Konusunu Oylayın.: Bugün kendilerini Vahhabi olarak adlandırmış kişilerin durumu nedir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bugün kendilerini Vahhabi olarak adlandırmış kişilerin durumu nedir ?
  1. 24.Nisan.2012, 13:02
    1
    Misafir

    Bugün kendilerini Vahhabi olarak adlandırmış kişilerin durumu nedir ?

  2. 25.Nisan.2012, 11:25
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Bugün kendilerini Vahhabi olarak adlandırmış kişilerin durumu nedir ?




    XVIII.Yüzyıl’da Arabistan’da ortaya çıkan dinsel ve siyasal akımdır.
    Kurucusu Muhammet Bin Abdülvehab’dır. Hambeli Mezhebi’nin görüşlerini temel alır ama,
    dinsel öğeleri aşırı tutucu biçimde yorumlar ve kurallara zorla uyulmasını savunur. Başka mezheplere
    karşı tavrı çok serttir.Vahabi
    inancı, 1400 yıllık islami geleneği bir kenara iterek doğrudan Kur’an-ı ve Peygamberin
    hayatını sözlerini örnek alan, o devirdeki gibi yaşama gerekliliğini savunan, yeni yorumlara kapalı
    en radikal islâmi akımdır.
    Vahabilik bir islâm mezhebidir. Sünnilikten inanış olarak degil, ibadet yönünde ayrılır.
    Ancak bu mezhep, diger Müslümanlar’ı kafir saymıs, katlini ve mallarına el konmasını mübah ilan etmiştir.
    19′uncu yüzyıldan beri Suudi Arabistan yönetimini elinde bulunduran Suud ailesi Vahabiliği devletin resmi
    ideolojisi haline getirdi. Suudi Arabistan hem Mekke ve Medine gibi kutsal toprakları içinde bulundurması,
    hem de benimsediği Vahabilik ideolojisi ile bölgede Sünni islâm’ın merkezi konumuna geldi

    ----------------------
    Vahhabiliğin kurucusu Muhammed bin Abdül-vahhab, dini yaşayışta ortaya çıkan tüm gelenekleri küfür saydı. İmanın amelde gizli olduğunu, iman sahibi olmak için kelime-i şehadet getirmenin yetmeyeceğini, imanını ameli ile ispatlamayanın canı ve malının helal olduğunu ileri sürüyordu.
    Şu yaşadığımız günlerden iki asır doksan dokuz yıl önce, 1703'ün baharında Arab Yarımadası'nın ortasındaki Necid bölgesinde, bugünkü Riyad'a 70 kilometre uzaklıkta, Uyayne kasabasında, bir erkek çocuk doğdu. Yüzyıllar boyu bu yörede yaşayan Beni Teym kabilesinden Süleyman bin Abdülvahhab'ın oğlu olarak dünyaya gözlerini açan bu çocuğa Muhammed adını koydular.

    Muammed bin Abdülvahhab (Abdülvahhab'ın oğlu Muhammed) olgunluk çağında Mekke'ye gitti. Medine'de iki yıl kaldı. Bu sırada İbni Teymiyye'nin (1263-1328) eserlerini okudu ve tesirine girdi. Muhammed bin Abdülvahhab ailece Hanbeli mezhebindendi. Bu yolda bilgilerini ilerletti ve Hanbelî hukuk ve dünya görüşü ile hayat tarzı konusunda mertebe kazandı.

    Abdülvahhab dört yıl Basra'da kaldı. Daha sonra Hureymile'ye geldi. Burada Kitab-el Tevhid isimli eserini yazdı. Abdülvahhab bu eserde Kur'an ve Hadis dışındaki herşeyi reddetti. Din'e sonradan sokulan tüm gelenekleri tartışmasız küfür saydı. Bunların er veya geç yıkılacağını ilan etti. Dinin emirlerine uymayanı, bid'atlere sapanı, ibadette kusur edeni Müslüman saymayacağını ileri sürerek gereğinde bu gibilere karşı silah kullanacağını açıkça belirtti. İmanın amelde gizli olduğunu, iman sahibi olmak için kelime-i şehadet getirmenin yetmeyeceğini ve ameli ile imanını ispatlamayanın, canı ve malının helâl olduğunu açıkladı. Böylece ibadet etmeyen ve ameli zayıf olan kişinin dinden çıkmış sayılamayacağını, sadece kusurlu olduğunu öne süren ehli sünnet anlayışına ters düştü.

    "Melekle şeytanı ayıramıyorlardı"

    Muhammed bin Abdülvahhab bir Necid'liydi. Arabistan'ın ortasında Medine'nin kuzeyinden Bahreyn'e uzanan bu bölge tarih boyunca doğudan batıya pek çok kavmin gelip geçtiği yerdi. Yörede eski yeni pek çok gelenek birbirine karışmış, birbirini etkileyip çökertmiş ve anlamsız kılmıştı. Sahte ve yalancı peygamberlerin kaynaştığı, sahte kurtarıcıların rahatça cirit attığı bu yerde insanlar abid ile mabud'u karıştırmış, mabud mabede dönmüştü. İnsanoğlu bu ülkede melekle şeytanı ayıramıyor, İmanla küfrü birbirinden farkedemiyordu. Madde ile mânâ çelişkisini bilmez olmuşlardı. İyiliği kötülük, kötülüğü iyilik zannediyorlardı. Yaşamda en büyük felaketin içine düşmüşlerdi.

    Muhammed bin Abdülvahhab ve O'nun yolu, böyle bir cenderenin içinden çıktı. O bütün bunları reddetti. Öncelikle, ibadet yeri iken yanlışlıkla put'a dönüşen mezarların ve türbelerin yıkılmasını istiyordu.

    İlk yıkılan türbe
    Muhammed bin Abdülvahhab Hureymile'de tanındı, az zamanda etrafına pek çok mürid toplandı, ancak kendisine bir fenalık yapılabileceğından kuşku duyan yakınları onu doğduğu şehir Uyayne'ye götürdüler. Muhammed bin Abdülvahhab burada bölgenin emiri Osman bin Hamr bin Muammer'in himayesine girdi. Bu sırada kadılık yapıyor, fetvalar veriyor, davet işine devam ediyordu. Bir süre sonra Emiri, Halife Ömer bin Hattab'ın 634'te Yemame harbinde şehit düşen kardeşi Zeyd'in, Der'iyye ile Uyayna arasındaki el-Cabila isimli köyde bulunan türbesini yıkmak için ikna etti. Zeyd'in türbesi yanında bulunan diğer şehitlerin mezarları ile birlikte yıkıldı, ağaçlar kesildi. Yakınlarda bulunan bir mağaranın girişi tahrip edildi.

    İslam dünyasında Vahhabi'lerin ilk yıktıkları türbe ve mezarlık budur. Emire sözünü geçiren Abdülvahhab'ın şöhreti artmıştı. Ancak verdiği sert fetvaları ve aldığı katı kararlarıyle korku ve kuşku uyandırmaya başladı. Halk Necid'in güçlü kabilelerinden Beni Halid'in emirine şikayette bulununca bu kabilenin emiri yardımda bulunduğu Uyayna emiri Osman'dan Abdülvahhab'ı hemen bölgesinden uzaklaştırmasını istedi.

    Muhammed bin Abdülvahhab Uyayna'dan ayrılarak Der'iyye'ye geldi. Burada Emir Muhammed bin Suud'la tanışarak O'nun himayesine girdi. Bu karşılaşma ve tanışma daha sonra krallığa dönüşerek ikiyüz elli yıl sürecek ve günümüze kadar ulaşacak Vahhabî-Suudî emirliğinin başlangıcıdır.
    Bu tanışma ile Muhammed bin Abdülvahhab fikirlerine, amacına ve siyasi savaşına askeri destek bulmuş, yüzyıllardır çölde yaşayan bir Necid kabilesinin emiri olan Muhammed bin Suud'ta Abdülvahhab'ın desteğiyle pek çok kanlı iç mücadeleler, dalgalanmalar ve kesintiler arasında devamlı şekil değiştirerek iki buçuk asır sonra dünya siyasetinde denge unsuru olacak bir devlet görüşünün temelini atmıştı.




  3. 25.Nisan.2012, 11:25
    2
    Silent and lonely rains



    XVIII.Yüzyıl’da Arabistan’da ortaya çıkan dinsel ve siyasal akımdır.
    Kurucusu Muhammet Bin Abdülvehab’dır. Hambeli Mezhebi’nin görüşlerini temel alır ama,
    dinsel öğeleri aşırı tutucu biçimde yorumlar ve kurallara zorla uyulmasını savunur. Başka mezheplere
    karşı tavrı çok serttir.Vahabi
    inancı, 1400 yıllık islami geleneği bir kenara iterek doğrudan Kur’an-ı ve Peygamberin
    hayatını sözlerini örnek alan, o devirdeki gibi yaşama gerekliliğini savunan, yeni yorumlara kapalı
    en radikal islâmi akımdır.
    Vahabilik bir islâm mezhebidir. Sünnilikten inanış olarak degil, ibadet yönünde ayrılır.
    Ancak bu mezhep, diger Müslümanlar’ı kafir saymıs, katlini ve mallarına el konmasını mübah ilan etmiştir.
    19′uncu yüzyıldan beri Suudi Arabistan yönetimini elinde bulunduran Suud ailesi Vahabiliği devletin resmi
    ideolojisi haline getirdi. Suudi Arabistan hem Mekke ve Medine gibi kutsal toprakları içinde bulundurması,
    hem de benimsediği Vahabilik ideolojisi ile bölgede Sünni islâm’ın merkezi konumuna geldi

    ----------------------
    Vahhabiliğin kurucusu Muhammed bin Abdül-vahhab, dini yaşayışta ortaya çıkan tüm gelenekleri küfür saydı. İmanın amelde gizli olduğunu, iman sahibi olmak için kelime-i şehadet getirmenin yetmeyeceğini, imanını ameli ile ispatlamayanın canı ve malının helal olduğunu ileri sürüyordu.
    Şu yaşadığımız günlerden iki asır doksan dokuz yıl önce, 1703'ün baharında Arab Yarımadası'nın ortasındaki Necid bölgesinde, bugünkü Riyad'a 70 kilometre uzaklıkta, Uyayne kasabasında, bir erkek çocuk doğdu. Yüzyıllar boyu bu yörede yaşayan Beni Teym kabilesinden Süleyman bin Abdülvahhab'ın oğlu olarak dünyaya gözlerini açan bu çocuğa Muhammed adını koydular.

    Muammed bin Abdülvahhab (Abdülvahhab'ın oğlu Muhammed) olgunluk çağında Mekke'ye gitti. Medine'de iki yıl kaldı. Bu sırada İbni Teymiyye'nin (1263-1328) eserlerini okudu ve tesirine girdi. Muhammed bin Abdülvahhab ailece Hanbeli mezhebindendi. Bu yolda bilgilerini ilerletti ve Hanbelî hukuk ve dünya görüşü ile hayat tarzı konusunda mertebe kazandı.

    Abdülvahhab dört yıl Basra'da kaldı. Daha sonra Hureymile'ye geldi. Burada Kitab-el Tevhid isimli eserini yazdı. Abdülvahhab bu eserde Kur'an ve Hadis dışındaki herşeyi reddetti. Din'e sonradan sokulan tüm gelenekleri tartışmasız küfür saydı. Bunların er veya geç yıkılacağını ilan etti. Dinin emirlerine uymayanı, bid'atlere sapanı, ibadette kusur edeni Müslüman saymayacağını ileri sürerek gereğinde bu gibilere karşı silah kullanacağını açıkça belirtti. İmanın amelde gizli olduğunu, iman sahibi olmak için kelime-i şehadet getirmenin yetmeyeceğini ve ameli ile imanını ispatlamayanın, canı ve malının helâl olduğunu açıkladı. Böylece ibadet etmeyen ve ameli zayıf olan kişinin dinden çıkmış sayılamayacağını, sadece kusurlu olduğunu öne süren ehli sünnet anlayışına ters düştü.

    "Melekle şeytanı ayıramıyorlardı"

    Muhammed bin Abdülvahhab bir Necid'liydi. Arabistan'ın ortasında Medine'nin kuzeyinden Bahreyn'e uzanan bu bölge tarih boyunca doğudan batıya pek çok kavmin gelip geçtiği yerdi. Yörede eski yeni pek çok gelenek birbirine karışmış, birbirini etkileyip çökertmiş ve anlamsız kılmıştı. Sahte ve yalancı peygamberlerin kaynaştığı, sahte kurtarıcıların rahatça cirit attığı bu yerde insanlar abid ile mabud'u karıştırmış, mabud mabede dönmüştü. İnsanoğlu bu ülkede melekle şeytanı ayıramıyor, İmanla küfrü birbirinden farkedemiyordu. Madde ile mânâ çelişkisini bilmez olmuşlardı. İyiliği kötülük, kötülüğü iyilik zannediyorlardı. Yaşamda en büyük felaketin içine düşmüşlerdi.

    Muhammed bin Abdülvahhab ve O'nun yolu, böyle bir cenderenin içinden çıktı. O bütün bunları reddetti. Öncelikle, ibadet yeri iken yanlışlıkla put'a dönüşen mezarların ve türbelerin yıkılmasını istiyordu.

    İlk yıkılan türbe
    Muhammed bin Abdülvahhab Hureymile'de tanındı, az zamanda etrafına pek çok mürid toplandı, ancak kendisine bir fenalık yapılabileceğından kuşku duyan yakınları onu doğduğu şehir Uyayne'ye götürdüler. Muhammed bin Abdülvahhab burada bölgenin emiri Osman bin Hamr bin Muammer'in himayesine girdi. Bu sırada kadılık yapıyor, fetvalar veriyor, davet işine devam ediyordu. Bir süre sonra Emiri, Halife Ömer bin Hattab'ın 634'te Yemame harbinde şehit düşen kardeşi Zeyd'in, Der'iyye ile Uyayna arasındaki el-Cabila isimli köyde bulunan türbesini yıkmak için ikna etti. Zeyd'in türbesi yanında bulunan diğer şehitlerin mezarları ile birlikte yıkıldı, ağaçlar kesildi. Yakınlarda bulunan bir mağaranın girişi tahrip edildi.

    İslam dünyasında Vahhabi'lerin ilk yıktıkları türbe ve mezarlık budur. Emire sözünü geçiren Abdülvahhab'ın şöhreti artmıştı. Ancak verdiği sert fetvaları ve aldığı katı kararlarıyle korku ve kuşku uyandırmaya başladı. Halk Necid'in güçlü kabilelerinden Beni Halid'in emirine şikayette bulununca bu kabilenin emiri yardımda bulunduğu Uyayna emiri Osman'dan Abdülvahhab'ı hemen bölgesinden uzaklaştırmasını istedi.

    Muhammed bin Abdülvahhab Uyayna'dan ayrılarak Der'iyye'ye geldi. Burada Emir Muhammed bin Suud'la tanışarak O'nun himayesine girdi. Bu karşılaşma ve tanışma daha sonra krallığa dönüşerek ikiyüz elli yıl sürecek ve günümüze kadar ulaşacak Vahhabî-Suudî emirliğinin başlangıcıdır.
    Bu tanışma ile Muhammed bin Abdülvahhab fikirlerine, amacına ve siyasi savaşına askeri destek bulmuş, yüzyıllardır çölde yaşayan bir Necid kabilesinin emiri olan Muhammed bin Suud'ta Abdülvahhab'ın desteğiyle pek çok kanlı iç mücadeleler, dalgalanmalar ve kesintiler arasında devamlı şekil değiştirerek iki buçuk asır sonra dünya siyasetinde denge unsuru olacak bir devlet görüşünün temelini atmıştı.




  4. 25.Nisan.2012, 11:47
    3
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Bugün kendilerini Vahhabi olarak adlandırmış kişilerin durumu nedir ?

    ingiliz ajanı hemher midir nedir onun adı. onun kurdurduğu bir mezheb. ingiliz casusunun itirafları kitabında okumuştum. Vahabiliğin nasıl kurulduğunu yazmaktadır. Abdullah bin vahab ın nasıl aklına girip. bilmem sen İmam azamdan üstünsün. o fetva veriyorda sen veremiyormusun gibi Kur'an ayetlerini Hadisi şerifleri inkar ettirip hep kendi kafasına göre Yorumlar yaptırıp islam dinini yıkmak için Uğraşmışlardır.

    Abdullah bin vahab ın kardeşide baya bir reddiye yapmıştır. Zaten hadisi şeriflerde Peygamberimiz necd tarafından Vehabilerin çıkacagını bizlere bildirmiştir.


  5. 25.Nisan.2012, 11:47
    3
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    ingiliz ajanı hemher midir nedir onun adı. onun kurdurduğu bir mezheb. ingiliz casusunun itirafları kitabında okumuştum. Vahabiliğin nasıl kurulduğunu yazmaktadır. Abdullah bin vahab ın nasıl aklına girip. bilmem sen İmam azamdan üstünsün. o fetva veriyorda sen veremiyormusun gibi Kur'an ayetlerini Hadisi şerifleri inkar ettirip hep kendi kafasına göre Yorumlar yaptırıp islam dinini yıkmak için Uğraşmışlardır.

    Abdullah bin vahab ın kardeşide baya bir reddiye yapmıştır. Zaten hadisi şeriflerde Peygamberimiz necd tarafından Vehabilerin çıkacagını bizlere bildirmiştir.





+ Yorum Gönder