Konusunu Oylayın.: İnsanda kuyruk sokumunun olması evrime delil gösteriliyor? Kuyruk sokumunun bir işlevi yok mudur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İnsanda kuyruk sokumunun olması evrime delil gösteriliyor? Kuyruk sokumunun bir işlevi yok mudur?
  1. 21.Mayıs.2012, 17:02
    1
    Misafir

    İnsanda kuyruk sokumunun olması evrime delil gösteriliyor? Kuyruk sokumunun bir işlevi yok mudur?






    İnsanda kuyruk sokumunun olması evrime delil gösteriliyor? Kuyruk sokumunun bir işlevi yok mudur? Mumsema İnsanda kuyruk sokumunun olması evrime delil gösteriliyor? Kuyruk sokumunun bir işlevi yok mudur?


  2. 21.Mayıs.2012, 17:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 21.Mayıs.2012, 18:12
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: İnsanda kuyruk sokumunun olması evrime delil gösteriliyor? Kuyruk sokumunun bir işlevi yok mudur?




    Kuyruk sokumu kemiği hakkında bilgi

    Kuyruk sokumu, insanlarda, omurganın son 4- 5 omurunun
    birleşmesinden meydana gelen, tabanı yukarıda, üçgen biçiminde bir kemiktir.
    Önden arkaya doğru basık olan bu kemiğin ön yüzü hafifçe çukur, arka yüzü
    tümsek’ olup, omurların birleşme yerinde enine kemiksi oluklarından oluşan
    eklemlerle, bütün bir kemik halini almıştır. Evrim teorisine inananlara göre
    kuyruk sokumu kemiği, geçmişteki maymunumsu atalarımızın(!) bir kalıntısı olarak
    bugüne kadar gelmiş, hiçbir fonksiyonu olmayan bir kemiktir. Oysaki bu kemik;
    anatomi, fizyoloji ve kadın- doğum bilimleri açısından incelendiğinde, yapı ve
    fonksiyonları bakımından ne kadar önemli ve lüzumlu bir kemik olduğu
    görülür.

    Eklem ve Kemik Yapısı: Kuyruk sokumu kemikleri
    kendi aralarında, oynamaz eklemlerle kaynaşmışlardır. Sağrı kemiği (sacrum) ile
    yaptığı eklem ise oynar eklemdir. Bu eklemin oynar oluşunun faydası şudur: Anne
    karnındaki bebeğin baş çapının en dar yeri 11,5-12 cm’ dir. Kuyruk sokumu ile
    pubis kemiği (kalça kemerinin ön taraftaki çatıyı yapan kemikleri) arasında olan
    bebeğin çıkış kapısı ise 9,5-10 cm’ dir. Doğum esnasında bebek başı, kuyruk
    sokumuna sürtünerek gelir. Bebek, kuyruk sokumundan geçerken, kuyruk sokumu ile
    sağrı kemiği arasındaki eklem, hormonların da yardımıyla oynar hale gelir ve
    kuyruk sokumu 2- 2,5 cm geriye gider. Çocuğun çıkış kanalı 11,5-12,5 cm’ ye
    çıkar ve başın rahat geçmesini sağlar. Bu eklem hayat boyu hareketli
    kalır.

    Kuyruk sokumu kemiğinde, iki tane de çıkıntı kemiği vardır. Bu
    çıkıntı kemikleri, oturma anında sağa ve sola kaymaları önlemektedir. Yine
    sağlamlığı, anatomik görünüşündeki geometrik estetikle bir sanat eserini andıran
    ve sert zemine oturmada stabiliteyi destekleyen dört tane ağ vardır ki, bu
    bağlar sağrı kemiği ile bütünlüğü Sağlar. Evrimci görüşün dediği gibi bu kemik
    işe yaramaz bir kalıntı ise, kalıntı olan bir kemikte, bu bağların ve kemik
    yapısının fizyolojik fonksiyonlara uygun olmasına ne gerek vardır? Yoksa ilkel
    hayvan, kuyruğunu küçültürken (l), insanın anatomik yapısı şöyle olacak, doğumu
    böyle yapacak, çocuğun kafa çapı şu olacak, ben kuyruğuma şu şekli vereyim, diye
    düşündü de, kuyruk sokumunu bu anatomik yapıya uygun bağlarla mı
    donattı?

    Kuyruk sokumu kemiği, kendini besleyen coccigeal arter, kirli
    kanı toplayan coccigeal yeni ve kendi yapısına uygun coccigeal sinire sahiptir.
    Ayrıca, kayganlığı sağlayan bir sıvı salgılayan coccigeal bursa, coccigeal
    cisim, glomus coccygeum ve cuschka bezleri de bulunur. Oysaki embriyolojik
    kalıntı olan kemiklerde böyle kendine has anatomik bir yapı oluşmaz, çevrenin
    anatomik yapısına göre şekil kazanır. Örnek verecek olursak; bazı insanlarda,
    doğuştan 7. boyun kemiğinden çıkıntı olarak, bir fazla kaburga kemiği vardır.
    Buna cervical kaburga denir. Normalde, boyun kemiklerinde kaburga kemiği
    olmamasına rağmen, bazı insanlarda fazlalık olarak görülür. Bu fazlalık kemik;
    özel bir atardamar, toplardamar ve sinire (intercostal sinir) sahip
    olmadığından, çevredeki anatomik yapının ana damarları ve sinirleri tarafından
    işgal edilir. Eğer kuyruk sokumu kalıntı olsaydı anatomik yapısı kendine has
    atardamar, toplardamar, sinir, bursa ve beze sahip olmazdı.

    Fazlalık
    (anomali) kemiklerin bir özelliği de, ancak operasyonla (kemiğin çıkarılması)
    son bulacak rahatsızlıklara yol açmalarıdır. Mesela; boynunda cervical costa
    denilen fazla kemiği olanlarda kol ağrısı, kol uyuşması ve kuvvet azlığı olur.
    Bu kemik çıkarıldığında şikâyetler geçer. Oysaki kuyruk sokumu kemiği
    çıkarıldığında, doğum ve büyük abdesti yapmada problemler çıkar.

    Adaleler
    ve Ligamentler: Aşağıdaki adale ve Iigamentler (lig: bağlar), kuyruk sokumuna
    yapışırlar.

    1- Musculus coccygeus lig. sacrospinale: Bu adaleyi meydana
    getiren kas hüzmeleri sağrı ve kuyruk sokumu kemiğinin dış kenarlarından başlar,
    leğen kemiğinin altına yapışır.

    2- Lig. sakro-tuberale: Sağrı kemiği ve
    kuyruk sokumu altından başlayarak, leğen kemiğinin arka altına yapışır. Kuyruk
    sokumu ile sağrı kemiğinden gelen adaleler hüzmesi birbirini çaprazlar. Bu iki
    bağ aracılığı ile çaprazların arasında iki delik oluşur. Bu iki deliğin içinden,
    erkek/kadın genital ve boşaltım organlarına, damar ve sinirler geçer. Bu iki
    delik, damar ve sinirleri koruma altında tutar.

    3- Lig. anococcygeum: M.
    sfinkter ani externus isimli kas, bu bağ vasıtasıyla uzanır ve kuyruk sokumunun
    ucuna yapışır. M. sfinkter ani externus kası, anal kanal (son bağırsağın çıkışı)
    etrafını halka şeklinde sararak, anüsü devamlı kapalı tutar ve defekasyon
    (dışkılama) sırasında isteğimize göre gevşer. Bu kas devamlı kasılmak için
    destek gücünü, lig. anococcygeum vasıtasıyla, kuyruk sokumu kemiğinden alır.
    Ligament ve kasların çekmesiyle, kuyruk sokumu kemiği öne eğik pozisyonda durur
    ki, oturma anında buraya yansıyan yük süspanse olsun, yani hafifletilerek
    sıkıntı vermeyecek duruma gelsin. Çünkü kasların yapışması sebebiyle, özellikle
    defekasyon anında kuyruk sokumunun belli hareketleri vardır. Oturulurken kuyruk
    sokumunun arka yüzüne baskı gelir. Kuyruk sokumu, öne doğru tek oynar eklem olan
    sağrı ile yaptığı eklemden hareket ederek bu baskıyı azaltır.

    Kuyruk
    sokumu kemiğine yapışan bu kaslar, leğen kemiğinin tabanını oluştururlar. Yine
    doğum alt zeminini oluştururken, kalın bağırsağın, diğer damar ve sinirlerin
    zeminini döşeyen sağlam bir tabaka teşkil ederler.

    Eğer kuyruk sokumu
    kemiği kalıntı kemik sayılırsa (yani bu kemik özel bir planla yaratılmamış
    olsa), o zaman bu adaleler ve bağlar nereye yapışacaktı?

    Adalelerin
    görevlerini tam yapabilmeleri için, kemiklere yapışmış olmaları gerekmektedir.
    Yapışacak yeri olmayan, boşlukta kalan bir adale, güç meydana
    getiremeyeceğinden, fonksiyonunu tam yapamaz; büzülmüş ve zayıflamış halde
    kalır. Özellikle anüsün kapalı tutulmasında fonksiyon gören anüs adalesi, lig
    anococcygeuma bağlıdır. Kuyruk sokumu kemiği olmasaydı bu kaslar tam fonksiyon
    yapamadığından, anüs kısmında, zıt yöndeki kasın çekmesiyle tek taraflı bir
    güçsüzlük olurdu. Ameliyatla kuyruk sokumu alınan hastalar, anüsün kasılma
    gücünde azalma ve anüse sert bir şey batar gibi bir hissin şikâyetiyle doktora
    başvurmaktadırlar. Kuyruk sokumu kemiği eğer kalıntı sayılırsa, ona yapışan
    adaleleri ve bağları da kalıntı saymak gerekir. Kalıntı kemik acaba kendini
    oluştururken(1); kalıntı damarını, siniri kuyruk, salgı kesesini, bağlarını,
    adalelerini, lazım olacak eklemlerini kendisi ayarlayarak, diğer kalıntıları da
    beraberinde mi geliştirmiştir?

    Doğumdaki mucizeyi organizasyon: Doğum
    sırasında rahim ve karın kaslarının kasılmasıyla aşağı doğru itilen bebeğin,
    bazı darlıklardan geçmesi lazımdır. Bu darlıklardan üçüncüsü, son darlık olan
    kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin ön kısmı arasındaki darlıktır. Bu
    darlıktan bebek geçerken, hormonların tesiriyle, kuyruk sokumu ile sağrı kemiği
    arasındaki eklem 2- 2,5 cm. geriye doğru hareket eder ve baş buradan geçerek
    normal doğum sağlanmış olur.

    Doğum kanalı eğriliği sağrı kemiğinin iç
    bükey eğriliğine uyar. Bu eğrilik tam olmayıp, iki düz hattı birleştiren bir
    kıvrıntıdan ibarettir. Bu kanal, kuyruk sokumu ve leğen ön kemiği arasında öne
    doğru bir kıvrıntı gösterir. Kemik ve yumuşak dokuların anatomik kıvrımları,
    başın bu eksen üzerinden ilerlemesine müsaade edecek şekildedir. Bu eksene tabi
    olan baş, çıkışa yakın yerde geriye çevrilme hareketini yaparak, çıkabilmesi
    için zaten mevcut olan tek şartı da gerçekleştirmiş olur. Başın gelişi, vertex
    geliş’ dediğimiz tepe gelişle olur. Çünkü, bu gelişle başın en dar çapının
    10-11,5 cmuk kısmının geçişi sağlanır. Bu geliş dışındaki gelişler
    komplikasyonlu gelişlerdir ve rahim, perine ve anüs yırtıklarına sebep
    almaktadırlar. Buradaki anatomik yapı öyle ayarlı yaratılmıştır ki, vertex
    gelişi dışında başka bir gelişe en küçük bir imkân vermeyecek şekildedir. Bu
    mekanizmanın en önemli parçası ise, kuyruk sokumu kemiğidir.

    Kuyruk
    sokumu ve sağrı kemiği arasındaki eklemin arkaya hareketi ile, yumuşak dokular
    fazla gerilmeye uğramazlar. Bu bakımdan başın geriye kıvrılıp vertex’e (tepe
    geliş) yönelmesi mecburiyeti vardır.

    İnsan düşündüğü zaman, kuyruk sokumu
    ile sağrı kemiği arasında oynar eklem ve kuyruk sokumu kemiği olmasaydı, bebek,
    bu küçük darlıktan geçerken 2-2,5 cm’ lik genişleme olmayacak ve çoğu doğumlar;
    ya gerçekleşmeyecek ya da bebeğin uzun süre bu darlıkta kalarak ölmesiyle;
    rahim, doğum yolu, perine ve anüs (makat) yırtıklarıyla
    neticelenecekti.

    Yine kuyruk sokumu kemiğinin iç bükey şekli, başın tepe
    üzeri gelişini (vertex) sağlamaktadır. Kemik bu şekilde olmasaydı baş, deflexion
    dediğimiz geriye dönüşü yapamayacak, tepe gelişi sağlanamayacak ve çocuk
    kanaldan geçerken, başın en geniş çaplı kısmı yukarıda saydığımız
    komplikasyonlara ve çocukta (anoksi) oksijensizliğe, kırıklara, sinir
    zedelenmelerine sebep olacaktı.

    Çok yönlü görevleri olan kuyruk sokumu
    kemiğine, fazlalık ya da hiçbir fonksiyon görmeyen gereksiz bir kemiktir demek,
    aklın ve ilmin kabul etmeyeceği bir durumdur. Bu konudaki fikirler, tek
    hücrelilerden insana kadar olan silsilede, benzetme yapılarak, peşin
    kabullenmeye göre, hiçbir organın anatomisi, fizyolojisi, patolojisi,
    biyokimyası ve biyomekaniği incelenmeden ortaya atılmış
    fikirlerdir.

    KAYNAKLAR:
    1-Doğum Bilgisi. Prof. Dr. Ali
    Gürgüç (E.Ü.T.F. Kadın Doğum. ABD)
    2-Ortopedi. Türek L. Samuel. ciır2
    3-
    Anatomi İ. V. Odar. Cilt:1.
    4- Atlas der Anotomie dee Menschen. Kemikler,
    Bağlar, Eklemler. Cilt:1.



    Dr. Arslan MAYDA, Sızıntı Dergisi


  4. 21.Mayıs.2012, 18:12
    2
    Moderatör



    Kuyruk sokumu kemiği hakkında bilgi

    Kuyruk sokumu, insanlarda, omurganın son 4- 5 omurunun
    birleşmesinden meydana gelen, tabanı yukarıda, üçgen biçiminde bir kemiktir.
    Önden arkaya doğru basık olan bu kemiğin ön yüzü hafifçe çukur, arka yüzü
    tümsek’ olup, omurların birleşme yerinde enine kemiksi oluklarından oluşan
    eklemlerle, bütün bir kemik halini almıştır. Evrim teorisine inananlara göre
    kuyruk sokumu kemiği, geçmişteki maymunumsu atalarımızın(!) bir kalıntısı olarak
    bugüne kadar gelmiş, hiçbir fonksiyonu olmayan bir kemiktir. Oysaki bu kemik;
    anatomi, fizyoloji ve kadın- doğum bilimleri açısından incelendiğinde, yapı ve
    fonksiyonları bakımından ne kadar önemli ve lüzumlu bir kemik olduğu
    görülür.

    Eklem ve Kemik Yapısı: Kuyruk sokumu kemikleri
    kendi aralarında, oynamaz eklemlerle kaynaşmışlardır. Sağrı kemiği (sacrum) ile
    yaptığı eklem ise oynar eklemdir. Bu eklemin oynar oluşunun faydası şudur: Anne
    karnındaki bebeğin baş çapının en dar yeri 11,5-12 cm’ dir. Kuyruk sokumu ile
    pubis kemiği (kalça kemerinin ön taraftaki çatıyı yapan kemikleri) arasında olan
    bebeğin çıkış kapısı ise 9,5-10 cm’ dir. Doğum esnasında bebek başı, kuyruk
    sokumuna sürtünerek gelir. Bebek, kuyruk sokumundan geçerken, kuyruk sokumu ile
    sağrı kemiği arasındaki eklem, hormonların da yardımıyla oynar hale gelir ve
    kuyruk sokumu 2- 2,5 cm geriye gider. Çocuğun çıkış kanalı 11,5-12,5 cm’ ye
    çıkar ve başın rahat geçmesini sağlar. Bu eklem hayat boyu hareketli
    kalır.

    Kuyruk sokumu kemiğinde, iki tane de çıkıntı kemiği vardır. Bu
    çıkıntı kemikleri, oturma anında sağa ve sola kaymaları önlemektedir. Yine
    sağlamlığı, anatomik görünüşündeki geometrik estetikle bir sanat eserini andıran
    ve sert zemine oturmada stabiliteyi destekleyen dört tane ağ vardır ki, bu
    bağlar sağrı kemiği ile bütünlüğü Sağlar. Evrimci görüşün dediği gibi bu kemik
    işe yaramaz bir kalıntı ise, kalıntı olan bir kemikte, bu bağların ve kemik
    yapısının fizyolojik fonksiyonlara uygun olmasına ne gerek vardır? Yoksa ilkel
    hayvan, kuyruğunu küçültürken (l), insanın anatomik yapısı şöyle olacak, doğumu
    böyle yapacak, çocuğun kafa çapı şu olacak, ben kuyruğuma şu şekli vereyim, diye
    düşündü de, kuyruk sokumunu bu anatomik yapıya uygun bağlarla mı
    donattı?

    Kuyruk sokumu kemiği, kendini besleyen coccigeal arter, kirli
    kanı toplayan coccigeal yeni ve kendi yapısına uygun coccigeal sinire sahiptir.
    Ayrıca, kayganlığı sağlayan bir sıvı salgılayan coccigeal bursa, coccigeal
    cisim, glomus coccygeum ve cuschka bezleri de bulunur. Oysaki embriyolojik
    kalıntı olan kemiklerde böyle kendine has anatomik bir yapı oluşmaz, çevrenin
    anatomik yapısına göre şekil kazanır. Örnek verecek olursak; bazı insanlarda,
    doğuştan 7. boyun kemiğinden çıkıntı olarak, bir fazla kaburga kemiği vardır.
    Buna cervical kaburga denir. Normalde, boyun kemiklerinde kaburga kemiği
    olmamasına rağmen, bazı insanlarda fazlalık olarak görülür. Bu fazlalık kemik;
    özel bir atardamar, toplardamar ve sinire (intercostal sinir) sahip
    olmadığından, çevredeki anatomik yapının ana damarları ve sinirleri tarafından
    işgal edilir. Eğer kuyruk sokumu kalıntı olsaydı anatomik yapısı kendine has
    atardamar, toplardamar, sinir, bursa ve beze sahip olmazdı.

    Fazlalık
    (anomali) kemiklerin bir özelliği de, ancak operasyonla (kemiğin çıkarılması)
    son bulacak rahatsızlıklara yol açmalarıdır. Mesela; boynunda cervical costa
    denilen fazla kemiği olanlarda kol ağrısı, kol uyuşması ve kuvvet azlığı olur.
    Bu kemik çıkarıldığında şikâyetler geçer. Oysaki kuyruk sokumu kemiği
    çıkarıldığında, doğum ve büyük abdesti yapmada problemler çıkar.

    Adaleler
    ve Ligamentler: Aşağıdaki adale ve Iigamentler (lig: bağlar), kuyruk sokumuna
    yapışırlar.

    1- Musculus coccygeus lig. sacrospinale: Bu adaleyi meydana
    getiren kas hüzmeleri sağrı ve kuyruk sokumu kemiğinin dış kenarlarından başlar,
    leğen kemiğinin altına yapışır.

    2- Lig. sakro-tuberale: Sağrı kemiği ve
    kuyruk sokumu altından başlayarak, leğen kemiğinin arka altına yapışır. Kuyruk
    sokumu ile sağrı kemiğinden gelen adaleler hüzmesi birbirini çaprazlar. Bu iki
    bağ aracılığı ile çaprazların arasında iki delik oluşur. Bu iki deliğin içinden,
    erkek/kadın genital ve boşaltım organlarına, damar ve sinirler geçer. Bu iki
    delik, damar ve sinirleri koruma altında tutar.

    3- Lig. anococcygeum: M.
    sfinkter ani externus isimli kas, bu bağ vasıtasıyla uzanır ve kuyruk sokumunun
    ucuna yapışır. M. sfinkter ani externus kası, anal kanal (son bağırsağın çıkışı)
    etrafını halka şeklinde sararak, anüsü devamlı kapalı tutar ve defekasyon
    (dışkılama) sırasında isteğimize göre gevşer. Bu kas devamlı kasılmak için
    destek gücünü, lig. anococcygeum vasıtasıyla, kuyruk sokumu kemiğinden alır.
    Ligament ve kasların çekmesiyle, kuyruk sokumu kemiği öne eğik pozisyonda durur
    ki, oturma anında buraya yansıyan yük süspanse olsun, yani hafifletilerek
    sıkıntı vermeyecek duruma gelsin. Çünkü kasların yapışması sebebiyle, özellikle
    defekasyon anında kuyruk sokumunun belli hareketleri vardır. Oturulurken kuyruk
    sokumunun arka yüzüne baskı gelir. Kuyruk sokumu, öne doğru tek oynar eklem olan
    sağrı ile yaptığı eklemden hareket ederek bu baskıyı azaltır.

    Kuyruk
    sokumu kemiğine yapışan bu kaslar, leğen kemiğinin tabanını oluştururlar. Yine
    doğum alt zeminini oluştururken, kalın bağırsağın, diğer damar ve sinirlerin
    zeminini döşeyen sağlam bir tabaka teşkil ederler.

    Eğer kuyruk sokumu
    kemiği kalıntı kemik sayılırsa (yani bu kemik özel bir planla yaratılmamış
    olsa), o zaman bu adaleler ve bağlar nereye yapışacaktı?

    Adalelerin
    görevlerini tam yapabilmeleri için, kemiklere yapışmış olmaları gerekmektedir.
    Yapışacak yeri olmayan, boşlukta kalan bir adale, güç meydana
    getiremeyeceğinden, fonksiyonunu tam yapamaz; büzülmüş ve zayıflamış halde
    kalır. Özellikle anüsün kapalı tutulmasında fonksiyon gören anüs adalesi, lig
    anococcygeuma bağlıdır. Kuyruk sokumu kemiği olmasaydı bu kaslar tam fonksiyon
    yapamadığından, anüs kısmında, zıt yöndeki kasın çekmesiyle tek taraflı bir
    güçsüzlük olurdu. Ameliyatla kuyruk sokumu alınan hastalar, anüsün kasılma
    gücünde azalma ve anüse sert bir şey batar gibi bir hissin şikâyetiyle doktora
    başvurmaktadırlar. Kuyruk sokumu kemiği eğer kalıntı sayılırsa, ona yapışan
    adaleleri ve bağları da kalıntı saymak gerekir. Kalıntı kemik acaba kendini
    oluştururken(1); kalıntı damarını, siniri kuyruk, salgı kesesini, bağlarını,
    adalelerini, lazım olacak eklemlerini kendisi ayarlayarak, diğer kalıntıları da
    beraberinde mi geliştirmiştir?

    Doğumdaki mucizeyi organizasyon: Doğum
    sırasında rahim ve karın kaslarının kasılmasıyla aşağı doğru itilen bebeğin,
    bazı darlıklardan geçmesi lazımdır. Bu darlıklardan üçüncüsü, son darlık olan
    kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin ön kısmı arasındaki darlıktır. Bu
    darlıktan bebek geçerken, hormonların tesiriyle, kuyruk sokumu ile sağrı kemiği
    arasındaki eklem 2- 2,5 cm. geriye doğru hareket eder ve baş buradan geçerek
    normal doğum sağlanmış olur.

    Doğum kanalı eğriliği sağrı kemiğinin iç
    bükey eğriliğine uyar. Bu eğrilik tam olmayıp, iki düz hattı birleştiren bir
    kıvrıntıdan ibarettir. Bu kanal, kuyruk sokumu ve leğen ön kemiği arasında öne
    doğru bir kıvrıntı gösterir. Kemik ve yumuşak dokuların anatomik kıvrımları,
    başın bu eksen üzerinden ilerlemesine müsaade edecek şekildedir. Bu eksene tabi
    olan baş, çıkışa yakın yerde geriye çevrilme hareketini yaparak, çıkabilmesi
    için zaten mevcut olan tek şartı da gerçekleştirmiş olur. Başın gelişi, vertex
    geliş’ dediğimiz tepe gelişle olur. Çünkü, bu gelişle başın en dar çapının
    10-11,5 cmuk kısmının geçişi sağlanır. Bu geliş dışındaki gelişler
    komplikasyonlu gelişlerdir ve rahim, perine ve anüs yırtıklarına sebep
    almaktadırlar. Buradaki anatomik yapı öyle ayarlı yaratılmıştır ki, vertex
    gelişi dışında başka bir gelişe en küçük bir imkân vermeyecek şekildedir. Bu
    mekanizmanın en önemli parçası ise, kuyruk sokumu kemiğidir.

    Kuyruk
    sokumu ve sağrı kemiği arasındaki eklemin arkaya hareketi ile, yumuşak dokular
    fazla gerilmeye uğramazlar. Bu bakımdan başın geriye kıvrılıp vertex’e (tepe
    geliş) yönelmesi mecburiyeti vardır.

    İnsan düşündüğü zaman, kuyruk sokumu
    ile sağrı kemiği arasında oynar eklem ve kuyruk sokumu kemiği olmasaydı, bebek,
    bu küçük darlıktan geçerken 2-2,5 cm’ lik genişleme olmayacak ve çoğu doğumlar;
    ya gerçekleşmeyecek ya da bebeğin uzun süre bu darlıkta kalarak ölmesiyle;
    rahim, doğum yolu, perine ve anüs (makat) yırtıklarıyla
    neticelenecekti.

    Yine kuyruk sokumu kemiğinin iç bükey şekli, başın tepe
    üzeri gelişini (vertex) sağlamaktadır. Kemik bu şekilde olmasaydı baş, deflexion
    dediğimiz geriye dönüşü yapamayacak, tepe gelişi sağlanamayacak ve çocuk
    kanaldan geçerken, başın en geniş çaplı kısmı yukarıda saydığımız
    komplikasyonlara ve çocukta (anoksi) oksijensizliğe, kırıklara, sinir
    zedelenmelerine sebep olacaktı.

    Çok yönlü görevleri olan kuyruk sokumu
    kemiğine, fazlalık ya da hiçbir fonksiyon görmeyen gereksiz bir kemiktir demek,
    aklın ve ilmin kabul etmeyeceği bir durumdur. Bu konudaki fikirler, tek
    hücrelilerden insana kadar olan silsilede, benzetme yapılarak, peşin
    kabullenmeye göre, hiçbir organın anatomisi, fizyolojisi, patolojisi,
    biyokimyası ve biyomekaniği incelenmeden ortaya atılmış
    fikirlerdir.

    KAYNAKLAR:
    1-Doğum Bilgisi. Prof. Dr. Ali
    Gürgüç (E.Ü.T.F. Kadın Doğum. ABD)
    2-Ortopedi. Türek L. Samuel. ciır2
    3-
    Anatomi İ. V. Odar. Cilt:1.
    4- Atlas der Anotomie dee Menschen. Kemikler,
    Bağlar, Eklemler. Cilt:1.



    Dr. Arslan MAYDA, Sızıntı Dergisi





+ Yorum Gönder