Konusunu Oylayın.: Küfür edenin hali ne olur

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Küfür edenin hali ne olur
  1. 17.Nisan.2012, 01:44
    1
    Misafir

    Küfür edenin hali ne olur






    Küfür edenin hali ne olur Mumsema Küfür edenin hali ne olur ? dinimizde küfür eden bir kişinin hali nasıldır açıklar mısınız ?


  2. 17.Nisan.2012, 01:44
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Nisan.2012, 11:35
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: küfür edenin hali ne olur




    İslam dini her türlü kötülük ve incitmeye karşıdır. çünkü, İslam insanı insan etmeye gayret ediyor. Hakiki insaniyet mertebesine ulaştırır. Bu nedenle İslam, İnsanı her türlü kemalat ve güzelliğe ulaştıracak emirleri verdiği gibi, her türlü rezillikten ve çirkinlikten uzaklaştıracak fiilleri de yasaklamıştır.

    Bu külli kaidelerden hareketle diyebiliriz ki, küfür ve sövme dediğimiz karşıdaki insanları rencide ve rahatsız eden her türlü fiil günahtır ve haramdır. Çünkü müslümanları rencide etmek haramdır ve insanı günahkar eder. Hatta kafir bile masum ve hatasız olsa, onu rahatsız etmek İslam dininde yasaktır. Çünkü, Peygamberimiz ( a.s.m) “kim bir zımmiye eziyet etse, şüphesiz ben onun hasmıyım – düşmanıyım-" diye buyurmuştur. (Keşfü’l-Hafâ, 2: 2341.)

    Hangi durumda olursa olsun sövmek caiz değildir. İster kafire ister zalime farketmez sövmek çirkin bir hareket olup mü'mine yakışmaz.

    Nasıl ki bir köre hey kör diye hitap edilmez öyle de bir kafire hey kafir diye hitap edilmez. Evet bazı zalim, çok büyük günahları irtikap eden insanlar var. İslamiyet, insanları sapıklıktan kurtarmayı hedeflemiştir.

    Peygamberimiz (a.s.) rahmet peygamberidir. Mekke müşrikleri içerisinde de haddi aşan küfürde ileri giden insanlar vardı. Ama hz. Peygamber onları İslama çağırırken yumşak bir dil kullandı. Onların hatalarını söverek küfrederek yüzlerine vurmadı.

    Burada mesele şu; o insanlar herşeyi hak ediyor o ayrı mesele. Ama bir Müslümana küfretmek sövmek yakışmıyor. Müslümanın görevi tebliğdir insanları doğru yola çağırmaktır.

    Farz-ı muhal siz kendinizi o zalim insanlardan birisi olarak kabul edin; bu durumda kendinize nasıl davranılmasını beklerdiniz. Güzel bir dille ıslah edilmenizi hidayete ermeyi mi isterdiniz yoksa küfürler edilerek daha fazla İslamdan uzaklaştırılmayı mı isterdiniz.

    Toplumumuzda şuanda geçmişi çok bozuk, azgınlık ve sapkınlıkla dolu olup da sonradan hidayete ermiş insanlar çoktur. Bu insanlar küfür edilerek sövüp sayıştırılarak hidayete ermediler. Bu insanlar güzel bir dille yapılan tebliğ sonucu hidayetle nasiplendiler.

    Misal bir doktor düşünün bu doktora ağır bir hasta getirildiğinde doktor bu insana kızsa bağırsa sen nasıl böyle ağır bir hastasın böyle kötü hasta mı olurmuş deyip sövüp sayıp kovsa olur mu? Elbette ki olmaz. Burada doktorun görevi hastayla mücadele değil hastalıkla mücadeledir. Doktor hastalığa düşman olmalı hastaya değil.

    Aynen bunun gibi insanlarda da manevi hastalıklar var. Bu hastalıklardan dolayı azgınlaşıp haddi aşan insanların şahıslarına düşman olmak yerine onlardaki o sıfatlara düşman olmalıyız. O hasta insanları küfür zulüm gibi mikroplardan arındırmaya çalışmalıyız. Müslümanın görevi böyle maneviyatta hasta olan insanların hatalıklarıyla mücadele etmektir.

    (Hadîka) kitâbında, dil âfetlerinin onbirincisinde diyor ki, fuhş, çirkin söz demekdir. Haddi aşan herşeye fâhiş denir. Burada, çirkin olan işleri başkalarına açık kelimelerle anlatmak demekdir. Cim⒠için ve abdest bozmak için kullanılan kelimeleri söylemek böyledir. Bu kelimeleri söylemek fuhşdur ve tahrîmen mekrûhdur. Çünki bunları söylemek, mürüvvete ve diyânete uygun değildir ve hayâyı, utanmayı giderir ve başkalarını gücendirir. Mürüvvet, insanlık, erkeklik demekdir. Cimâ’ı ve abdest bozmağı anlatmak lâzım olduğu zemân, açık olarak söylememeli, kinâye olarak söylemelidir. (Kinâye), birşeyi, açık ma’nâları başka olan kelimelerle anlatmakdır. Edebli olan, sâlih olan, fuhş söylemeğe mecbûr olunca, kinâye olarak söyler. Meselâ, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, cim⒠için dokunmak (lems) kelimesini söylemişdir. İbni Ebiddünyânın ve Ebû Nu’aymın “rahmetullahi teâlâ aleyhim┠bildirdikleri hadîs-i şerîfde, (Fuhş söyliyenlerin Cennete girmeleri harâmdır) buyuruldu. Yanî, bunun azâbını çekmedikce Cennete girmezler.

    Süleyman bin Cezâ' hazretlerinin "Ey Oğul İlmihali" isimli eserinde şöyle buyruluyor:

    "Âilene kızınca, döğüp seni boşarım gibi kelimeler kullanma ve kahbe dahî deme; ağzına ve gözüne söğme, kâfir olursun."

    Çünkü Müslümanın ağzı mübarekdir. Ayrıca, Kur'an-ı kerim okudukdan hemen sonra veya önce müstehcen kelimeler kullanmak çok tehlikelidir.


    Güzel söz; gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren bütün sözlerdir. Fertler arasında sevginin, hak ve doğrunun üstün tutulması; nefret ve düşmanlığın giderilmesi, hakka uygun sözlerle mümkün olmaktadır.Allah, bir toplumun, diğerini ayıplamamasını, kusurlarını araştırmamasını, aleyhinde iftira ve gıybette bulunmamasını emretmektedir.(Hucurât, 49/11, 12) Bu konuda Hz. Peygamber (asv)'den şu hadisler nakledilmektedir:
    "Mümin dil uzatıcı değildir, lânet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü söz söyleyen değildir." (Tirmizî, Kadir, 1978).
    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre;Resulullah zamanında iki adam arasında karşılıklı sövme oldu: Bunlardan biri sövdü, diğeri sustu. Peygamber (s.a.s.) de oturuyordu. Sonra diğeri aynı sözü geri çevirdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) kalktı ve meclisten dışarıya çıktı. Hz. Peygamber (asv)'e "Niçin kalktın?" diye sorulunca,
    "Melekler kalktı, ben de onlarla beraber kalktım. Bu sövülen, sükût ettiği müddet, melekler buna sövene, sözü geri çeviriyorlardı. Ne zaman ki bu adam, sövenin sözünü geri çevirdi, melekler kalktı, gitti." buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, II, 572);
    "Sövülen iki kimsenin söyledikleri sözün günâhı; sövülen hududu aşmadıkça, ilk söze başlayan üzerinedir." (Müslim Birr, 68);
    "Müslümana sövmek fâsıklıktır." (Nesâî; Tahrimu'd-Dem, 27);
    "Size, kötü olanlarınızı haber vereyim mi; koğuculukla dolaşıp insanlar arasını bozan ve temiz kimselere ayıp isnad edenlerdir." (İhyâ, Cüz, III, 135).
    Hz. Ali, "Çirkin laf edenle onu yayan, günâh işlemekte eşittir." (Beyhakî, Şuabu'l-İman);İbn Abbas da, Hucurât suresinin 11. ayetini izah ederken "Bir kısmınız bir kısmınıza dil uzatmasın. Muhakkak Allah, çirkin söz kaçıranı, kasden çirkin söz söylemeye yelteneni sevmez." demiştir (Edebü'l-Müfred, I, 344).Peygamber Efendimiz (asv) bir hadisi şeriflerinde, dilin insana getirdiği kötülük ve belâlara değinerek şöyle demiştir:
    "İnsanlar diliyle söylediklerinden başka bir şey yüzünden yüz üstü ateşe atılırlar mı?" (Tirmizi).
    Yine Tirmizi'de geçen bir başka hadiste de "Mümin ayıplamaz, lânet etmez, kötü söz söylemez." buyuruluyor.İmam Nevevi de bu konuda şöyle der: "Her mükellefin -faydalı sözlerden başka- dilini her sözden koruması lâzımdır. Faydadan uzak bir söz uzadığında, sünnet olan, onu kesmektir. Çünkü mübah olan bir söz kısa zamanda harama veya mekruha çekilebilir."Hz. Peygamber (asv) çeşitli hadislerinde iflâsın ne olduğunu ve uygulama şartlarını göstermiştir. Bir gün çevresindeki sahabelere; "Müflis kimdir?" diye sormuş, ashâb-ı kiram; "Bize göre müflis, kendisine ait hiçbir dirhemi (nakit parası) ve malı kalmayan kimsedir." cevabını vermiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur:
    "Ümmetimden gerçek müflis şudur: Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekâtını getirir. Bu arada başkasına sövmesi, zina iftirasında bulunması, kan dökmesi ve başkasını dövmesi ile ilgili kötü amelleri gelir. Bunlara karşılık iyi amelleri (hasenâtı) verilir ve borçları (kul hakları) bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacaklıların hataları kendisine yükletilir ve ateşe atılır." (Müslim, Birr, 60; Ahmed b. Hanbel, II, 303, IV, 372).




  4. 17.Nisan.2012, 11:35
    2
    Silent and lonely rains



    İslam dini her türlü kötülük ve incitmeye karşıdır. çünkü, İslam insanı insan etmeye gayret ediyor. Hakiki insaniyet mertebesine ulaştırır. Bu nedenle İslam, İnsanı her türlü kemalat ve güzelliğe ulaştıracak emirleri verdiği gibi, her türlü rezillikten ve çirkinlikten uzaklaştıracak fiilleri de yasaklamıştır.

    Bu külli kaidelerden hareketle diyebiliriz ki, küfür ve sövme dediğimiz karşıdaki insanları rencide ve rahatsız eden her türlü fiil günahtır ve haramdır. Çünkü müslümanları rencide etmek haramdır ve insanı günahkar eder. Hatta kafir bile masum ve hatasız olsa, onu rahatsız etmek İslam dininde yasaktır. Çünkü, Peygamberimiz ( a.s.m) “kim bir zımmiye eziyet etse, şüphesiz ben onun hasmıyım – düşmanıyım-" diye buyurmuştur. (Keşfü’l-Hafâ, 2: 2341.)

    Hangi durumda olursa olsun sövmek caiz değildir. İster kafire ister zalime farketmez sövmek çirkin bir hareket olup mü'mine yakışmaz.

    Nasıl ki bir köre hey kör diye hitap edilmez öyle de bir kafire hey kafir diye hitap edilmez. Evet bazı zalim, çok büyük günahları irtikap eden insanlar var. İslamiyet, insanları sapıklıktan kurtarmayı hedeflemiştir.

    Peygamberimiz (a.s.) rahmet peygamberidir. Mekke müşrikleri içerisinde de haddi aşan küfürde ileri giden insanlar vardı. Ama hz. Peygamber onları İslama çağırırken yumşak bir dil kullandı. Onların hatalarını söverek küfrederek yüzlerine vurmadı.

    Burada mesele şu; o insanlar herşeyi hak ediyor o ayrı mesele. Ama bir Müslümana küfretmek sövmek yakışmıyor. Müslümanın görevi tebliğdir insanları doğru yola çağırmaktır.

    Farz-ı muhal siz kendinizi o zalim insanlardan birisi olarak kabul edin; bu durumda kendinize nasıl davranılmasını beklerdiniz. Güzel bir dille ıslah edilmenizi hidayete ermeyi mi isterdiniz yoksa küfürler edilerek daha fazla İslamdan uzaklaştırılmayı mı isterdiniz.

    Toplumumuzda şuanda geçmişi çok bozuk, azgınlık ve sapkınlıkla dolu olup da sonradan hidayete ermiş insanlar çoktur. Bu insanlar küfür edilerek sövüp sayıştırılarak hidayete ermediler. Bu insanlar güzel bir dille yapılan tebliğ sonucu hidayetle nasiplendiler.

    Misal bir doktor düşünün bu doktora ağır bir hasta getirildiğinde doktor bu insana kızsa bağırsa sen nasıl böyle ağır bir hastasın böyle kötü hasta mı olurmuş deyip sövüp sayıp kovsa olur mu? Elbette ki olmaz. Burada doktorun görevi hastayla mücadele değil hastalıkla mücadeledir. Doktor hastalığa düşman olmalı hastaya değil.

    Aynen bunun gibi insanlarda da manevi hastalıklar var. Bu hastalıklardan dolayı azgınlaşıp haddi aşan insanların şahıslarına düşman olmak yerine onlardaki o sıfatlara düşman olmalıyız. O hasta insanları küfür zulüm gibi mikroplardan arındırmaya çalışmalıyız. Müslümanın görevi böyle maneviyatta hasta olan insanların hatalıklarıyla mücadele etmektir.

    (Hadîka) kitâbında, dil âfetlerinin onbirincisinde diyor ki, fuhş, çirkin söz demekdir. Haddi aşan herşeye fâhiş denir. Burada, çirkin olan işleri başkalarına açık kelimelerle anlatmak demekdir. Cim⒠için ve abdest bozmak için kullanılan kelimeleri söylemek böyledir. Bu kelimeleri söylemek fuhşdur ve tahrîmen mekrûhdur. Çünki bunları söylemek, mürüvvete ve diyânete uygun değildir ve hayâyı, utanmayı giderir ve başkalarını gücendirir. Mürüvvet, insanlık, erkeklik demekdir. Cimâ’ı ve abdest bozmağı anlatmak lâzım olduğu zemân, açık olarak söylememeli, kinâye olarak söylemelidir. (Kinâye), birşeyi, açık ma’nâları başka olan kelimelerle anlatmakdır. Edebli olan, sâlih olan, fuhş söylemeğe mecbûr olunca, kinâye olarak söyler. Meselâ, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, cim⒠için dokunmak (lems) kelimesini söylemişdir. İbni Ebiddünyânın ve Ebû Nu’aymın “rahmetullahi teâlâ aleyhim┠bildirdikleri hadîs-i şerîfde, (Fuhş söyliyenlerin Cennete girmeleri harâmdır) buyuruldu. Yanî, bunun azâbını çekmedikce Cennete girmezler.

    Süleyman bin Cezâ' hazretlerinin "Ey Oğul İlmihali" isimli eserinde şöyle buyruluyor:

    "Âilene kızınca, döğüp seni boşarım gibi kelimeler kullanma ve kahbe dahî deme; ağzına ve gözüne söğme, kâfir olursun."

    Çünkü Müslümanın ağzı mübarekdir. Ayrıca, Kur'an-ı kerim okudukdan hemen sonra veya önce müstehcen kelimeler kullanmak çok tehlikelidir.


    Güzel söz; gönül alan, onur kırmayan, hak ve doğruyu gösteren bütün sözlerdir. Fertler arasında sevginin, hak ve doğrunun üstün tutulması; nefret ve düşmanlığın giderilmesi, hakka uygun sözlerle mümkün olmaktadır.Allah, bir toplumun, diğerini ayıplamamasını, kusurlarını araştırmamasını, aleyhinde iftira ve gıybette bulunmamasını emretmektedir.(Hucurât, 49/11, 12) Bu konuda Hz. Peygamber (asv)'den şu hadisler nakledilmektedir:
    "Mümin dil uzatıcı değildir, lânet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü söz söyleyen değildir." (Tirmizî, Kadir, 1978).
    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre;Resulullah zamanında iki adam arasında karşılıklı sövme oldu: Bunlardan biri sövdü, diğeri sustu. Peygamber (s.a.s.) de oturuyordu. Sonra diğeri aynı sözü geri çevirdi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.s.) kalktı ve meclisten dışarıya çıktı. Hz. Peygamber (asv)'e "Niçin kalktın?" diye sorulunca,
    "Melekler kalktı, ben de onlarla beraber kalktım. Bu sövülen, sükût ettiği müddet, melekler buna sövene, sözü geri çeviriyorlardı. Ne zaman ki bu adam, sövenin sözünü geri çevirdi, melekler kalktı, gitti." buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, II, 572);
    "Sövülen iki kimsenin söyledikleri sözün günâhı; sövülen hududu aşmadıkça, ilk söze başlayan üzerinedir." (Müslim Birr, 68);
    "Müslümana sövmek fâsıklıktır." (Nesâî; Tahrimu'd-Dem, 27);
    "Size, kötü olanlarınızı haber vereyim mi; koğuculukla dolaşıp insanlar arasını bozan ve temiz kimselere ayıp isnad edenlerdir." (İhyâ, Cüz, III, 135).
    Hz. Ali, "Çirkin laf edenle onu yayan, günâh işlemekte eşittir." (Beyhakî, Şuabu'l-İman);İbn Abbas da, Hucurât suresinin 11. ayetini izah ederken "Bir kısmınız bir kısmınıza dil uzatmasın. Muhakkak Allah, çirkin söz kaçıranı, kasden çirkin söz söylemeye yelteneni sevmez." demiştir (Edebü'l-Müfred, I, 344).Peygamber Efendimiz (asv) bir hadisi şeriflerinde, dilin insana getirdiği kötülük ve belâlara değinerek şöyle demiştir:
    "İnsanlar diliyle söylediklerinden başka bir şey yüzünden yüz üstü ateşe atılırlar mı?" (Tirmizi).
    Yine Tirmizi'de geçen bir başka hadiste de "Mümin ayıplamaz, lânet etmez, kötü söz söylemez." buyuruluyor.İmam Nevevi de bu konuda şöyle der: "Her mükellefin -faydalı sözlerden başka- dilini her sözden koruması lâzımdır. Faydadan uzak bir söz uzadığında, sünnet olan, onu kesmektir. Çünkü mübah olan bir söz kısa zamanda harama veya mekruha çekilebilir."Hz. Peygamber (asv) çeşitli hadislerinde iflâsın ne olduğunu ve uygulama şartlarını göstermiştir. Bir gün çevresindeki sahabelere; "Müflis kimdir?" diye sormuş, ashâb-ı kiram; "Bize göre müflis, kendisine ait hiçbir dirhemi (nakit parası) ve malı kalmayan kimsedir." cevabını vermiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur:
    "Ümmetimden gerçek müflis şudur: Kıyamet gününde namazını, orucunu ve zekâtını getirir. Bu arada başkasına sövmesi, zina iftirasında bulunması, kan dökmesi ve başkasını dövmesi ile ilgili kötü amelleri gelir. Bunlara karşılık iyi amelleri (hasenâtı) verilir ve borçları (kul hakları) bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacaklıların hataları kendisine yükletilir ve ateşe atılır." (Müslim, Birr, 60; Ahmed b. Hanbel, II, 303, IV, 372).







+ Yorum Gönder