Konusunu Oylayın.: Şiilik'te müt'a nikahına bakış açısı nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şiilik'te müt'a nikahına bakış açısı nedir?
  1. 17.Nisan.2012, 14:49
    1
    Misafir

    Şiilik'te müt'a nikahına bakış açısı nedir?

  2. 17.Nisan.2012, 15:37
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şiilik'te müt'a nikahına bakış açısı nedir?




    EHL-İ BEYT MEKTEBİNE GÖRE ÖZETLE MÜT’A NİKAHI

    Biz inşallah cevabımızın ilerleyen bölümlerinde bu iddiaların hepsine cevap vereceğiz. Ancak bunu yapmadan önce onun kendi metodunu izleyerek biz de kendi açımızdan müt’a nikahını özetlemeye çalışacağız:
    Evet bu mektebe göre evrensel bir din olan ve bütün zamanların ve insanların her türlü problemine çözüm yolu sunan mukaddes İslam dini, normal durumda olanlara daimi nikahı teşrii ettiği gibi, bazı özel şahısları ve karşılaşabileceği özel durumları ve sorunları dikkate alarak müt’a nikahını (geçici nikahı) da teşrii etmiştir. Nitekim normal tek evlilikle ihtiyaçlarını karşılayamayan kimseler için veya toplumda bazen meydana gelebilecek özel durumları dikkate alarak çok evliliği de teşrii etmiştir.
    Burhaneddin beyin iddiasının tam aksine, Ehl-i Beyt mektebi bu görüşünü bizzat Kur'an'a ve Resulullah'ın (s.a.a) sahih sünnetine ve uygulamalarına dayandırmaktadır. Delil gösterirken de; tertemiz, şaibesiz, Kur'anî ve Nebevi referanslara mazhar olan Resulullah'ın kendilerine sarılmamızı emrettiği Ehl-i Beyt gibi bir kanal ve kaynağa sahip olmasına rağmen, (Ehl-i Sünnet'in aksine) diğer bütün ihtilafî konularda olduğu gibi, bu görüşüne de bizzat Sünni kaynaklardan da muhtelif deliller göstermiş ve göstermektedir.
    İlerdeki açıklamalarda da görüleceği gibi, bu kardeşlerin iddiasının aksine, Allah tarafından koyulan ve Resulullah tarafından uygulanan bu İlahi hüküm, asla neshedilmemiş ve 2. Halifenin zamanına kadar uygulanmıştır. Ancak 2. Halife Ömer, Amr b. Hureys olayında, kendince gördüğü bir maslahattan dolayı; "Resulullah zamanında iki müt’a vardı; ben onları artık haram kılıyorum ve bir daha bunları yapanları cezalandıracağım; birisi kadınlar müt’ası, diğeri de Hac müt’ası." diyerek bunları ortadan kaldırmıştır.
    Benzer uygulamayı daha bir çok konuda da yapmış ve Resulullah zamanında farklı şekilde uygulandığı halde bir çok mevzuu kendi içtihat ve reyine dayanarak kaldırmış veya kendi uygun gördüğü şekilde değiştirmiştir. Bunun en açık örneklerinden birisi, teravih namazının rek'atlerinde yaptığı değişiklik ve onu cemaatle kıldırmaya başlatmasıdır. 1. ve 3. Halife'nin de benzer icraatı olmuştur ki, uygun zaman ve zeminde bunların hepsinin belgelerini Sünni kaynaklardan vermeğe hazırız.
    İleride görüleceği gibi, Ehl-i Sünnet kaynaklarında müt’a nikahının Allah Resulü tarafından neshedildiğini ifade eden rivayet veya görüşler de nakledilmişse de, onların hepsinin sened veya delaletlerinde sakatlık vardır. Ama bizim Sünni kaynaklardan naklettiğimiz ve müt’anın teşrii ve neshedilmeden devam ettiğini gösteren hadisler, bizzat Sünni rical alimlerinin de teyidiyle sahih hadislerdir. (İsteyen bütün kardeşlerimizi ileride bu konuda sunulacak delilleri ve açıklamaları tarafsız bir gözle mukayese yapmaya ve ona göre kararlarını vermeğe davet ediyoruz.)
    Bu arada 2. Halifenin bu uygulamasını tevil etmek için getirilen tedriç safsatası ve bir kısım sahabenin müt’anın neshinden, ta ikinci halifenin zamanına kadar bihaber kaldıkları türünden tevil ve bahanelerin tutarlı hiç bir tarafı olmadığını ve dikkat edildiğinde ne gibi korkunç sonuçların çıkabileceğini ileride açıklamış bulunuyoruz. Lütfen müracaat edin.
    Burhaneddin beyin iddiasının aksine, Şia'nın ve Ehl-i Beyt İmamları'nın bu konudaki ısrarlı tutumlarının asıl sebebi sırf, 2. Halifeye muhalefet ve düşmanlık değil, koyulan açık bir bid’ate karşı çıkmak ve onu yıkmaya yöneliktir. Kısacası bu tavır Ömer düşmanlığı için değil, bid’at düşmanlığı içindir. (Gerçi 2. Halife'yi Ehl-i Beyt'e, özellikle Hz. Fatıma'ya karşı yaptığı yanlışlardan dolayı sevmediğimizi de inkar etmiyoruz.)
    Öte yandan bu nikahın da daimi nikah gibi, daimi nikahla ortak yönleri olduğu gibi, kendine özgü şartları ve hukuki düzenlemeleri de vardır ki, ileride bunlara değinilecektir. Ve bilahare biz de diyoruz ki, gençlerimiz, gözü kapalı ve tek taraflı yorum ve delillerle değil, her iki tarafın da delillerini gözden geçirip kıyaslamaları gerekir; işte o zaman kimin objektif delillere dayanmadığını, hissi yorumlara ve temelsiz tevillere ve peşin kabullere istinat ettiğini açıkça görecekler ve doğru bir şekilde karar verebileceklerdir.
    Müt’a nikahının Ehl-i Beyt mektebine göre konumunu özetleme açısından Mürsel kardeşimizin bu bölümle ilgili açıklamaları da dikkate değer niteliktedir; bu yüzden konunun tekmili için onu da buraya eklemeyi uygun bulmaktayız. Mürsel kardeşimizin yazısı şöyledir:
    “İslâm Medenî Hukûku'nda süre ve mahiyet bakımından başlıca iki tür nikâhtan söz edildiğini hemen herkes bilir. Bunlardan birisi, taraflardan birisi ölünceye veya talâk (boşama) vukû buluncaya dek devam eden "Süresiz Nikâh", öbürü ise belirli bir süre için yapılan "Süreli Nikâh". Bunlardan ilkine "müebbet nikâh" ve "dâimî nikâh", ikincisine ise "muvakkat nikâh", "müeccel nikâh", "munkati' / inkıtâî nikâh" ve "istimtâ / temettu' nikâhı" adları da verilir. "Süreli Nikâh"ın en yaygın adı, hiç kuşkusuz "Müt’a Nikâhı"dır.
    Müt’a nikâhının aslen meşrû bir nikâh olup, Peygamber Efendimizin (s.a.a) Medîne döneminde ilk zamanlar uygulandığında bütün İslâm ümmeti arasında tam bir ittifak vardır. Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur.(1) İhtilaf bunun daha sonra neshedilip edilmediğinde, dolayısıyla halen meşrû olup olmadığı noktasında yoğunlaşıyor. Ehl-i Beyt mektebinin en seçkin devamı niteliğini taşıyan "İmâmiyye Şîası" halen meşrû ve caiz olduğunu, buna karşılık -şu anki bilinen şekliyle- Ehl-i Sünnet mektebi ise bu nikâhın sonradan neshedildiğini ve dolayısıyla şimdi haram olduğunu söylüyor ve savunuyorlar.
    Konuyla ilgili karşılıklı delillere ve bu delillerin derin bir sorgulamasına geçmeden önce garip ve tuhaf olan şu iki hususu hatırlatmadan geçmem mümkün değildir:
    Bunlardan birincisi, çoğu Ehl-i Sünnet alimlerinin maalesef karşı tarafı dinleyip anlamadan, onların yazılı hiçbir eserine bakmadan, kendi kafalarında "bir tür müt’a nikâhı" canlandırmaları ve ardından da İmâmiyye mektebini o müt’aya cevaz vermekle suçlamasıdır. Oysa Ehl-i Sünnet'in kafasında canlandırıp reddettiği "müt’a nikâhı" ile İmâmiyye'nin cevaz verdiği "müt’a nikâhı" pek çok bakımdan birbirlerine yabancıdır. Aralarında derin farklar vardır.
    Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin İmâmiyye mektebine izafe ettikleri müt’a nikâhı "şehveti tatmin ve teskin için başvurulan süreli / geçici bir zevk aracıdır. Bunda talak ve miras yoktur. Çocuk olursa nesebi sabit olmaz, yani babası belirsiz sayılır. Süre bittiğinde ise kadının iddet beklemesi gerekmez. Hemen bir başka erkekle bir araya gelebilir, nikâhlanabilir!!!" (2) Onların, müt’a nikâhının haramlığını ispat için "müt’ayı talak, iddet ve miras ayetleri neshetmiş, tamamen ortadan kaldırmıştır!" vb. (durumlarını ele alacağımız) bazı rivâyetlerden medet ummaları da bunu gösteriyor.
    Evet, Ehl-i Sünnet ulemâsının İmâmiyye'yi "cevaz vermek"le suçladığı "müt’a nikâhı" işte bundan ibârettir. Oysa böyle bir nikâha İmâmiyye dahil, cevaz veren kimse yok! İmamiyye'yi bu tür bir müt’aya cevaz vermekle suçlayanlar zahmet buyurup onların kitaplarına, ya da alimlerinden herhangi birisine başvursalardı, onların cevaz verdiği müt’a nikâhının hiç de öyle olmadığını görürlerdi. (İmâmiyye mektebinin cevaz verdiği "müt’a nikâhı"nın temel özelliklerini birazdan göreceğiz.)
    Gerçek şu ki, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kafalarında canlandırıp reddettikleri "müt’a"yı İmâmiyye mektebi de reddeder ve zinadan farksız görür.
    Garip ve tuhaf olan ikinci husus ise şu: Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz kendi iddialarını ispat edip doğrulamak için delilleri genellikle "tek taraflı" sunuyor ve bunların da sadece kendileri tarafından kabul görmüş olanlarına yer veriyor! Bu ise ilmî tartışma metotlarına hiç de uymayan, gerçekten de çok tuhaf bir durum. Çünkü ilmî tartışma ve sorgulamalarda en doğru ve etkileyici yol, "karşı tarafın kabul ettiği delilleri ileri sürmektir." (3) Mantıklı olan budur. Çünkü bir tartışmada eğer bir sonuca varmak istiyor ve buna rağmen sadece kendi kabul ettiğimiz delilleri ileri sürüyorsak, bununla karşı tarafı iknaya çalışmak çok büyük bir saflık olur. Tıpkı Kur'an'ı hiç kabul etmeyen birisini ikna için Kur'an'dan ayetler getirmek gibi!
    Kardeşlerimiz böyle bir tutum yerine, kendi hadis külliyatının yanı sıra, İmamiyye mektebinin temel hadis külliyatına da yer verip ortak kabullerle yola çıksalardı, daha doğru ve daha çözümleyici olurdu.

    DİPNOTLAR:

    1)- bk. el-Cessâs, Ahkâm'ul-Qur'ân:III, 101~102; es-Serahsî, el-Mebsût: V, 152; İbn Kesîr, Tefsîr'ul-Qur'ân'il-Azîm:I, 474; F. er-Râzî, et-Tefsîr:X, 49; en-Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim:IX, 179, 181; el-Aynî, el-Umde:XIV, 253, XV, 131; Şehîd-i Sânî, er-Ravda:II, 103
    2)- bk. el-Cessâs, III, 97, 98~99; er-Râzî, X, 50; es-Sâbûnî, Tefsîru Âyât'il-Ahkâm:I, 458
    3)-İbn Hazm, el-Fisal:IV, 94 Fakat İbn Hazm dahil hiçbir Ehl-i Sünnet aliminin kelâmî konularda bile bu temel kurala bağlı kaldıklarını görmek maalesef mümkün olmamıştır!


    EHL-İ BEYT MEKTEBİNDE MÜT’A


    Ehl-i Beyt mektebinin "müt’a nikâhı"na cevaz verdiği hemen herkesçe malum. Konuyla ilgili olarak mektebin öncelik verip temel kabul ettiği belli başlı hadis külliyatına baktığımızda bu durum bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Şimdi önce bu rivâyetlerden bazılarına yer verecek, ardından da bu nikâhın temel özelliklerine ve şartlarına yani hukûkî düzenlemelerine geçeceğiz.

    KONUYLA İLGİLİ BAZI HADİSLER:


    1. Mü'minlerin Emîri İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Hattâb oğlu benden önce bunu yasaklamasaydı, pek az kişi dışında kimse zinaya düşmezdi." (1)
    (Bazı rivâyetlerde "pek az kişi" anlamına gelen "şefâ" kelimesi yerine "azgın ve eşkıyâ" anlamına gelen "Şaqıy" kelimesi kullanılıyor.)
    2. Gönüllerimizin sultanı İmam Ebû Cafer Muhammed el-Bâqır'a (a.s) müt’a nikâhının hükmü sorulduğunda şu cevabı veriyor: "Kur'an'da şöyle bir ayet nazil olmuştur: "Onlardan bir şeye karşılık istimtâ ettiğinizde, ücretlerini kendilerine kararlaştırıldığı biçimde verin. Kararlaştırıldıktan sonra (bir miktarını düşmek için) aranızda anlaşmanızda sizin için bir sakınca yok." [Nisâ:24]" (2)
    Aynı rivâyet İmam Cafer es-Sâdıq'tan (a.s) da rivâyet ediliyor. (3)
    3. Abdullâh b. Umeyr el-Leysî İmam Muhammed el-Bâqır'a (a.s) gelerek müt’a hakkında sorular soruyor. İkisi arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
    Abdullâh: "Kadınlarla müt’a yapmaya ne dersin?"
    İmam (a.s): "Allah onu kitabında ve elçisinin diliyle helal kılmıştır. O kıyamete kadar helaldir."
    Abdullâh: "Ey Ebû Cafer, Ömer onu haram kılıp yasaklamışken senin gibi birisi bunu nasıl söyler!?"
    İmam (a.s): "Öyle yapmış da olsa doğrusu budur."
    Abdullâh: "Ömer'in haram kıldığı bir şeyi helal kılmaktan dolayı Allah'a sığınmanı öneririm."
    İmam (a.s): "Sen dostunun sözüne devam et, bense Allah'ın Rasûlü'nün (s.a.a) sözüne bağlı kalayım! Gel istersen; Allah'ın Rasûlü'nün (s.a.a) sözünün hak, senin dostunun sözünün ise batıl olduğu konusunda seninle mübâhele edelim (la'netleşelim)!"
    Aldığı cevaplarla köşeye iyice sıkışan Abdullâh "Peki, kadınlarınızın, kızlarınızın, bacılarınızın ve amcanın kızlarının bunu yapması senin hoşuna gider mi!?" diye sorup işi sulandırmaya başlayınca Hz. İmam (a.s) cevap vermeye değer bulmamışlardır. (4)
    4. İmam Ebû Hanîfe, yolumuzun meşalesi İmam Cafer es-Sâdıq'a (a.s) gelerek "Bana haber ver; müt’a nikâhı hak mı?" diye sorunca Hz. İmam şöyle buyurur:
    "Sübhânallâh! Sen Allah'ın şu ayetini hiç okumadın mı?: "Onlardan bir şeye karşılık istimtâ ettiğinizde, ücretlerini kendilerine kararlaştırıldığı biçimde verin." [Nisâ:24]"
    Ebû Hanîfe diyor ki: "Allah'a yemin ederim ki, bu sanki daha önce hiç okumadığım bir ayet idi!" (5)
    5. İmam Cafer es-Sâdıq (a.s) şöyle buyuruyor: "Müt’ayı Kur'an indirmiş, Allah'ın Rasûlü'nün (s.a.a) sünneti böyle cereyan etmiştir." (6)
    6. Gözlerimizin nuru İmam Ali er-Rızâ (a.s) şöyle buyurmaktalar: "Müt’a sadece onu(n hükümlerini) bilene helaldir; bilmeyenlere ise haramdır." (7)
    Bu hadis, İmam Muhammed el-Bâqır ile İmam Cafer es-Sâdıq'tan (a.s) da biraz değişik lafızlarla rivâyet ediliyor. (8)
    Bunlar konumuzla alâkalı İmamlarımızdan (a.s) gelen yüzlerce rivâxetten sadece birkaçı. Bütün bu rivâyetler, "Müt’a Nikâhı"nın Ehl-i Beyt mektebinde caiz ve helal olduğunu açıkça ifade ediyor. Ancak bu cevazın yalnızca müt’anın hükümlerini ve hukûkî düzenlemelerini bilenlere mahsus olduğu, İmam Ali er-Rızâ'dan (a.s) gelen yukarıdaki rivâyetle netleşiyor.
    İmâmiyye mektebinde Allah'ın Rasûlü'nden (s.a.a) gelen hadislerle Ehl-i Beyt'ten ve On iki İmam'dan gelen hadisler "hüccet ve delil olma" bakımından aynı değeri taşırlar. Dolayısıyla her ikisi de bizleri bağlar.

    DİPNOTLAR:

    1)- el-Küleynî, el-Kâfî:V, 448; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, el-İstibsâr:III, 141; Şehîd-i Sânî, II, 103
    2)- el-Küleynî, V, 448; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, el-İstibsâr: III, 141
    3)- el-Küleynî, V, 449
    4)- el-Küleynî, V, 449; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250~251
    5)- el-Küleynî, V, 449~450
    6)- el-Küleynî, V, 449; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 251; el-İstibsâr: III, 142
    7)- Şeyh Sadûq, Faqîhü Men Lâ Yahduruhu'l-Faqîh:III, 292; Ebû Cafer et-Tûsî, el-İstibsâr:III, 143
    8)- el-Küleynî, V, 453, 454; Şeyh Sadûq, III, 292; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, 252, el-İstibsâr:III, 143

    MÜT’A NİKÂHIYLA ALÂKALI HUKUKÎ DÜZENLEMELER:

    Bu bölümün giriş kısmında Ehl-i Sünnet alimlerinin kafalarında canlandırıp reddettiği müt’a ile Ehl-i Beyt mektebinin kabul ettiği müt’anın birbirlerinden çok farklı olduğunu ifade etmiştik. Ehl-i Sünnet mektebinin kafasındaki müt’a nikâhı gerçekten de başı-boş bir fuhuş aracıdır. Böyle bir nikâhı kabul etmenin elbette imkân ve ihtimali yok! Ehl-i Beyt mektebi böyle serseri, başı-boş ve hiçbir hukûkî düzenlemesi olmayan bir müt’a nikâhını kabul etmez; şiddetle reddeder.
    Ehl-i Beyt mektebinde müt’a nikâhının bir takım temel özellikleri ve hukûkî düzenlemeleri vardır ve bu nikâha bu şartlar dahilinde izin verilir. Söz konusu hukûkî düzenlemelerden en önemlileri şunlardır:
    1. Müt’a nikâhında, tıpkı dâimî nikâhta olduğu gibi, tarafların rızası şarttır.
    2. Nikâh icap ve kabûl ile kıyılır. Yani taraflardan birisi teklifini usulü dairesinde karşı tarafa iletecek ve o da bu teklifi kabul ettiğini söyleyecek.
    3. Kıyılan nikâhın meşru ve sıhhatli olabilmesi için yakın akrabalık, süt bağı, kadının bir başkasının nikâhı altında veya iddet halinde olması gibi bir takım engeller bulunmamalı.
    4. Müslüman bir erkek Müslüman ya da en azından Ehl-i Kitap bir kadınla, Müslüman bir kadın ise yalnızca kendisi gibi Müslüman bir erkekle müt’a nikâhı yapabilir.
    5. Nikâh karşılığında kararlaştırılacak hem mehrin (ücret) hem de ecelin (süre) her iki taraf için de belirli olması gerekir.
    6. Müt’a nikâhından sonra cinsel ilişki olsun olmasın kadın, kararlaştırılan mehrin (ücretin) tamamını hemen alabilir. Ancak asıl hak ediş, gerekli istifadeden sonradır.
    7. Nikâh kıyılırken taraflar, cinsel ilişki olmaması dahil, bir takım şartlar ileri sürebilirler.
    8. Nikâhın sıhhati için şahit bulundurmak şart değildir. (1)
    9. Aklı başında reşit olmuş kimselerin sadece kendi rızalarının bulunması yeterlidir. Tabi kadında, bakire olduğu takdirde (daimi nikahta olduğu gibi) velisinin izni şarttır.
    10. Detaylı açıklaması kitaplarda yer alan bir takım kusurlar dolayısıyla bu nikâha son verilebilir (fesh).
    11. Müt’a nikâhında talâk (boşama) olmaz. (Ancak varsa bir durum, mahkemeye başvurulur ve gerekli görülürse hakim kararıyla taraflar birbirlerinden ayrılır.)
    12. Müt’a nikâhında taraflar arasında miras tahakkuk etmez. Ancak nikâh kıyılırken şart koşulursa, mektepte en yaygın görüşe göre miras cereyan eder. Bu evlilik sonucu doğan çocuk ile ebeveyni arasında karşılıklı miras alış verişi ise vardır.
    13. Müt’a nikâhında nesep hükümleri işler. Yani böyle bir nikâh sonucunda çocuk dünyaya gelirse, o çocuğun nesebi sabit, babası belli olur. (O çocukla babası ve annesi arasında her durumda miras hükümleri işler.)
    14. Müt’a nikâhında iddet hükümleri vardır. Dolayısıyla nikâhta belirlenen süre (ecel) sona erdiğinde; kadın hamile ise doğum yapıncaya kadar iddet bekler. Hamile değilse iki hayız müddeti bekler. Hayız görmeyen kadınların iddeti ise 45 gündür.
    Müt’a nikâhıyla evlenen çiftlerden erkek olanı bu evlilik esnasında ölürse, bu durumda kadın hamile değilse 4 ay 10 gün bekler. Hamile ise "4 ay 10 gün" ve "doğum vakti" seçeneklerinden süresi en uzun olanını tercih eder. (Yani örneğin 4 ay 10 gün geçtiği halde doğum olmamışsa doğuma kadar, doğum yapmış ama henüz 4 ay 10 günlük süre bitmemişse bu süre bitene kadar iddet bekler.)
    15. Tarafların müt’a nikâhıyla ilgili gerekli bütün hükümleri ve hukûkî düzenlemeleri bilmeleri gerekir. Aksi halde onlara izin verilmez. (2)
    İşte, görüldüğü gibi bu nikâhın da -tıpkı diğer nikâhta olduğu gibi- kendine özgü hukûkî düzenlemeleri ve şartları var. Ehl-i Beyt İmamları’mız (a.s) müt’a nikâhına bu şartlar dahilinde izin verirler.
    Ayrıca bu ruhsatın sadece bu nikâhın hükümlerinden haberdar olanlar için geçerli olduğunu İmam Ali er-Rızâ (a.s)'dan gelen bir hadis ile yukarda tespit etmiştik. Bu yüzden İmamları’mız (a.s), kişisel ve toplumsal bir takım yaralar açmaması için, "müt’a nikâhı" nedir bilmeyen, onun hükümlerinden habersiz kişilere müt’ayı yasaklamış, onları bundan men etmişlerdir. (3)

    DİPNOTLAR:

    1)- Ehl-i Beyt mektebinde şahit bulundurmak hiçbir nikâh için sıhhat şartlarından değildir. Ehl-i Sünnet'in şu an yaşayan mezheplerinden Mâlikîler de aynı kanaatte. Buna göre şahit bulundurmak sadece bir anlaşmazlık olup mahkemeye düşüldüğünde ispat için gereklidir. Yoksa şahitsiz kıyılan bir nikâhın Allah katında bir mahzuru yoktur.
    2)- Bu hukûkî düzenlemelerin tafsilatı için bk. el-Küleynî, V, 451~467; Şeyh Sadûq, III, 291~298; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 249~271, VIII, 157~158, el-İstibsâr:III, 141~153, 350~351; Muhaqqıq el-Hıllî, Şerâi'ul-İslâm:II, 247~251; Fâdıl el-Âbî, Keşf'ur-Rumûz:II, 154~161; Şehîd-i Evvel, el-Lüm'a (Şehîd-i Sânî'nin şerhi er-Ravda ile beraber): II, 103~107; İmam Humeynî, Tahrîr'ul-Vasîle:II, 288~292, Tavdîh'ul-Mesâil (Türkçe çevirisi):346~347; Ebul-Qâsım el-Hôî, Tam İlmihal (Türkçe çev.):363~364; Muhammed Huseyn Fadlullâh, el-Mesâil'ül-Fıqhiyye:I, 261 ayr. bk. Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı:IX, 53~54
    3)- Şeyh Sadûq, el-Faqîh:III, 292; el-Küleynî, V, 453, 454; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, 252, el-İstibsâr:III, 143
    caferilikcom



  3. 17.Nisan.2012, 15:37
    2
    Silent and lonely rains



    EHL-İ BEYT MEKTEBİNE GÖRE ÖZETLE MÜT’A NİKAHI

    Biz inşallah cevabımızın ilerleyen bölümlerinde bu iddiaların hepsine cevap vereceğiz. Ancak bunu yapmadan önce onun kendi metodunu izleyerek biz de kendi açımızdan müt’a nikahını özetlemeye çalışacağız:
    Evet bu mektebe göre evrensel bir din olan ve bütün zamanların ve insanların her türlü problemine çözüm yolu sunan mukaddes İslam dini, normal durumda olanlara daimi nikahı teşrii ettiği gibi, bazı özel şahısları ve karşılaşabileceği özel durumları ve sorunları dikkate alarak müt’a nikahını (geçici nikahı) da teşrii etmiştir. Nitekim normal tek evlilikle ihtiyaçlarını karşılayamayan kimseler için veya toplumda bazen meydana gelebilecek özel durumları dikkate alarak çok evliliği de teşrii etmiştir.
    Burhaneddin beyin iddiasının tam aksine, Ehl-i Beyt mektebi bu görüşünü bizzat Kur'an'a ve Resulullah'ın (s.a.a) sahih sünnetine ve uygulamalarına dayandırmaktadır. Delil gösterirken de; tertemiz, şaibesiz, Kur'anî ve Nebevi referanslara mazhar olan Resulullah'ın kendilerine sarılmamızı emrettiği Ehl-i Beyt gibi bir kanal ve kaynağa sahip olmasına rağmen, (Ehl-i Sünnet'in aksine) diğer bütün ihtilafî konularda olduğu gibi, bu görüşüne de bizzat Sünni kaynaklardan da muhtelif deliller göstermiş ve göstermektedir.
    İlerdeki açıklamalarda da görüleceği gibi, bu kardeşlerin iddiasının aksine, Allah tarafından koyulan ve Resulullah tarafından uygulanan bu İlahi hüküm, asla neshedilmemiş ve 2. Halifenin zamanına kadar uygulanmıştır. Ancak 2. Halife Ömer, Amr b. Hureys olayında, kendince gördüğü bir maslahattan dolayı; "Resulullah zamanında iki müt’a vardı; ben onları artık haram kılıyorum ve bir daha bunları yapanları cezalandıracağım; birisi kadınlar müt’ası, diğeri de Hac müt’ası." diyerek bunları ortadan kaldırmıştır.
    Benzer uygulamayı daha bir çok konuda da yapmış ve Resulullah zamanında farklı şekilde uygulandığı halde bir çok mevzuu kendi içtihat ve reyine dayanarak kaldırmış veya kendi uygun gördüğü şekilde değiştirmiştir. Bunun en açık örneklerinden birisi, teravih namazının rek'atlerinde yaptığı değişiklik ve onu cemaatle kıldırmaya başlatmasıdır. 1. ve 3. Halife'nin de benzer icraatı olmuştur ki, uygun zaman ve zeminde bunların hepsinin belgelerini Sünni kaynaklardan vermeğe hazırız.
    İleride görüleceği gibi, Ehl-i Sünnet kaynaklarında müt’a nikahının Allah Resulü tarafından neshedildiğini ifade eden rivayet veya görüşler de nakledilmişse de, onların hepsinin sened veya delaletlerinde sakatlık vardır. Ama bizim Sünni kaynaklardan naklettiğimiz ve müt’anın teşrii ve neshedilmeden devam ettiğini gösteren hadisler, bizzat Sünni rical alimlerinin de teyidiyle sahih hadislerdir. (İsteyen bütün kardeşlerimizi ileride bu konuda sunulacak delilleri ve açıklamaları tarafsız bir gözle mukayese yapmaya ve ona göre kararlarını vermeğe davet ediyoruz.)
    Bu arada 2. Halifenin bu uygulamasını tevil etmek için getirilen tedriç safsatası ve bir kısım sahabenin müt’anın neshinden, ta ikinci halifenin zamanına kadar bihaber kaldıkları türünden tevil ve bahanelerin tutarlı hiç bir tarafı olmadığını ve dikkat edildiğinde ne gibi korkunç sonuçların çıkabileceğini ileride açıklamış bulunuyoruz. Lütfen müracaat edin.
    Burhaneddin beyin iddiasının aksine, Şia'nın ve Ehl-i Beyt İmamları'nın bu konudaki ısrarlı tutumlarının asıl sebebi sırf, 2. Halifeye muhalefet ve düşmanlık değil, koyulan açık bir bid’ate karşı çıkmak ve onu yıkmaya yöneliktir. Kısacası bu tavır Ömer düşmanlığı için değil, bid’at düşmanlığı içindir. (Gerçi 2. Halife'yi Ehl-i Beyt'e, özellikle Hz. Fatıma'ya karşı yaptığı yanlışlardan dolayı sevmediğimizi de inkar etmiyoruz.)
    Öte yandan bu nikahın da daimi nikah gibi, daimi nikahla ortak yönleri olduğu gibi, kendine özgü şartları ve hukuki düzenlemeleri de vardır ki, ileride bunlara değinilecektir. Ve bilahare biz de diyoruz ki, gençlerimiz, gözü kapalı ve tek taraflı yorum ve delillerle değil, her iki tarafın da delillerini gözden geçirip kıyaslamaları gerekir; işte o zaman kimin objektif delillere dayanmadığını, hissi yorumlara ve temelsiz tevillere ve peşin kabullere istinat ettiğini açıkça görecekler ve doğru bir şekilde karar verebileceklerdir.
    Müt’a nikahının Ehl-i Beyt mektebine göre konumunu özetleme açısından Mürsel kardeşimizin bu bölümle ilgili açıklamaları da dikkate değer niteliktedir; bu yüzden konunun tekmili için onu da buraya eklemeyi uygun bulmaktayız. Mürsel kardeşimizin yazısı şöyledir:
    “İslâm Medenî Hukûku'nda süre ve mahiyet bakımından başlıca iki tür nikâhtan söz edildiğini hemen herkes bilir. Bunlardan birisi, taraflardan birisi ölünceye veya talâk (boşama) vukû buluncaya dek devam eden "Süresiz Nikâh", öbürü ise belirli bir süre için yapılan "Süreli Nikâh". Bunlardan ilkine "müebbet nikâh" ve "dâimî nikâh", ikincisine ise "muvakkat nikâh", "müeccel nikâh", "munkati' / inkıtâî nikâh" ve "istimtâ / temettu' nikâhı" adları da verilir. "Süreli Nikâh"ın en yaygın adı, hiç kuşkusuz "Müt’a Nikâhı"dır.
    Müt’a nikâhının aslen meşrû bir nikâh olup, Peygamber Efendimizin (s.a.a) Medîne döneminde ilk zamanlar uygulandığında bütün İslâm ümmeti arasında tam bir ittifak vardır. Bu hususta hiçbir ihtilaf yoktur.(1) İhtilaf bunun daha sonra neshedilip edilmediğinde, dolayısıyla halen meşrû olup olmadığı noktasında yoğunlaşıyor. Ehl-i Beyt mektebinin en seçkin devamı niteliğini taşıyan "İmâmiyye Şîası" halen meşrû ve caiz olduğunu, buna karşılık -şu anki bilinen şekliyle- Ehl-i Sünnet mektebi ise bu nikâhın sonradan neshedildiğini ve dolayısıyla şimdi haram olduğunu söylüyor ve savunuyorlar.
    Konuyla ilgili karşılıklı delillere ve bu delillerin derin bir sorgulamasına geçmeden önce garip ve tuhaf olan şu iki hususu hatırlatmadan geçmem mümkün değildir:
    Bunlardan birincisi, çoğu Ehl-i Sünnet alimlerinin maalesef karşı tarafı dinleyip anlamadan, onların yazılı hiçbir eserine bakmadan, kendi kafalarında "bir tür müt’a nikâhı" canlandırmaları ve ardından da İmâmiyye mektebini o müt’aya cevaz vermekle suçlamasıdır. Oysa Ehl-i Sünnet'in kafasında canlandırıp reddettiği "müt’a nikâhı" ile İmâmiyye'nin cevaz verdiği "müt’a nikâhı" pek çok bakımdan birbirlerine yabancıdır. Aralarında derin farklar vardır.
    Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin İmâmiyye mektebine izafe ettikleri müt’a nikâhı "şehveti tatmin ve teskin için başvurulan süreli / geçici bir zevk aracıdır. Bunda talak ve miras yoktur. Çocuk olursa nesebi sabit olmaz, yani babası belirsiz sayılır. Süre bittiğinde ise kadının iddet beklemesi gerekmez. Hemen bir başka erkekle bir araya gelebilir, nikâhlanabilir!!!" (2) Onların, müt’a nikâhının haramlığını ispat için "müt’ayı talak, iddet ve miras ayetleri neshetmiş, tamamen ortadan kaldırmıştır!" vb. (durumlarını ele alacağımız) bazı rivâyetlerden medet ummaları da bunu gösteriyor.
    Evet, Ehl-i Sünnet ulemâsının İmâmiyye'yi "cevaz vermek"le suçladığı "müt’a nikâhı" işte bundan ibârettir. Oysa böyle bir nikâha İmâmiyye dahil, cevaz veren kimse yok! İmamiyye'yi bu tür bir müt’aya cevaz vermekle suçlayanlar zahmet buyurup onların kitaplarına, ya da alimlerinden herhangi birisine başvursalardı, onların cevaz verdiği müt’a nikâhının hiç de öyle olmadığını görürlerdi. (İmâmiyye mektebinin cevaz verdiği "müt’a nikâhı"nın temel özelliklerini birazdan göreceğiz.)
    Gerçek şu ki, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kafalarında canlandırıp reddettikleri "müt’a"yı İmâmiyye mektebi de reddeder ve zinadan farksız görür.
    Garip ve tuhaf olan ikinci husus ise şu: Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz kendi iddialarını ispat edip doğrulamak için delilleri genellikle "tek taraflı" sunuyor ve bunların da sadece kendileri tarafından kabul görmüş olanlarına yer veriyor! Bu ise ilmî tartışma metotlarına hiç de uymayan, gerçekten de çok tuhaf bir durum. Çünkü ilmî tartışma ve sorgulamalarda en doğru ve etkileyici yol, "karşı tarafın kabul ettiği delilleri ileri sürmektir." (3) Mantıklı olan budur. Çünkü bir tartışmada eğer bir sonuca varmak istiyor ve buna rağmen sadece kendi kabul ettiğimiz delilleri ileri sürüyorsak, bununla karşı tarafı iknaya çalışmak çok büyük bir saflık olur. Tıpkı Kur'an'ı hiç kabul etmeyen birisini ikna için Kur'an'dan ayetler getirmek gibi!
    Kardeşlerimiz böyle bir tutum yerine, kendi hadis külliyatının yanı sıra, İmamiyye mektebinin temel hadis külliyatına da yer verip ortak kabullerle yola çıksalardı, daha doğru ve daha çözümleyici olurdu.

    DİPNOTLAR:

    1)- bk. el-Cessâs, Ahkâm'ul-Qur'ân:III, 101~102; es-Serahsî, el-Mebsût: V, 152; İbn Kesîr, Tefsîr'ul-Qur'ân'il-Azîm:I, 474; F. er-Râzî, et-Tefsîr:X, 49; en-Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim:IX, 179, 181; el-Aynî, el-Umde:XIV, 253, XV, 131; Şehîd-i Sânî, er-Ravda:II, 103
    2)- bk. el-Cessâs, III, 97, 98~99; er-Râzî, X, 50; es-Sâbûnî, Tefsîru Âyât'il-Ahkâm:I, 458
    3)-İbn Hazm, el-Fisal:IV, 94 Fakat İbn Hazm dahil hiçbir Ehl-i Sünnet aliminin kelâmî konularda bile bu temel kurala bağlı kaldıklarını görmek maalesef mümkün olmamıştır!


    EHL-İ BEYT MEKTEBİNDE MÜT’A


    Ehl-i Beyt mektebinin "müt’a nikâhı"na cevaz verdiği hemen herkesçe malum. Konuyla ilgili olarak mektebin öncelik verip temel kabul ettiği belli başlı hadis külliyatına baktığımızda bu durum bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Şimdi önce bu rivâyetlerden bazılarına yer verecek, ardından da bu nikâhın temel özelliklerine ve şartlarına yani hukûkî düzenlemelerine geçeceğiz.

    KONUYLA İLGİLİ BAZI HADİSLER:


    1. Mü'minlerin Emîri İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Hattâb oğlu benden önce bunu yasaklamasaydı, pek az kişi dışında kimse zinaya düşmezdi." (1)
    (Bazı rivâyetlerde "pek az kişi" anlamına gelen "şefâ" kelimesi yerine "azgın ve eşkıyâ" anlamına gelen "Şaqıy" kelimesi kullanılıyor.)
    2. Gönüllerimizin sultanı İmam Ebû Cafer Muhammed el-Bâqır'a (a.s) müt’a nikâhının hükmü sorulduğunda şu cevabı veriyor: "Kur'an'da şöyle bir ayet nazil olmuştur: "Onlardan bir şeye karşılık istimtâ ettiğinizde, ücretlerini kendilerine kararlaştırıldığı biçimde verin. Kararlaştırıldıktan sonra (bir miktarını düşmek için) aranızda anlaşmanızda sizin için bir sakınca yok." [Nisâ:24]" (2)
    Aynı rivâyet İmam Cafer es-Sâdıq'tan (a.s) da rivâyet ediliyor. (3)
    3. Abdullâh b. Umeyr el-Leysî İmam Muhammed el-Bâqır'a (a.s) gelerek müt’a hakkında sorular soruyor. İkisi arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
    Abdullâh: "Kadınlarla müt’a yapmaya ne dersin?"
    İmam (a.s): "Allah onu kitabında ve elçisinin diliyle helal kılmıştır. O kıyamete kadar helaldir."
    Abdullâh: "Ey Ebû Cafer, Ömer onu haram kılıp yasaklamışken senin gibi birisi bunu nasıl söyler!?"
    İmam (a.s): "Öyle yapmış da olsa doğrusu budur."
    Abdullâh: "Ömer'in haram kıldığı bir şeyi helal kılmaktan dolayı Allah'a sığınmanı öneririm."
    İmam (a.s): "Sen dostunun sözüne devam et, bense Allah'ın Rasûlü'nün (s.a.a) sözüne bağlı kalayım! Gel istersen; Allah'ın Rasûlü'nün (s.a.a) sözünün hak, senin dostunun sözünün ise batıl olduğu konusunda seninle mübâhele edelim (la'netleşelim)!"
    Aldığı cevaplarla köşeye iyice sıkışan Abdullâh "Peki, kadınlarınızın, kızlarınızın, bacılarınızın ve amcanın kızlarının bunu yapması senin hoşuna gider mi!?" diye sorup işi sulandırmaya başlayınca Hz. İmam (a.s) cevap vermeye değer bulmamışlardır. (4)
    4. İmam Ebû Hanîfe, yolumuzun meşalesi İmam Cafer es-Sâdıq'a (a.s) gelerek "Bana haber ver; müt’a nikâhı hak mı?" diye sorunca Hz. İmam şöyle buyurur:
    "Sübhânallâh! Sen Allah'ın şu ayetini hiç okumadın mı?: "Onlardan bir şeye karşılık istimtâ ettiğinizde, ücretlerini kendilerine kararlaştırıldığı biçimde verin." [Nisâ:24]"
    Ebû Hanîfe diyor ki: "Allah'a yemin ederim ki, bu sanki daha önce hiç okumadığım bir ayet idi!" (5)
    5. İmam Cafer es-Sâdıq (a.s) şöyle buyuruyor: "Müt’ayı Kur'an indirmiş, Allah'ın Rasûlü'nün (s.a.a) sünneti böyle cereyan etmiştir." (6)
    6. Gözlerimizin nuru İmam Ali er-Rızâ (a.s) şöyle buyurmaktalar: "Müt’a sadece onu(n hükümlerini) bilene helaldir; bilmeyenlere ise haramdır." (7)
    Bu hadis, İmam Muhammed el-Bâqır ile İmam Cafer es-Sâdıq'tan (a.s) da biraz değişik lafızlarla rivâyet ediliyor. (8)
    Bunlar konumuzla alâkalı İmamlarımızdan (a.s) gelen yüzlerce rivâxetten sadece birkaçı. Bütün bu rivâyetler, "Müt’a Nikâhı"nın Ehl-i Beyt mektebinde caiz ve helal olduğunu açıkça ifade ediyor. Ancak bu cevazın yalnızca müt’anın hükümlerini ve hukûkî düzenlemelerini bilenlere mahsus olduğu, İmam Ali er-Rızâ'dan (a.s) gelen yukarıdaki rivâyetle netleşiyor.
    İmâmiyye mektebinde Allah'ın Rasûlü'nden (s.a.a) gelen hadislerle Ehl-i Beyt'ten ve On iki İmam'dan gelen hadisler "hüccet ve delil olma" bakımından aynı değeri taşırlar. Dolayısıyla her ikisi de bizleri bağlar.

    DİPNOTLAR:

    1)- el-Küleynî, el-Kâfî:V, 448; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, el-İstibsâr:III, 141; Şehîd-i Sânî, II, 103
    2)- el-Küleynî, V, 448; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, el-İstibsâr: III, 141
    3)- el-Küleynî, V, 449
    4)- el-Küleynî, V, 449; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250~251
    5)- el-Küleynî, V, 449~450
    6)- el-Küleynî, V, 449; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 251; el-İstibsâr: III, 142
    7)- Şeyh Sadûq, Faqîhü Men Lâ Yahduruhu'l-Faqîh:III, 292; Ebû Cafer et-Tûsî, el-İstibsâr:III, 143
    8)- el-Küleynî, V, 453, 454; Şeyh Sadûq, III, 292; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, 252, el-İstibsâr:III, 143

    MÜT’A NİKÂHIYLA ALÂKALI HUKUKÎ DÜZENLEMELER:

    Bu bölümün giriş kısmında Ehl-i Sünnet alimlerinin kafalarında canlandırıp reddettiği müt’a ile Ehl-i Beyt mektebinin kabul ettiği müt’anın birbirlerinden çok farklı olduğunu ifade etmiştik. Ehl-i Sünnet mektebinin kafasındaki müt’a nikâhı gerçekten de başı-boş bir fuhuş aracıdır. Böyle bir nikâhı kabul etmenin elbette imkân ve ihtimali yok! Ehl-i Beyt mektebi böyle serseri, başı-boş ve hiçbir hukûkî düzenlemesi olmayan bir müt’a nikâhını kabul etmez; şiddetle reddeder.
    Ehl-i Beyt mektebinde müt’a nikâhının bir takım temel özellikleri ve hukûkî düzenlemeleri vardır ve bu nikâha bu şartlar dahilinde izin verilir. Söz konusu hukûkî düzenlemelerden en önemlileri şunlardır:
    1. Müt’a nikâhında, tıpkı dâimî nikâhta olduğu gibi, tarafların rızası şarttır.
    2. Nikâh icap ve kabûl ile kıyılır. Yani taraflardan birisi teklifini usulü dairesinde karşı tarafa iletecek ve o da bu teklifi kabul ettiğini söyleyecek.
    3. Kıyılan nikâhın meşru ve sıhhatli olabilmesi için yakın akrabalık, süt bağı, kadının bir başkasının nikâhı altında veya iddet halinde olması gibi bir takım engeller bulunmamalı.
    4. Müslüman bir erkek Müslüman ya da en azından Ehl-i Kitap bir kadınla, Müslüman bir kadın ise yalnızca kendisi gibi Müslüman bir erkekle müt’a nikâhı yapabilir.
    5. Nikâh karşılığında kararlaştırılacak hem mehrin (ücret) hem de ecelin (süre) her iki taraf için de belirli olması gerekir.
    6. Müt’a nikâhından sonra cinsel ilişki olsun olmasın kadın, kararlaştırılan mehrin (ücretin) tamamını hemen alabilir. Ancak asıl hak ediş, gerekli istifadeden sonradır.
    7. Nikâh kıyılırken taraflar, cinsel ilişki olmaması dahil, bir takım şartlar ileri sürebilirler.
    8. Nikâhın sıhhati için şahit bulundurmak şart değildir. (1)
    9. Aklı başında reşit olmuş kimselerin sadece kendi rızalarının bulunması yeterlidir. Tabi kadında, bakire olduğu takdirde (daimi nikahta olduğu gibi) velisinin izni şarttır.
    10. Detaylı açıklaması kitaplarda yer alan bir takım kusurlar dolayısıyla bu nikâha son verilebilir (fesh).
    11. Müt’a nikâhında talâk (boşama) olmaz. (Ancak varsa bir durum, mahkemeye başvurulur ve gerekli görülürse hakim kararıyla taraflar birbirlerinden ayrılır.)
    12. Müt’a nikâhında taraflar arasında miras tahakkuk etmez. Ancak nikâh kıyılırken şart koşulursa, mektepte en yaygın görüşe göre miras cereyan eder. Bu evlilik sonucu doğan çocuk ile ebeveyni arasında karşılıklı miras alış verişi ise vardır.
    13. Müt’a nikâhında nesep hükümleri işler. Yani böyle bir nikâh sonucunda çocuk dünyaya gelirse, o çocuğun nesebi sabit, babası belli olur. (O çocukla babası ve annesi arasında her durumda miras hükümleri işler.)
    14. Müt’a nikâhında iddet hükümleri vardır. Dolayısıyla nikâhta belirlenen süre (ecel) sona erdiğinde; kadın hamile ise doğum yapıncaya kadar iddet bekler. Hamile değilse iki hayız müddeti bekler. Hayız görmeyen kadınların iddeti ise 45 gündür.
    Müt’a nikâhıyla evlenen çiftlerden erkek olanı bu evlilik esnasında ölürse, bu durumda kadın hamile değilse 4 ay 10 gün bekler. Hamile ise "4 ay 10 gün" ve "doğum vakti" seçeneklerinden süresi en uzun olanını tercih eder. (Yani örneğin 4 ay 10 gün geçtiği halde doğum olmamışsa doğuma kadar, doğum yapmış ama henüz 4 ay 10 günlük süre bitmemişse bu süre bitene kadar iddet bekler.)
    15. Tarafların müt’a nikâhıyla ilgili gerekli bütün hükümleri ve hukûkî düzenlemeleri bilmeleri gerekir. Aksi halde onlara izin verilmez. (2)
    İşte, görüldüğü gibi bu nikâhın da -tıpkı diğer nikâhta olduğu gibi- kendine özgü hukûkî düzenlemeleri ve şartları var. Ehl-i Beyt İmamları’mız (a.s) müt’a nikâhına bu şartlar dahilinde izin verirler.
    Ayrıca bu ruhsatın sadece bu nikâhın hükümlerinden haberdar olanlar için geçerli olduğunu İmam Ali er-Rızâ (a.s)'dan gelen bir hadis ile yukarda tespit etmiştik. Bu yüzden İmamları’mız (a.s), kişisel ve toplumsal bir takım yaralar açmaması için, "müt’a nikâhı" nedir bilmeyen, onun hükümlerinden habersiz kişilere müt’ayı yasaklamış, onları bundan men etmişlerdir. (3)

    DİPNOTLAR:

    1)- Ehl-i Beyt mektebinde şahit bulundurmak hiçbir nikâh için sıhhat şartlarından değildir. Ehl-i Sünnet'in şu an yaşayan mezheplerinden Mâlikîler de aynı kanaatte. Buna göre şahit bulundurmak sadece bir anlaşmazlık olup mahkemeye düşüldüğünde ispat için gereklidir. Yoksa şahitsiz kıyılan bir nikâhın Allah katında bir mahzuru yoktur.
    2)- Bu hukûkî düzenlemelerin tafsilatı için bk. el-Küleynî, V, 451~467; Şeyh Sadûq, III, 291~298; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 249~271, VIII, 157~158, el-İstibsâr:III, 141~153, 350~351; Muhaqqıq el-Hıllî, Şerâi'ul-İslâm:II, 247~251; Fâdıl el-Âbî, Keşf'ur-Rumûz:II, 154~161; Şehîd-i Evvel, el-Lüm'a (Şehîd-i Sânî'nin şerhi er-Ravda ile beraber): II, 103~107; İmam Humeynî, Tahrîr'ul-Vasîle:II, 288~292, Tavdîh'ul-Mesâil (Türkçe çevirisi):346~347; Ebul-Qâsım el-Hôî, Tam İlmihal (Türkçe çev.):363~364; Muhammed Huseyn Fadlullâh, el-Mesâil'ül-Fıqhiyye:I, 261 ayr. bk. Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı:IX, 53~54
    3)- Şeyh Sadûq, el-Faqîh:III, 292; el-Küleynî, V, 453, 454; Ebû Cafer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII, 250, 252, el-İstibsâr:III, 143
    caferilikcom






+ Yorum Gönder