Konusunu Oylayın.: Örümceklerin yuva için değil, avlanmak için ağ yaptıkları düşüncesiyle, “yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır” ayetine itiraz edenlere nasıl cevap verirsiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Örümceklerin yuva için değil, avlanmak için ağ yaptıkları düşüncesiyle, “yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır” ayetine itiraz edenlere nasıl cevap verirsiniz?
  1. 03.Mayıs.2012, 15:10
    1
    Misafir

    Örümceklerin yuva için değil, avlanmak için ağ yaptıkları düşüncesiyle, “yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır” ayetine itiraz edenlere nasıl cevap verirsiniz?






    Örümceklerin yuva için değil, avlanmak için ağ yaptıkları düşüncesiyle, “yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır” ayetine itiraz edenlere nasıl cevap verirsiniz? Mumsema Örümceklerin yuva için değil, avlanmak için ağ yaptıkları düşüncesiyle, “yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır” ayetine itiraz edenlere nasıl cevap verirsiniz?


  2. 03.Mayıs.2012, 17:09
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Örümceklerin yuva için değil, avlanmak için ağ yaptıkları düşüncesiyle, “yuvaların en zayıfı, örümceğin yuvasıdır” ayetine itiraz edenlere nasıl cevap verirsiniz?




    Kur'an gerçeğini anlamayan bazı kimseler, çok açık olan gerçekleri dahi kavramakta güçlük çekiyorlar. Kur’an “örümcek yuvası” ifadesinden; örümceklerin -adeta- düğün dernek ile evlenip de bir yuva kurmalarının gereğini algılıyorlar.

    Oysa Kur’an’da “örümcek ağı”na, "örümcek evi/yuvası” denilmiştir. Ağın örülmesi, bir evin tuğlalardan örülmesine benzetilmiştir. Çünkü yuva ve ev sözcüğü insanların zihinlerinde daha kolay yer alıyor. Kaldı ki, yuva tabirinin, örümcek ağı için kullanıldığı çok açıktır. Bir benzetme sanatı içerisinde kullanılan bu ifade, mutlaka örümceğin içinde yaşadığı bir ev olmasını gerektirmez. Zira örümcek ağı için kullanıldığı bilindikten sonra, ister bu örümceğin yaşayacağı bir yuva, ister avını yakalamak için kurduğu bir “avcı kulübesi” olsun fark etmez.

    Kur’an’a iman eden kimse, 14 asır sonra ancak keşfedilen -erkeğin değil- sadece dişi örümceğin ağ ördüğünü bildirmesiyle sonsuz ilim sahibi olduğu anlaşılan Allah’ın asla yanlış bir söz söylemeyeceğini bilir. Ve bunu bildiği için de Kur’an’da ki, “örümcek yuvası” ifadesinden içinde ev-bark kurduğu bir yuvayı anlamaz.

    Buna mukabil, Kur’an’a iman etmeyen kimse, kendi dinsizliğine uygun gördüğü bir ihtimali kesin bir delil gibi görmeye başlar ve onunla dalaletini pekiştirir.

    İlgili ayetin mealini gören -önyargı körlüğünü geçirenler dışında- herkes, Kur’an’da yer alan “örümcek yuvası” ifadesinin bir metafor, bir mecaz olduğunu hemen anlar. İşte ayetin meali:

    “Allah’tan başka hâmi, sığınacak tanrı edinenlerin durumu, tıpkı kendine yuva yapan örümceğin haline benzer. Halbuki en çürük yuva, örümcek ağıdır. Keşke bu gerçeği bir bilselerdi!” (Ankebut, 29/41)

    Görüldüğü üzere, ayette asıl ifade edilen husus, Allah’ı bırakıp başka batıl ilahlar edinenlerin yaptıkları yanlışı ortaya koymaktır. Her inkarcı belli bir düşünce örgüsü içerisinde kendine bir ilah veya ilahlar edinir. Bu düşünce örgüsünün başında, bir menfaat sağlamak veya bir zarardan korunmak fikri gelir. Kur’an’da bu fikir planındaki düşünce yuvasını oluşturan zihinsel örgünün tamamen yanlış ve hatalı olduğunu göstermek için, kestirme bir yoldan herkesin yakından bildiği bir misal olan “örümcek ağı”na yer verilmiştir. İnkarcılık zihniyetinin örgülediği fikir yuvasının çürüklüğü, örümcek yuvası olan örümcek ağına benzetilmiştir. Avını yakalamak için örümceğin kurduğu ağ düzeneği ne kadar çürük ise, bir menfaat avını yakalamak için kurulan putperestlik ve inkarcılık düzenekleri de -sonuç itibariyle- o kadar çürük ve esassız bir kuruntudur.

    İslam alimlerinden Fahreddin Razî bu ayetin açıklamasında “örümceğin bu yuvasını sinek, böcek ve benzeri şeyleri avlamak için yaptığını” belirtmiştir. (Razî, ilgili ayetin tesfiri) Demek ki, İslam alimleri bin seneden beridir okudukları bu ayetteki yuvanın bir “av kulübesi” olarak tasvir edildiğini ve bunun “ev/yuva” olarak adlandırılmasının hiç bir sakıncasının olmadığını belirtmişlerdir.

    Burada, müşrikler örümceğe, müşriklerin taptıkları batıl ilahları da örümcek ağına benzetilmiştir. Benzetme sanatı içerisinde toptan bir benzetme yönü yanında her iki tarafın ayrı ayrı parçalarının da benzetildiği bir teşbih sanatıdır. Bu husus Kur’an’ın ortaya koyduğu orijinal, bedi’ ve harika bir temsil örneğidir. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

    Özetle, Kur’an’da bir teşbih ve bir metafor olarak kullanılan bu ifadeden daha beliğ, metafor bakımından bundan daha nezih, benzetme sanatı açısından bundan daha uygun, iki çürüğü aynı kefeye koyma noktasında bundan daha güzel bir benzetme ve örnek olamaz.
    S.İslmyt



  3. 03.Mayıs.2012, 17:09
    2
    Silent and lonely rains



    Kur'an gerçeğini anlamayan bazı kimseler, çok açık olan gerçekleri dahi kavramakta güçlük çekiyorlar. Kur’an “örümcek yuvası” ifadesinden; örümceklerin -adeta- düğün dernek ile evlenip de bir yuva kurmalarının gereğini algılıyorlar.

    Oysa Kur’an’da “örümcek ağı”na, "örümcek evi/yuvası” denilmiştir. Ağın örülmesi, bir evin tuğlalardan örülmesine benzetilmiştir. Çünkü yuva ve ev sözcüğü insanların zihinlerinde daha kolay yer alıyor. Kaldı ki, yuva tabirinin, örümcek ağı için kullanıldığı çok açıktır. Bir benzetme sanatı içerisinde kullanılan bu ifade, mutlaka örümceğin içinde yaşadığı bir ev olmasını gerektirmez. Zira örümcek ağı için kullanıldığı bilindikten sonra, ister bu örümceğin yaşayacağı bir yuva, ister avını yakalamak için kurduğu bir “avcı kulübesi” olsun fark etmez.

    Kur’an’a iman eden kimse, 14 asır sonra ancak keşfedilen -erkeğin değil- sadece dişi örümceğin ağ ördüğünü bildirmesiyle sonsuz ilim sahibi olduğu anlaşılan Allah’ın asla yanlış bir söz söylemeyeceğini bilir. Ve bunu bildiği için de Kur’an’da ki, “örümcek yuvası” ifadesinden içinde ev-bark kurduğu bir yuvayı anlamaz.

    Buna mukabil, Kur’an’a iman etmeyen kimse, kendi dinsizliğine uygun gördüğü bir ihtimali kesin bir delil gibi görmeye başlar ve onunla dalaletini pekiştirir.

    İlgili ayetin mealini gören -önyargı körlüğünü geçirenler dışında- herkes, Kur’an’da yer alan “örümcek yuvası” ifadesinin bir metafor, bir mecaz olduğunu hemen anlar. İşte ayetin meali:

    “Allah’tan başka hâmi, sığınacak tanrı edinenlerin durumu, tıpkı kendine yuva yapan örümceğin haline benzer. Halbuki en çürük yuva, örümcek ağıdır. Keşke bu gerçeği bir bilselerdi!” (Ankebut, 29/41)

    Görüldüğü üzere, ayette asıl ifade edilen husus, Allah’ı bırakıp başka batıl ilahlar edinenlerin yaptıkları yanlışı ortaya koymaktır. Her inkarcı belli bir düşünce örgüsü içerisinde kendine bir ilah veya ilahlar edinir. Bu düşünce örgüsünün başında, bir menfaat sağlamak veya bir zarardan korunmak fikri gelir. Kur’an’da bu fikir planındaki düşünce yuvasını oluşturan zihinsel örgünün tamamen yanlış ve hatalı olduğunu göstermek için, kestirme bir yoldan herkesin yakından bildiği bir misal olan “örümcek ağı”na yer verilmiştir. İnkarcılık zihniyetinin örgülediği fikir yuvasının çürüklüğü, örümcek yuvası olan örümcek ağına benzetilmiştir. Avını yakalamak için örümceğin kurduğu ağ düzeneği ne kadar çürük ise, bir menfaat avını yakalamak için kurulan putperestlik ve inkarcılık düzenekleri de -sonuç itibariyle- o kadar çürük ve esassız bir kuruntudur.

    İslam alimlerinden Fahreddin Razî bu ayetin açıklamasında “örümceğin bu yuvasını sinek, böcek ve benzeri şeyleri avlamak için yaptığını” belirtmiştir. (Razî, ilgili ayetin tesfiri) Demek ki, İslam alimleri bin seneden beridir okudukları bu ayetteki yuvanın bir “av kulübesi” olarak tasvir edildiğini ve bunun “ev/yuva” olarak adlandırılmasının hiç bir sakıncasının olmadığını belirtmişlerdir.

    Burada, müşrikler örümceğe, müşriklerin taptıkları batıl ilahları da örümcek ağına benzetilmiştir. Benzetme sanatı içerisinde toptan bir benzetme yönü yanında her iki tarafın ayrı ayrı parçalarının da benzetildiği bir teşbih sanatıdır. Bu husus Kur’an’ın ortaya koyduğu orijinal, bedi’ ve harika bir temsil örneğidir. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

    Özetle, Kur’an’da bir teşbih ve bir metafor olarak kullanılan bu ifadeden daha beliğ, metafor bakımından bundan daha nezih, benzetme sanatı açısından bundan daha uygun, iki çürüğü aynı kefeye koyma noktasında bundan daha güzel bir benzetme ve örnek olamaz.
    S.İslmyt






+ Yorum Gönder