Konusunu Oylayın.: Dünyanın kurtuluşu islamdadır

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dünyanın kurtuluşu islamdadır
  1. 24.Nisan.2012, 11:01
    1
    Misafir

    Dünyanın kurtuluşu islamdadır






    Dünyanın kurtuluşu islamdadır Mumsema fizikte kütle denen birşey vardır kütle yoktan var edilemez ama biz varız her insanın belli bir kütlesi vardır 65kg 23kg ve benzeri dünyanında kütlesi vardır karıncanın bile biim fiziğe göre olmamız lazım biz anne ve babamız evlendiği için değil allah bizi yarattığı için varız


  2. 24.Nisan.2012, 11:01
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    fizikte kütle denen birşey vardır kütle yoktan var edilemez ama biz varız her insanın belli bir kütlesi vardır 65kg 23kg ve benzeri dünyanında kütlesi vardır karıncanın bile biim fiziğe göre olmamız lazım biz anne ve babamız evlendiği için değil allah bizi yarattığı için varız


    Benzer Konular

    - Gençlerimizin kurtuluşu için tavsiyeler

    - İstanbul'un Kurtuluşu

    - Kahramanmaraş'ın kurtuluşu ile ilgili resimler

    - Ahiret kurtuluşu için ne yapılır

    - Eyyub (as)'ın Hastalıktan Kurtuluşu

  3. 24.Nisan.2012, 12:00
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dünyanın kurtuluşu islamdadır




    Yüce Allah, dünya ve âhiret saâdetini elde edebilmeleri için insanlara peygamberler göndermiştir. Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan peygamberler zincirinin son halkası bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’dır. Bilindiği gibi Hz Muhammed (a.s.), Arap yarımadasının Mekke şehrinde doğdu. Doğduğu esnada Allah’ın evi olan Kâbe, putlarla doluydu. O sırada Mekke’de ve Arap yarımadasında yaşayan insanlar hem Allaha inanıyorlar hem de putlara tapıyorlardı.

    Yıllar önce bu topraklarda yaşayan Hz. İbrâhim (a.s.)’in ve oğlu Hz. İsmâil (a.s.)’in yaydığı tevhîd inancını bozan Araplar, sosyal hayatı da bozmuşlardı. İnsanlar birbirinin kurdu olmuş, cemiyet hayatı tamamen bozulmuştu. Bu bozulmanın yanında kendini muhâfaza eden insanlar da vardı elbet. Hz. İbrâhim’in bıraktığı mîrası yaşatan veya en azından olumsuzluklara bulaşmamış olan insanlar da vardı. Bozulmuş olan insanların da kötü huylarının ve olumsuzluklarının yanında iyi tarafları vardı. İnsanlık tam mânâsıyla bir hercü merc yaşarken, Hz. Peygamber geldi ve bu insanlara “Lâilâhe illallah deyin ve kurtulun” dedi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 492) Hz. Peygamber’in bu dâvetine kulak veren ve mümin olanlar hem dünyada hem de âhirette kurtuldular. Bu gerçeği yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade eder: “Muhakkak ki, müminler (dünyada ve âhirette) felâha ereceklerdir”. (el-Müminûn sûresi, 23/1)

    Yüce Allah’ımızın ve sevgili peygamberimizin dediği gibi oldu. Hz. Peygamber efendimize kulak veren ve onun çevresinde toplanan o bahtiyar insanlar hem bu dünyada hem de öbür dünyada kurtuldular. Mümin olmadan önce birbirinin kurdu olan bu insanlar, mümin olduktan sonra birbirinin dostu, arkadaşı ve yardımcısı oldular. Bu dünyada güzel bir hayat yaşadı, alın açıklığı ve yüz aklığı ile öbür dünyaya gittiler. Giderken de kendilerinden sonraki çocuklarına ve torunlarına her şeyi ile güzel bir mîras bıraktılar. Onların bıraktığı bu güzel mîras yıllarca dünyamızı ihyâ etti. Asya, Afrika ve Avrupa’ya yayılan İslâm, gittiği her yere hak, adâlet ve insanlık götürdü. Bu coğrafyada İslâm’a gönülden bağlı olan Müslümanlar, bir taraftan Yüce Allah’ın öğrettiği

    “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellikler ver, âhirette de güzellikler ver ve bizi (cehennem) ateşinin azâbından koru!” (el-Bakara sûresi, 2/201) diye duâ ederken, diğer taraftan da dünyalarını cennet haline getirmek için birbirleriyle yarıştılar. Yirminci yüzyılın başlarında İslâm’ın iktidardan uzaklaştırılması ve bu güzel dinin cemiyet hayatından sürgün edilmesiyle birlikte dünya, yeniden bir câhiliye girdâbına düştü. Bütün insanlık şu anda bu girdapta boğulma ve yok olma tehlikesiyle baş başa bulunmaktadır.


    Her gün işlenen cinâyetler, kirletilen nâmuslar, öldürülüp çöp tenekelerine atılan yeni doğmuş çocuklar, herkesi tehdit eden gasp ve hırsızlıklar, yıkılan yuvalar, sönen ocaklar içinde bulunduğumuz durumun vahâmeti göstermeye yeter ve artar. İşte biz, böyle bir zamanda bütün insanlığa “Kurtuluş İslâm’dadır.” diye haykırıyor ve herkesi İslâm’a dâvet ediyoruz. Öncelikle, müslümanım diyenleri İslâm’a dâvet ediyoruz. Yani kendimizi, seni, beni, bizi dâvet ediyoruz. Biz, bu dâvete kulak vermez ve meselenin önemini kavramazsak, bütün bir insanlık hem bu dünyada hem de öbür dünyada helâk olup gidecektir.


    Yirminci asrın câhiliye bataklığından yine İslâm’ın kurtarıcı soluğu ile kurtulacağız. Bu kurtuluş, kendini iyi yetiştirmiş şuurlu Müslümanların eli ile olacaktır inşâallah. Bu ağır vazifeyi yüklenecek olan şuurlu Müslümanların kendilerine düşen görevleri iyice idrâk etmeleri ve eksiksiz yerine getirmeleri gerekmektedir. Biz, bize düşen görevleri ibâdet aşkı ile yaparsak Rabbim, bize güzel günler gösterecektir inşâallah. “Bize düşenler nedir?” diye sorarsanız, ben de bu görevleri şu şekilde sıralayabilirim:

    Bizim birinci vazifemiz İslâm’ı iyice anlamak ve yeterince kavramaktır. İslâm’ı anlamak ve kavramak her şeyden önce gelir. Yani biz, dünya ve âhiret saâdetimizin İslâm’da olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Kurtuluşumuzun İslâm’da olduğunun bilincine varmalıyız. Daha doğrusu Allah’a ve Allah’tan gelenlere yeni baştan inanmalı ve imânımızı yeniden bir gözden geçirmeliyiz. Rabbimizin razı olacağı îmâna sahip olmalıyız. Biz, buna kâmil îmân diyoruz. Kâmil îmân sahibi olmadan yola çıkmak doğru değildir.
    İkinci vazifemiz, kurtuluşumuzun reçetelerini içinde bulunduran İslâm’ı iyice bir öğrenmektir. Biz Müslümanlar gece-gündüz okumalı ve dinimizi iyice öğrenmeliyiz. Dinimizi öğrendikçe onu daha çok sevecek ve ona daha iyi bağlanacağız. Câhil adamla yola çıkılmaz. Câhil adam sadece kendisine zarar vermekle kalmaz, etrafına da zarar verir.

    İslâm’ın ilk emrinin “oku” olduğunu hepimiz biliyoruz. Biliyoruz da niçin okumuyoruz? İslâm ümmeti okuduğu zaman yükselmiş, câhil kaldığı zaman ise sürünmüştür. Sürünmekten kurtulmanın, dimdik ayağa kalkmanın ve doğrulmanın yolu okumaktan ve bilmekten geçer. Müslüman, dinini iyi bilen insandır. Çocuklarımızın iyi bir Müslüman olmalarını istiyorsak onlara yaz ve kış iyi bir okuma programı uygulamalıyız. Üçüncü vazifemiz, bizi dünyada ve âhirette saâdete ulaştıracağına inandığımız ve çok iyi öğrendiğimiz dinimizi yaşamaktır. Yaşamadığımız din, bizim değildir. Yaşanmayan din, canlı değil, ölüdür. Bizim dinimiz her zaman canlıdır; kıyâmete kadar da canlı kalacaktır. Yaşamayanlar kendilerini yok etmekte ve kendilerini öldürmektedirler. Yaşayanlar da kendilerini cana getirmekte ve İslâm ile kendilerini diriltmektedirler. İslâm dini bize bu dünyada lazımdır. Bu dünyada yaşadığımız İslâm, bizim öbür dünyamızı mâmur edecektir, ezberlediğimiz ve yaşamadığımız din değil.


    Biz Müslümanlar, nerde olursak olalım, dinimizi yaşamakla mükellefiz. Dini, öğrenip de yaşamayanlar kendilerine yazık etmekte ve çevrelerine kötü örnek olmaktadırlar. Onlar, şeytanın kulları ve şeytanın askerleridir. Çünkü şeytan da çok bilgiliydi, ama bilgisi kendi başına belâ oldu; kibirlendi, böbürlendi ve Hz. Âdem’in şahsında Allah’a secde etmedi. Yüce Allah’a secde etmeyen şeytan, kâfir oldu ve dergâhtan kovuldu. İslâm’ı bilen ve fakat yaşamayan, secdeye varamayan insanlar bu olayı yeni başta bir daha okusunlar, ibret alarak okusunlar. İslâm, felsefe değil ki bilmekle yetinelim. İslam, bir dindir; hayat nizamıdır. Bu hayat nizamını biz evimizde ve hayatımızda yaşamalıyız ki, şehirlerimize, köylerimize, sokaklarımıza ve caddelerimize İslâm hâkim olsun. Kurtuluşun İslâm’da olduğunu biz hayatımızda göstermeliyiz. Hayatımızdaki güzellik, evimizdeki huzur, yüzümüzdeki tebessüm, gönlümüzdeki kanaat, dilimizdeki duâ, işimizdeki çalışkanlık, kalbimizdeki iyi duygular bu iddiamızın bizim üzerimizdeki canlı delilleridir.

    Dördüncü vazifemiz, bu güzel dini yaşatmaktır. Îmân ettiğimiz, iyice öğrendiğimiz ve yaşadığımız dini yaşatmak, hayata hâkim kılmak da bizim görevimizdir. Bu dini, bu dünyaya hâkim kılamaz ve bu insanlara yaşatamazsak bütün dünyayı alevateş alır. Biz de bu ateşin içinde yanarız. Hem zaten bu uğurda çalışmak bizim dînî görevimizdir. Yüce Rabbimiz tarafından bize havâle edilen görevlerdir benim bu saydıklarım. Biz bu görevleri ibâdet aşkı ile yapacağız. Önce nefsimizden başlayıp, eşimizden, çoluk-çocuğumuzdan tutun da çevremize ve yakınlarımıza kadar herkesle ilgilenip onların İslâm’ı yaşaması ve çevrelerine de yaşatmaları için gece-gündüz gayret edeceğiz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

    Dr.Mustafa Ağırman



  4. 24.Nisan.2012, 12:00
    2
    Silent and lonely rains



    Yüce Allah, dünya ve âhiret saâdetini elde edebilmeleri için insanlara peygamberler göndermiştir. Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan peygamberler zincirinin son halkası bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.)’dır. Bilindiği gibi Hz Muhammed (a.s.), Arap yarımadasının Mekke şehrinde doğdu. Doğduğu esnada Allah’ın evi olan Kâbe, putlarla doluydu. O sırada Mekke’de ve Arap yarımadasında yaşayan insanlar hem Allaha inanıyorlar hem de putlara tapıyorlardı.

    Yıllar önce bu topraklarda yaşayan Hz. İbrâhim (a.s.)’in ve oğlu Hz. İsmâil (a.s.)’in yaydığı tevhîd inancını bozan Araplar, sosyal hayatı da bozmuşlardı. İnsanlar birbirinin kurdu olmuş, cemiyet hayatı tamamen bozulmuştu. Bu bozulmanın yanında kendini muhâfaza eden insanlar da vardı elbet. Hz. İbrâhim’in bıraktığı mîrası yaşatan veya en azından olumsuzluklara bulaşmamış olan insanlar da vardı. Bozulmuş olan insanların da kötü huylarının ve olumsuzluklarının yanında iyi tarafları vardı. İnsanlık tam mânâsıyla bir hercü merc yaşarken, Hz. Peygamber geldi ve bu insanlara “Lâilâhe illallah deyin ve kurtulun” dedi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 492) Hz. Peygamber’in bu dâvetine kulak veren ve mümin olanlar hem dünyada hem de âhirette kurtuldular. Bu gerçeği yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade eder: “Muhakkak ki, müminler (dünyada ve âhirette) felâha ereceklerdir”. (el-Müminûn sûresi, 23/1)

    Yüce Allah’ımızın ve sevgili peygamberimizin dediği gibi oldu. Hz. Peygamber efendimize kulak veren ve onun çevresinde toplanan o bahtiyar insanlar hem bu dünyada hem de öbür dünyada kurtuldular. Mümin olmadan önce birbirinin kurdu olan bu insanlar, mümin olduktan sonra birbirinin dostu, arkadaşı ve yardımcısı oldular. Bu dünyada güzel bir hayat yaşadı, alın açıklığı ve yüz aklığı ile öbür dünyaya gittiler. Giderken de kendilerinden sonraki çocuklarına ve torunlarına her şeyi ile güzel bir mîras bıraktılar. Onların bıraktığı bu güzel mîras yıllarca dünyamızı ihyâ etti. Asya, Afrika ve Avrupa’ya yayılan İslâm, gittiği her yere hak, adâlet ve insanlık götürdü. Bu coğrafyada İslâm’a gönülden bağlı olan Müslümanlar, bir taraftan Yüce Allah’ın öğrettiği

    “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da güzellikler ver, âhirette de güzellikler ver ve bizi (cehennem) ateşinin azâbından koru!” (el-Bakara sûresi, 2/201) diye duâ ederken, diğer taraftan da dünyalarını cennet haline getirmek için birbirleriyle yarıştılar. Yirminci yüzyılın başlarında İslâm’ın iktidardan uzaklaştırılması ve bu güzel dinin cemiyet hayatından sürgün edilmesiyle birlikte dünya, yeniden bir câhiliye girdâbına düştü. Bütün insanlık şu anda bu girdapta boğulma ve yok olma tehlikesiyle baş başa bulunmaktadır.


    Her gün işlenen cinâyetler, kirletilen nâmuslar, öldürülüp çöp tenekelerine atılan yeni doğmuş çocuklar, herkesi tehdit eden gasp ve hırsızlıklar, yıkılan yuvalar, sönen ocaklar içinde bulunduğumuz durumun vahâmeti göstermeye yeter ve artar. İşte biz, böyle bir zamanda bütün insanlığa “Kurtuluş İslâm’dadır.” diye haykırıyor ve herkesi İslâm’a dâvet ediyoruz. Öncelikle, müslümanım diyenleri İslâm’a dâvet ediyoruz. Yani kendimizi, seni, beni, bizi dâvet ediyoruz. Biz, bu dâvete kulak vermez ve meselenin önemini kavramazsak, bütün bir insanlık hem bu dünyada hem de öbür dünyada helâk olup gidecektir.


    Yirminci asrın câhiliye bataklığından yine İslâm’ın kurtarıcı soluğu ile kurtulacağız. Bu kurtuluş, kendini iyi yetiştirmiş şuurlu Müslümanların eli ile olacaktır inşâallah. Bu ağır vazifeyi yüklenecek olan şuurlu Müslümanların kendilerine düşen görevleri iyice idrâk etmeleri ve eksiksiz yerine getirmeleri gerekmektedir. Biz, bize düşen görevleri ibâdet aşkı ile yaparsak Rabbim, bize güzel günler gösterecektir inşâallah. “Bize düşenler nedir?” diye sorarsanız, ben de bu görevleri şu şekilde sıralayabilirim:

    Bizim birinci vazifemiz İslâm’ı iyice anlamak ve yeterince kavramaktır. İslâm’ı anlamak ve kavramak her şeyden önce gelir. Yani biz, dünya ve âhiret saâdetimizin İslâm’da olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Kurtuluşumuzun İslâm’da olduğunun bilincine varmalıyız. Daha doğrusu Allah’a ve Allah’tan gelenlere yeni baştan inanmalı ve imânımızı yeniden bir gözden geçirmeliyiz. Rabbimizin razı olacağı îmâna sahip olmalıyız. Biz, buna kâmil îmân diyoruz. Kâmil îmân sahibi olmadan yola çıkmak doğru değildir.
    İkinci vazifemiz, kurtuluşumuzun reçetelerini içinde bulunduran İslâm’ı iyice bir öğrenmektir. Biz Müslümanlar gece-gündüz okumalı ve dinimizi iyice öğrenmeliyiz. Dinimizi öğrendikçe onu daha çok sevecek ve ona daha iyi bağlanacağız. Câhil adamla yola çıkılmaz. Câhil adam sadece kendisine zarar vermekle kalmaz, etrafına da zarar verir.

    İslâm’ın ilk emrinin “oku” olduğunu hepimiz biliyoruz. Biliyoruz da niçin okumuyoruz? İslâm ümmeti okuduğu zaman yükselmiş, câhil kaldığı zaman ise sürünmüştür. Sürünmekten kurtulmanın, dimdik ayağa kalkmanın ve doğrulmanın yolu okumaktan ve bilmekten geçer. Müslüman, dinini iyi bilen insandır. Çocuklarımızın iyi bir Müslüman olmalarını istiyorsak onlara yaz ve kış iyi bir okuma programı uygulamalıyız. Üçüncü vazifemiz, bizi dünyada ve âhirette saâdete ulaştıracağına inandığımız ve çok iyi öğrendiğimiz dinimizi yaşamaktır. Yaşamadığımız din, bizim değildir. Yaşanmayan din, canlı değil, ölüdür. Bizim dinimiz her zaman canlıdır; kıyâmete kadar da canlı kalacaktır. Yaşamayanlar kendilerini yok etmekte ve kendilerini öldürmektedirler. Yaşayanlar da kendilerini cana getirmekte ve İslâm ile kendilerini diriltmektedirler. İslâm dini bize bu dünyada lazımdır. Bu dünyada yaşadığımız İslâm, bizim öbür dünyamızı mâmur edecektir, ezberlediğimiz ve yaşamadığımız din değil.


    Biz Müslümanlar, nerde olursak olalım, dinimizi yaşamakla mükellefiz. Dini, öğrenip de yaşamayanlar kendilerine yazık etmekte ve çevrelerine kötü örnek olmaktadırlar. Onlar, şeytanın kulları ve şeytanın askerleridir. Çünkü şeytan da çok bilgiliydi, ama bilgisi kendi başına belâ oldu; kibirlendi, böbürlendi ve Hz. Âdem’in şahsında Allah’a secde etmedi. Yüce Allah’a secde etmeyen şeytan, kâfir oldu ve dergâhtan kovuldu. İslâm’ı bilen ve fakat yaşamayan, secdeye varamayan insanlar bu olayı yeni başta bir daha okusunlar, ibret alarak okusunlar. İslâm, felsefe değil ki bilmekle yetinelim. İslam, bir dindir; hayat nizamıdır. Bu hayat nizamını biz evimizde ve hayatımızda yaşamalıyız ki, şehirlerimize, köylerimize, sokaklarımıza ve caddelerimize İslâm hâkim olsun. Kurtuluşun İslâm’da olduğunu biz hayatımızda göstermeliyiz. Hayatımızdaki güzellik, evimizdeki huzur, yüzümüzdeki tebessüm, gönlümüzdeki kanaat, dilimizdeki duâ, işimizdeki çalışkanlık, kalbimizdeki iyi duygular bu iddiamızın bizim üzerimizdeki canlı delilleridir.

    Dördüncü vazifemiz, bu güzel dini yaşatmaktır. Îmân ettiğimiz, iyice öğrendiğimiz ve yaşadığımız dini yaşatmak, hayata hâkim kılmak da bizim görevimizdir. Bu dini, bu dünyaya hâkim kılamaz ve bu insanlara yaşatamazsak bütün dünyayı alevateş alır. Biz de bu ateşin içinde yanarız. Hem zaten bu uğurda çalışmak bizim dînî görevimizdir. Yüce Rabbimiz tarafından bize havâle edilen görevlerdir benim bu saydıklarım. Biz bu görevleri ibâdet aşkı ile yapacağız. Önce nefsimizden başlayıp, eşimizden, çoluk-çocuğumuzdan tutun da çevremize ve yakınlarımıza kadar herkesle ilgilenip onların İslâm’ı yaşaması ve çevrelerine de yaşatmaları için gece-gündüz gayret edeceğiz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

    Dr.Mustafa Ağırman



  5. 24.Nisan.2012, 12:37
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: dünyanın kurtuluşu islamdadır

    fizik kuralları kesin kurallar değildir
    inanmazsanız yerçekimini bir araştırın bakalım
    onun bile var olmadığını söyleyen koca koca fizik profesörleri var

    yoktan var olmanın mümkün olmamasına gelince
    fizik bilimine göre
    madde yoktan var olamaz
    fakat gene aynı bilime göre tüm evren big bang ile var olmuştur
    big bang büyük patlama demek olup
    bu da toplu iğne başı kadar bir enerjinin patlamasıdır
    yani herşeyin enerjiden var olduğunu kendileri itiraf ediyorlar

    enerji ise bir kütleye sahib olmadığı
    bir ağırlığı olmadığı
    boşlukta yer kaplamadığı için
    bilime göre madde değildir
    yani yoktur

    yani kısacası modern bilime göre
    herşey yoktan var olmuştur
    Allahu Alem


  6. 24.Nisan.2012, 12:37
    3
    âb ü kil
    fizik kuralları kesin kurallar değildir
    inanmazsanız yerçekimini bir araştırın bakalım
    onun bile var olmadığını söyleyen koca koca fizik profesörleri var

    yoktan var olmanın mümkün olmamasına gelince
    fizik bilimine göre
    madde yoktan var olamaz
    fakat gene aynı bilime göre tüm evren big bang ile var olmuştur
    big bang büyük patlama demek olup
    bu da toplu iğne başı kadar bir enerjinin patlamasıdır
    yani herşeyin enerjiden var olduğunu kendileri itiraf ediyorlar

    enerji ise bir kütleye sahib olmadığı
    bir ağırlığı olmadığı
    boşlukta yer kaplamadığı için
    bilime göre madde değildir
    yani yoktur

    yani kısacası modern bilime göre
    herşey yoktan var olmuştur
    Allahu Alem





+ Yorum Gönder