmadığı halde, abdest aldı ve o günkü öğle namazını kıldı. Hazret-i Şeyhin mübarek nefesiyle iyileşen deli bey, gecesini Molla Osman’ın ya*nında geçirdi. Ertesi gün evine dönmek üzere vedalaştı. Ancak hicabından, Hazret-i Şeyhin huzuruna varamadığından kapısının eşiğini öptü ve Tillo’dan öylece ayrıldı…


  3. 30.Mayıs.2012, 16:29
    2
    Moderatör



    İsmail Fakirullah Hazretlerinin Kerametleri


    Evliyaların kerametleri haktır. Bu hakikate inanmak gerekir. Zira velilerin kerameti Kur’an-ı Kerim, sünnet ve icma ile sabittir…

    Keramet: Allah’ın salih kulları velilere ihsan ettiği kabiliyetle kendilerinden zuhur eden olağanüstü hallerdir… Hazret-i Os*man (ra) şöyle buyurmaktadır.

    “Cenab-ı Allah; yüce katında yüksek bir makama nail olan ze*vata, bazan bütün zahiri perdeleri kaldırır ve her şeyi olduğu gi*bi gösterir. Bunlar bazan harikulade şeyler de yaparlar…”

    Bu olağanüstü haller, peygamberlerde mucize velilerde ise keramet ismini alır. Kur’an-ı Kerim’de vela*yet ile kerametin hak olduğuna dair delillerden bazıları şunlardır:

    1- Hazret-i Süleyman’ın salih veziri Âsaf, “Ben onu (Belkıs’ın tahtını) gözlerini açıp kapayıncaya ka*dar getireceğim” demesi ve bir anda tahtı getirmesi…

    2- Hazret-i Meryem hakkında nazil olan şu ayetler: “Zekeriyya ne vakit Mihrab’a (odasına) girse Mer*yem’in yanında bir yiyecek bulurdu. Ona: Ey Meryem bu yiyecek sana nereden geliyor? dedi. Mer*yem: Allah’ın katından” dedi.

    3- Ayrıca Ashab-ı Kehf’in üç yüz yıl boyunca vücudları sağlam olarak Kehf’te uyumaları… Hazret-i Ömer’in Medine’de minberde hutbe okurken “Ya Sâriye… Dağa çık” diyerek savaşa gönderdiği komu*tanına kilometrelerce mesafeden seslenip işittirmesi… Ayrıca sahih bir hadiste, mağarada kapalı ka*lan ve yaptıkları dua ile kurtulan üç arkadaşın durumları gibi bir çok ibret verici olay, kerametin hak ol*duğuna birer delildir…

    Büyük Veli Hazret-i Fakirullah’tan zuhur eden sayısız kerametlerden birkaçını da teberrüken burada zikredeceğiz…
    Birincisi:

    “Henüz dokuz yaşındayken amcası Molla Ali ile Tillo’ya gelen İbrahim Hakkı Hazretleri bir gece rüya*sında şunları görmüştü; Gökyüzünü dolduran serçeler herkese saldırıyordu. Babası Derviş Osman Efendi oğluna saldıranları vargücüyle defetmeye çalışıyordu. Fakat onlardan biri fırsat bularak küçük İbrahim Hakkı’nın koltuğunun altına sokuluverdi. Korku ve heyecan ile uyanan İbrahim Hakkı, gördüğü korkulu rüyayı pederine anlattı ve kendisine, koltuğunun altında beliren izleri gösterdi. Oğlunun Veba hastalığına yakalandığını gören Molla Osman Efendi çok üzüldü. Gitgide şiddetlenen bu hastalık, İbra*him Hakkı’yı halden düşürdü. Beş gün halsiz ve bitkin olarak yatağa mahkum etti. Hastalığının altıncı gününde gözlerini açan İbrahim Hakkı, başucunda, babasının ağlamakta, Hazret-i Fakirullah’ın ise oturmuş dua etmekte olduğunu gördü, duasını tamamlayan Şeyh Hazretleri, Molla Osman Efendiye dönerek gülümsedi ve:

    - “İbrahim’in eceli gelmişti. Ancak Cenab-ı Mevla onu yeniden canlandırdı” diye kendisini müjdeledi… Hazret-i Şeyhin himmetiyle veba hastalığından kurtulan İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetnamesinde bu hakimâne kerameti anlatırken şöyle diyor:

    “İşte o andan itibaren canım hayar, cismim şifa ve kalbim sefa buldu…” ve şeyhine hitaben:

    “Umr-i mezidimsin” diyerek hayatının Cenab-ı Allah tarafından bağışlanmasına şeyhinin vesile olduğu*nu bilhassa ifade ediyor…


    İkincisi:

    Bir sonbahar mevsimiydi. O günün

    idaresine karşı itaatsizlik yapan Şirvan beylerinin (Kormas) denilen küçük kalesi, Van’dan bin nefer askerle gelen paşa tarafından kuşatılmıştı. Paşa kaleyi top ateşine tutmak niyyetinde idi. Bunu öğre*nen Şirvan Beyi, Hazret-i Fakirullah’a haber göndererek paşaya mani olması için istirhamda bulundu. Hazret-i Fakirullah paşaya bir mektup göndererek masum halka merhamet göstermesini, bağ ve bah*çelerini yağmalamamasını, beyin cezası varsa başka bir vakite ertelemesini istedi.

    Paşa, Şeyh’in tavsiyesine aldırmayarak:

    - “Ben sultanın emriyle gelmişim, kaleyi yok etmeliyim” dedi ve topçularına ateş emri verdi.

    Ne var ki ağır top, kaleyi döverek geri tepti ve parçalandı. Bir parçası da paşanın atına isabet ederek öldürdü. Ardından da, büyük velisi için gayrete gelen Cenab-ı Allah, iki saat boyunca paşa ve askerle*ri üzerine iri taneli dolu yağdırdı. Dolunun sert şamarından kaçışan atlarını yakalamak derdiyle dağı*lan askerlerin çadırlarını da, bir anda kabarıp büyüyen seller alıp götürdü…

    Bu feci tabloyu gören paşanın aklı geç başına gelmişti. Askerlerini orada bırakarak bir ata atladı ve sekiz piyade eşliğinde Tillo’nun yoluna koyuldu. Akşam üzeri Tillo’ya varan paşa, özür dilemek üzere Şeyh Hazretlerinin huzuruna girdi. Bir müddet ayak üstü durarak Şeyhin iltifatını bekledi. Ancak, yü*ce veliyyullah, kan-ter içinde kalan paşaya yüz vermedi sadece “Ey zalim, Cenab-ı Allah’tan kormu*yor musun?” diye hitap etti. Onun haline acıyan molla Osman Efendi el işaretiyle dışarı çıkmasını söyledi.

    Şeyh’in heybeti karşısında, ezilmekten kurtulmak isteyen paşa Molla Osman’ın işareti üzerine he*men odadan dışarı çıktı. Rahat bir nefes alıp terini sildi. Başından geçenleri orada hazır bulunan ce*maate birbir anlattı. Büyük mürşidin hakkında ise şunları itiraf etti:

    - “Çok heybetli sultanların huzurunda bulundum. Ancak bu Veliyullah kadar mehâbetli biriyle karşılaş*mamıştım…”

    Paşa, geceyi Tillo’da geçirdi, ertesi günün sabahı yaptıklarına bin pişman, askerlerinin yanına dön*dü…
    Üçüncüsü:

    Bir gün, delirmiş bir bey, otuza varan bir grup hizmetçisiyle Hazret-i Şeyhin ziyaretine getirildi. Bey, izin almaksızın, pervasızca Hazret-i Şeyh’in odasına girdi ve ona şöyle hitab etti:

    - “Güzel canım… Seni nasıl bulabileceğimi merak ediyordum. Oysa ki buradasın. Artık ne duruyo*rum? Allah’ı seviyorsan kalk endamını göreyim de sana şu canımı feda edeyim.”

    Hazret-i Şeyh Allah’ın ism-i şerifini işitir işitmez ayağa kalktı, deli bey de ayaklarına kapanıp bayıldı. Hazret-i Şeyh hizmetçilerine beyi misafir odasına götürüp orada yatırmalarını, üzerine de altı yorgan örtmelerini söyledi. Hizmetçiler şeyhin emri üzerine beyi misafir odasına alarak yatırdı, üzerine de al*tı yorgan örttü. Altmış günden beri uyuyamayan deli bey, altı yorgan altında tam altı saat uyuya kal*dı. Uyanacağı vaktin geldiğini fark eden Hazret-i Şeyh’in bir miktar kuru üzümün üzerine okuyup üfür*düğünü gördü. Hazret-i Şeyh okumasını tamamlayınca İbrahim Hakkı’ya dönerek, deli beyin yanına gitmesini, uyanınca da neyi isteyecekse gelip ona götürmesini tenbih etti. İbrahim Hakkı, odaya girer girmez beyin uyanmasıyla karşılaştı. Kendisine:

    - “Şeyhin yanındaki kuru üzümleri istiyorum” diye hitap eden beyin sözlerine hayret eden İbr

    ahim Hakkı şeyhin yanına geri döndü, beyin kuru üzüm istediğini söyledi ve üzüm dolu tabağı alıp ona getirdi. Bey tabağı İbrahim Hakkı’dan kaptığı gibi üzümleri avuç avuç ağzına doldurup yemeye başladı.

    Artık deli bey iyilişmişti. Altmış günden beri bir farz namaz kılmadığı halde, abdest aldı ve o günkü öğle namazını kıldı. Hazret-i Şeyhin mübarek nefesiyle iyileşen deli bey, gecesini Molla Osman’ın ya*nında geçirdi. Ertesi gün evine dönmek üzere vedalaştı. Ancak hicabından, Hazret-i Şeyhin huzuruna varamadığından kapısının eşiğini öptü ve Tillo’dan öylece ayrıldı…





+ Yorum Gönder