Konusunu Oylayın.: Yahudilerin şahsiyetleri neden bozuk?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yahudilerin şahsiyetleri neden bozuk?
  1. 14.Mayıs.2012, 19:36
    1
    Misafir

    Yahudilerin şahsiyetleri neden bozuk?

  2. 01.Haziran.2012, 18:28
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yahudilerin şahsiyetleri neden bozuk?




    Sânı yüce ve münezzeh olan Allah Teâlâ, Rasûlullah devrinde Me*dine'deki yahûdîleri kınıyor: O yahûdîler ki, Evs ve Hazrec'in arasın*daki çatışmada önemli bir rol oynuyorlardı. Zira Evs ve Hazrec kabilesi ansâr'ı teşkil ediyordu ve bunlar câhiliyet devrinde puta tapan bir ka*vimdiler. Aralarında büyük savaşlar oluyordu. Medine yahûdîleri, Be-nu Kaynuka, Benu Nadir —ki Hazrec kabilesinin müttefikiydiler— ve Benu Kurayza —ki Evs kabilesinin müttefikiydiler— dan müteşekkil üç kabile idi. Bu kabilelerin arasında savaş çıktığı zaman her grup kendi müttefikiyle savaşıyordu. Dolayısıyla yahûdî kendi düşmanım öldürür*ken diğer gruptan yahûdîyi de öldürüyordu ki bu, kendilerinin dînine ve kitaplarının hükmüne göre haramdı. Düşmanlarını evlerinden çıkarı*yor, evlerinin eşyasını tâlân ediyor, mallarım alıyorlardı. Ancak harb sona erince yenilen grubun esirlerini Tevrat'ın hükmü uyarınca serbest bırakıyorlardı. Bunun için Allah Teâlâ buyuruyor ki:

    «Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsu*nuz?»
    Bu âyette Allah Teâlâ Yahudilere diyor ki: «Bir de kanınızı dök*meyin, biribirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık. Sonra bunu ikrar ettiniz ve ikrarınıza da şâhid oldunuz.» Birbirinizi öldürmeyeceğinize, birbirinizi evinizden çıkarmayacağınıza ve birbiri*nizin aleyhinde çalışmayacağınıza dâir sizden söz almıştık, «öyle ise Yaradanınıza tevbe edin ve kendinizi öldürün. Bu, sizin için Yaratanı*nızın katında da daha hayırlıdır.» Zira bir dinin mensupları bir tek nefs mesâbesindedirler. Nitekim Aleyhisselâtü Vesselam Efendimiz bu*yurur ki: «Mü'minler, dostluklarında, birbirlerine acımalarda ve birbirleriy*le bağlılıklarında bir tek cesed gibidirler. Onun bir uzvu dertlenirse ce*sedin diğer uzuvları da uykusuz kalarak ve acı çekerek ona katılır
    [107] buyuruyor. «Sonra bunu ikrar ettiniz ve ikrarınıza şâhid de oldunuz.» Yâni siz bu sözü bildiğinizi kabul edip doğruluğunu ikrar ettiniz ve bu*na kendiniz de şâhid oldunuz.

    «Sonra, sizler birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımını yurtların*dan süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları yurtların*dan çıkarmak haram kılınmışken esîr olarak geldiklerinde fidyeleşmeye kalkan kimselersiniz.»

    Muhammed İbn İshâk der ki; bana Muhammed İbn Ebu Muham*med, Saîd İbn Cübeyr'den veya İkrime'den o da İbn Abbâs'dan nakletti ki bu âyet konusunda o şöyle demiş : Allah Teâlâ bu davranışların*dan dolayı onları uyarmaktadır .Tevrat'ta yahûdîlere birbirlerinin kan*larını akıtmaları haram, esirlerini fidye olarak vermeleri ise farz kı*lınmıştı. Medine'deki yahûdîler iki grup idiler. Bir grubu Kaynuka oğul*ları teşkil ediyordu ki bunlar Hazrec kabilesinin müttefikiydiler. Nadir - ve Kurayza oğullan ise Evs kabilesinin müttefikiydiler. Evs kabilesi ile Hazrec kabilesi arasında bir savaş olunca Kaynuka oğulları Hazrec kabilesiyle, Nadîr ve Kurayza oğullan da Evs kabilesiyle savaşa çıkıyor*lardı. Ve her grup müttefiklerini' kendi dindaşlanna tercih ediyordu. Aralarında kan akıtıyorlardı. Halbuki ellerinde bulunan Tevrat'tan, ne*yin kendilerine helâl, neyin haram olduğunu biliyorlardı. Evs ve Hazrec kabilesi şirk ehli olup puta taparlardı. Ne cennet, ne cehennem bilir*lerdi. Ne diriliş ne kıyamet tanırlardı. Ne kitaplan vardı, ne de helâl ve haram bilirlerdi. Harb son bulunca Tevrat'taki hükme uygun olarak .esirlerini fidye karşılığı serbest bırakıyorlardı. Karşılıklı olarak birbir*lerine esirleri devrediyorlardı. Kaynuka oğulları kendi yanlannda bulu*nan esirleri Evs kabilesiyle, Nadîr ve Kurayza oğullan da kendi yan*larında bulunan esirleri Hazrec kabilesiyle değiştiriyorlardı. Akıtılan kanları işe heder sayıyorlardı. Sırf şirk ehline destek olmak için kendi aralarında ölülerini hedef yapıyorlardı. İşte Allah Teâlâ onları uyararak bu noktayı hatırlatıyor ve : «Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kıs*mım inkâr mı ediyorsunuz?» buyuruyor. Tevrat'ın hükmüne göre; öl*dürmek, bir kişiyi.yurdundan çıkarmak ve Allah'a şirk koşanlara destek olmak yasak iken siz onlara destek oluyor, Allah'ı bırakıp puta tapan*lara —sırf dünya malı için— yardımcı oluyorsunuz. İşte bu âyet, bana ulaştığına göre Evs ve Hazrec kabilesiyle yahûdîler arasında cereyan eden bu vak'a üzerine nazil olmuştur.
    Esbât, Süddî'den naklen der ki: Kurayza oğullan Evs kabilesinin, Nadîr oğulları da Hazrec kabilesinin müttefikiydiler. Bu iki kabile Sü-meyr savaşında çarpışıyorlardı. Kurayza oğulları kendi müttefikleriyle birlikte Nadîr oğulları ve onların müttefiki olan Hazreclilere karşı sava*şıyordu. Nadîr oğulları da Kurayza oğulları ve onların müttefiki olan Evs kabilesiyle birlikte savaşıyorlardı. Onları yeniyor, yurtlarını harâb ediyor, ve yurtlarından çıkarıyorlardı. îki gruptan bir grup esîr olunca ona fidye vermek üzere toplanıyorlardı. İşte bu davranışları dolayısıyla Araplar onları kınıyor ve diyorlardı ki; nasıl oluyor da hem onlarla sa*vaşıyor, hem de fidyeleşiyorsunuz? Onlar da; biz onlara fidye vermekle emrolunduk, onlarla savaşmak bize haram kılındı diyorlardı. Araplar niçin savaşıyorsunuz? dediklerinde onlar, bizim müttefiklerimizin yenil*mesinden utandığımız için savaşıyoruz, diyorlardı. İşte bunun üzerine Allah onları kınayarak buyurdu ki: «Sonra sizler birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımını yurtlarından süren, onlara karşı günah ve düş*manlıkta birleşen, onları yurtlarından çıkarmak haram kılınmışken esîr olarak geldiklerinde fidyeleşmeye kalkan kimselersiniz.»
    Şu'be, Süddî'den naklen der ki: Bu âyet Kays İbn el-Hatîm hak*kında nazil oldu.
    Esbât, Süddî'den o da Abdhayr'dan nakleder ki, o şöyle demiş : Biz Süleyman İbn Rebîa el-Bâhilî ile Lencer'de savaştık, şehri muhasara ve fethettik. Esirler aldık. Abdullah İbn Selâm yediyüz dirheme bir yahûdî câriye satın aldı. Re's el-Câlût'a uğradığında onun yanına indi ve dedi ki: Ey Res'el-Câlût senin» yanında kendi dininden yaşlı bir kimse var mı ki bunu benden satın alsın? O da var dedi. Abdullah İbn Selâm; onu yediyüz dirheme satın aldım deyince o, ben sana bir yediyüz dirhem de kâr vereyim dedi. Abdullah İbn Selâm dedi ki: Ben onu dört binden aşağıya vermemeye and içtim. Bunun üzerine o, benim ihtiyâcım yok*tur dedi. Abdullah ibn Selâm ise; Allah'a andolsun ki; ya onu benden satın alırsın yahut da mensubu olduğun dini inkâr edersin, dedi. O, ,.yaklaş bana dedi. Abdullah İbn Selâm ona yaklaşınca, kulağına Tevrat'*taki hükmü okudu : «Sen İsrâiloğullarından bir köle bulursan onu mut*laka alır ve azâd edersin.», «Onları yurtlarından çıkarmak hârâm kı*lınmışken esîr olarak geldiklerinde fidyeleşmeye kalkan kimselersiniz.» O' sen Abdullah İbn Selâmmısm? dediğinde; «evet» dedi. Bunun üzeri*ne dörtbin dirhemi getirdi ve Abdullah iki binini aldı, iki binini tekrar ona iade etti. Âdem İbn Ebu İyâs tefsirinde der ki; bana Ebu Ca'fer el-Râzî... Ebu'l-Âliye'den nakletti ki; Abdullah İbn Selâm Kûfe'de Re's-Câlût'a uğradı. Arapların birleşmediği yahûdî kadınlarını fidye vererek satın alıyordu, fakat Arapların birleştiği yahûdî kadınlarım satın almıyordu. Abdullah İbn Selâm dedi ki: Sizin kitabınızda hepsinin fidye verilerek satın alınması konusunda bir emir bulunmaktadır.
    Âyet-i kerîme'nin akışından anlaşılıyor ki; yahûdîlerin sıhhatine inandıkları Tevrat'ın hükmüne muhalefet edip doğruluğunu gördük*leri ve bildikleri halde yerine getirmemeleri kınanmaktadır. Bunun için ne onların yanında bulunan Tevrat'a, ne de ondan naklettiklerine gü*venilebilir. _K. zâ Rasûlullah (s.a.) in sıfatlan, gönderilişi, hicreti ve yurdundan ç sarılışı gibi hususları Yahudiler —Allah'ın la'neti onların üzerine olsun— kendi aralarında gizli tutuyorlardı. Bu sebeple Allah Teâlâ «Si2den böyle yapanların cezası, ancak dünya hayatında rüsvây-lıktır» buyuruyor^Yani Allah'ın şeriatına ve emrine muhlâfetten dolayı rezîl olmaktır. «Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğ*ratılırlar.» Elleri önünde bulunan ilâhî kitabı gizlemelerinin cezası ola*rak «Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. İşte onlar âhirete karşı dün*ya hayatını satın almış olanlardır.» Onlar dünya hayatım âhirete tercîh edip daha çok sevenlerdir. Dolayısıyla «Bu yüzden kendilerinden azâb kaldırılıp hafifletilmeyecek.» Bir an bile azâbları eksilmeyecektir «ve yardım da yapılmayacaktır.» Onları bu ebedî ve sürekli azâbtan kurta*racak hiç bir yardımcıları yoktur. Hiç kimse onları bu azâbtan alıkoya*maz.
    [108]

    87- Andolsun ki, biz Musa'ya kitab verdik. Ondan sonra da birbiri ardınca peygamberler gönderdik. Mer*yem oğlu îsâ'ya da beyyineler verdik. Ve onu Rûh'ül-Ku-düs ile destekledik. Demek, bir peygamber size ne zaman gönüllerinizin hoşlanmadığı bir şeyi getirirse, kibirlenmek istiyeceksiniz de; kimini yalanlayacak, kimini de öldüre*ceksiniz öyle mi?...

    [107] Müslim, Sahîh, K- Birr ve's-sıla ve'l-âdâb, H- 2586.

    [108] Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları: 2/407-410.


  3. 01.Haziran.2012, 18:28
    2
    Silent and lonely rains



    Sânı yüce ve münezzeh olan Allah Teâlâ, Rasûlullah devrinde Me*dine'deki yahûdîleri kınıyor: O yahûdîler ki, Evs ve Hazrec'in arasın*daki çatışmada önemli bir rol oynuyorlardı. Zira Evs ve Hazrec kabilesi ansâr'ı teşkil ediyordu ve bunlar câhiliyet devrinde puta tapan bir ka*vimdiler. Aralarında büyük savaşlar oluyordu. Medine yahûdîleri, Be-nu Kaynuka, Benu Nadir —ki Hazrec kabilesinin müttefikiydiler— ve Benu Kurayza —ki Evs kabilesinin müttefikiydiler— dan müteşekkil üç kabile idi. Bu kabilelerin arasında savaş çıktığı zaman her grup kendi müttefikiyle savaşıyordu. Dolayısıyla yahûdî kendi düşmanım öldürür*ken diğer gruptan yahûdîyi de öldürüyordu ki bu, kendilerinin dînine ve kitaplarının hükmüne göre haramdı. Düşmanlarını evlerinden çıkarı*yor, evlerinin eşyasını tâlân ediyor, mallarım alıyorlardı. Ancak harb sona erince yenilen grubun esirlerini Tevrat'ın hükmü uyarınca serbest bırakıyorlardı. Bunun için Allah Teâlâ buyuruyor ki:

    «Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsu*nuz?»
    Bu âyette Allah Teâlâ Yahudilere diyor ki: «Bir de kanınızı dök*meyin, biribirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık. Sonra bunu ikrar ettiniz ve ikrarınıza da şâhid oldunuz.» Birbirinizi öldürmeyeceğinize, birbirinizi evinizden çıkarmayacağınıza ve birbiri*nizin aleyhinde çalışmayacağınıza dâir sizden söz almıştık, «öyle ise Yaradanınıza tevbe edin ve kendinizi öldürün. Bu, sizin için Yaratanı*nızın katında da daha hayırlıdır.» Zira bir dinin mensupları bir tek nefs mesâbesindedirler. Nitekim Aleyhisselâtü Vesselam Efendimiz bu*yurur ki: «Mü'minler, dostluklarında, birbirlerine acımalarda ve birbirleriy*le bağlılıklarında bir tek cesed gibidirler. Onun bir uzvu dertlenirse ce*sedin diğer uzuvları da uykusuz kalarak ve acı çekerek ona katılır
    [107] buyuruyor. «Sonra bunu ikrar ettiniz ve ikrarınıza şâhid de oldunuz.» Yâni siz bu sözü bildiğinizi kabul edip doğruluğunu ikrar ettiniz ve bu*na kendiniz de şâhid oldunuz.

    «Sonra, sizler birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımını yurtların*dan süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları yurtların*dan çıkarmak haram kılınmışken esîr olarak geldiklerinde fidyeleşmeye kalkan kimselersiniz.»

    Muhammed İbn İshâk der ki; bana Muhammed İbn Ebu Muham*med, Saîd İbn Cübeyr'den veya İkrime'den o da İbn Abbâs'dan nakletti ki bu âyet konusunda o şöyle demiş : Allah Teâlâ bu davranışların*dan dolayı onları uyarmaktadır .Tevrat'ta yahûdîlere birbirlerinin kan*larını akıtmaları haram, esirlerini fidye olarak vermeleri ise farz kı*lınmıştı. Medine'deki yahûdîler iki grup idiler. Bir grubu Kaynuka oğul*ları teşkil ediyordu ki bunlar Hazrec kabilesinin müttefikiydiler. Nadir - ve Kurayza oğullan ise Evs kabilesinin müttefikiydiler. Evs kabilesi ile Hazrec kabilesi arasında bir savaş olunca Kaynuka oğulları Hazrec kabilesiyle, Nadîr ve Kurayza oğullan da Evs kabilesiyle savaşa çıkıyor*lardı. Ve her grup müttefiklerini' kendi dindaşlanna tercih ediyordu. Aralarında kan akıtıyorlardı. Halbuki ellerinde bulunan Tevrat'tan, ne*yin kendilerine helâl, neyin haram olduğunu biliyorlardı. Evs ve Hazrec kabilesi şirk ehli olup puta taparlardı. Ne cennet, ne cehennem bilir*lerdi. Ne diriliş ne kıyamet tanırlardı. Ne kitaplan vardı, ne de helâl ve haram bilirlerdi. Harb son bulunca Tevrat'taki hükme uygun olarak .esirlerini fidye karşılığı serbest bırakıyorlardı. Karşılıklı olarak birbir*lerine esirleri devrediyorlardı. Kaynuka oğulları kendi yanlannda bulu*nan esirleri Evs kabilesiyle, Nadîr ve Kurayza oğullan da kendi yan*larında bulunan esirleri Hazrec kabilesiyle değiştiriyorlardı. Akıtılan kanları işe heder sayıyorlardı. Sırf şirk ehline destek olmak için kendi aralarında ölülerini hedef yapıyorlardı. İşte Allah Teâlâ onları uyararak bu noktayı hatırlatıyor ve : «Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kıs*mım inkâr mı ediyorsunuz?» buyuruyor. Tevrat'ın hükmüne göre; öl*dürmek, bir kişiyi.yurdundan çıkarmak ve Allah'a şirk koşanlara destek olmak yasak iken siz onlara destek oluyor, Allah'ı bırakıp puta tapan*lara —sırf dünya malı için— yardımcı oluyorsunuz. İşte bu âyet, bana ulaştığına göre Evs ve Hazrec kabilesiyle yahûdîler arasında cereyan eden bu vak'a üzerine nazil olmuştur.
    Esbât, Süddî'den naklen der ki: Kurayza oğullan Evs kabilesinin, Nadîr oğulları da Hazrec kabilesinin müttefikiydiler. Bu iki kabile Sü-meyr savaşında çarpışıyorlardı. Kurayza oğulları kendi müttefikleriyle birlikte Nadîr oğulları ve onların müttefiki olan Hazreclilere karşı sava*şıyordu. Nadîr oğulları da Kurayza oğulları ve onların müttefiki olan Evs kabilesiyle birlikte savaşıyorlardı. Onları yeniyor, yurtlarını harâb ediyor, ve yurtlarından çıkarıyorlardı. îki gruptan bir grup esîr olunca ona fidye vermek üzere toplanıyorlardı. İşte bu davranışları dolayısıyla Araplar onları kınıyor ve diyorlardı ki; nasıl oluyor da hem onlarla sa*vaşıyor, hem de fidyeleşiyorsunuz? Onlar da; biz onlara fidye vermekle emrolunduk, onlarla savaşmak bize haram kılındı diyorlardı. Araplar niçin savaşıyorsunuz? dediklerinde onlar, bizim müttefiklerimizin yenil*mesinden utandığımız için savaşıyoruz, diyorlardı. İşte bunun üzerine Allah onları kınayarak buyurdu ki: «Sonra sizler birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımını yurtlarından süren, onlara karşı günah ve düş*manlıkta birleşen, onları yurtlarından çıkarmak haram kılınmışken esîr olarak geldiklerinde fidyeleşmeye kalkan kimselersiniz.»
    Şu'be, Süddî'den naklen der ki: Bu âyet Kays İbn el-Hatîm hak*kında nazil oldu.
    Esbât, Süddî'den o da Abdhayr'dan nakleder ki, o şöyle demiş : Biz Süleyman İbn Rebîa el-Bâhilî ile Lencer'de savaştık, şehri muhasara ve fethettik. Esirler aldık. Abdullah İbn Selâm yediyüz dirheme bir yahûdî câriye satın aldı. Re's el-Câlût'a uğradığında onun yanına indi ve dedi ki: Ey Res'el-Câlût senin» yanında kendi dininden yaşlı bir kimse var mı ki bunu benden satın alsın? O da var dedi. Abdullah İbn Selâm; onu yediyüz dirheme satın aldım deyince o, ben sana bir yediyüz dirhem de kâr vereyim dedi. Abdullah İbn Selâm dedi ki: Ben onu dört binden aşağıya vermemeye and içtim. Bunun üzerine o, benim ihtiyâcım yok*tur dedi. Abdullah ibn Selâm ise; Allah'a andolsun ki; ya onu benden satın alırsın yahut da mensubu olduğun dini inkâr edersin, dedi. O, ,.yaklaş bana dedi. Abdullah İbn Selâm ona yaklaşınca, kulağına Tevrat'*taki hükmü okudu : «Sen İsrâiloğullarından bir köle bulursan onu mut*laka alır ve azâd edersin.», «Onları yurtlarından çıkarmak hârâm kı*lınmışken esîr olarak geldiklerinde fidyeleşmeye kalkan kimselersiniz.» O' sen Abdullah İbn Selâmmısm? dediğinde; «evet» dedi. Bunun üzeri*ne dörtbin dirhemi getirdi ve Abdullah iki binini aldı, iki binini tekrar ona iade etti. Âdem İbn Ebu İyâs tefsirinde der ki; bana Ebu Ca'fer el-Râzî... Ebu'l-Âliye'den nakletti ki; Abdullah İbn Selâm Kûfe'de Re's-Câlût'a uğradı. Arapların birleşmediği yahûdî kadınlarını fidye vererek satın alıyordu, fakat Arapların birleştiği yahûdî kadınlarım satın almıyordu. Abdullah İbn Selâm dedi ki: Sizin kitabınızda hepsinin fidye verilerek satın alınması konusunda bir emir bulunmaktadır.
    Âyet-i kerîme'nin akışından anlaşılıyor ki; yahûdîlerin sıhhatine inandıkları Tevrat'ın hükmüne muhalefet edip doğruluğunu gördük*leri ve bildikleri halde yerine getirmemeleri kınanmaktadır. Bunun için ne onların yanında bulunan Tevrat'a, ne de ondan naklettiklerine gü*venilebilir. _K. zâ Rasûlullah (s.a.) in sıfatlan, gönderilişi, hicreti ve yurdundan ç sarılışı gibi hususları Yahudiler —Allah'ın la'neti onların üzerine olsun— kendi aralarında gizli tutuyorlardı. Bu sebeple Allah Teâlâ «Si2den böyle yapanların cezası, ancak dünya hayatında rüsvây-lıktır» buyuruyor^Yani Allah'ın şeriatına ve emrine muhlâfetten dolayı rezîl olmaktır. «Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğ*ratılırlar.» Elleri önünde bulunan ilâhî kitabı gizlemelerinin cezası ola*rak «Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. İşte onlar âhirete karşı dün*ya hayatını satın almış olanlardır.» Onlar dünya hayatım âhirete tercîh edip daha çok sevenlerdir. Dolayısıyla «Bu yüzden kendilerinden azâb kaldırılıp hafifletilmeyecek.» Bir an bile azâbları eksilmeyecektir «ve yardım da yapılmayacaktır.» Onları bu ebedî ve sürekli azâbtan kurta*racak hiç bir yardımcıları yoktur. Hiç kimse onları bu azâbtan alıkoya*maz.
    [108]

    87- Andolsun ki, biz Musa'ya kitab verdik. Ondan sonra da birbiri ardınca peygamberler gönderdik. Mer*yem oğlu îsâ'ya da beyyineler verdik. Ve onu Rûh'ül-Ku-düs ile destekledik. Demek, bir peygamber size ne zaman gönüllerinizin hoşlanmadığı bir şeyi getirirse, kibirlenmek istiyeceksiniz de; kimini yalanlayacak, kimini de öldüre*ceksiniz öyle mi?...

    [107] Müslim, Sahîh, K- Birr ve's-sıla ve'l-âdâb, H- 2586.

    [108] Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları: 2/407-410.





+ Yorum Gönder