Konusunu Oylayın.: Mekke Dönemi Yaşantısı Nasıldı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Mekke Dönemi Yaşantısı Nasıldı?
  1. 07.Mayıs.2012, 14:25
    1
    Misafir

    Mekke Dönemi Yaşantısı Nasıldı?






    Mekke Dönemi Yaşantısı Nasıldı? Mumsema Mekke Dönemi Yaşantısı Nasıldı?


  2. 07.Mayıs.2012, 14:25
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 29.Mayıs.2012, 15:05
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Mekke Dönemi Yaşantısı Nasıldı?




    ÖNCELİKLE KATKILARINDAN DOLAYI

    Prof.Dr.İhsan Süreyya Sırma TEŞEKKÜR EDERİZ..


    AÇIKLAMA VE GİRİŞ
    islâm, tarihleri genellikle îslâm Öncesi Mekke dönemine ca-hiliye dönemi demektedirler.

    Onun için biz de, o dönemi daha iyi anlayabilmek gayesiyle, araştırmamıza cahiliyye'rnn ne olduğu konusu üzerinde durarak başlamak istiyoruz.

    Arapça cehile kelimesinden türeyen ve anlamı 'bilmeme' olan cahiliyye'nin ıstılah mânâsı genellikle îslâm öncesi dönemde Mekke Şehir devletindeki dinî, içtimaî ve siyasî hareketlerden, îslâm dinine aykırı düşen fiillere denir. Tarih literatüründe, cahi-liyye kelimesi, îslâm öncesi Mekke tarihi için de kullanılmakta*dır.

    Gerek îslâm tarihinin ve gerekse diğer îsîâmî ilimlerde geçen cahiliyye tabirinin kullanım alanlarına baktığımızda, bunun din*deki sapıklıklar olduğu görülür ki, bugünkü anlamda cehaletle, yâni kültürel, ya da sosyal bilgisizlikle çok fazla ilgili değil. Nite*kim, kültürel manada, söz konusu dönemde, zirvede olan şairler, edipler vardı Mekke'de... Yedi Askı (Mu'allakatu's-Seb'a) denen ve bugüne değin edebî ve sanat değerlerinden hiçbir şey kaybet*meyen şiirler, Arap edebiyat tarihinin birer şaheserleridirler. O halde cahilliyye, bizim anlayageldiğimiz gibi, "bilgisizlik" demek değildir.

    Cahiliyye kelimesi Kur'an-ı Kerim'de de söz konusu edildiğin*den, bu kelimenin geçtiği ayetleri ele alır, incelersek, cahiliyyeden ne kastedildiği iyice anlaşılır. Nitekim Kur'an ayetlerine bakma*dan bu ıstılahı anlamak mümkün değildir. Çünkü neyin cahiliyye olduğunu ilk önce Kur'an öğretmiştir bize... Ve Kur'an da, Hz. Peygamberin (s.a.s) hadisleriyle açıklandığından, ayrıca onun sünnetine de, yani bu konudaki hadis-i şeriflere de bakmamız gerekecek.

    Önce âyetleri ele alalım:

    Cahiliyye kelimesi, Kur'an-ı Kerim'de dört yerde geçmekte*dir. Bu ayetlerde geçen cahiliyye ıstılahını açıklamadan Önce, ayetleri zikredelim:

    1- "Bir grup da (münafıklardı). Canları sevdasına düşmüş*lerdi. Allah(u Te'âlâ)ya karşı cahiliyet zannı gibi hakkın dışında bir zan besliyorlardı. (Ve "Bu) işten (galibiyet ve zafer vadinden) bize bir şey (nasib) var mı" diyorlardı."[2]

    2- "Onlar hâlâ cahiliyye (devrinin islâm dışı) hükmünü mü arıyorlar? Şüphesiz ehl-i yakın (iyi kanaat sahibi olan) bir kavim için, hükmü Allah(u Teâlâ)dan daha güzel olan kimdir?"[3]

    3- "Ey peygamber kadınları, siz (diğer) kadınlardan (herhan*gi) biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, yılışa*rak,(kırıt arak, dikkat çekerek) konuşmayın. Sonra kalplerinde bir maraz (kötülüğe meyilli) olanlar tama'a düşer(ler). Konuşun*ca, yapmacık hareketlerden uzak, ciddi ve ağır başlı konuşun. Evlerinizde oturun! Evvelki cahiliyye (devri kadınlarının kırıta kınta, süslerini göstere göstere, sallana saltana yaptıkları gibi) yürümeyin!"[4] .

    4- "O kâfirler kalplerine o taassubu, o cahiliyye taassubunu yerleştirdiği sırada idi ki hemen Allah, resulünün ve mü'minlerin üzerine kuvve-i ma'neviyyesini indirdi, onları takva sözü üzerin*de durdurdu. Onlar da buna çok lâyık ve buna ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. "[5]

    Yukarıda zikrettiğimiz âyet-i kerimelerin ışığı altında, neye cahiliyye denebileceğini şu şekilde sıralayabiliriz.

    1. Münafıkça hareketler. Bu hususu, özellikle Hz. Peygam*ber (s.a.s.)'in Mekke kâfirlerine karşı yapmış olduğu Uhud Sava*şı 'nda, Müslüman ordusu içerisinde bulunan münafıkların tav*rında müşahade ediyoruz ki, ayet-i kerime[6] de buna işaret etmek*tedir. Ayet-i Kerime'nin tefsirine bakılacak olursa, bu münafıkla*rın sırf menfaatleri için savaşa katıldıkları görülecektir. Gerçekte islâm'a inanmayan bu grup, müslüman görünerek, "ganimet alı-rını" sevdasıyla savaşa katılmıştı. Uhud Savaşı, müslumanların yenilgisiyle sonuçlanınca da içlerindekini açığa vurup, "Muham-med hak peygamber olsaydı, bu şekilde yenilmezdi, Allah ona bu Mekke ordusunu göndermezdi" deyip, Allah'ın tasarrufları hak*kında sözler sarfetmeye başladılar ki, bu bir cahili âdetti. Bunlar, kendilerini müslüman gösterip, güya Hz. Peygamber (s.a.s.)'e da*nışıyorlar ve ona, "bu işte bizim için de yapılacak bir şey var mı?" diye sorular soruyorlardı ki, bütün bu davranışları cahili davra*nışlar idi. Bu münafıklar, bir bakıma alay ediyorlardı Hz. Pey*gamberle. Nitekim onlardan bir grup da, "eğer bizi dinleyip (sava*şa gitmesey diler) ölmeyeceklerdi' [7] diyorlardı.

    işte bu azılı cahili grubun Özelliği şuydu: Allah yolunda müca*deleden alıkoymak!

    2. Allah'tan başka, birilerinin hüküm, yâni kanun koymaları; böyle bir hareketin cahiliyye hareketi olacağı esası. Ancak Allah, müslümanlara ietihad yapabilme imkanı tanımıştır ki, bu içtiha*dın da, Allah'ın kanunlarına, yâni Kur'an'a ters düşmemesi gere*kir. Ve Allah, Hz. Peygamber (s.a.s)'in şahsında, bütün müslü-manlarm Kur'an'la amel etmelerini şu ayetlerle emrediyor:

    "(Habibim) sana da hak olarak kitabı (Kuranı) kendinden evvelki kitab(lar)ı tasdik edici (ve doğrultucu) ve ona karşı bir şahid olmak üzere gönderdik. O halde aralarında Allah'ın (sana) indirdiği ile hükmet, sana gelen hakikatden (dönüp de) onların, heva (ve heves)lerine uyma. (Ey Musa'nın, isa'nın, Muhammed'in ümmetleri) sizden her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi (topunuzu bir şeriata tabi) bir tek ümmet yapardı. Fakat o, size verdiği (muhtelif şeriatlar dairesi)nde sizi imtihan etmek için (ayırdı). Öyle ise (hepiniz) hayırlı işlerde birbi-rinizle yarış edin. Zaten hepinizin en son dönüp gelişi Allah'adır. Artık O, hakkında ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri size (arada) haber verecektir. (Ve şu emri indirdik Aralarında Allah'ın indir*diği (vech) ile hükmet, onların keyiflerine uyma, Allah'ın sana indirdiği (hükümlerin) bir kısmında sana oyun yapmalarından sakın! Eğer onlar (indirilen hükümleri kabul etmeyip) yüz çevirir*lerse bilki Allah, o günahları sebebiyle kendilerini mutlaka musibete uğratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki Allah'ın emrinden dışarı çıkanlar (güruhu)dur".[8]

    Allah, gerek müslümanlarm ve gerekse onların idaresi altın*da bulunan gayr-ı müslimlerin mutlaka Allah'ın koymuş olduğu hükümlerle idare olunmalarını emrettikten sonra, bunu böyle ka*bul etmeyenlerin, cahiliyye dönemindeki şirk kanunlarını iste*diklerini söylüyor ve Hz. Peygamber (s.a.s)'i böylece uyarıyor.

    3. Kadınların süslenerek, kırıta kırıta, sallana sallana sokak*larda dolaşmasını da Allah Kur'an'mda[9] cahiliyye âdeti olarak tavsif ediyor ve müslüman kadınlarının böyle yapmamalarım em*rediyor.

    4. Kabe'yi ziyareti, Müslümanlara yasaklamak.

    Hicretin 6. yılı dolarken, Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke devleti ile savaş halinde olmasına rağmen, aniden Kabe'yi ziyaret etme*ye, yani umre yapmaya karar verdi; yanma aldığı sahabesiyle Mekke'ye hareket etti. Ne var ki Mekke Devleti, Hz. Peygamber (s.a.s.) ve yanında bulunan müslümanlarm Mekke'ye girerek Kabe'yi ziyaret etmelerine müsaade etmedi. Halbuki, Hz. Pey*gamber (s.a.s.) savaş için değil, Umre için gitmişti Mekke'ye. Yapı*lan bütün görüşmelerden bir sonuç alınamadı ve müslümanlar Mekke'ye sokulmadılar ki Kur'an, Mekke müşriklerinin bu hare*ketini "cahiliyye taassubu" olarak tanımlıyor. Çünkü Mekkeliler, sadece gururlarının manasız inadıyla, Allah evini yasaklamışlar*dı Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ve onun sahabesine. Rahmetli Seyyit Kutub[10] konuyla ilgili ayet-i kerimeyi tefsir ederken, haklı olarak şunları yazıyor:

    "Mekkeli kâfirler, bir inanç ve sistemi değil, kibri, gururu, övünmeyi ve inadı kalplerine yerleştirerek Resûlullah'a ve bera*berinde bulunanlara karşı dikilip onları Mescid-i Haram'dan alı*koyup gönderdikleri kurbanların yerine ulaşmasına engel olan o cahiliyyet taassubunu kalplerine yerleştirmişlerdir. Bu yaptıkla*rının hiç bir örf ve inançta yeri yoktur. Sırf Araplar kendilerine 'müslümanları zorla Kabe'ye sokmuşlar' demesinler diye yap*maktadırlar. Ve her dinde, örfte menfur kabul edilen günahı sırf bu cahiliyyet taassubu yüzünden irtikab etmişler ve kudsiyetini kabul ettikleri Beytu'l Haramın hürmetini çiğneyerek ne cahiliy*yet döneminde, ne de müslümanlık devrinde çiğnenmeyen haramaylan çiğnemişlerdir. Nitekim başlangıçta barışçı bir metod takip etmek hususunda kendilerine yol gösteren herkese karşı cahiliy*yet taassubuna kapılmışlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i ve berabe*rindekileri Beytu'l Haram'ı (Kabe'yi) ziyaretten alıkoymalarını ayıplayanları aynı cahiliyet taassubu ile karşılamışlardı... Bütün bu hareketler aslında inatçı ve sapık cahiliyet taassubunun ve ku*runtusunun eseridir."

    Nasıl olur da, Allah'ın evi, onu ziyaret etmek için gidenlere ya*saklanır? Allah'ın evini kim yasaklayabilir ki?

    Hacc ve Umre için böyle bir yasak koyanlar hakkında Allah şöyle buyuruyor:

    "Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasını men eden*lerden, onların harab olmasına sebep olanlardan daha zalim kimdir? Onların (hakkı) oralara korkak korkak girmekten başka*sı değildir. Dünyada utanç onların, Ahiret'de en büyük azab da yi*ne onlarındır"[11]

    işte bu hareketler, cahiliyye insanlarının hareketleridir.

    Cahiliyye'nin ne olduğu, ayet-i kerimelerde bu şekilde anlatı*lırken, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in hadislerinde de, cahiliyye dediğimiz bu "îslâm zıddı" hareketin ne olduğu biraz daha da açık*lık ve boyutlar kazanmaktadır.

    Bir hadis-i şerifte, şöyle buyuruyor Resûlullah (s.a.s.):

    "îz ve yara bırakacak şekilde dayak atıp, cahiliyye davası gü*denler, bizden değildir. "[12]

    Böylece, birilerine ağır dayak çekip işkence yapmak cahiliyye davası gütmek oluyor. İslâm'ın işkence karşısındaki tavrını bir başka hadis-i şeriftede, şöyle okuyoruz:

    "Öldürmek istediğiniz, kuduz bir köpek dahi olsa, ona işkence yapmayınız."

    El parmaklarına büyük büyük yüzükler takmayı da cahiliyye sayan Resûlullah (s.a.s.),[13] sövmeyi, hakaret edip, rencide etmeyi de cahiliyye hareketi sayıyor. Nitekim o, Hz. Bilâl-ı Habeşi'nin annesine sövenEbû Zerre şöyle diyor: "Ya Eba Zerr, sen adamın annesine mi sövdün; sen hâlâ kendisinde cahiliyye olan birisin![14]

    Tabiî cahiliyye'nin en belirgin özelliği şirk'ti; yâni Allah'ın ya*nında başka güçler tanımaktı..

    Kısaca toparlarsak diyebiliriz ki; cahiliyye İslâm zıddı olan bütün hareketlere denir. Kur1 an1 a ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "İslâm'ın pratiği" olan Sünnetine ters düşen her şey, cahiliyyedir, İslâm dışıdır.

    Genel olarak cahiliyye'den ne anladığımızı bu şekilde belirt*tikten sonra, bu cahiliyye hükümlerinin sürdüğü Mekke Şehir devletinin yapısını ele alalım. [15]


  4. 29.Mayıs.2012, 15:05
    2
    Moderatör



    ÖNCELİKLE KATKILARINDAN DOLAYI

    Prof.Dr.İhsan Süreyya Sırma TEŞEKKÜR EDERİZ..


    AÇIKLAMA VE GİRİŞ
    islâm, tarihleri genellikle îslâm Öncesi Mekke dönemine ca-hiliye dönemi demektedirler.

    Onun için biz de, o dönemi daha iyi anlayabilmek gayesiyle, araştırmamıza cahiliyye'rnn ne olduğu konusu üzerinde durarak başlamak istiyoruz.

    Arapça cehile kelimesinden türeyen ve anlamı 'bilmeme' olan cahiliyye'nin ıstılah mânâsı genellikle îslâm öncesi dönemde Mekke Şehir devletindeki dinî, içtimaî ve siyasî hareketlerden, îslâm dinine aykırı düşen fiillere denir. Tarih literatüründe, cahi-liyye kelimesi, îslâm öncesi Mekke tarihi için de kullanılmakta*dır.

    Gerek îslâm tarihinin ve gerekse diğer îsîâmî ilimlerde geçen cahiliyye tabirinin kullanım alanlarına baktığımızda, bunun din*deki sapıklıklar olduğu görülür ki, bugünkü anlamda cehaletle, yâni kültürel, ya da sosyal bilgisizlikle çok fazla ilgili değil. Nite*kim, kültürel manada, söz konusu dönemde, zirvede olan şairler, edipler vardı Mekke'de... Yedi Askı (Mu'allakatu's-Seb'a) denen ve bugüne değin edebî ve sanat değerlerinden hiçbir şey kaybet*meyen şiirler, Arap edebiyat tarihinin birer şaheserleridirler. O halde cahilliyye, bizim anlayageldiğimiz gibi, "bilgisizlik" demek değildir.

    Cahiliyye kelimesi Kur'an-ı Kerim'de de söz konusu edildiğin*den, bu kelimenin geçtiği ayetleri ele alır, incelersek, cahiliyyeden ne kastedildiği iyice anlaşılır. Nitekim Kur'an ayetlerine bakma*dan bu ıstılahı anlamak mümkün değildir. Çünkü neyin cahiliyye olduğunu ilk önce Kur'an öğretmiştir bize... Ve Kur'an da, Hz. Peygamberin (s.a.s) hadisleriyle açıklandığından, ayrıca onun sünnetine de, yani bu konudaki hadis-i şeriflere de bakmamız gerekecek.

    Önce âyetleri ele alalım:

    Cahiliyye kelimesi, Kur'an-ı Kerim'de dört yerde geçmekte*dir. Bu ayetlerde geçen cahiliyye ıstılahını açıklamadan Önce, ayetleri zikredelim:

    1- "Bir grup da (münafıklardı). Canları sevdasına düşmüş*lerdi. Allah(u Te'âlâ)ya karşı cahiliyet zannı gibi hakkın dışında bir zan besliyorlardı. (Ve "Bu) işten (galibiyet ve zafer vadinden) bize bir şey (nasib) var mı" diyorlardı."[2]

    2- "Onlar hâlâ cahiliyye (devrinin islâm dışı) hükmünü mü arıyorlar? Şüphesiz ehl-i yakın (iyi kanaat sahibi olan) bir kavim için, hükmü Allah(u Teâlâ)dan daha güzel olan kimdir?"[3]

    3- "Ey peygamber kadınları, siz (diğer) kadınlardan (herhan*gi) biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, yılışa*rak,(kırıt arak, dikkat çekerek) konuşmayın. Sonra kalplerinde bir maraz (kötülüğe meyilli) olanlar tama'a düşer(ler). Konuşun*ca, yapmacık hareketlerden uzak, ciddi ve ağır başlı konuşun. Evlerinizde oturun! Evvelki cahiliyye (devri kadınlarının kırıta kınta, süslerini göstere göstere, sallana saltana yaptıkları gibi) yürümeyin!"[4] .

    4- "O kâfirler kalplerine o taassubu, o cahiliyye taassubunu yerleştirdiği sırada idi ki hemen Allah, resulünün ve mü'minlerin üzerine kuvve-i ma'neviyyesini indirdi, onları takva sözü üzerin*de durdurdu. Onlar da buna çok lâyık ve buna ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. "[5]

    Yukarıda zikrettiğimiz âyet-i kerimelerin ışığı altında, neye cahiliyye denebileceğini şu şekilde sıralayabiliriz.

    1. Münafıkça hareketler. Bu hususu, özellikle Hz. Peygam*ber (s.a.s.)'in Mekke kâfirlerine karşı yapmış olduğu Uhud Sava*şı 'nda, Müslüman ordusu içerisinde bulunan münafıkların tav*rında müşahade ediyoruz ki, ayet-i kerime[6] de buna işaret etmek*tedir. Ayet-i Kerime'nin tefsirine bakılacak olursa, bu münafıkla*rın sırf menfaatleri için savaşa katıldıkları görülecektir. Gerçekte islâm'a inanmayan bu grup, müslüman görünerek, "ganimet alı-rını" sevdasıyla savaşa katılmıştı. Uhud Savaşı, müslumanların yenilgisiyle sonuçlanınca da içlerindekini açığa vurup, "Muham-med hak peygamber olsaydı, bu şekilde yenilmezdi, Allah ona bu Mekke ordusunu göndermezdi" deyip, Allah'ın tasarrufları hak*kında sözler sarfetmeye başladılar ki, bu bir cahili âdetti. Bunlar, kendilerini müslüman gösterip, güya Hz. Peygamber (s.a.s.)'e da*nışıyorlar ve ona, "bu işte bizim için de yapılacak bir şey var mı?" diye sorular soruyorlardı ki, bütün bu davranışları cahili davra*nışlar idi. Bu münafıklar, bir bakıma alay ediyorlardı Hz. Pey*gamberle. Nitekim onlardan bir grup da, "eğer bizi dinleyip (sava*şa gitmesey diler) ölmeyeceklerdi' [7] diyorlardı.

    işte bu azılı cahili grubun Özelliği şuydu: Allah yolunda müca*deleden alıkoymak!

    2. Allah'tan başka, birilerinin hüküm, yâni kanun koymaları; böyle bir hareketin cahiliyye hareketi olacağı esası. Ancak Allah, müslümanlara ietihad yapabilme imkanı tanımıştır ki, bu içtiha*dın da, Allah'ın kanunlarına, yâni Kur'an'a ters düşmemesi gere*kir. Ve Allah, Hz. Peygamber (s.a.s)'in şahsında, bütün müslü-manlarm Kur'an'la amel etmelerini şu ayetlerle emrediyor:

    "(Habibim) sana da hak olarak kitabı (Kuranı) kendinden evvelki kitab(lar)ı tasdik edici (ve doğrultucu) ve ona karşı bir şahid olmak üzere gönderdik. O halde aralarında Allah'ın (sana) indirdiği ile hükmet, sana gelen hakikatden (dönüp de) onların, heva (ve heves)lerine uyma. (Ey Musa'nın, isa'nın, Muhammed'in ümmetleri) sizden her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi (topunuzu bir şeriata tabi) bir tek ümmet yapardı. Fakat o, size verdiği (muhtelif şeriatlar dairesi)nde sizi imtihan etmek için (ayırdı). Öyle ise (hepiniz) hayırlı işlerde birbi-rinizle yarış edin. Zaten hepinizin en son dönüp gelişi Allah'adır. Artık O, hakkında ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri size (arada) haber verecektir. (Ve şu emri indirdik Aralarında Allah'ın indir*diği (vech) ile hükmet, onların keyiflerine uyma, Allah'ın sana indirdiği (hükümlerin) bir kısmında sana oyun yapmalarından sakın! Eğer onlar (indirilen hükümleri kabul etmeyip) yüz çevirir*lerse bilki Allah, o günahları sebebiyle kendilerini mutlaka musibete uğratmak istiyordur. İnsanlardan bir çoğu muhakkak ki Allah'ın emrinden dışarı çıkanlar (güruhu)dur".[8]

    Allah, gerek müslümanlarm ve gerekse onların idaresi altın*da bulunan gayr-ı müslimlerin mutlaka Allah'ın koymuş olduğu hükümlerle idare olunmalarını emrettikten sonra, bunu böyle ka*bul etmeyenlerin, cahiliyye dönemindeki şirk kanunlarını iste*diklerini söylüyor ve Hz. Peygamber (s.a.s)'i böylece uyarıyor.

    3. Kadınların süslenerek, kırıta kırıta, sallana sallana sokak*larda dolaşmasını da Allah Kur'an'mda[9] cahiliyye âdeti olarak tavsif ediyor ve müslüman kadınlarının böyle yapmamalarım em*rediyor.

    4. Kabe'yi ziyareti, Müslümanlara yasaklamak.

    Hicretin 6. yılı dolarken, Hz. Peygamber (s.a.s.) Mekke devleti ile savaş halinde olmasına rağmen, aniden Kabe'yi ziyaret etme*ye, yani umre yapmaya karar verdi; yanma aldığı sahabesiyle Mekke'ye hareket etti. Ne var ki Mekke Devleti, Hz. Peygamber (s.a.s.) ve yanında bulunan müslümanlarm Mekke'ye girerek Kabe'yi ziyaret etmelerine müsaade etmedi. Halbuki, Hz. Pey*gamber (s.a.s.) savaş için değil, Umre için gitmişti Mekke'ye. Yapı*lan bütün görüşmelerden bir sonuç alınamadı ve müslümanlar Mekke'ye sokulmadılar ki Kur'an, Mekke müşriklerinin bu hare*ketini "cahiliyye taassubu" olarak tanımlıyor. Çünkü Mekkeliler, sadece gururlarının manasız inadıyla, Allah evini yasaklamışlar*dı Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ve onun sahabesine. Rahmetli Seyyit Kutub[10] konuyla ilgili ayet-i kerimeyi tefsir ederken, haklı olarak şunları yazıyor:

    "Mekkeli kâfirler, bir inanç ve sistemi değil, kibri, gururu, övünmeyi ve inadı kalplerine yerleştirerek Resûlullah'a ve bera*berinde bulunanlara karşı dikilip onları Mescid-i Haram'dan alı*koyup gönderdikleri kurbanların yerine ulaşmasına engel olan o cahiliyyet taassubunu kalplerine yerleştirmişlerdir. Bu yaptıkla*rının hiç bir örf ve inançta yeri yoktur. Sırf Araplar kendilerine 'müslümanları zorla Kabe'ye sokmuşlar' demesinler diye yap*maktadırlar. Ve her dinde, örfte menfur kabul edilen günahı sırf bu cahiliyyet taassubu yüzünden irtikab etmişler ve kudsiyetini kabul ettikleri Beytu'l Haramın hürmetini çiğneyerek ne cahiliy*yet döneminde, ne de müslümanlık devrinde çiğnenmeyen haramaylan çiğnemişlerdir. Nitekim başlangıçta barışçı bir metod takip etmek hususunda kendilerine yol gösteren herkese karşı cahiliy*yet taassubuna kapılmışlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i ve berabe*rindekileri Beytu'l Haram'ı (Kabe'yi) ziyaretten alıkoymalarını ayıplayanları aynı cahiliyet taassubu ile karşılamışlardı... Bütün bu hareketler aslında inatçı ve sapık cahiliyet taassubunun ve ku*runtusunun eseridir."

    Nasıl olur da, Allah'ın evi, onu ziyaret etmek için gidenlere ya*saklanır? Allah'ın evini kim yasaklayabilir ki?

    Hacc ve Umre için böyle bir yasak koyanlar hakkında Allah şöyle buyuruyor:

    "Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasını men eden*lerden, onların harab olmasına sebep olanlardan daha zalim kimdir? Onların (hakkı) oralara korkak korkak girmekten başka*sı değildir. Dünyada utanç onların, Ahiret'de en büyük azab da yi*ne onlarındır"[11]

    işte bu hareketler, cahiliyye insanlarının hareketleridir.

    Cahiliyye'nin ne olduğu, ayet-i kerimelerde bu şekilde anlatı*lırken, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in hadislerinde de, cahiliyye dediğimiz bu "îslâm zıddı" hareketin ne olduğu biraz daha da açık*lık ve boyutlar kazanmaktadır.

    Bir hadis-i şerifte, şöyle buyuruyor Resûlullah (s.a.s.):

    "îz ve yara bırakacak şekilde dayak atıp, cahiliyye davası gü*denler, bizden değildir. "[12]

    Böylece, birilerine ağır dayak çekip işkence yapmak cahiliyye davası gütmek oluyor. İslâm'ın işkence karşısındaki tavrını bir başka hadis-i şeriftede, şöyle okuyoruz:

    "Öldürmek istediğiniz, kuduz bir köpek dahi olsa, ona işkence yapmayınız."

    El parmaklarına büyük büyük yüzükler takmayı da cahiliyye sayan Resûlullah (s.a.s.),[13] sövmeyi, hakaret edip, rencide etmeyi de cahiliyye hareketi sayıyor. Nitekim o, Hz. Bilâl-ı Habeşi'nin annesine sövenEbû Zerre şöyle diyor: "Ya Eba Zerr, sen adamın annesine mi sövdün; sen hâlâ kendisinde cahiliyye olan birisin![14]

    Tabiî cahiliyye'nin en belirgin özelliği şirk'ti; yâni Allah'ın ya*nında başka güçler tanımaktı..

    Kısaca toparlarsak diyebiliriz ki; cahiliyye İslâm zıddı olan bütün hareketlere denir. Kur1 an1 a ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "İslâm'ın pratiği" olan Sünnetine ters düşen her şey, cahiliyyedir, İslâm dışıdır.

    Genel olarak cahiliyye'den ne anladığımızı bu şekilde belirt*tikten sonra, bu cahiliyye hükümlerinin sürdüğü Mekke Şehir devletinin yapısını ele alalım. [15]





+ Yorum Gönder