Konusunu Oylayın.: Niçin Kuran okumalıyız? Kuranı herkes okuyup, anlayabilir m? bu konuda hadis var mı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Niçin Kuran okumalıyız? Kuranı herkes okuyup, anlayabilir m? bu konuda hadis var mı?
  1. 30.Mayıs.2012, 14:54
    1
    Misafir

    Niçin Kuran okumalıyız? Kuranı herkes okuyup, anlayabilir m? bu konuda hadis var mı?






    Niçin Kuran okumalıyız? Kuranı herkes okuyup, anlayabilir m? bu konuda hadis var mı? Mumsema Kur’an Anlaşılmak İçin İndirilmiştir
    niçin kuran okumalıyız, kuranı herkas okuyup, anlayabilir mi, bu konuda hadis var mı?


  2. 30.Mayıs.2012, 14:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Mayıs.2012, 17:49
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Niçin Kuran okumalıyız? Kuranı herkes okuyup, anlayabilir m? bu konuda hadis v




    Kur'anı Anlamak -İbrahim SARMIŞ


    ALLAH, KURAN’I ANLAMAMIZI ve ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMİZİ İSTER

    Kur’an, Allah’a kulluk yönünden, insan ilişkileri yönünden ölçüyü yitirmiş, terazisi bozulmuş ve hak ile batılı birbirinden ayıran vahiy ışığından yoksun kalarak işleri birbirine karıştırmış bulunan cahiliye toplumunda Hz Muhammed’e indi Bunlar uzun zamandır vahiy rehberliğinden uzak kaldıkları için Allah’ın öğretilerinden gafil olmuşlar ve cahilce bir hayat sürmüşlerdir” (34 Sebe 44, 36 Yasin 5-6)

    Cahiliye topumu böyle bir toplum Bu toplumda insanlar din, gelenek, insan ilişkileri ve yaşam tarzı açısından tam anlamıyla bir cahiliye hayatı yaşıyordu Böyle bir hayattan kurtuluş yolunu göstermek için Allah insanları bilgilendiren ve yönlendiren Kur’an’ı indirmiştir
    İnen ilk ayetten son ayete kadar Kur’an bu toplumu bilgilendirdi, eğitti, potasında eritti, cahiliye kirlerinden arındırdı, dikenlerin doldurduğu bakımsız bir araziden bahçıvanın güller yetiştirip büyüttüğü gibi yetiştirdi Bunlara ve herkese ilk emri, oku oldu Ne okuyacaklarını, niçin ve nasıl okuyacaklarını öğretti İnsanlara onsuz dinin ve imanın olamayacağı tevhid (Allah’ı her yönden birlemek), ahiret, kitap, peygamber, melek, helal, haram vb şeylere inanmayı değil, önce Kur’an’ı okumayı emretti Her şeyi ve her olayı öğreteceği ölçü, perspektif ve değerlerle anlamak, ölçmek ve değerlendirmek için önce Allah’ın adıyla kitabını okumayı emretti Yirmi üç yıl Kur’an bu okuma ile hem peygamberi bilgilendirdi ve eğitip yetiştirdi, hem de o toplumu bilgilendirdi, eğitti ve yetiştirdi Bunu sadece ve sadece Kur’an yaptı
    O toplumu bütün anlamlarıyla cahiliye teriminin ifade ettiği her türlü bozukluk, ahlaksızlık, barbarlık, zulüm, baskı, terör, yağmacılık ve çapulculuk, kız çocuğuna haksızlık, kadına haksızlık, köleye haksızlık, yabancıya haksızlık, içki, kumar, fuhuş, putperestlik, kan davaları, faiz, sömürü, tahakküm, kabilecilik, soyculuk ve atalarla övünme, ulusçuluk, hırsızlık, yalan, iftira, domuz ve ölü hayvan eti yemek, büyücülük, kahinlik, cincilik, nazarcılık, falcılık, haksızlıkta yardımlaşma gibi insanın yaratılışına ve insanlığına aykırı kötülük ve çirkinliklerden temizledi
    Kur’an’ın yetiştirdiği bu insanlar İslam’ın aydınlığını elli yıl içinde Orta Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Yemen’den Anadolu’ya yayacak, tarihin alnında şeref levhası örnek bir toplum olacaktır Bütün bunları yirmi üç yılda Hz Muhammed’in önderliğinde Kur’an yaptı! Bu kısa süre içinde bu düzeyde bir devrimi başka hiçbir kitap, hiçbir peygamber ve hiçbir yönetici yapabilmiş değildir Bunu görmek için Kur’an’ın, peygamberlerden örnek olarak hayatını en uzun anlattığı Hz Musa ve gönderildiği İsrailoğullarına bakabiliriz
    Hz Musa, yanında yardımcı olarak kardeşi Hz Harun olmak üzere uzun zaman İsrailoğullarının başında bulundu Onlarla çok maceralı ve mücadelelerle dolu bir hayat yaşadı Ama bu kadar uzun beraberliğine ve maceralı mücadelesine rağmen İsrailoğullarını o insanlar gibi adam etmeyi bir türlü başaramadı Bir yazar bunu şöyle anlatır:
    “Musa Peygamber, Arîş dolaylarında, Sina çölünde, Nekab sahrasında ve Seb’ kuyusu civarında gökteki bulutları yorgan ve kara toprağı yatak edinerek kırk yıl kavmi ile beraber yaşamıştı O, kavminden Allah’ın kanunlarına uyan, nezaket, azimet, ferağat ve fedakarlık, doğruluk ve itidal ile ahlaklanan ideal nesli yetiştirmeye uğraşıyordu Böylece o, Rabbinden razı, Rabbi de ondan hoşnut olacaktı Nihayet Musa, ümmetinden beklediği bu ideale erişemeden hayata veda etmişti
    Musa da ilahi vazifelerle gönderilen azim sahibi peygamberlerden biri değil miydi? Musa’yı da ikamette ve göç sırasında terbiye eden ve dava aşılayan bir hayat yaşamak için kavmiyle kırk yıldan fazla bir zaman fırsatı verilmemiş miydi?
    Hz Musa’nın ashabı nerede, Muhammed’in ashabı nerede? Resulullah kendileriyle Bedir harbine çıktığı gün sayıları üçyüz on kişi idi Bunlar güç, kahramanlık ve kuvvet sahibi, kendilerinin üç katı düşmanla savaşacaklardı Hz Peygamber bu bir avuç ashabı ile Zefran vadisine geldiğinde onların iman kuvvetini denemek istedi ve kendilerine karşılaşacakları düşman Kureyşlileri anlattı Durum hakkında görüşlerini sordu Bunun üzerine Ebu Bekir kalktı konuştu ve güzel şeyler söyledi Sonra Ömer kalktı konuştu ve güzel şeyler söyledi Daha sonra Mikdad b Esved kalktı ve dedi ki: “Ey Allah’ın elçisi, Allah’ın sana bildirdiği gibi hareket et, biz seninle beraberiz Allah’a yemin ederim ki, biz sana asla İsrailoğullarının Musa’ya “Sen ve Rabbin ikiniz gidin, düşmanla savaşın, biz burada kalacağız” (5 Maide 21-22) dediği gibi demeyiz, biz sana “Sen ve Rabbin varın savaşın, biz de seninle beraber savaşacağız” deriz Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, eğer bizi Berki Ğımad’a götürecek olsan, oraya kadar gelir ve senden ayrılmayız”
    Resulullah ona memnuniyetini bildirdi ve hayır duada bulundu Sonra Hz Peygamber “fikirlerinizi bana söyleyin” dedi Hazrec kabilesinin büyüğü ve Ensarın güçlü komutanı Sad b Muaz kalktı ve “Ey Allah’ın Resulü, bizi kast ediyorsun galiba” deyince, ‘evet’ buyurdu Sa’d şöyle dedi: “Biz sana iman ettik, seni tasdik ettik, senin getirdiklerinin hak olduğunu kabul ettik ve bu şartlar üzerinde seni dinlemeye, sana itaat etmeye söz verdik, and içtik İstediğin yere kadar git ey Allah’ın elçisi, biz seninle beraberiz, seni hak olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bizi bir denizin önüne götürsen ve ona dalmak istesen, biz de seninle dalarız, bizden bir tek kişi geri kalmaz Bizi yarın düşmanla yüzyüze getirmenden korkmuyoruz, biz harpte düşman karşısında dayanan, sadakatten ayrılmayan kimseleriz, umarım ki, gözünün aydın olacağı hallerimizi Allah sana gösterecektir Allah’ın bereketi ve yardımı ile bizimle yoluna devam et” dedi Şüphesiz bu insanların yaptıkları, sözlerinden daha sadık ve daha açık olmuştur”
    Bugün de bu ümmet ve bu toplum aynı Kur’an’a inandığını, aynı Kur’an’ı okuduğunu, Allah’ın kitabı olarak aynı Kur’an’ı kutsadığını söylüyor ve ona her türlü saygının üstünde saygı gösterdiğini düşünüyor Onun herhangi bir öğretisine veya hükmüne muhalefet etmeyi aklının köşesinden bile geçirmediğini söylüyor Ona uzanacak kötü elleri kıracağını, onun için canını, malını, varını yoğunu feda edeceğini söylüyor ve gerektiğinde yapıyor Ona her şeyin üstünde saygı göstermek için bazen altın harflerle yazıyor, kapağını ve sayfalarını minyatür ve ebrularla süslüyor, yaldızlı en değerli kumaşlardan kılıflar içinde saklayıp/kefenleyip ayak altında olmaması için yükseklere asıyor En kutsal iş olarak onu okuyup hatimler indiriyor, okuduğundan hasıl olan sevabı paylaşmak için ölülerine de gönderiyor!, her nesilde okunmasını sağlamak için kurslar ve okullar açıyor, çocuklarına okumasını öğretiyor, ezberletiyor Hatta kızı evinden gelin çıkarken veya halktan oy almak için siyasiler halka nutuk atarken onu alıp öpüyor ve başına götürüyor, güzel sesli hafızlar avazı çıktığı kadar değişik makamlar ve nağmelerle camilerde, mevlitlerde, düğünlerde, mezarlıklarda, yarışmalarda terennüm ediyor, hattatlar kelimelerini kûfîden rik’aya, nesihten sülüse kadar yazı stilleriyle pirinç taneleri veya değerli levhalar üzerine hünerli elleriyle yazıyor ve kenarlarını en nadide hat örnekleriyle süslüyor, dahası, devletler resmi radyo ve televizyonlarında sansürlü de olsa haftada birkaç ayet okutup onunla ilgili programlar yapıyor, üstelik matbaacısından kitapçısına kadar bunca insan ve bu kadar meslek erbabı ondan ekmek yiyor ve geçimini onunla sağlıyor
    Bütün bunlar yapılmasına yapılıyor, ama toplum neden bir türlü Kur’an’ın şekillendirdiği Kur’an toplumu olmuyor? Neden Kur’an gönüllerde olan şirkten münafıklığa, riyadan kıskançlığa, dünya perestlikten aşağılık bir hayat yaşamaya kadar, haramlardan, zillet ve meskenet hayatı yaşamaya kadar toplumsal bütün hastalıklara neden bir türlü şifa olmuyor? Neden Kur’an, insanları Allah’tan başkasına kulluk etmekten, bütün çeşitleriyle şirk hayatı yaşamaktan, vahyin hesabına cahiliye ile uzlaşmaktan, kötülük ahlakından, ezilmek ve sömürülmekten, çimentosuz harç gibi dökülmekten ve her türlü perişanlıktan kurtarmıyor?
    Neden Kur’an insanları tek Allah’a kulluk için, putperestliği red etmek için, cahiliye baskısından ve yaşantısından kurtulmak için, ahlaksızlıklardan kaçınmak için, cahiliye mensuplarının heveslerini kursaklarında bırakmak için, Allah’tan uzaklaştıran her türlü yönlendirmeyi red etmek için, din ve inancını özgürce yaşamak için, her alanda özgürlüğe kavuşmak için her şeyi feda etmeyi göze alacak kıvama getirmiyor?
    Sahabenin yaptığı gibi gerektiğinde anadan, yardan, maldan, diyardan vazgeçecek seviyeye çıkarmıyor? Yüce Allah’ın “Ey İnananlar! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların da onu sevdiği, inananlara karşı şefkatli inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir toplum getirir Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir Allah her şeyi kuşatır ve bilir” (5 Maide 54) dediği bir toplumu bu Kur’an neden ortaya çıkarmıyor? Neden dünyada iken “İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnutturlar Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur” (9 Tevbe 100) müjdesiyle müjdelenen insanlar gibi bir nesil meydana getirmiyor?
    Kur’an’ın bunları yapmamasının tarih içinde oluşan ve değişik anlayışlardan kaynaklanan dinsel, yönetsel, toplumsal ve kültürel birçok sebepleri vardır, ama hepsinin başında, bu ümmetin artık Kur’an’ı üzerinde düşünmek, anlamak ve yaşamak için değil, başka gerekçelerle okuması gelmektedir
    Müslümanların öteden beri Kur’an-ı Kerim’e karşı tavrı, Allah’ın indirdiği kudret helvası ile bıldırcın etine ve her peygamberle beraber kendilerine verdiği nimetlere karşı İsrailoğullarının tavrından daha iyi sayılmaz İsrailoğulları bu semavi sofradan usanmış ve yerden biten şeyleri tercih etmişlerse, Müslümanlar da Kur’an’ın kendilerine getirdiği rahmet, hidayet, ahkam ve öğretileri yadsımış, onlardan yan çizmiş ve yer yüzünün ürettiği beyinsizliklere ve sapkınlıklara yüzünü çevirmiş, onlara serserice dalmış, içinde yaşamış, Allah’ın yükselmelerini istediği yüksek mertebeye çıkmayı reddetmişlerdir Bunun neticesinde de hayat onlardan yüz çevirmiş ve bu kötü duruma düşürmüş, hezimetler ve kötülükler onları kovalamış, Kur’an’ı Hz Muhammed’den öğrendikleri, kalplerini sevgisiyle doldurdukları ve gölgesinde yaşadıkları gün yükseldikleri makamı terk etmek zorunda kalmışlardır
    Kur’an’ı anlamak için okuma konusunda sürüp gelen umursamazlığın, Kur’an’la diyalog bozukluğunun veya kopukluğunun bugün Müslümanların içinde bulunduğu olumsuz durumun sebebi olduğu unutulmamalıdır Başta İlahiyat mensupları olmak üzere Müslümanların Kur’an’ı anlamak ve yaşamak için okumadığını özeleştiri olarak ilahiyatçı bir akademisyen şöyle dile getirir:
    “Müslüman aydın-entelektüel, okuryazarın en önemli eksikliği Kur’an okumamak, içlerinde belki günde vird olarak bir miktar okuyan varsa bile, yine Kur’an “okumamak”tır Bir zaman hem de İslami hassasiyet sahibi bazı edebiyatçıların yayınladığı bir edebiyat dergisinde bir yazar “Rilke’yi 105 defa okudum, tam anlayamadım, bir defa daha okuma ihtiyacı hissediyorum” diye yazıyordu…
    Günümüzün Müslüman ilahiyatçısı -elbette istisnaları vardır- Kur’an meali de yazar, ama Kur’an’ı okumaz; Kur’an üzerine doktora yapar, profesör de olur, ama Kur’an’ı okumaz O, Kur’an karşısında- İslam karşısında bir müsteşriktir, ayrıca, kendince veya taşıdığı unvana göre bir “bilim adamı”dır Kur’an ve İslam, onun için bir inceleme, yargılama ve unvan alma malzemesidir Günümüzün Müslüman edebiyatçısı, entelektüeli için de -yine istisnaları hariç- durum farklı değildir O, önce edebiyatçıdır, “düşünür”dür, entelektüeldir, aydındır ve sonra Müslüman’dır, Kur’an da İslam da onun için bir malzemedir Müslüman gazeteci-yazar da -istisnaları hariç- önce gazeteci-yazardır, sonra Müslüman’dır Belki Kur’an’ı eline almaya vakti bile olmaz”

    DEVAMI TIKLA


  4. 30.Mayıs.2012, 17:49
    2
    Moderatör



    Kur'anı Anlamak -İbrahim SARMIŞ


    ALLAH, KURAN’I ANLAMAMIZI ve ÜZERİNDE DÜŞÜNMEMİZİ İSTER

    Kur’an, Allah’a kulluk yönünden, insan ilişkileri yönünden ölçüyü yitirmiş, terazisi bozulmuş ve hak ile batılı birbirinden ayıran vahiy ışığından yoksun kalarak işleri birbirine karıştırmış bulunan cahiliye toplumunda Hz Muhammed’e indi Bunlar uzun zamandır vahiy rehberliğinden uzak kaldıkları için Allah’ın öğretilerinden gafil olmuşlar ve cahilce bir hayat sürmüşlerdir” (34 Sebe 44, 36 Yasin 5-6)

    Cahiliye topumu böyle bir toplum Bu toplumda insanlar din, gelenek, insan ilişkileri ve yaşam tarzı açısından tam anlamıyla bir cahiliye hayatı yaşıyordu Böyle bir hayattan kurtuluş yolunu göstermek için Allah insanları bilgilendiren ve yönlendiren Kur’an’ı indirmiştir
    İnen ilk ayetten son ayete kadar Kur’an bu toplumu bilgilendirdi, eğitti, potasında eritti, cahiliye kirlerinden arındırdı, dikenlerin doldurduğu bakımsız bir araziden bahçıvanın güller yetiştirip büyüttüğü gibi yetiştirdi Bunlara ve herkese ilk emri, oku oldu Ne okuyacaklarını, niçin ve nasıl okuyacaklarını öğretti İnsanlara onsuz dinin ve imanın olamayacağı tevhid (Allah’ı her yönden birlemek), ahiret, kitap, peygamber, melek, helal, haram vb şeylere inanmayı değil, önce Kur’an’ı okumayı emretti Her şeyi ve her olayı öğreteceği ölçü, perspektif ve değerlerle anlamak, ölçmek ve değerlendirmek için önce Allah’ın adıyla kitabını okumayı emretti Yirmi üç yıl Kur’an bu okuma ile hem peygamberi bilgilendirdi ve eğitip yetiştirdi, hem de o toplumu bilgilendirdi, eğitti ve yetiştirdi Bunu sadece ve sadece Kur’an yaptı
    O toplumu bütün anlamlarıyla cahiliye teriminin ifade ettiği her türlü bozukluk, ahlaksızlık, barbarlık, zulüm, baskı, terör, yağmacılık ve çapulculuk, kız çocuğuna haksızlık, kadına haksızlık, köleye haksızlık, yabancıya haksızlık, içki, kumar, fuhuş, putperestlik, kan davaları, faiz, sömürü, tahakküm, kabilecilik, soyculuk ve atalarla övünme, ulusçuluk, hırsızlık, yalan, iftira, domuz ve ölü hayvan eti yemek, büyücülük, kahinlik, cincilik, nazarcılık, falcılık, haksızlıkta yardımlaşma gibi insanın yaratılışına ve insanlığına aykırı kötülük ve çirkinliklerden temizledi
    Kur’an’ın yetiştirdiği bu insanlar İslam’ın aydınlığını elli yıl içinde Orta Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Yemen’den Anadolu’ya yayacak, tarihin alnında şeref levhası örnek bir toplum olacaktır Bütün bunları yirmi üç yılda Hz Muhammed’in önderliğinde Kur’an yaptı! Bu kısa süre içinde bu düzeyde bir devrimi başka hiçbir kitap, hiçbir peygamber ve hiçbir yönetici yapabilmiş değildir Bunu görmek için Kur’an’ın, peygamberlerden örnek olarak hayatını en uzun anlattığı Hz Musa ve gönderildiği İsrailoğullarına bakabiliriz
    Hz Musa, yanında yardımcı olarak kardeşi Hz Harun olmak üzere uzun zaman İsrailoğullarının başında bulundu Onlarla çok maceralı ve mücadelelerle dolu bir hayat yaşadı Ama bu kadar uzun beraberliğine ve maceralı mücadelesine rağmen İsrailoğullarını o insanlar gibi adam etmeyi bir türlü başaramadı Bir yazar bunu şöyle anlatır:
    “Musa Peygamber, Arîş dolaylarında, Sina çölünde, Nekab sahrasında ve Seb’ kuyusu civarında gökteki bulutları yorgan ve kara toprağı yatak edinerek kırk yıl kavmi ile beraber yaşamıştı O, kavminden Allah’ın kanunlarına uyan, nezaket, azimet, ferağat ve fedakarlık, doğruluk ve itidal ile ahlaklanan ideal nesli yetiştirmeye uğraşıyordu Böylece o, Rabbinden razı, Rabbi de ondan hoşnut olacaktı Nihayet Musa, ümmetinden beklediği bu ideale erişemeden hayata veda etmişti
    Musa da ilahi vazifelerle gönderilen azim sahibi peygamberlerden biri değil miydi? Musa’yı da ikamette ve göç sırasında terbiye eden ve dava aşılayan bir hayat yaşamak için kavmiyle kırk yıldan fazla bir zaman fırsatı verilmemiş miydi?
    Hz Musa’nın ashabı nerede, Muhammed’in ashabı nerede? Resulullah kendileriyle Bedir harbine çıktığı gün sayıları üçyüz on kişi idi Bunlar güç, kahramanlık ve kuvvet sahibi, kendilerinin üç katı düşmanla savaşacaklardı Hz Peygamber bu bir avuç ashabı ile Zefran vadisine geldiğinde onların iman kuvvetini denemek istedi ve kendilerine karşılaşacakları düşman Kureyşlileri anlattı Durum hakkında görüşlerini sordu Bunun üzerine Ebu Bekir kalktı konuştu ve güzel şeyler söyledi Sonra Ömer kalktı konuştu ve güzel şeyler söyledi Daha sonra Mikdad b Esved kalktı ve dedi ki: “Ey Allah’ın elçisi, Allah’ın sana bildirdiği gibi hareket et, biz seninle beraberiz Allah’a yemin ederim ki, biz sana asla İsrailoğullarının Musa’ya “Sen ve Rabbin ikiniz gidin, düşmanla savaşın, biz burada kalacağız” (5 Maide 21-22) dediği gibi demeyiz, biz sana “Sen ve Rabbin varın savaşın, biz de seninle beraber savaşacağız” deriz Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, eğer bizi Berki Ğımad’a götürecek olsan, oraya kadar gelir ve senden ayrılmayız”
    Resulullah ona memnuniyetini bildirdi ve hayır duada bulundu Sonra Hz Peygamber “fikirlerinizi bana söyleyin” dedi Hazrec kabilesinin büyüğü ve Ensarın güçlü komutanı Sad b Muaz kalktı ve “Ey Allah’ın Resulü, bizi kast ediyorsun galiba” deyince, ‘evet’ buyurdu Sa’d şöyle dedi: “Biz sana iman ettik, seni tasdik ettik, senin getirdiklerinin hak olduğunu kabul ettik ve bu şartlar üzerinde seni dinlemeye, sana itaat etmeye söz verdik, and içtik İstediğin yere kadar git ey Allah’ın elçisi, biz seninle beraberiz, seni hak olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bizi bir denizin önüne götürsen ve ona dalmak istesen, biz de seninle dalarız, bizden bir tek kişi geri kalmaz Bizi yarın düşmanla yüzyüze getirmenden korkmuyoruz, biz harpte düşman karşısında dayanan, sadakatten ayrılmayan kimseleriz, umarım ki, gözünün aydın olacağı hallerimizi Allah sana gösterecektir Allah’ın bereketi ve yardımı ile bizimle yoluna devam et” dedi Şüphesiz bu insanların yaptıkları, sözlerinden daha sadık ve daha açık olmuştur”
    Bugün de bu ümmet ve bu toplum aynı Kur’an’a inandığını, aynı Kur’an’ı okuduğunu, Allah’ın kitabı olarak aynı Kur’an’ı kutsadığını söylüyor ve ona her türlü saygının üstünde saygı gösterdiğini düşünüyor Onun herhangi bir öğretisine veya hükmüne muhalefet etmeyi aklının köşesinden bile geçirmediğini söylüyor Ona uzanacak kötü elleri kıracağını, onun için canını, malını, varını yoğunu feda edeceğini söylüyor ve gerektiğinde yapıyor Ona her şeyin üstünde saygı göstermek için bazen altın harflerle yazıyor, kapağını ve sayfalarını minyatür ve ebrularla süslüyor, yaldızlı en değerli kumaşlardan kılıflar içinde saklayıp/kefenleyip ayak altında olmaması için yükseklere asıyor En kutsal iş olarak onu okuyup hatimler indiriyor, okuduğundan hasıl olan sevabı paylaşmak için ölülerine de gönderiyor!, her nesilde okunmasını sağlamak için kurslar ve okullar açıyor, çocuklarına okumasını öğretiyor, ezberletiyor Hatta kızı evinden gelin çıkarken veya halktan oy almak için siyasiler halka nutuk atarken onu alıp öpüyor ve başına götürüyor, güzel sesli hafızlar avazı çıktığı kadar değişik makamlar ve nağmelerle camilerde, mevlitlerde, düğünlerde, mezarlıklarda, yarışmalarda terennüm ediyor, hattatlar kelimelerini kûfîden rik’aya, nesihten sülüse kadar yazı stilleriyle pirinç taneleri veya değerli levhalar üzerine hünerli elleriyle yazıyor ve kenarlarını en nadide hat örnekleriyle süslüyor, dahası, devletler resmi radyo ve televizyonlarında sansürlü de olsa haftada birkaç ayet okutup onunla ilgili programlar yapıyor, üstelik matbaacısından kitapçısına kadar bunca insan ve bu kadar meslek erbabı ondan ekmek yiyor ve geçimini onunla sağlıyor
    Bütün bunlar yapılmasına yapılıyor, ama toplum neden bir türlü Kur’an’ın şekillendirdiği Kur’an toplumu olmuyor? Neden Kur’an gönüllerde olan şirkten münafıklığa, riyadan kıskançlığa, dünya perestlikten aşağılık bir hayat yaşamaya kadar, haramlardan, zillet ve meskenet hayatı yaşamaya kadar toplumsal bütün hastalıklara neden bir türlü şifa olmuyor? Neden Kur’an, insanları Allah’tan başkasına kulluk etmekten, bütün çeşitleriyle şirk hayatı yaşamaktan, vahyin hesabına cahiliye ile uzlaşmaktan, kötülük ahlakından, ezilmek ve sömürülmekten, çimentosuz harç gibi dökülmekten ve her türlü perişanlıktan kurtarmıyor?
    Neden Kur’an insanları tek Allah’a kulluk için, putperestliği red etmek için, cahiliye baskısından ve yaşantısından kurtulmak için, ahlaksızlıklardan kaçınmak için, cahiliye mensuplarının heveslerini kursaklarında bırakmak için, Allah’tan uzaklaştıran her türlü yönlendirmeyi red etmek için, din ve inancını özgürce yaşamak için, her alanda özgürlüğe kavuşmak için her şeyi feda etmeyi göze alacak kıvama getirmiyor?
    Sahabenin yaptığı gibi gerektiğinde anadan, yardan, maldan, diyardan vazgeçecek seviyeye çıkarmıyor? Yüce Allah’ın “Ey İnananlar! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların da onu sevdiği, inananlara karşı şefkatli inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir toplum getirir Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir Allah her şeyi kuşatır ve bilir” (5 Maide 54) dediği bir toplumu bu Kur’an neden ortaya çıkarmıyor? Neden dünyada iken “İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnutturlar Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur” (9 Tevbe 100) müjdesiyle müjdelenen insanlar gibi bir nesil meydana getirmiyor?
    Kur’an’ın bunları yapmamasının tarih içinde oluşan ve değişik anlayışlardan kaynaklanan dinsel, yönetsel, toplumsal ve kültürel birçok sebepleri vardır, ama hepsinin başında, bu ümmetin artık Kur’an’ı üzerinde düşünmek, anlamak ve yaşamak için değil, başka gerekçelerle okuması gelmektedir
    Müslümanların öteden beri Kur’an-ı Kerim’e karşı tavrı, Allah’ın indirdiği kudret helvası ile bıldırcın etine ve her peygamberle beraber kendilerine verdiği nimetlere karşı İsrailoğullarının tavrından daha iyi sayılmaz İsrailoğulları bu semavi sofradan usanmış ve yerden biten şeyleri tercih etmişlerse, Müslümanlar da Kur’an’ın kendilerine getirdiği rahmet, hidayet, ahkam ve öğretileri yadsımış, onlardan yan çizmiş ve yer yüzünün ürettiği beyinsizliklere ve sapkınlıklara yüzünü çevirmiş, onlara serserice dalmış, içinde yaşamış, Allah’ın yükselmelerini istediği yüksek mertebeye çıkmayı reddetmişlerdir Bunun neticesinde de hayat onlardan yüz çevirmiş ve bu kötü duruma düşürmüş, hezimetler ve kötülükler onları kovalamış, Kur’an’ı Hz Muhammed’den öğrendikleri, kalplerini sevgisiyle doldurdukları ve gölgesinde yaşadıkları gün yükseldikleri makamı terk etmek zorunda kalmışlardır
    Kur’an’ı anlamak için okuma konusunda sürüp gelen umursamazlığın, Kur’an’la diyalog bozukluğunun veya kopukluğunun bugün Müslümanların içinde bulunduğu olumsuz durumun sebebi olduğu unutulmamalıdır Başta İlahiyat mensupları olmak üzere Müslümanların Kur’an’ı anlamak ve yaşamak için okumadığını özeleştiri olarak ilahiyatçı bir akademisyen şöyle dile getirir:
    “Müslüman aydın-entelektüel, okuryazarın en önemli eksikliği Kur’an okumamak, içlerinde belki günde vird olarak bir miktar okuyan varsa bile, yine Kur’an “okumamak”tır Bir zaman hem de İslami hassasiyet sahibi bazı edebiyatçıların yayınladığı bir edebiyat dergisinde bir yazar “Rilke’yi 105 defa okudum, tam anlayamadım, bir defa daha okuma ihtiyacı hissediyorum” diye yazıyordu…
    Günümüzün Müslüman ilahiyatçısı -elbette istisnaları vardır- Kur’an meali de yazar, ama Kur’an’ı okumaz; Kur’an üzerine doktora yapar, profesör de olur, ama Kur’an’ı okumaz O, Kur’an karşısında- İslam karşısında bir müsteşriktir, ayrıca, kendince veya taşıdığı unvana göre bir “bilim adamı”dır Kur’an ve İslam, onun için bir inceleme, yargılama ve unvan alma malzemesidir Günümüzün Müslüman edebiyatçısı, entelektüeli için de -yine istisnaları hariç- durum farklı değildir O, önce edebiyatçıdır, “düşünür”dür, entelektüeldir, aydındır ve sonra Müslüman’dır, Kur’an da İslam da onun için bir malzemedir Müslüman gazeteci-yazar da -istisnaları hariç- önce gazeteci-yazardır, sonra Müslüman’dır Belki Kur’an’ı eline almaya vakti bile olmaz”

    DEVAMI TIKLA





+ Yorum Gönder