Konusunu Oylayın.: Dilenmek berelenmektir, insan onunla kendi yüzünü berelemiş olur, anlamında bir hadis var mıdır? Berelenmek, bere takmak mıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dilenmek berelenmektir, insan onunla kendi yüzünü berelemiş olur, anlamında bir hadis var mıdır? Berelenmek, bere takmak mıdır?
  1. 02.Mayıs.2012, 16:18
    1
    Misafir

    Dilenmek berelenmektir, insan onunla kendi yüzünü berelemiş olur, anlamında bir hadis var mıdır? Berelenmek, bere takmak mıdır?






    Dilenmek berelenmektir, insan onunla kendi yüzünü berelemiş olur, anlamında bir hadis var mıdır? Berelenmek, bere takmak mıdır? Mumsema Dilenmek berelenmektir, insan onunla kendi yüzünü berelemiş olur, anlamında bir hadis var mıdır? Berelenmek, bere takmak mıdır?


  2. 02.Mayıs.2012, 19:19
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Dilenmek berelenmektir, insan onunla kendi yüzünü berelemiş olur, anlamında bir hadis var mıdır? Berelenmek, bere takmak mıdır?




    İlgili hadisin manası şöyledir:

    "Dilenmek, yüz karasıdır. Kişi dilenmek suretiyle kendi yüzünü lekeler. Sadece devlet başkanından hakkını istemesi ya da zaruret sebebiyle dilenmek böyle değildir." (Tirmizî, Zekât 38; bk. Nesâî, Zekât 93)

    Soruda berelenmek diye tercüme edilen kelime, “ked” veya bir başka rivayetinde yer aldığı şekliyle “kuduh”dur. Yüzün tırmalanması, berelenmesi anlamına gelmektedir. Bere takmakla bir ilgisi yoktur. Ancak Türkçemizdeki"yüzkarası" ifadesi, manayı daha açık ortaya koyduğu için biz öyle tercüme ettik.

    Aynı hadisin başka bir rivayetinde "Dileyen yüzünü korur dileyen de korumaz" (Ebu Davud, Zekat 26) denilerek söz konusu tırmalanma ve berelenmenin mânevî lekelenme anlamında olduğuna işaret edilmektedir. Yani bir bakıma kişi dilenmek suretiyle, tırmalanmanın yüzünde izler bıraktığı gibi, kimlik ve kişiliğinde, izzet ve şerefinde kara lekelerin meydana gelmesine sebep olur. Toplum içinde itibarını kaybeder. Bu sebeple kişinin, saygınlığını ve şerefini koruyabilmesi için kimseye yüz suyu dökmemesi yani dilenmemesi gerekir.

    Ancak, yöneticiden hakkını istemek dilenmek anlamına gelmez. Zira yöneticinin görevi herkese hakkını vermektir. Bir ihmal olmuşsa, onu hatırlatıp hakkını istemek hiçbir zaman dilencilik anlamına gelmez. Bu kişi zengin de olsa, yöneticiden hakkını istemekle dilencilik yapmış sayılmaz. Bir de çok zor durumda ve katlanamayacağı bir yükün altında kalmış olan kimsenin o durumu atlatacak kadar bir şeyler istemesi, yasak değil, mübahtır.

    Diğer taraftan, muhtaç olanların, bu hallerini insanlara açarak yardım istemelerinin caiz olacağı durumlar da olabilir. Örneğin Hz. Kabîsa, başındaki kefâlet borcu dolayısıyla sıkıntıya düşmüş ve yardım için Hz. Peygamber'e başvurmuştur. Peygamberimiz de onun iki kabile arasındaki barışı sağlamak için yaptığı bu fedakârlığı“Bilakis ey Kabîsa, o diyet borcunu sen değil biz üstlenmiş olalım" diyerek iltifat etmiş, onun ihtiyacını gidermiş bu vesileyle de şöyle buyurmuştur:

    "Ey Kabîsa, dilenmek ancak şu üç kişiden birine helâl olur:

    1. Bir kimse kavminden birinin diyetini üstlenirse onu ödemek için dilenebilir. Ödedikten sonra artık dilenmesi helâl olmaz.

    2. Malı kendisine yetmeyen, musibete uğrayan kişi de normal olarak yaşayacak kadar veya ihtiyacını karşılayıncaya kadar yardım isteyebilir.

    3. Fakir olan birisi, kabilesinden üç akıllı kişi "Bu kimse fakirdir" derlerse, normal olarak yaşayacak veya ihtiyacını karşılayacak kadar yardım isteyebilir.

    "Ey Kabîsa, bu üç hal dışında dilenmek haramdır. Ya¬pan, haram yemiş olur."
    (Müslim, Zekât 109)

    Bu Hadis, sayılan durumlar ve benzerleri dışında, dilenmenin caiz olmadığını, alınan şeylerin haram olduğunu ifade etmektedir.

    Fakir düşen bir kimsenin fakirliğini tesbit için üç şâhidin gerekip gerekmediği konusu tartışmalıdır. Çoğu âlimlere göre iki erkeğin şehâdeti yeterlidir. Onlara göre hadisteki üç kişi kaydı, gereklilik değil müstehablık ifade eder.

    Ayrıca bu şahitlik, daha önceden malı mülkü olduğu bilinen kimseler hakkında geçerlidir. Önceden fakir olduğu bilinen kimseden, "fakir düştüğüne dair" şâhit istemeye gerek yoktur.
    Esasen İslâm toplumunu yönetenler başta olmak üzere bütün müslümanlar, çevrelerini yakından tanıyıpmuhtaç olanları dilenmeye mecbur bırakmadan ihtiyaçlarını gidermekle yükümlüdür.

    Meşru bir özrü olmaksızın dilenmeyi yasaklayan daha pek çok hadis vardır. Bunlardan bir kaçı şu mealdedir:

    "Dilenmeye devam eden yüzünde bir parça et kalmamış halde Rabbine kavuşur." (Buhari, Zekât, 52, Müslim, Zekât, 103)

    "Kim ihtiyacını karşılayacak bir mala sahip olduğu halde dile¬nirse, kıyamet günü mahşer yerine, istediği şey suratında bir tırmalama, soyulma veya ısırma yarası olarak gelir."
    (Ebû Dâvud, Zekât, 23; Tirmizî, Zekât, 22)
    Sorularla İslamiyet


  3. 02.Mayıs.2012, 19:19
    2
    Silent and lonely rains



    İlgili hadisin manası şöyledir:

    "Dilenmek, yüz karasıdır. Kişi dilenmek suretiyle kendi yüzünü lekeler. Sadece devlet başkanından hakkını istemesi ya da zaruret sebebiyle dilenmek böyle değildir." (Tirmizî, Zekât 38; bk. Nesâî, Zekât 93)

    Soruda berelenmek diye tercüme edilen kelime, “ked” veya bir başka rivayetinde yer aldığı şekliyle “kuduh”dur. Yüzün tırmalanması, berelenmesi anlamına gelmektedir. Bere takmakla bir ilgisi yoktur. Ancak Türkçemizdeki"yüzkarası" ifadesi, manayı daha açık ortaya koyduğu için biz öyle tercüme ettik.

    Aynı hadisin başka bir rivayetinde "Dileyen yüzünü korur dileyen de korumaz" (Ebu Davud, Zekat 26) denilerek söz konusu tırmalanma ve berelenmenin mânevî lekelenme anlamında olduğuna işaret edilmektedir. Yani bir bakıma kişi dilenmek suretiyle, tırmalanmanın yüzünde izler bıraktığı gibi, kimlik ve kişiliğinde, izzet ve şerefinde kara lekelerin meydana gelmesine sebep olur. Toplum içinde itibarını kaybeder. Bu sebeple kişinin, saygınlığını ve şerefini koruyabilmesi için kimseye yüz suyu dökmemesi yani dilenmemesi gerekir.

    Ancak, yöneticiden hakkını istemek dilenmek anlamına gelmez. Zira yöneticinin görevi herkese hakkını vermektir. Bir ihmal olmuşsa, onu hatırlatıp hakkını istemek hiçbir zaman dilencilik anlamına gelmez. Bu kişi zengin de olsa, yöneticiden hakkını istemekle dilencilik yapmış sayılmaz. Bir de çok zor durumda ve katlanamayacağı bir yükün altında kalmış olan kimsenin o durumu atlatacak kadar bir şeyler istemesi, yasak değil, mübahtır.

    Diğer taraftan, muhtaç olanların, bu hallerini insanlara açarak yardım istemelerinin caiz olacağı durumlar da olabilir. Örneğin Hz. Kabîsa, başındaki kefâlet borcu dolayısıyla sıkıntıya düşmüş ve yardım için Hz. Peygamber'e başvurmuştur. Peygamberimiz de onun iki kabile arasındaki barışı sağlamak için yaptığı bu fedakârlığı“Bilakis ey Kabîsa, o diyet borcunu sen değil biz üstlenmiş olalım" diyerek iltifat etmiş, onun ihtiyacını gidermiş bu vesileyle de şöyle buyurmuştur:

    "Ey Kabîsa, dilenmek ancak şu üç kişiden birine helâl olur:

    1. Bir kimse kavminden birinin diyetini üstlenirse onu ödemek için dilenebilir. Ödedikten sonra artık dilenmesi helâl olmaz.

    2. Malı kendisine yetmeyen, musibete uğrayan kişi de normal olarak yaşayacak kadar veya ihtiyacını karşılayıncaya kadar yardım isteyebilir.

    3. Fakir olan birisi, kabilesinden üç akıllı kişi "Bu kimse fakirdir" derlerse, normal olarak yaşayacak veya ihtiyacını karşılayacak kadar yardım isteyebilir.

    "Ey Kabîsa, bu üç hal dışında dilenmek haramdır. Ya¬pan, haram yemiş olur."
    (Müslim, Zekât 109)

    Bu Hadis, sayılan durumlar ve benzerleri dışında, dilenmenin caiz olmadığını, alınan şeylerin haram olduğunu ifade etmektedir.

    Fakir düşen bir kimsenin fakirliğini tesbit için üç şâhidin gerekip gerekmediği konusu tartışmalıdır. Çoğu âlimlere göre iki erkeğin şehâdeti yeterlidir. Onlara göre hadisteki üç kişi kaydı, gereklilik değil müstehablık ifade eder.

    Ayrıca bu şahitlik, daha önceden malı mülkü olduğu bilinen kimseler hakkında geçerlidir. Önceden fakir olduğu bilinen kimseden, "fakir düştüğüne dair" şâhit istemeye gerek yoktur.
    Esasen İslâm toplumunu yönetenler başta olmak üzere bütün müslümanlar, çevrelerini yakından tanıyıpmuhtaç olanları dilenmeye mecbur bırakmadan ihtiyaçlarını gidermekle yükümlüdür.

    Meşru bir özrü olmaksızın dilenmeyi yasaklayan daha pek çok hadis vardır. Bunlardan bir kaçı şu mealdedir:

    "Dilenmeye devam eden yüzünde bir parça et kalmamış halde Rabbine kavuşur." (Buhari, Zekât, 52, Müslim, Zekât, 103)

    "Kim ihtiyacını karşılayacak bir mala sahip olduğu halde dile¬nirse, kıyamet günü mahşer yerine, istediği şey suratında bir tırmalama, soyulma veya ısırma yarası olarak gelir."
    (Ebû Dâvud, Zekât, 23; Tirmizî, Zekât, 22)
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder