Konusunu Oylayın.: Cimrilik ve pintilik hakkında vaaz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Cimrilik ve pintilik hakkında vaaz
  1. 10.Mayıs.2012, 21:34
    1
    Misafir

    Cimrilik ve pintilik hakkında vaaz






    Cimrilik ve pintilik hakkında vaaz Mumsema cimrılık hakkında vaz


  2. 10.Mayıs.2012, 21:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 13.Mayıs.2012, 07:40
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: cimrilik ve pintilik hakkında vaaz




    İSRAF ve CİMRİLİK

    İnsanın değeri kendisine verilen nimet ve yeteneklerle yakından ilgilidir. Düşünme, fikir üretme, bilgi sahibi olma, karar verme ve isteği doğrultusunda amel edebilme yeteneği onu diğer yaratıklardan ayıran başlıca özelliklerdir.

    Yüce Allah insanla birlikte yeryüzü ve çevresinde, canlılara yetebilecek ölçüde rızık ve nimet de yaratmıştır. Öyle ki Kur’an-ı Kerim’de,

    وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا bu nimetlerin sayısal olarak tespitine bile güç yetirilemeyeceği ifade edilmektedir.( Nahl, 16/18.) Yine وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا kâinattaki her canlının rızkının Yaratan tarafından lutfedildiği belirtilmiştir.( Hûd, 11/6.)

    Kendisine bu derece önem verilen

    اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى insan, başıboş bırakılmamış(Kıyâme, 75/36), yaratılış amacının وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ Allah’a ibadet olduğu(Zâriyât, 51/56) ifade edilmiş, bu ibadet yolu da gönderilen peygamberlerle kendisine bildirilmiştir.

    Allah, Kuran’ı mümin kullarının niteliklerini sayarken şöyle buyuruyor:

    وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً.

    “(O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”( Furkan, 25/67)

    Ayette müminin iki özelliğinden söz ediliyor. Bunlardan birincisi, mallarını israf etmezler. İkincisi, cimrilikte bulunmazlar.

    İnsan, meşru ölçüler içerisinde kendisi için var edilmiş olan nimetlerden yararlanacak ve bu nimetleri kendisine veren Allah’a şükredecektir.

    Nitekim bu husus şöyle hatırlatılmaktadır:

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ.

    “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.”( Bakara, 2/172.)



    Temiz ve helal olan, rızık olduğu gibi pis ve haram olan da rızıktır. Mümin bu rızıkların temiz ve helal olanlarını ve kimsenin hakkı geçmeyecek meşru şekilde kazanılanlarını seçip yiyecek, hoş ve temiz şeylerden kendisini mahrum etmeyecektir.

    قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللّهِ الَّتِيَ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِي لِلَّذِينَ آمَنُواْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ.

    “De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.”( Araf, 7/32)



    وَابْتَغِ فيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ

    “Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77)

    إِنَّ اللَّهَ يُحِبَّ أَن يُرَى أَثَرُ نِعْمَتِهِ عَلَى عَبْدِهِ.

    “Allah, kulunun üzerinde nimetin görülmesinden hoşnutluk duyar.”( Tirmizî, Edeb, 54, .V, .124) İşte mümin, Allah’ın verdiği nimetlerden yararlanacak, bu nimetleri verene de şükredecektir. Yalnız bu nimetlerden yararlanırken Allah’ın sevmediği iki huydan da sakınacaktır. Bu huylar israf ve cimriliktir.



    Mal ve Servetin sahibi Allah, biz onun mülkünde emanetileriz

    Mal, kişinin malik olduğu eşyanın hepsini ifade eder. İslâm inancına göre, evrendeki her şey Allah’a aittir. İnsanların elde ettiği mal ve mülkün hepsi O’nundur.

    وَتَبَارَكَ الَّذى لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا

    “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olan Allah ne yücedir!..” (Zuhruf, 43/85) âyeti bu hususu dile getirmektedir. İnsan âdeta Allah’ın mülkünün emanetçisidir. Bu nedenle o, Allah’ın mülkünde başkalarına zarar vermeden meşrû yollardan kazanacak ve elde ettiği serveti harcarken de topluma zarar vermeyecek şekilde meşrû ölçüler içinde sarf etmeye özen gösterecektir.

    İslâm’da kişiler mülklerinde veya sahip oldukları değerlerde sınırsız tasarruf hakkına sahip değillerdir. Başka bir ifade ile kişinin, “nasıl olsa mülk bana aittir, sahip olduğum maddî ve manevî değerleri, gerek fert gerekse toplumsal bazda fayda ve zararı gözetmeden kullanma hakkına sahibim.” deme özgürlüğü yoktur.

    İslâm, kişiyi servet edinmede nasıl birtakım kurallarla bağlı kılmışsa, elde edilen servetin tüketimi ya da tasarrufunda da meşrû ölçüler doğrultusunda hareket edilmesini öngörmüştür.

    · Helalinden kazanacaksın,

    · Karaborsa, faiz, yalan, hile ve aldatmaya gitmeyeceksin,

    · Başkasının hakkını gasbetmeyeceksin,

    · Çalıp çırpmadan kazanacaksın

    İSRAFIN ANLAMI

    İsraf; herhangi bir konuda aşırı gitmek, doğru ve gerçek olandan sapma, meşrû sınırların ötesine geçme; imkanları ve sahip olunan değerleri, gerekli görülen yerler dışında veya gereğinden fazla harcama(Taberî, Câmiu’l-Beyân, Mısır 1374, VII, 272) anlamına gelmektedir.

    İsraf kelimesi iki âyette,[1] bunun fiil ve isim şeklindeki türevleri ise, 21 âyette geçmektedir. Ayrıca israf anlamına gelen “tebzîr” ve türevleri de kullanılmaktadır. Bu kelimeler, hadislerde de yer almaktadır. Kur’an-ı Kerim’de “meşrûiyet sınırını aşanlar” için sık sık “müsrif” ve “müsrifîn, müsrifûn” kelimeleri kullanılmaktadır.[2]

    Ayetlerde israf kavramı, وَكَذٰلِكَ نَجْزى مَنْ اَسْرَفَ doğru inançtan sapma(Tâhâ, 20/127), قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ tutum ve davranışlarında itidalden sapma(Zümer, 39/53), ahlakta meşrûiyetten sapma ve azgınlığa düşme(A’râf, 7/80-81) anlamlarında kullanılmıştır.

    İslâm’da İsraf Âyet Ve Hadislerle Yasaklanmıştır.

    وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

    “...Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31) âyeti israfın haram olduğunu açıkça dile getirmektedir.

    وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيراً. إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً.

    “Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”( İsra, 17/26-27)

    Hz. Peygamber (s.a.s.) de

    كُلُوا وَاشْرَبُواْ وَتَصَدَّقُوا وَالْبَسُوا في غَيْرِ إسْرَافٍ وََ مَخِيلَةٍٍ

    “Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz.”( Nesâî, Zekât, 66,.V, 79) sözü ile israfın yasaklığını ifade buyurmuştur. Dikkat çekici bulduğumuz şu olay İslâm’ın israf konusunda ne denli titiz olduğu hususunda bize yeterli fikir vermektedir:

    أنَّ رَسُولَ اللّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِسَعْدٍ، وَهُوَ يَتَوضَّأ

    Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.) Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (a.s.), (onun suyu aşırı kullandığını görünce);

    فقَالَ مَا هذَا السَّرَفُ "Bu israf nedir"? diye sordu. Sa’d de,

    فقَالَ أفِي الْوُضُوءِ إسْرَافٌ؟ "Abdestte de israf olur mu?" dediğinde Hz. Peygamber (s.a.s) de

    , قَالَ نَعَمْ وَإنْ كُنْتَ عَلى نَهَرٍ جَارٍ “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile” şeklinde cevap verdi.( İbn Mâce, Taharet, 48, I,.148)

    İslâm’da helâlinden kazanmak ve bu kazancı uygun şekilde ve gereği gibi kullanmak temel esas ve hedeftir. Dinimizde, haram kazanç yerildiği gibi, helâl kazancın da gerekli ölçüler çerçevesinde kullanılmaması kınanmış hatta yasaklanmıştır. Kazancın ya da sahip olunan değer ve nimetlerin gereği gibi kullanılmaması, israf kavramı ile ifade edilmektedir ki, İslâm’da, her çeşidiyle israf haram kılınmıştır.

    Dinimiz ibadetlerde bile itidali emrediyor, aşırılığı yasaklıyor. Kazandığımız malı ve sahip olduğumuz imkanları kullanırken de her türlü israf ve aşırılıktan uzak durmamız gerekiyor. Çünkü eriştiğimiz nimet ve imkanlar Allah’ın bizlere lütfettiği emanetlerdir. Bunları, Allah’ın rızasını kazanmaya ve topluluğun mutluluğuna vesile olacak şekilde harcamaya mecburuz.

    İçki, kumar, fuhuş gibi ferdi ve sosyal zararları olan yerlerde malı harcamak israftır, haramdır. Dinimizin yasakladığı şeylerle lüks sayılan maddelerin tüketimi israf olduğu gibi helal olan maddelerin ihtiyaçtan fazla tüketimi de israftır.

    Toplumumuzda israf hemen her türüyle yer almaktadır. Ancak biz en çok karşılaştığımız israf alanlarına kısaca işaret ederek bazı değerlendirmelerde bulunacağız.


    1. İnsan İsrafı

    2. Yeme-İçmede (gıda) İsraf

    3. Giyim-Kuşamda (moda) İsraf

    4. Törenlerde Yapılan İsraf

    5. Zamanın İsrafı

    6. Emek İsrafı

    7. Kaynakların İsrafı

    8. Enerji İsrafı



    İNSANIN İSRAFI



    Yaratılmışlar içinde en değerli yaratık insan olduğuna göre, yerde ve göktekilerin insan için yaratılıp, insana hizmet ettiğine göre, asıl israf edilmemesi gereken şey insandır. (Bakara 2/29; İbrahim 14/32)

    İsraf: “İnsanın yaptığı şeylerde haddi aşmasıdır” diye tarif edilmiş.[ El-Müfredat, Ragıb, İsraf maddesi.] Rabbine ibadet etmesi için yaratılan insanın, isyan etmesi haddi aşmaktır. Dünyadan cennete doğru uzanan sırat-ı müstakimden çıkıp, cehenneme doğru yol alması haddi aşmaktır, israftır.

    Sırat-ı müstakimde, insanlara kılavuzluk yapan peygamberlere uymaması, onların kılavuzluğunu reddetmesi kendini israftır.

    Peygamberi inkar edenlerin كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌ (Mü’min 40/34; Yasin 36/19). Kur’an’a inanmayanların müsrif olduğunu اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفٖينَ (Zuhruf 43/5) haber verir Rabbimiz. Kılavuzu takip etmeyen, cehalet ve küfür bataklığına çakılıp boğulan insan kendisini israf etmiştir.



    İnsanın da israfı; (Hani ekmeğin israfı nasıldır? Yenilmesi gerekirken çöplüğe atılması israftır) İnsanın da cennete girmesi gerekirken cehenneme gitmesi israftır. Onun için en büyük israf budur.



    YEME-İÇMEDE İSRAF



    İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için çok çeşitli ihtiyaç maddelerini temin etmek zorundadır. Yiyecekten giyeceğe, barınmaktan ısınmaya, taşıttan zorunlu kullanım eşyasına kadar nelere muhtaç değiliz ki...

    Varlığımız ve iş yapma gücümüzün devamı için gerekli gıdaları almak insanî olduğu kadar dinî bir görevdir. İnsan bu görevi yerine getirirken yeteri kadar gıdayı almak mecburiyetindedir. Yüce Dinimiz, ihtiyacımız olan gıdayı azaltıp iş gücümüzü kaybetmeyi tasvip etmediği gibi, gereğinden fazla yiyip içmeyi de yasaklamıştır (A’râf, 7/31).

    İnsan karnını tıka basa, ölçüsüzce doldurmayacak, ama güç ve takatten düşecek derecede de aç durmayacaktır. Hz. Peygamber (s.a.s.),

    مَا ﻣﻸ آدَمِىُّ وِعَاءً شَرّاً منْ بَطْنٍ، بِحَسَبِ ابنِ آدَمَ لُقَيْمَاتٌ يُقْمِنَ صَلْبَهُ، فَإنْ كَانَ َﻻ مَحَالَةَ فَاﻋﻼ، فَثُلُثٌ لِطََعَامِهِ، وَثُلُثٌ لِشَرابِهِ، وَثُلُثٌ لِنَفَسِهِ

    “ Ademoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Yemek yediği zaman, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeğe, üçte birini de nefes almaya ayırsın.”( Tirmizî, Zühd, 47. .V, .590) sözüyle haddinden fazla yemenin insanı sürükleyeceği zarara dikkat çekmektedir.

    Günümüz toplumlarına şöyle bir göz attığımızda, yapılan yiyecek ve içecek israflarının haddi hesabının olmadığını görmek hiç de zor olmasa gerektir.

    Çöplere atılan ekmeklerin, dökülen yemeklerin, boşa akan suların, milyonları bulan şehirlere yetecek miktara ulaştığından bahsedilmektedir. Oysa gerek ülkemizde gerekse dünyada, hoyratça atılan bir parça ekmeğe, dökülen bir tabak çorbaya hatta umursamadığımız miktarda musluklardan sızan bir damla suya muhtaç ne kadar da insan vardır. Bilerek veya bilmeyerek çöpe attığımız ekmeklerde bütün bir millet hakkının bulunduğunu hiç düşündük mü? İşte bütün bunları, ruh terbiyesinden, maneviyattan dahası Allah’a gerçek manada kul olmaktan uzak olmanın sonucu olduğunu görmekteyiz. Halbuki, müminin, yemek yerken sofrasına düşen kırıntıları bile toplayarak yemesi onun terbiyesinin sadece bir parçasıdır.

    “Ekmeğe hürmet ediniz zira ekmek göğün ve yerin bereketidir. Sofradan düşen kırıntıları alıp yiyen kişiyi Allah mağfiret eder”

    GİYİM-KUŞAMDA İSRAF (MODA)

    insanlık âlemine şöyle bir göz atıldığında kaynağı her ne olursa olsun bütün toplumlarda giyinmenin bir zorunluluk olduğu görülür. Bazen dinden bazen örften kaynaklanabilir. Öyle ki, giyim-kuşamın tarihsel kökeni, ilk insana kadar dayanmaktadır.

    Hz. Peygamber varlıklı kimsenin, gurur ve gösterişten uzak kalmak koşuluyla kendisine verilen nimetlerin belirtisini üzerinde hissettirmesinin Allah’ın hoşuna gideceğine işaret etmiştir.( Tirmizî, Edeb, 54, V, 124.)

    Ayrıca huzuruna pejmürde kıyafetle gelen varlıklı birini,

    إِنَّ اللَّهَ يُحِبَّ أَن يُرَى أَثَرُ نِعْمَتِهِ عَلَى عَبْدِهِ.

    “Allah, kulunun üzerinde nimetin görülmesinden hoşnutluk duyar.”( Tirmizî, Edeb, 54, .V, .124) buyurmak suretiyle uyarmıştır.

    Varlığı yerinde olan kişinin temiz ve güzel giyinmesi, sahip olduğu nimetin kadrini yerine getirmesidir. Fakat güzel giyineceğim derken lüks ve gösteriş yönünden israfa kaçmamalı, henüz giyilebilecek elbiseleri, modası geçti düşüncesiyle zayi etmemelidir.

    Üzülerek ifade edelim ki, suni bir olgu olan moda anlayışı, günümüzde insanların israfa yönelmesinde baş etkenlerden birisini teşkil etmektedir. Henüz rengi dahi solmamış, bir iki defa giyilen elbiselerin düşüncesizce zayi edilmesi, israf dışında hangi kavram ile açıklanabilir? Bu tür davranışların İslâm’da bir vebali olduğunu belirtmemizde fayda vardır. İslâm’a göre, ثُمَّ لَتُسْپَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعيمِ insan kendisine verilen her türlü nimetten sorguya çekilecektir.( Tekâsür, 102/8)

    TÖRENLERDE YAPILAN İSRAF

    Evlilik, sünnet ve cenaze törenleri gibi Her milletin kendine özgü belirli törenleri vardır. Bir milletin elbette eğlenebileceği, bazı dinî ve millî duygularını canlı tutacağı, toplumsal birlikteliği perçinleyici törenleri olacaktır. Ancak niteliği ve dayanağı ne olursa olsun, yapılan merasimlerde milli ve manevî değerlerin zedelenmemesi temel amaç olmalıdır. Nasıl olsa yılda veya ömürde bir gün veya bir gece anlayışı ile başta israf olmak üzere her şey mubah görülmemelidir.

    Nitekim günümüzde servetlerin düğün törenleri ve benzeri törenlerde ölçüsüzce israf edildiğini, yapılan davranışların meşrûluk kapsamında olup olmadığının hiç dikkate alınmadığını görmekteyiz. Anlamsızca kırılan tabaklar, yakılan masalar, tüketilen alkollü içkiler ve dahası...

    Ülkemiz gibi dar gelirlilerin çoğunlukta olduğu bir ülkede harcanan bu paralarla kaç öğrenciye burs verilir, kaç fakirin karnı doyurulur...



    ZAMANIN İSRAFI

    Her şey zaman içinde varolmakta, gelişmekte ve yine zaman içinde yok olmaktadır. İnsan hayatında önemli bir yere sahip olan ilim, servet ve diğer bir çok değer, zaman içinde elde edilebilmektedir. Zamanı, gerektiği şekilde değerlendirebilenler hem dünyada hem de âhirette huzuru yakalayacaklardır.

    Kur’an-ı Kerim’de إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ وَالْعَصْر ِ “ Asra yemin ederim ki insan ziyan içindedir...” (Asr, 103/1-2) buyurularak zamanın öneminin bir sûre ile vurgulanması gerçekten anlamlıdır. Ve Allah değerli olan şeylere kuranda yemin etmektedir. Zaman da bu önemli şeylerden biridir. Sevgili Peygamberimiz de;

    نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَةُ وَالْفَرَاغُ

    “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdirler. Bunlar sağlık ve boş zamandır”( Buhâri, Rikâk, 1, .VII, 170) buyurmak suretiyle zamanın ve sağlığın önemine dikkat çekmiştir.

    Hayatımız, saniyelere, dakikalara bağlı değil midir? Bütün servetler feda edilse, Rabbimizin takdir ettiği ömrümüz bittiğinde bir saniyemizi geri getirme gücümüz ve imkanımızın olmadığı düşünülürse, zamanın bizler için ne derece önemli olduğu daha iyi anlaşılır.

    İnsan hayatında her şeyin zamanla bir bağlantısı var. İbadetlerimiz zamana bağlı, uykumuz, dahası insan olarak her şeyimiz zaman mefhumu içinde dönüp dolaşmaktadır. Üzülerek belirtelim ki, israf ettiğimiz değerlerin başında zaman israfı gelmektedir. Hiçbir gayeye, amaca matuf olmayan ömür ve ideal sahipleri, zaman bittiğinde hüsranın en büyüğünü yaşayacaklardır.

    Bir insanın Allah’ın verdiği ömür nimetini pervasız ve sorumsuzca tüketmesinden daha üzücü ne olabilir? Hz. Peygamber (s.a.s);

    لاَ تَزُولُ قَدَمَا ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَا أَبْلاَهُ وَمَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ

    “Hiçbir kul, kıyamet gününde,

    1. Ömrünü Nerede Tükettiğinden,

    2. İlmiyle Ne Gibi İşler Yaptığından,

    3. Malını Nereden Kazanıp Nerede Harcadığından,

    4. Vücudunu Nerede Yıprattığından Ve

    5. Bildiklerini Yaşayıp Yaşamadığından sorguya çekilmedikçe bulunduğu yerden kıpırdayamaz. ”( Tirmizî, Kıyâmet, 1, .IV, .612) sözüyle insanın sorguya çekileceği değerlerin başlıcalarına işaret etmiştir.

    İnsanın kendisine biçilen ömrü, en güzel şekilde değerlendirmesi, yaşadığı zamanı iyi değerlendirilmesi ile mümkündür. Zamanını iyi değerlendirmeyen kimsenin ömrünü iyi değerlendirdiği iddia edilemez. İşlerini, güçlerini bir tarafa bırakıp, lüzumsuz mekanlarda hoyratça zaman harcayan insanların, ömürlerini iyi değerlendirdikleri söylenebilir mi?

    Bazıları diyorlar ya; “Vakit geçiremiyorum, vakit geçmiyor, vakit geçirmek için yaptım” Genelde haram ve malayani işlerler meşgul olan kimselerin kabahatlerine mazeretleri böyledir. Vakit geçmiyor. Nedir vakit? Müslümanın vakti nasıl geçmelidir? Boş zamanlar kimler için vardır?

    Saatlerce tv başında o kanal benim bu dizi senin, ardı arkası kesilmeyen yayınlarla gününü gecesini heder edenler, kahve köşelerinde saatlerce köşe dönmeyeye, fayans dizmeye çalışanlar, boş boş oturanlar (ki peygamber boş duran insana bile selam vermediğni hatırlayalım)dedikodu, gıybet, iftira, yalan konuşılan, içki masalarında, rezil ortamlarda, haram işlenen yerlerde bulunanlar acaba o zamanlarının hesabını nasıl verecekler. Bunların her biri birer zaman israfı aynı zamanda günah değil midir?

    İnsanın boş zamanı yoktur. Boş zaman tembellerin, ahmakların ve akılsızların uydurduğu bir kelimedir. Allah (c.c.) zamanı insanlar için, insanları da “kendisini bilmesi” için yaratmıştır. Harcanan zaman değil, insandır. Öldürülen de zaman değil, insanın kendisidir. Boş zamanlar boş kafalar için vardır.

    Dini öğrenmeye, yaşamaya sıra geldi mi “vakit bulamıyorum, vaktim yok” diyenler gaflet içindedirler. Allah cümlemizi gaflet uykusundan uyandırsın



    Yüce Allah müminlerin özelliklerinden bahsederken, وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler” (Mü’minûn, 23/3) ifadesini kullanmaktadır. Buna göre müminin huzuru yakalayabilmesi için, dünya ve âhiretine, kendisi ve topluma faydası olmayacak her şeyden uzak durması gerekli temel şarttır.

    EMEK İSRAFI



    İsrafın en kötüsü, insan ve emeğin zayi edilmesidir. İnsana, insanüstü bir değer verip onu yüceltmek israf olduğu gibi, onun kadrini ve kabiliyetini bilmemek de israftır.

    Çocuklara önem vereceğiz diye, büyükleri ihmal etmek, onları horlayıp dışlamak israftır.

    Bilgili ve becerikli insanları değerlendirmemek ve onları faydalı olamayacakları sahalarda çalıştırmak israftır.

    Bir emanet olan devlet ve millet işlerini; ehline vermeyip, korkak aciz kimselere vermek emanete ihanet ve israftır.

    İnsanların güç ve gayretlerini, haram olan işyerlerinde harcaması da günahtır. İnsanın ve emeğin israfıdır.

    Bu dünyada iken Rabbimin insana vermiş olduğu nimetleri değerlendirmemek bir israftır. Bir insanda fevkalade cevval bir zeka varsa, öbüründe fevkalede bedeni bir kabiliyet varsa. Öbüründe sanata, ticarete bir kabiliyet varsa, bunlar değerlendirilmeden gidiyorsa, keşfedilmemiş madenler gibi yok olup gidiyorlar. Cehennem çöplüğüne atılmış olduğundan dolayı israf edilmiş oluyor.

    KAYNAKLARIN İSRAFI

    Kaynaklar bir ülkenin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Denizler, akarsular, ormanlar, tarıma elverişli araziler, kara ve deniz hayvanları, madenler.

    Çağımızda gerek dünya gerekse ülkeler bazında kaynak israfının göz ardı edilemeyecek boyuta ulaştığı bir gerçektir.

    Allah, evrendeki hiçbir şeyi boşa yaratmamıştır, her şeyi insanın hizmetine sunmuştur. Yaratılan her şey, denge temeline oturtulmuştur. وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَان أَلاًّ تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ َ“Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın” (Rahmân, 55/7-8) Bu dengenin bozulması, insanlık âlemi için zor günlerin başlangıcının habercisidir.

    Gerçek şu ki, genel anlamıyla kainatta özel anlamıyla çevrede tahrip edilen her değer, aslında insanlığın hayatından, geleceğinden kaybettiği bir değerdir. Sadece bitkiler ve hayvanlar âlemi için değil, insanlık için de büyük tehlikeler arz etmektedir

    ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın;belki de, (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” (Rûm, 30/41) buyurulmaktadır.

    Bu âyet, insanların, yerüstü ve yeraltı kaynaklarını, denizleri, ormanları, madenleri ölçüsüzce ve bilinçsizce kullanmaları sonucunda kainatta dengenin bozulacağına işaret etmektedir.

    Allah’ın insanlar için verdiği nimetlerin, olumsuz kullanımı, israftır. Yapılan her israf da, ister fert ister toplumsal bazda olsun, o nimetin elden çıkmasına neden olacaktır.

    Kaynakların israfında ülkemizde de her çeşidine rastlamak mümkündür. Oksijen kaynağımız olan ormanlarımız yakılmakta veya bilinçsizce kesilmekte, tarıma elverişli arazilere fabrika ve yerleşim merkezleri yapılmakta, denizlerimiz, akarsularımız kirletilmektedir. Sonra kirlenen denizlerimizin ya da akarsularımızın temizlenmesi, yanan ormanların yerine ağaç dikilmesi için yüklü paralar harcanmaktadır. Bütün bunlar israfın bir başka boyutunu teşkil etmektedir.

    ENERJİ İSRAFI

    Ülkemizde enerji israfı göz ardı edilemeyecek bir derecededir. Kamu kurum ve kuruluşlarımız da dahil olmak üzere evlerimizde, iş yerlerimizde, sokaklarımızda enerji israfı konusunda gerekli titizlik gösterilmemektedir. Halbuki israf edilen enerji, ülkenin kaynağının israfıdır.

    Bunların yanında başta da ifade ettiğimiz gibi insan israfı, bilgi israfı, maddi ve manevî değerlerin israfı önemli yer tutmaktadır.

    Belki bütün bu israfların temelinde, iyi eğitilmemiş, ahlaki değerlerden habersiz, gayesiz insanlar yatmaktadır. İnsan gereği gibi eğitilse, milli ve manevî değerler kendisine yeterli derecede aşılansaydı, bu konuma düşmeyebilirdi.

    Sonuç olarak belirtelim ki, İslâm, israfın her çeşidine karşıdır. Bu israfın kişisel boyutta olması ile kitlesel boyutta olması arasında fark yoktur. Her şeyde itidali (dengeli ve ölçülü olmayı) öneren dinimiz İslâm, yemede, içmede, giyimde kuşamda, ibadette dengeli ve ölçülü davranmamızı emretmiştir. O, dayanağı her ne olursa olsun ifrat ve tefritin karşısındadır.

    İsrafı Hazırlayan Sebepler



    İsrafı hazırlayan sebeplerin başında insanda fıtrî olan tüketim arzusu gelir. Bu arzu frenlenmeye alıştırılmadığı sürece veya o duyguyu canlı tutacak bir ortam var olduğu sürece insan kendini israf içinde bulur. İsrafı körükleyen sebeplerden biri de sosyal çevredir; insanların birbirlerinden görerek etkileşimleridir. Bugün buna bir de "reklâm" unsuru ilâve edilmiş bulunmaktadır. Özellikle göze ve kulağa, ya da hem göze hem kulağa hitab eden reklâm araçları, tüketim ve israf ekonomisinin motorları gibidir.



    SONUÇ

    İslâm’a göre, evrendeki her şey Allah’a aittir. İnsanların elde ettiği mal ve mülkün hepsi O’nundur. Yüce Allah insanla birlikte yeryüzü ve çevresinde, bütün canlılara yetebilecek ölçüde rızık ve nimet de yaratmıştır. Kâinattaki her canlının rızkı, Yaratan tarafından lutfedilmiştir.

    Meşrû yollarla elde edilen mal ve servetin harcanması veya tüketiminde de meşrû ölçüler çerçevesinde hareket etme zorunluluğu vardır.

    İsraf, sadece fertlerin değil toplumların çöküşünde de en önde gelen etkenlerden birisidir. Verilen her nimetten sorguya çekilme yaptırımı, israfın önlenmesinde önemli bir etkendir.

    Bu konuyu, en veciz bir şekilde ifade eden şu ayetle tamamlayalım:

    وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً.

    “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun” (İsra, 17/29)





    Not: Bu Vaaz İdris Yavuzyiğit (Dadaşkent Merkez Camii İmam Hatibi) Tarafından İsraf Ve Cimrilik (Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Yaşar Yiğit), İsraf Ve Cimrilik İslamın Hoş Görmediği Kötü Huylardandır(Lütfü Şentürk), İsraf Ve Tasarrufun Önemi (Vehbi Akşit) İsimli Örnek Vaazlarından; Hasenat4, Riyazüs Salihin (8 Cilt), Tüketim Ahlakı Ve İsraf (Dr. Muhlis Akar) İsimli Kitaptan, H.K.Yilmaz (Altinoluk Subat 99 S.156) istifade edilerek hazırlanmıştır.





    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Nisâ,4/6;Al-i İmran, 3/147.


    [2] Örnek olarak bk. Mümin, 40/28, 40/34;Mâide, 5/32;A’râf, 7/81.


  4. 13.Mayıs.2012, 07:40
    2
    Moderatör



    İSRAF ve CİMRİLİK

    İnsanın değeri kendisine verilen nimet ve yeteneklerle yakından ilgilidir. Düşünme, fikir üretme, bilgi sahibi olma, karar verme ve isteği doğrultusunda amel edebilme yeteneği onu diğer yaratıklardan ayıran başlıca özelliklerdir.

    Yüce Allah insanla birlikte yeryüzü ve çevresinde, canlılara yetebilecek ölçüde rızık ve nimet de yaratmıştır. Öyle ki Kur’an-ı Kerim’de,

    وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا bu nimetlerin sayısal olarak tespitine bile güç yetirilemeyeceği ifade edilmektedir.( Nahl, 16/18.) Yine وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا kâinattaki her canlının rızkının Yaratan tarafından lutfedildiği belirtilmiştir.( Hûd, 11/6.)

    Kendisine bu derece önem verilen

    اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى insan, başıboş bırakılmamış(Kıyâme, 75/36), yaratılış amacının وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ Allah’a ibadet olduğu(Zâriyât, 51/56) ifade edilmiş, bu ibadet yolu da gönderilen peygamberlerle kendisine bildirilmiştir.

    Allah, Kuran’ı mümin kullarının niteliklerini sayarken şöyle buyuruyor:

    وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً.

    “(O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.”( Furkan, 25/67)

    Ayette müminin iki özelliğinden söz ediliyor. Bunlardan birincisi, mallarını israf etmezler. İkincisi, cimrilikte bulunmazlar.

    İnsan, meşru ölçüler içerisinde kendisi için var edilmiş olan nimetlerden yararlanacak ve bu nimetleri kendisine veren Allah’a şükredecektir.

    Nitekim bu husus şöyle hatırlatılmaktadır:

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُواْ لِلّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ.

    “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.”( Bakara, 2/172.)



    Temiz ve helal olan, rızık olduğu gibi pis ve haram olan da rızıktır. Mümin bu rızıkların temiz ve helal olanlarını ve kimsenin hakkı geçmeyecek meşru şekilde kazanılanlarını seçip yiyecek, hoş ve temiz şeylerden kendisini mahrum etmeyecektir.

    قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللّهِ الَّتِيَ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِي لِلَّذِينَ آمَنُواْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ.

    “De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.”( Araf, 7/32)



    وَابْتَغِ فيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدينَ

    “Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77)

    إِنَّ اللَّهَ يُحِبَّ أَن يُرَى أَثَرُ نِعْمَتِهِ عَلَى عَبْدِهِ.

    “Allah, kulunun üzerinde nimetin görülmesinden hoşnutluk duyar.”( Tirmizî, Edeb, 54, .V, .124) İşte mümin, Allah’ın verdiği nimetlerden yararlanacak, bu nimetleri verene de şükredecektir. Yalnız bu nimetlerden yararlanırken Allah’ın sevmediği iki huydan da sakınacaktır. Bu huylar israf ve cimriliktir.



    Mal ve Servetin sahibi Allah, biz onun mülkünde emanetileriz

    Mal, kişinin malik olduğu eşyanın hepsini ifade eder. İslâm inancına göre, evrendeki her şey Allah’a aittir. İnsanların elde ettiği mal ve mülkün hepsi O’nundur.

    وَتَبَارَكَ الَّذى لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا

    “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olan Allah ne yücedir!..” (Zuhruf, 43/85) âyeti bu hususu dile getirmektedir. İnsan âdeta Allah’ın mülkünün emanetçisidir. Bu nedenle o, Allah’ın mülkünde başkalarına zarar vermeden meşrû yollardan kazanacak ve elde ettiği serveti harcarken de topluma zarar vermeyecek şekilde meşrû ölçüler içinde sarf etmeye özen gösterecektir.

    İslâm’da kişiler mülklerinde veya sahip oldukları değerlerde sınırsız tasarruf hakkına sahip değillerdir. Başka bir ifade ile kişinin, “nasıl olsa mülk bana aittir, sahip olduğum maddî ve manevî değerleri, gerek fert gerekse toplumsal bazda fayda ve zararı gözetmeden kullanma hakkına sahibim.” deme özgürlüğü yoktur.

    İslâm, kişiyi servet edinmede nasıl birtakım kurallarla bağlı kılmışsa, elde edilen servetin tüketimi ya da tasarrufunda da meşrû ölçüler doğrultusunda hareket edilmesini öngörmüştür.

    · Helalinden kazanacaksın,

    · Karaborsa, faiz, yalan, hile ve aldatmaya gitmeyeceksin,

    · Başkasının hakkını gasbetmeyeceksin,

    · Çalıp çırpmadan kazanacaksın

    İSRAFIN ANLAMI

    İsraf; herhangi bir konuda aşırı gitmek, doğru ve gerçek olandan sapma, meşrû sınırların ötesine geçme; imkanları ve sahip olunan değerleri, gerekli görülen yerler dışında veya gereğinden fazla harcama(Taberî, Câmiu’l-Beyân, Mısır 1374, VII, 272) anlamına gelmektedir.

    İsraf kelimesi iki âyette,[1] bunun fiil ve isim şeklindeki türevleri ise, 21 âyette geçmektedir. Ayrıca israf anlamına gelen “tebzîr” ve türevleri de kullanılmaktadır. Bu kelimeler, hadislerde de yer almaktadır. Kur’an-ı Kerim’de “meşrûiyet sınırını aşanlar” için sık sık “müsrif” ve “müsrifîn, müsrifûn” kelimeleri kullanılmaktadır.[2]

    Ayetlerde israf kavramı, وَكَذٰلِكَ نَجْزى مَنْ اَسْرَفَ doğru inançtan sapma(Tâhâ, 20/127), قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ tutum ve davranışlarında itidalden sapma(Zümer, 39/53), ahlakta meşrûiyetten sapma ve azgınlığa düşme(A’râf, 7/80-81) anlamlarında kullanılmıştır.

    İslâm’da İsraf Âyet Ve Hadislerle Yasaklanmıştır.

    وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

    “...Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31) âyeti israfın haram olduğunu açıkça dile getirmektedir.

    وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيراً. إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً.

    “Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”( İsra, 17/26-27)

    Hz. Peygamber (s.a.s.) de

    كُلُوا وَاشْرَبُواْ وَتَصَدَّقُوا وَالْبَسُوا في غَيْرِ إسْرَافٍ وََ مَخِيلَةٍٍ

    “Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz.”( Nesâî, Zekât, 66,.V, 79) sözü ile israfın yasaklığını ifade buyurmuştur. Dikkat çekici bulduğumuz şu olay İslâm’ın israf konusunda ne denli titiz olduğu hususunda bize yeterli fikir vermektedir:

    أنَّ رَسُولَ اللّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِسَعْدٍ، وَهُوَ يَتَوضَّأ

    Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.) Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (a.s.), (onun suyu aşırı kullandığını görünce);

    فقَالَ مَا هذَا السَّرَفُ "Bu israf nedir"? diye sordu. Sa’d de,

    فقَالَ أفِي الْوُضُوءِ إسْرَافٌ؟ "Abdestte de israf olur mu?" dediğinde Hz. Peygamber (s.a.s) de

    , قَالَ نَعَمْ وَإنْ كُنْتَ عَلى نَهَرٍ جَارٍ “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile” şeklinde cevap verdi.( İbn Mâce, Taharet, 48, I,.148)

    İslâm’da helâlinden kazanmak ve bu kazancı uygun şekilde ve gereği gibi kullanmak temel esas ve hedeftir. Dinimizde, haram kazanç yerildiği gibi, helâl kazancın da gerekli ölçüler çerçevesinde kullanılmaması kınanmış hatta yasaklanmıştır. Kazancın ya da sahip olunan değer ve nimetlerin gereği gibi kullanılmaması, israf kavramı ile ifade edilmektedir ki, İslâm’da, her çeşidiyle israf haram kılınmıştır.

    Dinimiz ibadetlerde bile itidali emrediyor, aşırılığı yasaklıyor. Kazandığımız malı ve sahip olduğumuz imkanları kullanırken de her türlü israf ve aşırılıktan uzak durmamız gerekiyor. Çünkü eriştiğimiz nimet ve imkanlar Allah’ın bizlere lütfettiği emanetlerdir. Bunları, Allah’ın rızasını kazanmaya ve topluluğun mutluluğuna vesile olacak şekilde harcamaya mecburuz.

    İçki, kumar, fuhuş gibi ferdi ve sosyal zararları olan yerlerde malı harcamak israftır, haramdır. Dinimizin yasakladığı şeylerle lüks sayılan maddelerin tüketimi israf olduğu gibi helal olan maddelerin ihtiyaçtan fazla tüketimi de israftır.

    Toplumumuzda israf hemen her türüyle yer almaktadır. Ancak biz en çok karşılaştığımız israf alanlarına kısaca işaret ederek bazı değerlendirmelerde bulunacağız.


    1. İnsan İsrafı

    2. Yeme-İçmede (gıda) İsraf

    3. Giyim-Kuşamda (moda) İsraf

    4. Törenlerde Yapılan İsraf

    5. Zamanın İsrafı

    6. Emek İsrafı

    7. Kaynakların İsrafı

    8. Enerji İsrafı



    İNSANIN İSRAFI



    Yaratılmışlar içinde en değerli yaratık insan olduğuna göre, yerde ve göktekilerin insan için yaratılıp, insana hizmet ettiğine göre, asıl israf edilmemesi gereken şey insandır. (Bakara 2/29; İbrahim 14/32)

    İsraf: “İnsanın yaptığı şeylerde haddi aşmasıdır” diye tarif edilmiş.[ El-Müfredat, Ragıb, İsraf maddesi.] Rabbine ibadet etmesi için yaratılan insanın, isyan etmesi haddi aşmaktır. Dünyadan cennete doğru uzanan sırat-ı müstakimden çıkıp, cehenneme doğru yol alması haddi aşmaktır, israftır.

    Sırat-ı müstakimde, insanlara kılavuzluk yapan peygamberlere uymaması, onların kılavuzluğunu reddetmesi kendini israftır.

    Peygamberi inkar edenlerin كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُرْتَابٌ (Mü’min 40/34; Yasin 36/19). Kur’an’a inanmayanların müsrif olduğunu اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفٖينَ (Zuhruf 43/5) haber verir Rabbimiz. Kılavuzu takip etmeyen, cehalet ve küfür bataklığına çakılıp boğulan insan kendisini israf etmiştir.



    İnsanın da israfı; (Hani ekmeğin israfı nasıldır? Yenilmesi gerekirken çöplüğe atılması israftır) İnsanın da cennete girmesi gerekirken cehenneme gitmesi israftır. Onun için en büyük israf budur.



    YEME-İÇMEDE İSRAF



    İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için çok çeşitli ihtiyaç maddelerini temin etmek zorundadır. Yiyecekten giyeceğe, barınmaktan ısınmaya, taşıttan zorunlu kullanım eşyasına kadar nelere muhtaç değiliz ki...

    Varlığımız ve iş yapma gücümüzün devamı için gerekli gıdaları almak insanî olduğu kadar dinî bir görevdir. İnsan bu görevi yerine getirirken yeteri kadar gıdayı almak mecburiyetindedir. Yüce Dinimiz, ihtiyacımız olan gıdayı azaltıp iş gücümüzü kaybetmeyi tasvip etmediği gibi, gereğinden fazla yiyip içmeyi de yasaklamıştır (A’râf, 7/31).

    İnsan karnını tıka basa, ölçüsüzce doldurmayacak, ama güç ve takatten düşecek derecede de aç durmayacaktır. Hz. Peygamber (s.a.s.),

    مَا ﻣﻸ آدَمِىُّ وِعَاءً شَرّاً منْ بَطْنٍ، بِحَسَبِ ابنِ آدَمَ لُقَيْمَاتٌ يُقْمِنَ صَلْبَهُ، فَإنْ كَانَ َﻻ مَحَالَةَ فَاﻋﻼ، فَثُلُثٌ لِطََعَامِهِ، وَثُلُثٌ لِشَرابِهِ، وَثُلُثٌ لِنَفَسِهِ

    “ Ademoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Yemek yediği zaman, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeğe, üçte birini de nefes almaya ayırsın.”( Tirmizî, Zühd, 47. .V, .590) sözüyle haddinden fazla yemenin insanı sürükleyeceği zarara dikkat çekmektedir.

    Günümüz toplumlarına şöyle bir göz attığımızda, yapılan yiyecek ve içecek israflarının haddi hesabının olmadığını görmek hiç de zor olmasa gerektir.

    Çöplere atılan ekmeklerin, dökülen yemeklerin, boşa akan suların, milyonları bulan şehirlere yetecek miktara ulaştığından bahsedilmektedir. Oysa gerek ülkemizde gerekse dünyada, hoyratça atılan bir parça ekmeğe, dökülen bir tabak çorbaya hatta umursamadığımız miktarda musluklardan sızan bir damla suya muhtaç ne kadar da insan vardır. Bilerek veya bilmeyerek çöpe attığımız ekmeklerde bütün bir millet hakkının bulunduğunu hiç düşündük mü? İşte bütün bunları, ruh terbiyesinden, maneviyattan dahası Allah’a gerçek manada kul olmaktan uzak olmanın sonucu olduğunu görmekteyiz. Halbuki, müminin, yemek yerken sofrasına düşen kırıntıları bile toplayarak yemesi onun terbiyesinin sadece bir parçasıdır.

    “Ekmeğe hürmet ediniz zira ekmek göğün ve yerin bereketidir. Sofradan düşen kırıntıları alıp yiyen kişiyi Allah mağfiret eder”

    GİYİM-KUŞAMDA İSRAF (MODA)

    insanlık âlemine şöyle bir göz atıldığında kaynağı her ne olursa olsun bütün toplumlarda giyinmenin bir zorunluluk olduğu görülür. Bazen dinden bazen örften kaynaklanabilir. Öyle ki, giyim-kuşamın tarihsel kökeni, ilk insana kadar dayanmaktadır.

    Hz. Peygamber varlıklı kimsenin, gurur ve gösterişten uzak kalmak koşuluyla kendisine verilen nimetlerin belirtisini üzerinde hissettirmesinin Allah’ın hoşuna gideceğine işaret etmiştir.( Tirmizî, Edeb, 54, V, 124.)

    Ayrıca huzuruna pejmürde kıyafetle gelen varlıklı birini,

    إِنَّ اللَّهَ يُحِبَّ أَن يُرَى أَثَرُ نِعْمَتِهِ عَلَى عَبْدِهِ.

    “Allah, kulunun üzerinde nimetin görülmesinden hoşnutluk duyar.”( Tirmizî, Edeb, 54, .V, .124) buyurmak suretiyle uyarmıştır.

    Varlığı yerinde olan kişinin temiz ve güzel giyinmesi, sahip olduğu nimetin kadrini yerine getirmesidir. Fakat güzel giyineceğim derken lüks ve gösteriş yönünden israfa kaçmamalı, henüz giyilebilecek elbiseleri, modası geçti düşüncesiyle zayi etmemelidir.

    Üzülerek ifade edelim ki, suni bir olgu olan moda anlayışı, günümüzde insanların israfa yönelmesinde baş etkenlerden birisini teşkil etmektedir. Henüz rengi dahi solmamış, bir iki defa giyilen elbiselerin düşüncesizce zayi edilmesi, israf dışında hangi kavram ile açıklanabilir? Bu tür davranışların İslâm’da bir vebali olduğunu belirtmemizde fayda vardır. İslâm’a göre, ثُمَّ لَتُسْپَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعيمِ insan kendisine verilen her türlü nimetten sorguya çekilecektir.( Tekâsür, 102/8)

    TÖRENLERDE YAPILAN İSRAF

    Evlilik, sünnet ve cenaze törenleri gibi Her milletin kendine özgü belirli törenleri vardır. Bir milletin elbette eğlenebileceği, bazı dinî ve millî duygularını canlı tutacağı, toplumsal birlikteliği perçinleyici törenleri olacaktır. Ancak niteliği ve dayanağı ne olursa olsun, yapılan merasimlerde milli ve manevî değerlerin zedelenmemesi temel amaç olmalıdır. Nasıl olsa yılda veya ömürde bir gün veya bir gece anlayışı ile başta israf olmak üzere her şey mubah görülmemelidir.

    Nitekim günümüzde servetlerin düğün törenleri ve benzeri törenlerde ölçüsüzce israf edildiğini, yapılan davranışların meşrûluk kapsamında olup olmadığının hiç dikkate alınmadığını görmekteyiz. Anlamsızca kırılan tabaklar, yakılan masalar, tüketilen alkollü içkiler ve dahası...

    Ülkemiz gibi dar gelirlilerin çoğunlukta olduğu bir ülkede harcanan bu paralarla kaç öğrenciye burs verilir, kaç fakirin karnı doyurulur...



    ZAMANIN İSRAFI

    Her şey zaman içinde varolmakta, gelişmekte ve yine zaman içinde yok olmaktadır. İnsan hayatında önemli bir yere sahip olan ilim, servet ve diğer bir çok değer, zaman içinde elde edilebilmektedir. Zamanı, gerektiği şekilde değerlendirebilenler hem dünyada hem de âhirette huzuru yakalayacaklardır.

    Kur’an-ı Kerim’de إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ وَالْعَصْر ِ “ Asra yemin ederim ki insan ziyan içindedir...” (Asr, 103/1-2) buyurularak zamanın öneminin bir sûre ile vurgulanması gerçekten anlamlıdır. Ve Allah değerli olan şeylere kuranda yemin etmektedir. Zaman da bu önemli şeylerden biridir. Sevgili Peygamberimiz de;

    نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَةُ وَالْفَرَاغُ

    “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdirler. Bunlar sağlık ve boş zamandır”( Buhâri, Rikâk, 1, .VII, 170) buyurmak suretiyle zamanın ve sağlığın önemine dikkat çekmiştir.

    Hayatımız, saniyelere, dakikalara bağlı değil midir? Bütün servetler feda edilse, Rabbimizin takdir ettiği ömrümüz bittiğinde bir saniyemizi geri getirme gücümüz ve imkanımızın olmadığı düşünülürse, zamanın bizler için ne derece önemli olduğu daha iyi anlaşılır.

    İnsan hayatında her şeyin zamanla bir bağlantısı var. İbadetlerimiz zamana bağlı, uykumuz, dahası insan olarak her şeyimiz zaman mefhumu içinde dönüp dolaşmaktadır. Üzülerek belirtelim ki, israf ettiğimiz değerlerin başında zaman israfı gelmektedir. Hiçbir gayeye, amaca matuf olmayan ömür ve ideal sahipleri, zaman bittiğinde hüsranın en büyüğünü yaşayacaklardır.

    Bir insanın Allah’ın verdiği ömür nimetini pervasız ve sorumsuzca tüketmesinden daha üzücü ne olabilir? Hz. Peygamber (s.a.s);

    لاَ تَزُولُ قَدَمَا ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَا أَبْلاَهُ وَمَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ

    “Hiçbir kul, kıyamet gününde,

    1. Ömrünü Nerede Tükettiğinden,

    2. İlmiyle Ne Gibi İşler Yaptığından,

    3. Malını Nereden Kazanıp Nerede Harcadığından,

    4. Vücudunu Nerede Yıprattığından Ve

    5. Bildiklerini Yaşayıp Yaşamadığından sorguya çekilmedikçe bulunduğu yerden kıpırdayamaz. ”( Tirmizî, Kıyâmet, 1, .IV, .612) sözüyle insanın sorguya çekileceği değerlerin başlıcalarına işaret etmiştir.

    İnsanın kendisine biçilen ömrü, en güzel şekilde değerlendirmesi, yaşadığı zamanı iyi değerlendirilmesi ile mümkündür. Zamanını iyi değerlendirmeyen kimsenin ömrünü iyi değerlendirdiği iddia edilemez. İşlerini, güçlerini bir tarafa bırakıp, lüzumsuz mekanlarda hoyratça zaman harcayan insanların, ömürlerini iyi değerlendirdikleri söylenebilir mi?

    Bazıları diyorlar ya; “Vakit geçiremiyorum, vakit geçmiyor, vakit geçirmek için yaptım” Genelde haram ve malayani işlerler meşgul olan kimselerin kabahatlerine mazeretleri böyledir. Vakit geçmiyor. Nedir vakit? Müslümanın vakti nasıl geçmelidir? Boş zamanlar kimler için vardır?

    Saatlerce tv başında o kanal benim bu dizi senin, ardı arkası kesilmeyen yayınlarla gününü gecesini heder edenler, kahve köşelerinde saatlerce köşe dönmeyeye, fayans dizmeye çalışanlar, boş boş oturanlar (ki peygamber boş duran insana bile selam vermediğni hatırlayalım)dedikodu, gıybet, iftira, yalan konuşılan, içki masalarında, rezil ortamlarda, haram işlenen yerlerde bulunanlar acaba o zamanlarının hesabını nasıl verecekler. Bunların her biri birer zaman israfı aynı zamanda günah değil midir?

    İnsanın boş zamanı yoktur. Boş zaman tembellerin, ahmakların ve akılsızların uydurduğu bir kelimedir. Allah (c.c.) zamanı insanlar için, insanları da “kendisini bilmesi” için yaratmıştır. Harcanan zaman değil, insandır. Öldürülen de zaman değil, insanın kendisidir. Boş zamanlar boş kafalar için vardır.

    Dini öğrenmeye, yaşamaya sıra geldi mi “vakit bulamıyorum, vaktim yok” diyenler gaflet içindedirler. Allah cümlemizi gaflet uykusundan uyandırsın



    Yüce Allah müminlerin özelliklerinden bahsederken, وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler” (Mü’minûn, 23/3) ifadesini kullanmaktadır. Buna göre müminin huzuru yakalayabilmesi için, dünya ve âhiretine, kendisi ve topluma faydası olmayacak her şeyden uzak durması gerekli temel şarttır.

    EMEK İSRAFI



    İsrafın en kötüsü, insan ve emeğin zayi edilmesidir. İnsana, insanüstü bir değer verip onu yüceltmek israf olduğu gibi, onun kadrini ve kabiliyetini bilmemek de israftır.

    Çocuklara önem vereceğiz diye, büyükleri ihmal etmek, onları horlayıp dışlamak israftır.

    Bilgili ve becerikli insanları değerlendirmemek ve onları faydalı olamayacakları sahalarda çalıştırmak israftır.

    Bir emanet olan devlet ve millet işlerini; ehline vermeyip, korkak aciz kimselere vermek emanete ihanet ve israftır.

    İnsanların güç ve gayretlerini, haram olan işyerlerinde harcaması da günahtır. İnsanın ve emeğin israfıdır.

    Bu dünyada iken Rabbimin insana vermiş olduğu nimetleri değerlendirmemek bir israftır. Bir insanda fevkalade cevval bir zeka varsa, öbüründe fevkalede bedeni bir kabiliyet varsa. Öbüründe sanata, ticarete bir kabiliyet varsa, bunlar değerlendirilmeden gidiyorsa, keşfedilmemiş madenler gibi yok olup gidiyorlar. Cehennem çöplüğüne atılmış olduğundan dolayı israf edilmiş oluyor.

    KAYNAKLARIN İSRAFI

    Kaynaklar bir ülkenin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Denizler, akarsular, ormanlar, tarıma elverişli araziler, kara ve deniz hayvanları, madenler.

    Çağımızda gerek dünya gerekse ülkeler bazında kaynak israfının göz ardı edilemeyecek boyuta ulaştığı bir gerçektir.

    Allah, evrendeki hiçbir şeyi boşa yaratmamıştır, her şeyi insanın hizmetine sunmuştur. Yaratılan her şey, denge temeline oturtulmuştur. وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَان أَلاًّ تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ َ“Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın” (Rahmân, 55/7-8) Bu dengenin bozulması, insanlık âlemi için zor günlerin başlangıcının habercisidir.

    Gerçek şu ki, genel anlamıyla kainatta özel anlamıyla çevrede tahrip edilen her değer, aslında insanlığın hayatından, geleceğinden kaybettiği bir değerdir. Sadece bitkiler ve hayvanlar âlemi için değil, insanlık için de büyük tehlikeler arz etmektedir

    ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın;belki de, (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” (Rûm, 30/41) buyurulmaktadır.

    Bu âyet, insanların, yerüstü ve yeraltı kaynaklarını, denizleri, ormanları, madenleri ölçüsüzce ve bilinçsizce kullanmaları sonucunda kainatta dengenin bozulacağına işaret etmektedir.

    Allah’ın insanlar için verdiği nimetlerin, olumsuz kullanımı, israftır. Yapılan her israf da, ister fert ister toplumsal bazda olsun, o nimetin elden çıkmasına neden olacaktır.

    Kaynakların israfında ülkemizde de her çeşidine rastlamak mümkündür. Oksijen kaynağımız olan ormanlarımız yakılmakta veya bilinçsizce kesilmekte, tarıma elverişli arazilere fabrika ve yerleşim merkezleri yapılmakta, denizlerimiz, akarsularımız kirletilmektedir. Sonra kirlenen denizlerimizin ya da akarsularımızın temizlenmesi, yanan ormanların yerine ağaç dikilmesi için yüklü paralar harcanmaktadır. Bütün bunlar israfın bir başka boyutunu teşkil etmektedir.

    ENERJİ İSRAFI

    Ülkemizde enerji israfı göz ardı edilemeyecek bir derecededir. Kamu kurum ve kuruluşlarımız da dahil olmak üzere evlerimizde, iş yerlerimizde, sokaklarımızda enerji israfı konusunda gerekli titizlik gösterilmemektedir. Halbuki israf edilen enerji, ülkenin kaynağının israfıdır.

    Bunların yanında başta da ifade ettiğimiz gibi insan israfı, bilgi israfı, maddi ve manevî değerlerin israfı önemli yer tutmaktadır.

    Belki bütün bu israfların temelinde, iyi eğitilmemiş, ahlaki değerlerden habersiz, gayesiz insanlar yatmaktadır. İnsan gereği gibi eğitilse, milli ve manevî değerler kendisine yeterli derecede aşılansaydı, bu konuma düşmeyebilirdi.

    Sonuç olarak belirtelim ki, İslâm, israfın her çeşidine karşıdır. Bu israfın kişisel boyutta olması ile kitlesel boyutta olması arasında fark yoktur. Her şeyde itidali (dengeli ve ölçülü olmayı) öneren dinimiz İslâm, yemede, içmede, giyimde kuşamda, ibadette dengeli ve ölçülü davranmamızı emretmiştir. O, dayanağı her ne olursa olsun ifrat ve tefritin karşısındadır.

    İsrafı Hazırlayan Sebepler



    İsrafı hazırlayan sebeplerin başında insanda fıtrî olan tüketim arzusu gelir. Bu arzu frenlenmeye alıştırılmadığı sürece veya o duyguyu canlı tutacak bir ortam var olduğu sürece insan kendini israf içinde bulur. İsrafı körükleyen sebeplerden biri de sosyal çevredir; insanların birbirlerinden görerek etkileşimleridir. Bugün buna bir de "reklâm" unsuru ilâve edilmiş bulunmaktadır. Özellikle göze ve kulağa, ya da hem göze hem kulağa hitab eden reklâm araçları, tüketim ve israf ekonomisinin motorları gibidir.



    SONUÇ

    İslâm’a göre, evrendeki her şey Allah’a aittir. İnsanların elde ettiği mal ve mülkün hepsi O’nundur. Yüce Allah insanla birlikte yeryüzü ve çevresinde, bütün canlılara yetebilecek ölçüde rızık ve nimet de yaratmıştır. Kâinattaki her canlının rızkı, Yaratan tarafından lutfedilmiştir.

    Meşrû yollarla elde edilen mal ve servetin harcanması veya tüketiminde de meşrû ölçüler çerçevesinde hareket etme zorunluluğu vardır.

    İsraf, sadece fertlerin değil toplumların çöküşünde de en önde gelen etkenlerden birisidir. Verilen her nimetten sorguya çekilme yaptırımı, israfın önlenmesinde önemli bir etkendir.

    Bu konuyu, en veciz bir şekilde ifade eden şu ayetle tamamlayalım:

    وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً.

    “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun” (İsra, 17/29)





    Not: Bu Vaaz İdris Yavuzyiğit (Dadaşkent Merkez Camii İmam Hatibi) Tarafından İsraf Ve Cimrilik (Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Yaşar Yiğit), İsraf Ve Cimrilik İslamın Hoş Görmediği Kötü Huylardandır(Lütfü Şentürk), İsraf Ve Tasarrufun Önemi (Vehbi Akşit) İsimli Örnek Vaazlarından; Hasenat4, Riyazüs Salihin (8 Cilt), Tüketim Ahlakı Ve İsraf (Dr. Muhlis Akar) İsimli Kitaptan, H.K.Yilmaz (Altinoluk Subat 99 S.156) istifade edilerek hazırlanmıştır.





    --------------------------------------------------------------------------------


    [1] Nisâ,4/6;Al-i İmran, 3/147.


    [2] Örnek olarak bk. Mümin, 40/28, 40/34;Mâide, 5/32;A’râf, 7/81.





+ Yorum Gönder