Konusunu Oylayın.: Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ?
  1. 07.Mayıs.2012, 00:11
    1
    Misafir

    Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ?






    Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ? Mumsema Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ?


  2. 31.Mayıs.2012, 13:40
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ?




    Şia ve Ehli Sünnet’in hadislerde takribi (1)

    Ali Bulaç, 3 Mayıs’ta Zaman’daki köşesinde Şia ve Ehli Sünnet arasındaki ihtilafları değerlendiren yazı dizisine “Hadis rivayetinde adalet” başlıklı bir yazı ekledi.

    Bunun üzerine konuyla ilgili çalışmalarımı bilen dostlardan aynı konuda ne düşündüğümü soran emailler aldım. Meseleye ilmî bir katkı sağlamak amacıyla konuyu buraya taşımaya karar verdim.

    Öncelikle sayın Bulaç’ın yazısının girişinde söylemiş olduğu; “Kişisel olarak Sünni ve Şiilerin yakınlaşması konularında en ciddi mesele olarak hadis konusunu görüyorum. Söz konusu görüş ayrılığının makul bir zeminde kabul edilebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak bir yolun henüz bulunduğu söylenemez.” tesbitine tamamen katıldığımı söylemeliyim.

    Ancak yazının sonuna doğru iyi niyete mebnî olarak dile getirdiği aşağıdaki yaklaşıma ise katılmam mümkün gözükmüyor. Ne demek istediğimi vuzûhata kavuşturmak için önce biraz uzun bir alıntı yapmam gerekecek.

    Şöyle diyor sayın Bulaç: “Şöyle bir çözüm şekli makul görünüyor: Her iki taraf da “sened kritiği” yanında “metin kritiği” yapıp nihai belirleyici ve son kıstas (hakem) olarak Kur’an’ı kabul etse bu “yakınlaşma (takrib)” daha da hızlanacaktır. Bu konuda Ahmet Kurucan’ın teklifi gayet yerindedir: “Her iki tarafın da kabullendiği ravilerin rivayet ettikleri hadislerin derlendiği bir hadis mecmuası çalışması ve bunun taban kitleye yayılması gerekli olan ilk adımlardan biridir. Hakeza İmam-ı Cafer’in fıkhi görüşlerinin Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli fakihlerin görüşleri ile mukayeseli biçimde çalışılması bir başka önemli çalışma alanıdır. Bu ve benzeri çalışmalar her iki tarafın ortak paydalarını yeniden keşfini sağlayacaktır.” (Sünni-Şii ortak paydaların keşfi, Zaman, 9 Mart 2006.) Öğrendiğime göre Daru’t Takrib de, tam Kurucan’ın teklifi istikametinde ortak hadis ve fıkhi görüşleri bir araya getirecek önemli bir çalışma yapmaktadır.”

    Şiilerin (bundan maksat İsnâ Aşariyye yani Onikiciler, Oniki İmâm’a inananlar taifesidir) hadis usûlünü çalışmış birisi olarak yukarıdaki görüşlerin uygulanabilir olduğuna katılamıyorum maalesef. Böyle birşeyin mümkün olması için ya Ehli Sünnet’in ya da Şiîlerin en temel inanç esaslarından vazgeçmesi gerekir.

    Sünnet’in anlamı, kaynakları, sahabenin adâleti, bunda “oniki masum imam inancının rolü”, bize ulaşan rivâyetleri tenkit yöntemi gibi önemli konularda Şia ve Ehli Sünnet arasında çok köklü ihtilaflar vardır. Eğer bu farklar ıskalanırsa, iki ekol arasındaki ihtilafların hakiki anlamda idrak edilmesi de, sağlanmak istenen yakınlaşmanın muhtevası da sağlıklı bir mecraya oturtulamaz.

    İki ekol arasındaki Sünnet tanımını yapmak ve böylece hangi fırkanın İslâm’ın ikinci teşri’ kaynağından ne anladığını ortaya koymak bile, aradaki ihtilafların kökeninin derinliğini ortaya koymak açısından bir fikir verecektir.

    Özetle, Ehli Sünnet’e göre Sünnet’in tanımı; Hz. Peygamber (sas)’den sâdır olmuş sözler, fiiller, takrirler ile O’nun ahlâkî ve beşerî vasıflarını ihtiva eden rivâyetlerdir.

    Şia’ya göre ise Sünnet; Masumlardan sâdır olmuş sözler, fiiller, takrirler ile Onların ahlâkî ve beşerî vasıflarını ihtiva eden rivâyetlerdir.

    Masumlardan kasıt ise; “Ondört Ma’sûm-i Pâk” diye bilinen Hz. Muhammed (sas), kızı Hz. Fâtıma, onun eşi Hz. Ali ve bunların soyundan gelen 11 İmâm’ın toplamıdır. İki ekol arasında hadis olarak tek ortak merci Hz. Peygamber’dir. Şia hadis külliyatında ise Hz. Peygamber’den nakledilen rivayetlerin çok küçük bir yekûn tuttuğunu göz önüne alırsak hadislerde ortak noktayı teşkil eden kısmın çok küçük bir alan olduğu gerçeği karşımıza çıkar. Hz. Peygamber’den rivayet edilen hadislerde bile ittifak sağlamak sanıldığı gibi kolay değildir.

    Konuya devam edeceğiz.

    YENİ AKİT


    Şia ve Ehli Sünnet’in hadislerde takribi (2)


    Şia hadis külliyatının toplamında Hz. Peygamber (sas)’den nakledilen rivayetlerin çok küçük bir yekûn tuttuğunu geçen yazımızda söylemiştik.

    Şiî hadis kaynaklarını inceleyen birisi nakledilen hadislerin Oniki İmam’dan ve özellikle de İmam Câfer Sâdık ile İmam Bâkır’dan nakledilen rivâyetlerden müteşekkil olduğunu görecektir.

    Burada dikkatleri çekmemiz gereken husus, imamların ve özellikle de bu iki imamın rivâyet zinciriyle birer râvi olarak Hz. Peygamber’den naklettikleri hadislerden bahsetmiyoruz. Aksine, Hz. Peygamber’den nakledilenlerde olduğu gibi dinî bağlayıcılığı olan İmamlar’dan sâdır olmuş söz, fiil, takrirat ile onların ahlâkî ve beşerî vasıflarını ihtiva eden rivâyetlerden bahsediyoruz. Râvi zincirinin Oniki İmam’dan herhangi birisinde son bulduğu rivâyetler bunlar.

    Ehli Sünnet’in Oniki İmam’ı teşri kaynağı olarak kabul etmediğini ve tabii olarak Şia hadis külliyatının ana yapısını oluşturan bu rivâyetleri dinî metinler olarak görmesinin mümkün olmadığını bildiğimizde bu zeminde bir takribin de mümkün olmadığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

    İki ekol arasında ortak dinî merci olan Hz. Peygamber’den (sas) rivâyet edilen hadislerde bile ittifak etmek kolay değildir, çünkü Şiî hadis usûlü Ehli Sünnet râvileri mü’min görmediğinden rivâyetlerini de kabul etmemektedir. Râvinin adil olabilmesi için “mü’min” olması gerekir. Ehli Sünnet râviler Oniki İmam’ın masumiyet ve velâyetini kabul etmediklerinden en insaflı Şiâ kesimlere göre bile mü’min değil Müslüman kategorisine girerler.

    Hz. Peygamber’den onlara ulaştığını iddia ettikleri hadisler yine onlara has râvi zincirleriyle kabul edilmektedir. Bu râvilerin kahir ekseriyetinin ise Ehli Sünnet cerh ve ta’dil kurallarına göre cerh edildiğini, yani güvenilir kabul edilmediğinden reddedildiğini ortaya koyduğumuzda bu takribin nasıl mümkün olduğunu bize kim nasıl izah edecek?

    Yeni bir cerh ve ta’dil literatürü oluşturulamayacağına, iki ekolün de kendi usûlünden vazgeçmeyeceğine göre iki ekol arasında hadisde ortak dinî merciî oluşturan Hz. Peygamber’den (sas) gelen rivâyetler hangi sened ve metin kritiğine tabi tutulacak? Usûlün belirlediği tashih ve tad’if (red ve kabul) kriterlerinde bir yakınlaşma sağlanmazsa makbul ve merdud diye tasnif edilecek hadisler kimin kriterlerine göre tesbit edilecek?
    Burada başka büyük bir mesele daha karşımıza çıkıyor. Hadislerin sened ve metin kritiği konusunda Şiî ekol iki önemli fırkaya ayrılıyor; el-Ahbâriyyûn ve el-Usûliyyûn (Haberciler ve Usûlcüler) diye.

    el-Ahbâriyyûn fırkasının hadis tenkidine inanmadığını, hadis metodolojisinin Ehli Sünnet’in bir hurafesi olduğunu, amacın Oniki İmam’dan gelen rivâyetleri bu yöntemle reddetmek olduğunu iddiasını da eklersek, hadislerde takrib daveti otomatikman bu fırkayı kapsamamaktadır. El-Ahbâriyyûn, İsnâ Aşeriyye fırkası içerisinde kuşkusuz güçlü bir damarı temsil etmektedir.

    Hadis sened ve metin kritiğini geliştiren Usûlcüler ise bu yöntemi Ehli Sünnet’e nazaran çok geç geliştirmişlerdir. Bu alanda yazılan Şiî usûlü hadis kitapları Ehli Sünnet’in usûl kitaplarından 6 asır sonra telif edilmiştir. Bu da ayrıca ele alınması gereken önemli bir konudur.

    Bu gecikmeye rağmen ortaya koydukları hadis tenkid yöntemi maalesef ciddi anlamda tatbik edilmemiştir. Şia hadis literatüründe hadislerin Ehli Sünnet’de olduğu gibi; sahih, hasen, zayıf ve uydurma diye tasnif edilmemesi de kayda geçilmelidir. Bu meyanda yapılan çağdaş bir girişim ise, çok ciddi itirazlarla karşılaşmıştır.

    YENİ AKİT


  3. 31.Mayıs.2012, 13:40
    2
    Moderatör



    Şia ve Ehli Sünnet’in hadislerde takribi (1)

    Ali Bulaç, 3 Mayıs’ta Zaman’daki köşesinde Şia ve Ehli Sünnet arasındaki ihtilafları değerlendiren yazı dizisine “Hadis rivayetinde adalet” başlıklı bir yazı ekledi.

    Bunun üzerine konuyla ilgili çalışmalarımı bilen dostlardan aynı konuda ne düşündüğümü soran emailler aldım. Meseleye ilmî bir katkı sağlamak amacıyla konuyu buraya taşımaya karar verdim.

    Öncelikle sayın Bulaç’ın yazısının girişinde söylemiş olduğu; “Kişisel olarak Sünni ve Şiilerin yakınlaşması konularında en ciddi mesele olarak hadis konusunu görüyorum. Söz konusu görüş ayrılığının makul bir zeminde kabul edilebilir ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak bir yolun henüz bulunduğu söylenemez.” tesbitine tamamen katıldığımı söylemeliyim.

    Ancak yazının sonuna doğru iyi niyete mebnî olarak dile getirdiği aşağıdaki yaklaşıma ise katılmam mümkün gözükmüyor. Ne demek istediğimi vuzûhata kavuşturmak için önce biraz uzun bir alıntı yapmam gerekecek.

    Şöyle diyor sayın Bulaç: “Şöyle bir çözüm şekli makul görünüyor: Her iki taraf da “sened kritiği” yanında “metin kritiği” yapıp nihai belirleyici ve son kıstas (hakem) olarak Kur’an’ı kabul etse bu “yakınlaşma (takrib)” daha da hızlanacaktır. Bu konuda Ahmet Kurucan’ın teklifi gayet yerindedir: “Her iki tarafın da kabullendiği ravilerin rivayet ettikleri hadislerin derlendiği bir hadis mecmuası çalışması ve bunun taban kitleye yayılması gerekli olan ilk adımlardan biridir. Hakeza İmam-ı Cafer’in fıkhi görüşlerinin Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli fakihlerin görüşleri ile mukayeseli biçimde çalışılması bir başka önemli çalışma alanıdır. Bu ve benzeri çalışmalar her iki tarafın ortak paydalarını yeniden keşfini sağlayacaktır.” (Sünni-Şii ortak paydaların keşfi, Zaman, 9 Mart 2006.) Öğrendiğime göre Daru’t Takrib de, tam Kurucan’ın teklifi istikametinde ortak hadis ve fıkhi görüşleri bir araya getirecek önemli bir çalışma yapmaktadır.”

    Şiilerin (bundan maksat İsnâ Aşariyye yani Onikiciler, Oniki İmâm’a inananlar taifesidir) hadis usûlünü çalışmış birisi olarak yukarıdaki görüşlerin uygulanabilir olduğuna katılamıyorum maalesef. Böyle birşeyin mümkün olması için ya Ehli Sünnet’in ya da Şiîlerin en temel inanç esaslarından vazgeçmesi gerekir.

    Sünnet’in anlamı, kaynakları, sahabenin adâleti, bunda “oniki masum imam inancının rolü”, bize ulaşan rivâyetleri tenkit yöntemi gibi önemli konularda Şia ve Ehli Sünnet arasında çok köklü ihtilaflar vardır. Eğer bu farklar ıskalanırsa, iki ekol arasındaki ihtilafların hakiki anlamda idrak edilmesi de, sağlanmak istenen yakınlaşmanın muhtevası da sağlıklı bir mecraya oturtulamaz.

    İki ekol arasındaki Sünnet tanımını yapmak ve böylece hangi fırkanın İslâm’ın ikinci teşri’ kaynağından ne anladığını ortaya koymak bile, aradaki ihtilafların kökeninin derinliğini ortaya koymak açısından bir fikir verecektir.

    Özetle, Ehli Sünnet’e göre Sünnet’in tanımı; Hz. Peygamber (sas)’den sâdır olmuş sözler, fiiller, takrirler ile O’nun ahlâkî ve beşerî vasıflarını ihtiva eden rivâyetlerdir.

    Şia’ya göre ise Sünnet; Masumlardan sâdır olmuş sözler, fiiller, takrirler ile Onların ahlâkî ve beşerî vasıflarını ihtiva eden rivâyetlerdir.

    Masumlardan kasıt ise; “Ondört Ma’sûm-i Pâk” diye bilinen Hz. Muhammed (sas), kızı Hz. Fâtıma, onun eşi Hz. Ali ve bunların soyundan gelen 11 İmâm’ın toplamıdır. İki ekol arasında hadis olarak tek ortak merci Hz. Peygamber’dir. Şia hadis külliyatında ise Hz. Peygamber’den nakledilen rivayetlerin çok küçük bir yekûn tuttuğunu göz önüne alırsak hadislerde ortak noktayı teşkil eden kısmın çok küçük bir alan olduğu gerçeği karşımıza çıkar. Hz. Peygamber’den rivayet edilen hadislerde bile ittifak sağlamak sanıldığı gibi kolay değildir.

    Konuya devam edeceğiz.

    YENİ AKİT


    Şia ve Ehli Sünnet’in hadislerde takribi (2)


    Şia hadis külliyatının toplamında Hz. Peygamber (sas)’den nakledilen rivayetlerin çok küçük bir yekûn tuttuğunu geçen yazımızda söylemiştik.

    Şiî hadis kaynaklarını inceleyen birisi nakledilen hadislerin Oniki İmam’dan ve özellikle de İmam Câfer Sâdık ile İmam Bâkır’dan nakledilen rivâyetlerden müteşekkil olduğunu görecektir.

    Burada dikkatleri çekmemiz gereken husus, imamların ve özellikle de bu iki imamın rivâyet zinciriyle birer râvi olarak Hz. Peygamber’den naklettikleri hadislerden bahsetmiyoruz. Aksine, Hz. Peygamber’den nakledilenlerde olduğu gibi dinî bağlayıcılığı olan İmamlar’dan sâdır olmuş söz, fiil, takrirat ile onların ahlâkî ve beşerî vasıflarını ihtiva eden rivâyetlerden bahsediyoruz. Râvi zincirinin Oniki İmam’dan herhangi birisinde son bulduğu rivâyetler bunlar.

    Ehli Sünnet’in Oniki İmam’ı teşri kaynağı olarak kabul etmediğini ve tabii olarak Şia hadis külliyatının ana yapısını oluşturan bu rivâyetleri dinî metinler olarak görmesinin mümkün olmadığını bildiğimizde bu zeminde bir takribin de mümkün olmadığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

    İki ekol arasında ortak dinî merci olan Hz. Peygamber’den (sas) rivâyet edilen hadislerde bile ittifak etmek kolay değildir, çünkü Şiî hadis usûlü Ehli Sünnet râvileri mü’min görmediğinden rivâyetlerini de kabul etmemektedir. Râvinin adil olabilmesi için “mü’min” olması gerekir. Ehli Sünnet râviler Oniki İmam’ın masumiyet ve velâyetini kabul etmediklerinden en insaflı Şiâ kesimlere göre bile mü’min değil Müslüman kategorisine girerler.

    Hz. Peygamber’den onlara ulaştığını iddia ettikleri hadisler yine onlara has râvi zincirleriyle kabul edilmektedir. Bu râvilerin kahir ekseriyetinin ise Ehli Sünnet cerh ve ta’dil kurallarına göre cerh edildiğini, yani güvenilir kabul edilmediğinden reddedildiğini ortaya koyduğumuzda bu takribin nasıl mümkün olduğunu bize kim nasıl izah edecek?

    Yeni bir cerh ve ta’dil literatürü oluşturulamayacağına, iki ekolün de kendi usûlünden vazgeçmeyeceğine göre iki ekol arasında hadisde ortak dinî merciî oluşturan Hz. Peygamber’den (sas) gelen rivâyetler hangi sened ve metin kritiğine tabi tutulacak? Usûlün belirlediği tashih ve tad’if (red ve kabul) kriterlerinde bir yakınlaşma sağlanmazsa makbul ve merdud diye tasnif edilecek hadisler kimin kriterlerine göre tesbit edilecek?
    Burada başka büyük bir mesele daha karşımıza çıkıyor. Hadislerin sened ve metin kritiği konusunda Şiî ekol iki önemli fırkaya ayrılıyor; el-Ahbâriyyûn ve el-Usûliyyûn (Haberciler ve Usûlcüler) diye.

    el-Ahbâriyyûn fırkasının hadis tenkidine inanmadığını, hadis metodolojisinin Ehli Sünnet’in bir hurafesi olduğunu, amacın Oniki İmam’dan gelen rivâyetleri bu yöntemle reddetmek olduğunu iddiasını da eklersek, hadislerde takrib daveti otomatikman bu fırkayı kapsamamaktadır. El-Ahbâriyyûn, İsnâ Aşeriyye fırkası içerisinde kuşkusuz güçlü bir damarı temsil etmektedir.

    Hadis sened ve metin kritiğini geliştiren Usûlcüler ise bu yöntemi Ehli Sünnet’e nazaran çok geç geliştirmişlerdir. Bu alanda yazılan Şiî usûlü hadis kitapları Ehli Sünnet’in usûl kitaplarından 6 asır sonra telif edilmiştir. Bu da ayrıca ele alınması gereken önemli bir konudur.

    Bu gecikmeye rağmen ortaya koydukları hadis tenkid yöntemi maalesef ciddi anlamda tatbik edilmemiştir. Şia hadis literatüründe hadislerin Ehli Sünnet’de olduğu gibi; sahih, hasen, zayıf ve uydurma diye tasnif edilmemesi de kayda geçilmelidir. Bu meyanda yapılan çağdaş bir girişim ise, çok ciddi itirazlarla karşılaşmıştır.

    YENİ AKİT


  4. 29.Ağustos.2012, 02:14
    3
    azra
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Temmuz.2008
    Üye No: 25614
    Mesaj Sayısı: 207
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Şia'da Müttefakun Aleyh hadislerinin bir geçerliliği var mıdır ?

    mum bilgilendirici konu için teşekkürler


  5. 29.Ağustos.2012, 02:14
    3
    Devamlı Üye
    mum bilgilendirici konu için teşekkürler





+ Yorum Gönder