Konusunu Oylayın.: Acaba bana yardımcı olmak amaçlı Mevlana'nın daha değişik hoşgörü ile ilgi hikaye bulabilir misiniz sayın admin?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Acaba bana yardımcı olmak amaçlı Mevlana'nın daha değişik hoşgörü ile ilgi hikaye bulabilir misiniz sayın admin?
  1. 14.Mayıs.2012, 22:02
    1
    Misafir

    Acaba bana yardımcı olmak amaçlı Mevlana'nın daha değişik hoşgörü ile ilgi hikaye bulabilir misiniz sayın admin?






    Acaba bana yardımcı olmak amaçlı Mevlana'nın daha değişik hoşgörü ile ilgi hikaye bulabilir misiniz sayın admin? Mumsema Acaba bana yardımcı olmak amaçlı Mevlana'nın daha değişik hoşgörü ile ilgi hikaye bulabilir misiniz sayın admin?


  2. 14.Mayıs.2012, 22:02
    1
    Asyanursu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Asyanursu
    Misafir
  3. 01.Haziran.2012, 15:19
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,602
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Acaba bana yardımcı olmak amaçlı Mevlana'nın daha değişik hoşgörü ile ilgi hik




    Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.
    Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için
    bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister.

    O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş
    Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun
    üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır.
    Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.

    Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini
    söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

    Mevlana söyle der:
    Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir sahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.
    O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir der.
    Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye,
    Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş
    Veli'ye sorar.

    Hacı Bektaş da söyle der:
    -Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden,
    bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu
    sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir der ...





    Konya'da halka vaaz eden Hazreti Mevlânâ bir ara der ki:

    -Sizler hep iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun! Sakın kötülerle yüz yüze göz göze gelip de kötülüklerinde cesaret vermeyin!

    Ne var ki, halkı kötülere karşı böyle uzak durmaya çağıran Mevlânâ, söylediklerinin aksini yapar Civarda ne kadar kötü bilinen varsa hepsiyle de yüz yüze, göz göze diyalog kurup sohbeti tercih eder Bir gün yine kötü bilinen bir adamın dükkanında yüz yüze sohbet ettiğini gören cemaatten biri, dışarıda beklemeye başlar Maksadı camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak

    Nitekim Mevlânâ dükkandan çıkıp da yolda yürümeye başladığı sırada arkasından erişen öfkeli adam sorusunu şöyle sorar:

    -Sen değil miydin kürsüde, iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun diyen?

    Mevlânâ tereddüt etmeden cevap verir:

    -Evet, bendim! Öfkeli adam:

    -Öyle ise nedir bu çelişkili halin, der? Kötülerle yüz yüze, göz göze diyalogdan geri kalmamakta, onlarla hep beraber olmaktasın Mevlânâ şaşırtan cevabını şöyle verir:

    -Ben yetmiş iki buçuk milletin kötüleriyle beraberim!

    Büsbütün çileden çıkan adam:

    -Zaten der, sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz Sözünüzle özünüz bir olmuyor

    -Ben bu sözünle de beraberim, diyen Mevlânâ şöyle devam eder:

    -Doğru olan, sözüyle özü bir olmaktır Kürsüde ne söylüyorsa sokakta da öyle olmaktır Yalnız der, benim sözümle özüm birdirÇelişki yoktur davranışlarımda

    Şöyle açıklar kendi özel durumunu:

    -Ben sırtında gül yaprağı taşıyan bir hamal gibiyimVardığım yerlere gül kokusu yayarım Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar Şu benzetmeyi de ekler sözlerine:

    -Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde bilgi şimşekleri çakar, ilim sohbetleri aydınlatır ortalığı Vardığı yeri aydınlatacak bilgi nuruna sahip olmayanlar, girmesinler aydınlatamayacakları karanlık yerlere!

    Hiç beklemediği mantıklı bir açıklama ile karşılaşan öfkeli adam düşünmeye başlar Neden sonra onun da söylendiği duyulur:

    -Demek ki der, bilgi yükü taşımayanlar varmasınlar kötülerin yanlarına Çünkü bilgileri yoktur ki bilgisizlik kokusunu bastırsınlar, ilim, irfan nurları yoktur ki cehalet karanlıklarını aydınlatsınlar

    Sözlerini şöyle bağlar:

    -Şimdi anlıyorum ki der, bilgisizlere düşen, kötülerden uzak durmak, bilgi sahiplerine düşen de kötüleri kendi hallerine bırakmayıp irşat etmek Zaten der, sorumluluk duygusu taşıyan doktorlar hastalardan uzak kalamazlar, muhtaçları şifalı ilaçlardan mahrum bırakamazlar



    ....Mevlana’nın Mesnevi’sinde güzel bir hikâye .....
    Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar, yol kenarında. Hayli merak eder, bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle.

    Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Tâ ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar.




    O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran



  4. 01.Haziran.2012, 15:19
    2
    Aciz Kul



    Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.
    Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için
    bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister.

    O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş
    Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun
    üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır.
    Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.

    Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini
    söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

    Mevlana söyle der:
    Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir sahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.
    O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir der.
    Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye,
    Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş
    Veli'ye sorar.

    Hacı Bektaş da söyle der:
    -Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden,
    bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu
    sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir der ...





    Konya'da halka vaaz eden Hazreti Mevlânâ bir ara der ki:

    -Sizler hep iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun! Sakın kötülerle yüz yüze göz göze gelip de kötülüklerinde cesaret vermeyin!

    Ne var ki, halkı kötülere karşı böyle uzak durmaya çağıran Mevlânâ, söylediklerinin aksini yapar Civarda ne kadar kötü bilinen varsa hepsiyle de yüz yüze, göz göze diyalog kurup sohbeti tercih eder Bir gün yine kötü bilinen bir adamın dükkanında yüz yüze sohbet ettiğini gören cemaatten biri, dışarıda beklemeye başlar Maksadı camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak

    Nitekim Mevlânâ dükkandan çıkıp da yolda yürümeye başladığı sırada arkasından erişen öfkeli adam sorusunu şöyle sorar:

    -Sen değil miydin kürsüde, iyilerin yanında kötülerin de uzağında durun diyen?

    Mevlânâ tereddüt etmeden cevap verir:

    -Evet, bendim! Öfkeli adam:

    -Öyle ise nedir bu çelişkili halin, der? Kötülerle yüz yüze, göz göze diyalogdan geri kalmamakta, onlarla hep beraber olmaktasın Mevlânâ şaşırtan cevabını şöyle verir:

    -Ben yetmiş iki buçuk milletin kötüleriyle beraberim!

    Büsbütün çileden çıkan adam:

    -Zaten der, sizin gibileri bizim ahlakımızı bozuyor Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta da böyle davranıyorsunuz Sözünüzle özünüz bir olmuyor

    -Ben bu sözünle de beraberim, diyen Mevlânâ şöyle devam eder:

    -Doğru olan, sözüyle özü bir olmaktır Kürsüde ne söylüyorsa sokakta da öyle olmaktır Yalnız der, benim sözümle özüm birdirÇelişki yoktur davranışlarımda

    Şöyle açıklar kendi özel durumunu:

    -Ben sırtında gül yaprağı taşıyan bir hamal gibiyimVardığım yerlere gül kokusu yayarım Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar Şu benzetmeyi de ekler sözlerine:

    -Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde bilgi şimşekleri çakar, ilim sohbetleri aydınlatır ortalığı Vardığı yeri aydınlatacak bilgi nuruna sahip olmayanlar, girmesinler aydınlatamayacakları karanlık yerlere!

    Hiç beklemediği mantıklı bir açıklama ile karşılaşan öfkeli adam düşünmeye başlar Neden sonra onun da söylendiği duyulur:

    -Demek ki der, bilgi yükü taşımayanlar varmasınlar kötülerin yanlarına Çünkü bilgileri yoktur ki bilgisizlik kokusunu bastırsınlar, ilim, irfan nurları yoktur ki cehalet karanlıklarını aydınlatsınlar

    Sözlerini şöyle bağlar:

    -Şimdi anlıyorum ki der, bilgisizlere düşen, kötülerden uzak durmak, bilgi sahiplerine düşen de kötüleri kendi hallerine bırakmayıp irşat etmek Zaten der, sorumluluk duygusu taşıyan doktorlar hastalardan uzak kalamazlar, muhtaçları şifalı ilaçlardan mahrum bırakamazlar



    ....Mevlana’nın Mesnevi’sinde güzel bir hikâye .....
    Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar, yol kenarında. Hayli merak eder, bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle.

    Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Tâ ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar.




    O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran






+ Yorum Gönder