Konusunu Oylayın.: Kibir ile ilgili kıssalar

5 üzerinden 4.73 | Toplam : 15 kişi
Kibir ile ilgili kıssalar
  1. 26.Nisan.2012, 22:18
    1
    Misafir

    Kibir ile ilgili kıssalar






    Kibir ile ilgili kıssalar Mumsema Kibir ile ilgili öykülere ihtiyacım var bana Kibir hakkında kısa öykü örnekleri paylaşabilir misiniz ?


  2. 26.Nisan.2012, 22:18
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Kibir ile ilgili öykülere ihtiyacım var bana Kibir hakkında kısa öykü örnekleri paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Kibir ile ilgili hadisler

    - Kibir ile ilgili sözler

    - Kibir ile ilgili Ayetler

    - Kibir ile ilgili hutbe

    - Hac ile ilgili kıssalar

  3. 27.Nisan.2012, 13:16
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kibir ile ilgili kıssalar




    Sende kibir var

    Abdulvahhab-ı Şarani hazretlerinin hocası Şeyh Zekeriya Ensari hazretleridir. Bu zatın da çok büyük bir hocası vardı. Bir gün hocası ile beraber otururken Hızır aleyhisselam gelmiş. Sohbetin sonunda Hızır aleyhisselam bu zatın hocasına:
    -Senin bu talebenin çok büyük bir suçu var. Bunun, bundan daha fazla ilerlemesi mümkün değil. Bundan tevbe etmedikçe kurtulamaz,der ve kaybolur.
    Şeyh Zekeriya Ensari hazretleri
    -Aman efendim ne olur Hızır aleyhisselamı çağırsanız da bu suçun ne olduğunu öğreneyim) diye yalvarır.
    Fakat hocası:
    -Hızır aleyhisselam çağırmakla gelmez. Kendisi ne zaman isterse o zaman gelir, buyurur.
    Bu zat günlerce tevbe eder nerede kusuru olduğunu düşünür ama bulamaz. Bir gün yine hocası ile beraberken Hızır aleyhisselam gelir. Hemen tabii ki bu mevzuyu sorarlar.
    Hızır aleyhisselam buyurur ki:
    -Sende kibir var. Yazdığın yazıların altına (Şeyh Zekeriya Ensari) diye yazıyorsun. Şeyhlik kim sen kimsin” der.
    Bunun üzerine hemen tevbe edip, bundan sonra yazılarının altına (İnsanların en aşağısı Zekeriya) vb tarzında sıfatlarla beraber ismini yazmaya başlar. Ki kendisi gerçekten Şeyh idi.
    Şeyh Zekeriya Ensari zamanında, yaşadığı yerin Sultanı bir karar alır fakat bu kararın dine aykırı yerleri ve halka zarar veren yanları da vardır. Bunu duyunca hemen atına biner ve doğru sultanın olduğu kaleye hareket eder. Sultanın adamları bunu duyunca sultana
    -Efendim Şeyh hazretleri geliyor, derler.
    Sultan:
    - Eyvah kaleyi kapatın kapıları zincirleyin,der.
    Kapıları kapatıp zincirleri takarlar. Mübarek kapıya gelince elindeki not defterini zincirlere tutar. Zincirler kırılır kapılar açılır ve doğru sultanın yanına gider.
    Sultan:
    - Efendim ne kusur işledik? Suçumuz nedir? diye sorar.
    Sultana, yaz:
    - Filan emrim yanlıştır doğrusu budur, der ve gerekeni yazdırır sonra çıkar gider ve giderken de
    - Hadi kapat kapılarını artık, der.



    Kibir ile geldin tevazu ile gidiyorsun


    Hindistan Sultanı Mahmut Gaznevi, Delhi de, orduları ile giderken, bacası tüten bir kulübe görür, içeriye girer, bakar ki Ebul Hasen Harkani hazretleri, kitapları ve talebeleri ile ilgilenir, Sultana ilgi göstermez. Sultan ise, bu duruma çok öfkelenir; fakat belli etmeden der ki:
    - Hoca
    - Ne var?
    - Hocan Bayezid-i Bistami nasıl birisi idi?
    Ebul Hasen Harkani hazretleri, hocasının adını duyunca der ki:
    - Hocam öyle bir zat idi ki, müslüman olmayan bir kimse yüzüne baksa, iman ile şereflenirdi.
    - Bu ne biçim söz? Peygamber efendimizi Ebu Cehil ve diğer müşrikler gördü, imana gelmedi, senin hocan Peygamberimizden daha mı büyük ki yüzüne bakan imana geliyor?
    Ebul Hasen Harkani hazretleri şu cevabı verir:
    - Ebu Cehil ve diğer müşrikler, Peygamberimizi Ebu Talibin yetimi olarak gördüler, Peygamber olarak göremediler. Hocam Bayezid-i Bistami hazretlerinin yüzüne, bir ateist veya Yahudi bu Bayezid-i Bistami hazretleridir diye baksa iman ile şereflenir.
    Sultanın hoşuna gider ve memnun olarak ayrılır. Ebul Hasen Harkani hazretleri Sultanı dışarıya kadar uğurlar. Sultan şaşırıp der ki:
    - Seni anlayamadım, geldiğimde yüzüme bile bakmadın; şimdi ise dışarıya kadar uğurluyorsun. Sebebi ne ki?
    - Gelirken kibirle içeri girdin, giderken tevazu ile gidiyorsun, şimdi güzelleştin.


    PAULO COELHO'DAN


    İktidarın kibiri

    Bilge ve öğrencisi bir sokağın köşesinde konuşurlarken yaşlı bir kadın yanlarına yaklaştı:

    'Vitrinin önünde durmayın!' diye bağırdı yaşlı kadın; 'Müşterileri rahatsız ediyorsunuz.' Bilge özür diledi ve yolun karşısındaki kaldırıma geçti.

    Orada konuşmayı sürdürürlerken bu kez bir polis memuru yanlarına geldi: 'Bu kaldırımı boşaltmanız gerekiyor. Birkaç dakika sonra Kont buradan geçecek.'

    'Kont karşı kaldırımı kullansın' diye cevap verdi bilge polise, yerinden hiç kıpırdamadan. Sonra öğrencisine dönüp şöyle dedi: 'Unutma; acizlere asla kibirli davranma ve kibirlilerin karşısında asla aciz kalma.'

    Kutsallığın kibiri

    Zen rahibi gerçeğe giden yolu bulabilmek için on yılını bir mağarada meditasyon yaparak geçirmişti. Bir öğleden sonra mağarasında dua ederken içeriye bir maymun girdi. Rahip konsantre olmaya uğraşıyordu ama maymun iyice yanına yanaşmış, ayağından sandaletini almaya çalışıyordu.

    'Kahrolası maymun!' dedi rahip. 'Neden dualarımı bölüyorsun?'

    'Karnım aç' dedi maymun.

    'Git buradan! Tanrı'yla iletişim kurmamı engelliyorsun!'

    'Benim gibi zavallı bir yaratıkla bile iletişim kuramazken Tanrı'yla nasıl iletişim kurabilirsin ki' dedi maymun.

    Bunu duyunca kendinden utanan rahip özür diledi.

    Gücün kibiri

    Köy bir barbar kabile tarafından tehdit ediliyordu. Köyün sakinleri de birer birer evlerini terk edip daha güvenli yerlere göç ediyorlardı. Bir yılın sonunda köyde bir grup Cizvit'ten başka kimse kalmamıştı.

    Barbarlar ordusu köye geldiğinde hiçbir dirençle karşılaşmadı ve vahşi adamlar kazandıkları bu zafer şerefine büyük bir ziyafet düzenlediler. Tam yemeğin ortasında bir rahip karşılarına dikildi.

    'Buraya gelip bizim bütün huzurumuzu kaçırdınız. Sizden burayı hemen terk etmenizi rica ediyorum.'

    'Sen neden hala buradan kaçmadın?' diye bağırdı barbarların şefi. 'Seni gözümü bile kırpmadan kılıcımla ikiye bölebileceğimi görmüyor musun?'

    Rahip sakin bir şekilde cevap verdi:

    'Peki sen, gözümü bile kırpmadan bir kılıçla ikiye bölünebileceğimi görmüyor musun?'

    Rahibin ölüm karşısında bu kadar soğukkanlı kalabilmesine şaşıran şef, ertesi gün adamlarını toplayıp köyü terk etti.

    Kıskançlığın kibiri

    Suriye'nin çöllerinde Şeytan öğrencilerine şunları anlatıyordu: 'İnsanoğlu her zaman kendisi için iyi bir şeyler yapacağına başkalarının kötülüğünü istemekle meşguldür.'

    Ve söylediklerini öğrencilerine göstermek için çölde dinlenmekte olan iki adam üzerinde bir deney yapmaya karar verdi.

    Şeytan, adamlardan birinin yanına yaklaştı ve 'Buraya senin dileklerini gerçekleştirmeye geldim' dedi; 'Benden ne dilersen gerçek olacak. Arkadaşın da bu dilekten aynı senin gibi yararlanacak, yalnız ona her ne dilediysen onun iki katı verilecek.'

    Adam uzun bir süre sessiz kaldı ve sonunda şöyle dedi: 'Arkadaşım benden daha mutlu ve kazançlı olacak çünkü ne dilersem dileyim o benden iki kat fazlasını alacak. Bu yüzden ben de ona bir tuzak hazırladım: Tek gözümü kör et, işte senden bunu diliyorum.'(Çev.Mine Akverdi)

    alıntı







  4. 27.Nisan.2012, 13:16
    2
    Silent and lonely rains



    Sende kibir var

    Abdulvahhab-ı Şarani hazretlerinin hocası Şeyh Zekeriya Ensari hazretleridir. Bu zatın da çok büyük bir hocası vardı. Bir gün hocası ile beraber otururken Hızır aleyhisselam gelmiş. Sohbetin sonunda Hızır aleyhisselam bu zatın hocasına:
    -Senin bu talebenin çok büyük bir suçu var. Bunun, bundan daha fazla ilerlemesi mümkün değil. Bundan tevbe etmedikçe kurtulamaz,der ve kaybolur.
    Şeyh Zekeriya Ensari hazretleri
    -Aman efendim ne olur Hızır aleyhisselamı çağırsanız da bu suçun ne olduğunu öğreneyim) diye yalvarır.
    Fakat hocası:
    -Hızır aleyhisselam çağırmakla gelmez. Kendisi ne zaman isterse o zaman gelir, buyurur.
    Bu zat günlerce tevbe eder nerede kusuru olduğunu düşünür ama bulamaz. Bir gün yine hocası ile beraberken Hızır aleyhisselam gelir. Hemen tabii ki bu mevzuyu sorarlar.
    Hızır aleyhisselam buyurur ki:
    -Sende kibir var. Yazdığın yazıların altına (Şeyh Zekeriya Ensari) diye yazıyorsun. Şeyhlik kim sen kimsin” der.
    Bunun üzerine hemen tevbe edip, bundan sonra yazılarının altına (İnsanların en aşağısı Zekeriya) vb tarzında sıfatlarla beraber ismini yazmaya başlar. Ki kendisi gerçekten Şeyh idi.
    Şeyh Zekeriya Ensari zamanında, yaşadığı yerin Sultanı bir karar alır fakat bu kararın dine aykırı yerleri ve halka zarar veren yanları da vardır. Bunu duyunca hemen atına biner ve doğru sultanın olduğu kaleye hareket eder. Sultanın adamları bunu duyunca sultana
    -Efendim Şeyh hazretleri geliyor, derler.
    Sultan:
    - Eyvah kaleyi kapatın kapıları zincirleyin,der.
    Kapıları kapatıp zincirleri takarlar. Mübarek kapıya gelince elindeki not defterini zincirlere tutar. Zincirler kırılır kapılar açılır ve doğru sultanın yanına gider.
    Sultan:
    - Efendim ne kusur işledik? Suçumuz nedir? diye sorar.
    Sultana, yaz:
    - Filan emrim yanlıştır doğrusu budur, der ve gerekeni yazdırır sonra çıkar gider ve giderken de
    - Hadi kapat kapılarını artık, der.



    Kibir ile geldin tevazu ile gidiyorsun


    Hindistan Sultanı Mahmut Gaznevi, Delhi de, orduları ile giderken, bacası tüten bir kulübe görür, içeriye girer, bakar ki Ebul Hasen Harkani hazretleri, kitapları ve talebeleri ile ilgilenir, Sultana ilgi göstermez. Sultan ise, bu duruma çok öfkelenir; fakat belli etmeden der ki:
    - Hoca
    - Ne var?
    - Hocan Bayezid-i Bistami nasıl birisi idi?
    Ebul Hasen Harkani hazretleri, hocasının adını duyunca der ki:
    - Hocam öyle bir zat idi ki, müslüman olmayan bir kimse yüzüne baksa, iman ile şereflenirdi.
    - Bu ne biçim söz? Peygamber efendimizi Ebu Cehil ve diğer müşrikler gördü, imana gelmedi, senin hocan Peygamberimizden daha mı büyük ki yüzüne bakan imana geliyor?
    Ebul Hasen Harkani hazretleri şu cevabı verir:
    - Ebu Cehil ve diğer müşrikler, Peygamberimizi Ebu Talibin yetimi olarak gördüler, Peygamber olarak göremediler. Hocam Bayezid-i Bistami hazretlerinin yüzüne, bir ateist veya Yahudi bu Bayezid-i Bistami hazretleridir diye baksa iman ile şereflenir.
    Sultanın hoşuna gider ve memnun olarak ayrılır. Ebul Hasen Harkani hazretleri Sultanı dışarıya kadar uğurlar. Sultan şaşırıp der ki:
    - Seni anlayamadım, geldiğimde yüzüme bile bakmadın; şimdi ise dışarıya kadar uğurluyorsun. Sebebi ne ki?
    - Gelirken kibirle içeri girdin, giderken tevazu ile gidiyorsun, şimdi güzelleştin.


    PAULO COELHO'DAN


    İktidarın kibiri

    Bilge ve öğrencisi bir sokağın köşesinde konuşurlarken yaşlı bir kadın yanlarına yaklaştı:

    'Vitrinin önünde durmayın!' diye bağırdı yaşlı kadın; 'Müşterileri rahatsız ediyorsunuz.' Bilge özür diledi ve yolun karşısındaki kaldırıma geçti.

    Orada konuşmayı sürdürürlerken bu kez bir polis memuru yanlarına geldi: 'Bu kaldırımı boşaltmanız gerekiyor. Birkaç dakika sonra Kont buradan geçecek.'

    'Kont karşı kaldırımı kullansın' diye cevap verdi bilge polise, yerinden hiç kıpırdamadan. Sonra öğrencisine dönüp şöyle dedi: 'Unutma; acizlere asla kibirli davranma ve kibirlilerin karşısında asla aciz kalma.'

    Kutsallığın kibiri

    Zen rahibi gerçeğe giden yolu bulabilmek için on yılını bir mağarada meditasyon yaparak geçirmişti. Bir öğleden sonra mağarasında dua ederken içeriye bir maymun girdi. Rahip konsantre olmaya uğraşıyordu ama maymun iyice yanına yanaşmış, ayağından sandaletini almaya çalışıyordu.

    'Kahrolası maymun!' dedi rahip. 'Neden dualarımı bölüyorsun?'

    'Karnım aç' dedi maymun.

    'Git buradan! Tanrı'yla iletişim kurmamı engelliyorsun!'

    'Benim gibi zavallı bir yaratıkla bile iletişim kuramazken Tanrı'yla nasıl iletişim kurabilirsin ki' dedi maymun.

    Bunu duyunca kendinden utanan rahip özür diledi.

    Gücün kibiri

    Köy bir barbar kabile tarafından tehdit ediliyordu. Köyün sakinleri de birer birer evlerini terk edip daha güvenli yerlere göç ediyorlardı. Bir yılın sonunda köyde bir grup Cizvit'ten başka kimse kalmamıştı.

    Barbarlar ordusu köye geldiğinde hiçbir dirençle karşılaşmadı ve vahşi adamlar kazandıkları bu zafer şerefine büyük bir ziyafet düzenlediler. Tam yemeğin ortasında bir rahip karşılarına dikildi.

    'Buraya gelip bizim bütün huzurumuzu kaçırdınız. Sizden burayı hemen terk etmenizi rica ediyorum.'

    'Sen neden hala buradan kaçmadın?' diye bağırdı barbarların şefi. 'Seni gözümü bile kırpmadan kılıcımla ikiye bölebileceğimi görmüyor musun?'

    Rahip sakin bir şekilde cevap verdi:

    'Peki sen, gözümü bile kırpmadan bir kılıçla ikiye bölünebileceğimi görmüyor musun?'

    Rahibin ölüm karşısında bu kadar soğukkanlı kalabilmesine şaşıran şef, ertesi gün adamlarını toplayıp köyü terk etti.

    Kıskançlığın kibiri

    Suriye'nin çöllerinde Şeytan öğrencilerine şunları anlatıyordu: 'İnsanoğlu her zaman kendisi için iyi bir şeyler yapacağına başkalarının kötülüğünü istemekle meşguldür.'

    Ve söylediklerini öğrencilerine göstermek için çölde dinlenmekte olan iki adam üzerinde bir deney yapmaya karar verdi.

    Şeytan, adamlardan birinin yanına yaklaştı ve 'Buraya senin dileklerini gerçekleştirmeye geldim' dedi; 'Benden ne dilersen gerçek olacak. Arkadaşın da bu dilekten aynı senin gibi yararlanacak, yalnız ona her ne dilediysen onun iki katı verilecek.'

    Adam uzun bir süre sessiz kaldı ve sonunda şöyle dedi: 'Arkadaşım benden daha mutlu ve kazançlı olacak çünkü ne dilersem dileyim o benden iki kat fazlasını alacak. Bu yüzden ben de ona bir tuzak hazırladım: Tek gözümü kör et, işte senden bunu diliyorum.'(Çev.Mine Akverdi)

    alıntı










+ Yorum Gönder