Konusunu Oylayın.: Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir?
  1. 19.Mayıs.2012, 12:54
    1
    Misafir

    Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir?






    Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir? Mumsema Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerektiği


  2. 20.Mayıs.2012, 00:14
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir?




    Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir?

    Aldatılma kompleks (yani karmaşık) sorunlu bir psikolojik yapının sonucudur. İnsanın yaratılışında en temel üç öğe; öz-değer, öz-güven, öz-saygıdır. Bu değerlerin bütünü insanın ruh sağlığını ve sosyal yaşamını belirler.
    Kişinin değer verdikleri farklılık gösterebilir ve özneldir, yani kişiye göre değişir ve sadece kendisine has görünür. Değer verdikleri genellikle arzuladığı, ulaşamadığı olabilir bazen de çevrenin kendisindeki yapısal/maddi/manevi gücüne verdiği geri bildirimler ile şekillenmiştir.
    Kişinin kendine güveni geçmişini algılamasına, geçmişini yapılandırışına ve kendisini tanımasına bağlıdır ve karşılaştığı sorunları baş etme yeteneğidir. Kişinin öz saygısı yaratılış maksadıyla başlayan, kendisi, toplumu ve Yaradan'ı ile ilişkisini fark etmesi ve şekillendirmesi esaslıdır.
    Kişinin elindekileri yetersiz bulması ve/veya hayallerine kavuşamayacağına dair yaşadığı hayal kırıklığı ciddi psikolojik problemleri tetikler ve bu kişinin önce gergin, daha sonra kaygılı ve stresli olmasına yol açar. Bu durumundaki kişi önceleri aşırı tepkiler verse de daha sonra sorunu çözemediğini fark ederse/ettirilirse (çevre bildirimleri ile) depresif durumua düşer. Ümidini kaybetme ve kendini değersiz bulma ile seyreden depresif yapı kişinin öz-değer kavramına saldırır, kişi kendini değersiz hisseder. Öz değerdeki bu düşüş beraberinde karşısındaki dünyayı da (çevre, kişi, nesne vb.) değersiz bulmasına sebep olur.
    Kişinin kendi başarılarını küçümsemesi, başkasının başarılarını büyük görmesi veya sorunlarını abartması veya yeteneklerini ve becerilerini gelişen şartlar karşısında yetersiz görmesi (ki bunların hepsi mükemmelliyetçi kişilik yapısının bir sonucu olabilir) başlayan öz-güven bozulmaları kişide her şeye tepki veya muhalefet ile gün yüzüne çıkar.
    Bipolar diye tanımlanan uçlarda yaşam (siyah-beyaz) tarzı ile desteklenen bu yapı kişide benzer durumda manik-depresif (halk arasında manyaklık diye tanımlanabilen kendini çok mutlu, enerjik ve heyecanlı hissetmek veya aniden, bir anda dibi bulmak) yapıyı da yanına alarak (yukarıdaki depresyonik yapıyı kullanır) kişinin yapısına saldırır. Bu durumda ya kişi kabullenir ve hiç bir şeyi yapamayacağı zannına hızla sürüklenir veya her şeyi başarabileceğine dair yüksek bir motivasyon ile kompanzasyon (aşırma) yapar (kompanzasyon durumu mani döneminde ortaya daha çok çıkar).
    Bu kompanzasyon durumunda da, kişi kendisine ve çevresine başarılı olduğunu ispat çabasında olduğundan, her seferinde özellikle yetemeyeceği durumlara kalkışır ve sonuç hüsranla biter. Bu süreç kişinin yetersiz olduğu, beceriksiz olduğu duygusunu başlatır. Bu ruh durumu karşısındaki insanların (kendini saklama çabalarının da etkisi ile) kendisini anlamadığı ve zorladığı durumlarda paranoyak bir yapıya dönüşür. Kendisine güvenmeyen kişi karşısındakine de güvenmemeye başlar.
    Kişinin yaratılış maksadını bilmesi, çevresi tarafından kabul görmesi anlamındaki yapısal durumu kişinin değer yargıları ve sevdikleri/ilgileri çerçevesinde biçimlenir. Yeteneksizlikleri, eğitimsizliği (öğretim değildir), dini, ahlaki, hukuki normlardaki bilgisizliği neticesinde hatalar yapar.
    Özellikle çocukluk döneminde (3:7 yaş arası, fallik dönem) sürekli kontrol, azar, sıkı disiplin, önce dövmek sonra sebebini açıklamak, beğenilmemek, anne-babanın birbirine negatif duygularını çocuğa yansıtması gibi nedenlerle başlayan durum ruh yapısını sürekli beğenilmek düşüncesi ile harekete geçirir. (Bu arada anneler tavsiyemdir: çocuğunuzun emzirilmesini düzenli devam ettiriniz! Bu süreçte yanlış uygulamalar ve sütten erken kesmeler veya memeden yanlış kesme teknikleri çocuğun ileriki yaşlarda küfürbaz olmasına sebep olur. Çocuğun tuvalet terbiyesinde hatalar ise çocuğun zalim olmasına sebeptir.)
    Sürekli suçlanan, aşağılanan, eleştirilen veya bunları zanneden bireyde kendini suçlama başlar. Kısa bir sürede nevroz (sinirlilik) hastalığını başlatan bu duygu durumu ilerleyen bir sürede bireyin kendi egosunu koruma amaçlı savunma mekanizmaları ile bastırılır ve suçlama karşıya yönlendirilir (psikoz=çıldırma).
    Suçlama paralelinde fiziksel, psikolojik, sosyolojik şiddeti de beraberinde taşır. Bu durum kişinin kendi öğretilerine karşıdır. Bunun farkına vardıkça kişi kendisine yakışmayan davranışlara devam eder ve öz-saygıyı kaybeder. Bütün bu süreçlerin birleşiminde (hepsi vardır, ancak bunların oranı kişiden kişiye değişkendir) kişi önce göz ile dışarı kaçışı başlatır. Ardından aldatma fiziksel ilişkiler ile tamamlanır. Aldatma terminolojik olarak cinsiyete göre değişim gösterir: Kadınlar için kalpte sevgi, beyinde hayal, erkekler için fiziksel temas aldatmadır.
    Aldatan insanın aslında ciddi bir buhran yaşadığı, aldatmaya yukarıda arz ettiğim nedenler dolayısıyla yeltendiği unutulmamalıdır. Özellikle kendini değersiz, korkak/beceriksiz, saygısız bulan eşlere aldatma karşılığında verilecek tepkiler olayı daha kompleks yapıya sokar ve evlilik akdinin de bitmesine sebep olur.
    Eşin aldatmasına ruhsal sorunlar yaşadığı penceresinden bakarak yaklaşılırsa, eş hatadan/suçtan döndürülebilir, yuva kurtulabilir. Kişinin cezalandırılması aldatmayı kuvvetlendirir. İster erkek olsun, ister kadın olsun, her aldatan aslında acı çeker ve kendini savunma mekanizmaları ile avutur.
    Bunlar zaten sevmiyordum, o bana eş olmadı, güzel değil, parası yok, benimle ilgilenmedi ile başlayan kabul etme-savunma mekanizmaları gibi, olayı inkar, eşe pahalı hediyeler alma, eşle ve eviyle daha fazla ilgilenme gösterileri gibi inkar-yadsıma-savunma mekanizmaları gibi, eşinin kendisin aldattığını düşünmek, şüphelenmek ve kısıtlamak gibi yansıtma-savunma mekanizmaları, değer verdiği arkadaşları ile aldatma düzenekleri gibi yüceleştirme-savunma mekanizmaları en sık kullanılan korunma mekanizmalarıdır.
    Aldatma sürecinde en ciddi sorunlardan birisi aldatılanın kendisini suçlamasıdır. Aldatılan eşin hataları vardır elbette, ancak hata yapma hakkını kullanmıştır. Eşin kendine çeki düzen vermesi, kendi kişisel gelişimini sürdürmesi, hayatındaki öz-değer, öz-güven, öz-saygı kavramlarını gözden geçirmesi gereklidir. Kendisini toparlamadan, aksine yaralayarak ne kendisine, ne çocuklarına ne de yuvasına katkı sağlayamaz. Hayata yalnız başlamıştır, yalnız ölecektir. Üstelik uğruna hayatını zehir ettiği eşinden ölüm halinde nikahı bile düşmektedir.
    Burada aile müessesesini korumak için kişinin kendini koruması gerektiği vurgulanmaktadır. Siz yoksanız zaten aileniz de yoktur. Aldatılma sürecinde kendisini koruyabilen birey, eşinin yardımına koşacak ve O'nu ve çocuklarını da kurtarabilecektir. Aldatılmada kendisindeki eksiklikleri bulup, hatalarını görüp kendi kişisel gelişimini başarı ile sürdürmeyi beceren birey, eşi eve gerçekten döndüğünde orada sağlam duruyor olabilecektir.
    Boşanmaların yüksek oranda yaşandığı ülkemizde, geçimsizlik ilk sırayı almaktadır. Geçim iki farklı kişiliğin birlikte yaşama arzusudur. Bunu iki kültürün ve iki karakterin uyumu olarak da tanımlayabiliriz. Bu da bize boşanmalarda ikinci sırayı ailelerin aldığını göstermektedir (ilginçtir ki, görücü usulü evliliklerde boşanma daha azdır). Üçüncü sırayı maddi nedenler ve ekonomik zorluklar almaktadır. Bütün bu sıralamalara bakacak olursak yukarıda size arz ettiğim öz-ler ile ilişkilendirme şansı bulabilirsiniz.
    Bütün bu anlatımlarda istisnaların olabileceği elbette unutulmamalıdır.
    Aldatılma süreci kesinlikle çocuklar ile paylaşılmamalıdır. Paylaşım en başta size haklılık duygusu kazandırır, lakin daha sonra çocuğunuzun ileride eşinize ve sonra da kendi eşine güven problemi yaşamasına neden olabilir. Üstelik çocuk kişisel hataları bilemediğinden aile içi sevgi-saygı kavramı zarar görür. Belki ilk önce yanınızda olacaklardır, daha sonra eşinizden nefrete dönecektir tablo. Nefret edilen anne ise, çocuk kendi yuvasında, ailesinde Sevgiyi, nefret edilen baba ise çocuk ailesinde otoroiteyi yerleştiremeyecektir. Sevgisiz büyüyen-zalim/otorite tanımayan-vicdansız torunlarınıza ''Merhaba!'' diyebilirsiniz, o zaman.
    Aldatılmalarda aile büyüklerinin, tanınan sevilen kişilerin bilgilendirilmesi de yanlış sonuç doğurur:
    Bunlardan ilki bilgilendirilen kişi eşinize tepkili olacaktır ve O hiç unutmaz, siz unutsanız da. Tanınan ve sözüne güvenilen kişiyi devreye sokmaya kalkarsanız, o kişinin bilmesi neticesinde eşinizin kendini daha çok suçlamasına ve sizden daha çok uzaklaşmasına sebep olursunuz.
    Bütün bu anlatılanlara özetle; aldatılma tarihin ilk dönemlerinden bu tarafa yaşayan sosyolojik bir hastalıktır. Bu hastalık sağlıklı gelişememiş ruhlara bulaşır. Önce bulaştığı bireyin sonra eşinin, sonra çocuklarının kişiliğini ve ruh yapısını bozar.
    Bu hastalık ile mücadele etmenin yegane iki yolu vardır:
    1. Doğru ve güzel bir eğitim sistemi (din, ahlak, hukuk, doğa şartları, sosyal şart, teknolojik gelişim, tefekkür),
    2. Bilinçli ve düzenli psikolojik danışmanlık desteği (Özellikle büyük aile yapısını terk edip, küçük aile yapısına geçtiğimiz günden bu tarafa en elzem konulardan biridir; yüzlerce yıl tekke ve zaviyelerle desteklenen toplumumuzda bunların kapatılması ile oluşan boşluk maalesef doldurulamamıştır)
    Aldatılma sürecinde aldatılan kişi öncelikle olmak üzere, eşlerin mutlak psikolojik destek alması; sorunun çözümünde önem kazanmaktadır. Çünkü her insan ve her sorun aynı değildir. Sağlıklı güven ortamı eşlerin duygu ve düşünce aktarımlarına fırsat verecek; aldatan bireyin eksiğini görüp çıkış bulmasına, aldatılan bireyin kişisel gelişim için taktik ve teknik uygulama desteği bulmasına yardım eder.
    Her şeyin doğrusunu, gerçek ilim sahibi ALLAH (C.C.) bilir.
    S.İslamiyet


  3. 20.Mayıs.2012, 00:14
    2
    Moderatör



    Aldatma - Aldatılma Psikolojisi ve Aldatılan Eşlerin Nasıl Davranmaları Gerekir?

    Aldatılma kompleks (yani karmaşık) sorunlu bir psikolojik yapının sonucudur. İnsanın yaratılışında en temel üç öğe; öz-değer, öz-güven, öz-saygıdır. Bu değerlerin bütünü insanın ruh sağlığını ve sosyal yaşamını belirler.
    Kişinin değer verdikleri farklılık gösterebilir ve özneldir, yani kişiye göre değişir ve sadece kendisine has görünür. Değer verdikleri genellikle arzuladığı, ulaşamadığı olabilir bazen de çevrenin kendisindeki yapısal/maddi/manevi gücüne verdiği geri bildirimler ile şekillenmiştir.
    Kişinin kendine güveni geçmişini algılamasına, geçmişini yapılandırışına ve kendisini tanımasına bağlıdır ve karşılaştığı sorunları baş etme yeteneğidir. Kişinin öz saygısı yaratılış maksadıyla başlayan, kendisi, toplumu ve Yaradan'ı ile ilişkisini fark etmesi ve şekillendirmesi esaslıdır.
    Kişinin elindekileri yetersiz bulması ve/veya hayallerine kavuşamayacağına dair yaşadığı hayal kırıklığı ciddi psikolojik problemleri tetikler ve bu kişinin önce gergin, daha sonra kaygılı ve stresli olmasına yol açar. Bu durumundaki kişi önceleri aşırı tepkiler verse de daha sonra sorunu çözemediğini fark ederse/ettirilirse (çevre bildirimleri ile) depresif durumua düşer. Ümidini kaybetme ve kendini değersiz bulma ile seyreden depresif yapı kişinin öz-değer kavramına saldırır, kişi kendini değersiz hisseder. Öz değerdeki bu düşüş beraberinde karşısındaki dünyayı da (çevre, kişi, nesne vb.) değersiz bulmasına sebep olur.
    Kişinin kendi başarılarını küçümsemesi, başkasının başarılarını büyük görmesi veya sorunlarını abartması veya yeteneklerini ve becerilerini gelişen şartlar karşısında yetersiz görmesi (ki bunların hepsi mükemmelliyetçi kişilik yapısının bir sonucu olabilir) başlayan öz-güven bozulmaları kişide her şeye tepki veya muhalefet ile gün yüzüne çıkar.
    Bipolar diye tanımlanan uçlarda yaşam (siyah-beyaz) tarzı ile desteklenen bu yapı kişide benzer durumda manik-depresif (halk arasında manyaklık diye tanımlanabilen kendini çok mutlu, enerjik ve heyecanlı hissetmek veya aniden, bir anda dibi bulmak) yapıyı da yanına alarak (yukarıdaki depresyonik yapıyı kullanır) kişinin yapısına saldırır. Bu durumda ya kişi kabullenir ve hiç bir şeyi yapamayacağı zannına hızla sürüklenir veya her şeyi başarabileceğine dair yüksek bir motivasyon ile kompanzasyon (aşırma) yapar (kompanzasyon durumu mani döneminde ortaya daha çok çıkar).
    Bu kompanzasyon durumunda da, kişi kendisine ve çevresine başarılı olduğunu ispat çabasında olduğundan, her seferinde özellikle yetemeyeceği durumlara kalkışır ve sonuç hüsranla biter. Bu süreç kişinin yetersiz olduğu, beceriksiz olduğu duygusunu başlatır. Bu ruh durumu karşısındaki insanların (kendini saklama çabalarının da etkisi ile) kendisini anlamadığı ve zorladığı durumlarda paranoyak bir yapıya dönüşür. Kendisine güvenmeyen kişi karşısındakine de güvenmemeye başlar.
    Kişinin yaratılış maksadını bilmesi, çevresi tarafından kabul görmesi anlamındaki yapısal durumu kişinin değer yargıları ve sevdikleri/ilgileri çerçevesinde biçimlenir. Yeteneksizlikleri, eğitimsizliği (öğretim değildir), dini, ahlaki, hukuki normlardaki bilgisizliği neticesinde hatalar yapar.
    Özellikle çocukluk döneminde (3:7 yaş arası, fallik dönem) sürekli kontrol, azar, sıkı disiplin, önce dövmek sonra sebebini açıklamak, beğenilmemek, anne-babanın birbirine negatif duygularını çocuğa yansıtması gibi nedenlerle başlayan durum ruh yapısını sürekli beğenilmek düşüncesi ile harekete geçirir. (Bu arada anneler tavsiyemdir: çocuğunuzun emzirilmesini düzenli devam ettiriniz! Bu süreçte yanlış uygulamalar ve sütten erken kesmeler veya memeden yanlış kesme teknikleri çocuğun ileriki yaşlarda küfürbaz olmasına sebep olur. Çocuğun tuvalet terbiyesinde hatalar ise çocuğun zalim olmasına sebeptir.)
    Sürekli suçlanan, aşağılanan, eleştirilen veya bunları zanneden bireyde kendini suçlama başlar. Kısa bir sürede nevroz (sinirlilik) hastalığını başlatan bu duygu durumu ilerleyen bir sürede bireyin kendi egosunu koruma amaçlı savunma mekanizmaları ile bastırılır ve suçlama karşıya yönlendirilir (psikoz=çıldırma).
    Suçlama paralelinde fiziksel, psikolojik, sosyolojik şiddeti de beraberinde taşır. Bu durum kişinin kendi öğretilerine karşıdır. Bunun farkına vardıkça kişi kendisine yakışmayan davranışlara devam eder ve öz-saygıyı kaybeder. Bütün bu süreçlerin birleşiminde (hepsi vardır, ancak bunların oranı kişiden kişiye değişkendir) kişi önce göz ile dışarı kaçışı başlatır. Ardından aldatma fiziksel ilişkiler ile tamamlanır. Aldatma terminolojik olarak cinsiyete göre değişim gösterir: Kadınlar için kalpte sevgi, beyinde hayal, erkekler için fiziksel temas aldatmadır.
    Aldatan insanın aslında ciddi bir buhran yaşadığı, aldatmaya yukarıda arz ettiğim nedenler dolayısıyla yeltendiği unutulmamalıdır. Özellikle kendini değersiz, korkak/beceriksiz, saygısız bulan eşlere aldatma karşılığında verilecek tepkiler olayı daha kompleks yapıya sokar ve evlilik akdinin de bitmesine sebep olur.
    Eşin aldatmasına ruhsal sorunlar yaşadığı penceresinden bakarak yaklaşılırsa, eş hatadan/suçtan döndürülebilir, yuva kurtulabilir. Kişinin cezalandırılması aldatmayı kuvvetlendirir. İster erkek olsun, ister kadın olsun, her aldatan aslında acı çeker ve kendini savunma mekanizmaları ile avutur.
    Bunlar zaten sevmiyordum, o bana eş olmadı, güzel değil, parası yok, benimle ilgilenmedi ile başlayan kabul etme-savunma mekanizmaları gibi, olayı inkar, eşe pahalı hediyeler alma, eşle ve eviyle daha fazla ilgilenme gösterileri gibi inkar-yadsıma-savunma mekanizmaları gibi, eşinin kendisin aldattığını düşünmek, şüphelenmek ve kısıtlamak gibi yansıtma-savunma mekanizmaları, değer verdiği arkadaşları ile aldatma düzenekleri gibi yüceleştirme-savunma mekanizmaları en sık kullanılan korunma mekanizmalarıdır.
    Aldatma sürecinde en ciddi sorunlardan birisi aldatılanın kendisini suçlamasıdır. Aldatılan eşin hataları vardır elbette, ancak hata yapma hakkını kullanmıştır. Eşin kendine çeki düzen vermesi, kendi kişisel gelişimini sürdürmesi, hayatındaki öz-değer, öz-güven, öz-saygı kavramlarını gözden geçirmesi gereklidir. Kendisini toparlamadan, aksine yaralayarak ne kendisine, ne çocuklarına ne de yuvasına katkı sağlayamaz. Hayata yalnız başlamıştır, yalnız ölecektir. Üstelik uğruna hayatını zehir ettiği eşinden ölüm halinde nikahı bile düşmektedir.
    Burada aile müessesesini korumak için kişinin kendini koruması gerektiği vurgulanmaktadır. Siz yoksanız zaten aileniz de yoktur. Aldatılma sürecinde kendisini koruyabilen birey, eşinin yardımına koşacak ve O'nu ve çocuklarını da kurtarabilecektir. Aldatılmada kendisindeki eksiklikleri bulup, hatalarını görüp kendi kişisel gelişimini başarı ile sürdürmeyi beceren birey, eşi eve gerçekten döndüğünde orada sağlam duruyor olabilecektir.
    Boşanmaların yüksek oranda yaşandığı ülkemizde, geçimsizlik ilk sırayı almaktadır. Geçim iki farklı kişiliğin birlikte yaşama arzusudur. Bunu iki kültürün ve iki karakterin uyumu olarak da tanımlayabiliriz. Bu da bize boşanmalarda ikinci sırayı ailelerin aldığını göstermektedir (ilginçtir ki, görücü usulü evliliklerde boşanma daha azdır). Üçüncü sırayı maddi nedenler ve ekonomik zorluklar almaktadır. Bütün bu sıralamalara bakacak olursak yukarıda size arz ettiğim öz-ler ile ilişkilendirme şansı bulabilirsiniz.
    Bütün bu anlatımlarda istisnaların olabileceği elbette unutulmamalıdır.
    Aldatılma süreci kesinlikle çocuklar ile paylaşılmamalıdır. Paylaşım en başta size haklılık duygusu kazandırır, lakin daha sonra çocuğunuzun ileride eşinize ve sonra da kendi eşine güven problemi yaşamasına neden olabilir. Üstelik çocuk kişisel hataları bilemediğinden aile içi sevgi-saygı kavramı zarar görür. Belki ilk önce yanınızda olacaklardır, daha sonra eşinizden nefrete dönecektir tablo. Nefret edilen anne ise, çocuk kendi yuvasında, ailesinde Sevgiyi, nefret edilen baba ise çocuk ailesinde otoroiteyi yerleştiremeyecektir. Sevgisiz büyüyen-zalim/otorite tanımayan-vicdansız torunlarınıza ''Merhaba!'' diyebilirsiniz, o zaman.
    Aldatılmalarda aile büyüklerinin, tanınan sevilen kişilerin bilgilendirilmesi de yanlış sonuç doğurur:
    Bunlardan ilki bilgilendirilen kişi eşinize tepkili olacaktır ve O hiç unutmaz, siz unutsanız da. Tanınan ve sözüne güvenilen kişiyi devreye sokmaya kalkarsanız, o kişinin bilmesi neticesinde eşinizin kendini daha çok suçlamasına ve sizden daha çok uzaklaşmasına sebep olursunuz.
    Bütün bu anlatılanlara özetle; aldatılma tarihin ilk dönemlerinden bu tarafa yaşayan sosyolojik bir hastalıktır. Bu hastalık sağlıklı gelişememiş ruhlara bulaşır. Önce bulaştığı bireyin sonra eşinin, sonra çocuklarının kişiliğini ve ruh yapısını bozar.
    Bu hastalık ile mücadele etmenin yegane iki yolu vardır:
    1. Doğru ve güzel bir eğitim sistemi (din, ahlak, hukuk, doğa şartları, sosyal şart, teknolojik gelişim, tefekkür),
    2. Bilinçli ve düzenli psikolojik danışmanlık desteği (Özellikle büyük aile yapısını terk edip, küçük aile yapısına geçtiğimiz günden bu tarafa en elzem konulardan biridir; yüzlerce yıl tekke ve zaviyelerle desteklenen toplumumuzda bunların kapatılması ile oluşan boşluk maalesef doldurulamamıştır)
    Aldatılma sürecinde aldatılan kişi öncelikle olmak üzere, eşlerin mutlak psikolojik destek alması; sorunun çözümünde önem kazanmaktadır. Çünkü her insan ve her sorun aynı değildir. Sağlıklı güven ortamı eşlerin duygu ve düşünce aktarımlarına fırsat verecek; aldatan bireyin eksiğini görüp çıkış bulmasına, aldatılan bireyin kişisel gelişim için taktik ve teknik uygulama desteği bulmasına yardım eder.
    Her şeyin doğrusunu, gerçek ilim sahibi ALLAH (C.C.) bilir.
    S.İslamiyet





+ Yorum Gönder