Konusunu Oylayın.: İslam'da tek kişinin şahitliği geçerli midir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam'da tek kişinin şahitliği geçerli midir ?
  1. 15.Nisan.2012, 22:14
    1
    Misafir

    İslam'da tek kişinin şahitliği geçerli midir ?

  2. 15.Nisan.2012, 23:01
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslam'da tek kişinin şahitliği geçerli midir ?




    Şehadet kelimesi “hazır olmak” manasına gelen “Şe-Hi-De” fiilinin masdarıdır. Lûgatta “kesin haber” manâsındadır. Istılahî manâda ise, yargı organları önünde şehadet lafzını kullanarak,“şahitlik ederim, tanıklık ederim” şeklinde, bir hakkın ispat edilmesi için doğru sözlülüğüyle tanınmış şahsın verdiği haberdir.1

    İslâm hukukunda şahitlik önemli bir ispat yoludur. Şahitliğin yapıldığı vak’aya göre bazen 2, bazen 4 şahidin ifadesiyle kula veya Allah’a ait büyük haklar ortaya çıkar. Bazen de şahitliğin neticesinde idama kadar varabilen cezalar verilebilir. Bunun için Allah Rasûlü, şahitlik yapacak kimsenin ancak güneş gibi gördüğü bir mevzuya şahitlik yapabileceğini belirtmişlerdir.
    Rasulullah’a (s.a.s.) şehadetten soruldu ve O, söyle buyurdu: "Güneşi gördüğü gibi, (kesin olarak bildiğine, müşahede ettiğin şeylere) şehadet et, yahut bırak." 2

    Bir diğer hadiste de Allah Rasûlü, büyük günahları sayarken yalan şahitliğin üzerinde hassasiyetle durmaktadır. “Size büyük günahların, en büyüğünü haber vereyim mi? “ Evet Ya Rasûlellah.“ "Allah’a şirk koşmak, ana babaya asi gelmek. Allah Rasûlü, böyle buyurduktan sonra, yaslandıkları yerden doğrularak: “Dikkat ediniz, biri de yalan şahitliktir. Dikkat ediniz, biri de yalan şahitliktir....” diye heyecan ve dehşetle o kadar tekrar etmiştir ki Ashâb, bu durum karşısında artık keşke dursa temennisinde bulunmuşlardır.3

    Eymen b. Huzeym’den rivayet edilen bir hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.s.), 3 kere, “Ey insanlar! Yalan yere şahitlik, Allah’a şirk koşmaya denk tutulmuştur.” buyurmuş ve arkasından şu âyeti okumuştur.4 “Artık o pis putlara (tapınmaktan) ve yalan söylemekten kaçının.” (Hacc 22/30)

    Enes b. Malik’ten rivayet edilen hadis-i şerif de, şehadete Allah katında verilen önemi açıkça göstermektedir: “Bir gün Rasûllullah’ın huzurundan bir cenaze geçmişti. Orada bulunan Ashâb, vefat eden zatı övmüştü. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Cennet ona vacip oldu.” buyurdular.
    Bir müddet sonra bir cenaze daha gelmiş, bu sefer Ashâb, onu yermişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) ise onun için, “Cehennem vacip oldu.” buyurdular. Ashab-ı Kiram bunun sebebini sorunca, Rasûllüllah (s.a.s.) şu cevabı verdiler. “Müminler, Allah’ın şahitleridir.”5
    Şahitlik müessesesine verilen bu önem, adaletin tam te’min edilmesi içindir. Bundan dolayı, İslâm hukukunda şahitliğin geçerli sayılabilmesi için şahitte ve şehadette bazı şartlar aranır ki, bu da yine şahitliğe verilen önemi ve şahitliğin ağır bir mesuliyet olduğunu gösterir.

    Bir erkek, iki kadın

    Her konuda olduğu gibi şahitlik konusuna da yaklaşım tarzı çok önemlidir. Hikmet ve merhametin kendisi olan bu ilahî hükmün ruhuna yabancı bir kadın, bunu kendisi açısından ‘küçük düşürücü bir manzara’ olarak telakki ederken, Kur’ân’ın nihayetsiz hikmetine itimadı tam, inanmış bir kadın ise bunu kendisi adına ‘imtiyazlı/ayrıcalıklı bir hüküm’ olarak görür.
    Esasında bir hükmün zihindeki oluşumu, meseleye nereden ve ne şekilde bakıldığıyla doğrudan ilgilidir. İmdi dileyen bu hükmü, Hikmeti Sonsuz'un penceresinden seyredip tasdik eder, dileyen de hikmeti sınırlı aklının dürbününden bakıp ‘hayır’ der. Ne diyebiliriz ki kabul veya reddetme hürriyetini insanlara bizzat Allah vermiştir.
    Şahitlik gibi riske ve tehdide açık ağır bir iş, –fıtraten buna daha dayanıklı/müsait- erkeğin omzuna yüklenmiştir. Bu açıdan kadın özel bir koruma altına alınmıştır. Aslında iki kadının bir erkeğe denk olmasını kimileri kadının alçaltıldığını düşünse de esasında kadının üzerinden sorumluluk hafifletilerek pozitif bir ayrımcılık yapıldığını söyleyebiliriz.11

    İslâm hukukunda kadının şehadeti muteberdir. Çünkü kadın da erkek gibi şehadet ehliyeti için gerekli olan zabt ve eda niteliklerine sahiptir. Kadınların şahitliği, bizzat âyet-i kerimede yer almıştır:“Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.”(Bakara 2/282)

    Her zaman iki erkek şahit bulmak mümkün değildir. Burada İslâm kolaylık sağlamakta ve kadınları da şahitliğe çağırmaktadır.

    Âyette öncelikle erkekler şahitliğe çağırılmaktadır. Zira İslâmî bir toplumda, çalışan sınıfı genellikle onlar oluşturur. Bu huzur ve güven toplumunda, günümüzdeki bozuk cemiyetlerde olduğu gibi kadın, çok az bir para karşılığı çalışmak zorunda kalarak, hem kendi sağlığı, hem de toplumun sıhhati açısından, dışarıda çalışmakla vereceği hizmetten çok daha büyük ve önemli bir fonksiyon olarak, istikbali omuzunda taşıyacak evlâtlarını terbiye etme ve yetiştirme gibi çok önemli annelik görevini bırakma mecburiyeti altında tutulmaz. Dolayısıyla çarşıda, pazarda, vekalet, kefalet ve şehadet gibi mevzularda kadının çok fazla ilgisi ve bilgisi olmayacağından, âyet-i kerime, ilk etapta erkekleri şahitliğe çağırmakta, şayet iki erkek bulunmazsa, “güvenilir bir erkek ve iki kadının şahit olabileceğini” ifade etmektedir.

    Âyet-i Kerimede iki kadının şehadette bir erkeğe mukabil sayılması, bu mevzunun onun asıl meselesi olmaması ve psikolojik yapısından kaynaklanan zabt eksikliğidir. Yoksa mesele, kadın ve erkek eşitliğini iddia edenlerin dediği gibi, kadının insan yerine konulup konulmamasıyla, ona değer verilip-verilmemesiyle ve kadın-erkek eşitliği veya eşitsizliğiyle hiçbir ilgisi yoktur.

    “Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.”


    Kadının Yalnız Başına Şahitliği


    İslâm’da daha çok kadının sahasına giren ve başkalarının muttali olamayacağı kadınlığa ait işlerde, tek kadının şahitliği kabul edilir. Zira şahitlikten maksat, gerçeğin ortaya çıkması, zulme meydan verilmemesi ve hakkın zayi olmamasıdır. Yoksa şahidin erkek veya kadın olması asıl mesele değildir.

    Doğum, bekaret ve kadınlara ait bazı önemli hastalıklar hakkında kadınların şahitliği geçerlidir. Miras alabilmesi için, doğan çocuğun ses verip vermediği mevzuunda yine kadınların şahitliği kabul edilir. Ramazan hilalinin tesbiti hususunda da yine kadınların şehadeti, aynen erkeklerin şehadeti seviyesinde geçerlidir.14

    Erkeklerin ekseriyetle göremeyeceği, bilemeyeceği, bekâret, evlilik, doğum, hayız, süt emzirme ve kadınlara ait hastalıklar hakkında münferit olarak şehadetleri, Maliki, Şafii ve Hanbeli âlimlerine göre de makbuldür.15

    Dipnotlar:

    1- Tehanevi, Keşşafu Istılahati’l-Fünûn, 2/737-738.
    2- KurtubI, Cami, 3/390.
    3- Buhari, Sahih, 3/152; Tirmizî, Sünen, 4/475.
    4- Ahmed b. Hanbel, Hanbel, Müsned 6/189; Tirmizi, Sünen, 4/474.
    5- Buhari, Sahih, 3/148.
    11- Doç. Dr. Yener Öztürk, ‘Aklen ve Dinen Eksik Olma’ İfadesini Nasıl Anlamalıyız?, Yeni Ümit Dergisi, Sayı : 79 Ocak-Şubat-Mart 2008
    14- Zühayli, a.g.e., 6/571
    15.Zühayli, a.g.e., 6/572; Bu mevzudaki hadisler için bkz. Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, 4/201; Zeylaî, Nasbur’r-Raye, 4 /80-81.

    bk. Selman Kuzu, Kadının Şahitliği ve Kadın - Erkek Eşitliği Meselesi, Yeni Ümit, Sayı : 52 Nisan
    S.İslamiyet




  3. 15.Nisan.2012, 23:01
    2
    Silent and lonely rains



    Şehadet kelimesi “hazır olmak” manasına gelen “Şe-Hi-De” fiilinin masdarıdır. Lûgatta “kesin haber” manâsındadır. Istılahî manâda ise, yargı organları önünde şehadet lafzını kullanarak,“şahitlik ederim, tanıklık ederim” şeklinde, bir hakkın ispat edilmesi için doğru sözlülüğüyle tanınmış şahsın verdiği haberdir.1

    İslâm hukukunda şahitlik önemli bir ispat yoludur. Şahitliğin yapıldığı vak’aya göre bazen 2, bazen 4 şahidin ifadesiyle kula veya Allah’a ait büyük haklar ortaya çıkar. Bazen de şahitliğin neticesinde idama kadar varabilen cezalar verilebilir. Bunun için Allah Rasûlü, şahitlik yapacak kimsenin ancak güneş gibi gördüğü bir mevzuya şahitlik yapabileceğini belirtmişlerdir.
    Rasulullah’a (s.a.s.) şehadetten soruldu ve O, söyle buyurdu: "Güneşi gördüğü gibi, (kesin olarak bildiğine, müşahede ettiğin şeylere) şehadet et, yahut bırak." 2

    Bir diğer hadiste de Allah Rasûlü, büyük günahları sayarken yalan şahitliğin üzerinde hassasiyetle durmaktadır. “Size büyük günahların, en büyüğünü haber vereyim mi? “ Evet Ya Rasûlellah.“ "Allah’a şirk koşmak, ana babaya asi gelmek. Allah Rasûlü, böyle buyurduktan sonra, yaslandıkları yerden doğrularak: “Dikkat ediniz, biri de yalan şahitliktir. Dikkat ediniz, biri de yalan şahitliktir....” diye heyecan ve dehşetle o kadar tekrar etmiştir ki Ashâb, bu durum karşısında artık keşke dursa temennisinde bulunmuşlardır.3

    Eymen b. Huzeym’den rivayet edilen bir hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.s.), 3 kere, “Ey insanlar! Yalan yere şahitlik, Allah’a şirk koşmaya denk tutulmuştur.” buyurmuş ve arkasından şu âyeti okumuştur.4 “Artık o pis putlara (tapınmaktan) ve yalan söylemekten kaçının.” (Hacc 22/30)

    Enes b. Malik’ten rivayet edilen hadis-i şerif de, şehadete Allah katında verilen önemi açıkça göstermektedir: “Bir gün Rasûllullah’ın huzurundan bir cenaze geçmişti. Orada bulunan Ashâb, vefat eden zatı övmüştü. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Cennet ona vacip oldu.” buyurdular.
    Bir müddet sonra bir cenaze daha gelmiş, bu sefer Ashâb, onu yermişlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) ise onun için, “Cehennem vacip oldu.” buyurdular. Ashab-ı Kiram bunun sebebini sorunca, Rasûllüllah (s.a.s.) şu cevabı verdiler. “Müminler, Allah’ın şahitleridir.”5
    Şahitlik müessesesine verilen bu önem, adaletin tam te’min edilmesi içindir. Bundan dolayı, İslâm hukukunda şahitliğin geçerli sayılabilmesi için şahitte ve şehadette bazı şartlar aranır ki, bu da yine şahitliğe verilen önemi ve şahitliğin ağır bir mesuliyet olduğunu gösterir.

    Bir erkek, iki kadın

    Her konuda olduğu gibi şahitlik konusuna da yaklaşım tarzı çok önemlidir. Hikmet ve merhametin kendisi olan bu ilahî hükmün ruhuna yabancı bir kadın, bunu kendisi açısından ‘küçük düşürücü bir manzara’ olarak telakki ederken, Kur’ân’ın nihayetsiz hikmetine itimadı tam, inanmış bir kadın ise bunu kendisi adına ‘imtiyazlı/ayrıcalıklı bir hüküm’ olarak görür.
    Esasında bir hükmün zihindeki oluşumu, meseleye nereden ve ne şekilde bakıldığıyla doğrudan ilgilidir. İmdi dileyen bu hükmü, Hikmeti Sonsuz'un penceresinden seyredip tasdik eder, dileyen de hikmeti sınırlı aklının dürbününden bakıp ‘hayır’ der. Ne diyebiliriz ki kabul veya reddetme hürriyetini insanlara bizzat Allah vermiştir.
    Şahitlik gibi riske ve tehdide açık ağır bir iş, –fıtraten buna daha dayanıklı/müsait- erkeğin omzuna yüklenmiştir. Bu açıdan kadın özel bir koruma altına alınmıştır. Aslında iki kadının bir erkeğe denk olmasını kimileri kadının alçaltıldığını düşünse de esasında kadının üzerinden sorumluluk hafifletilerek pozitif bir ayrımcılık yapıldığını söyleyebiliriz.11

    İslâm hukukunda kadının şehadeti muteberdir. Çünkü kadın da erkek gibi şehadet ehliyeti için gerekli olan zabt ve eda niteliklerine sahiptir. Kadınların şahitliği, bizzat âyet-i kerimede yer almıştır:“Erkeklerinizden iki de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.”(Bakara 2/282)

    Her zaman iki erkek şahit bulmak mümkün değildir. Burada İslâm kolaylık sağlamakta ve kadınları da şahitliğe çağırmaktadır.

    Âyette öncelikle erkekler şahitliğe çağırılmaktadır. Zira İslâmî bir toplumda, çalışan sınıfı genellikle onlar oluşturur. Bu huzur ve güven toplumunda, günümüzdeki bozuk cemiyetlerde olduğu gibi kadın, çok az bir para karşılığı çalışmak zorunda kalarak, hem kendi sağlığı, hem de toplumun sıhhati açısından, dışarıda çalışmakla vereceği hizmetten çok daha büyük ve önemli bir fonksiyon olarak, istikbali omuzunda taşıyacak evlâtlarını terbiye etme ve yetiştirme gibi çok önemli annelik görevini bırakma mecburiyeti altında tutulmaz. Dolayısıyla çarşıda, pazarda, vekalet, kefalet ve şehadet gibi mevzularda kadının çok fazla ilgisi ve bilgisi olmayacağından, âyet-i kerime, ilk etapta erkekleri şahitliğe çağırmakta, şayet iki erkek bulunmazsa, “güvenilir bir erkek ve iki kadının şahit olabileceğini” ifade etmektedir.

    Âyet-i Kerimede iki kadının şehadette bir erkeğe mukabil sayılması, bu mevzunun onun asıl meselesi olmaması ve psikolojik yapısından kaynaklanan zabt eksikliğidir. Yoksa mesele, kadın ve erkek eşitliğini iddia edenlerin dediği gibi, kadının insan yerine konulup konulmamasıyla, ona değer verilip-verilmemesiyle ve kadın-erkek eşitliği veya eşitsizliğiyle hiçbir ilgisi yoktur.

    “Eğer iki erkek bulunmazsa, şahitlerden kendilerine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin ona hatırlatması için iki kadın yeter.”


    Kadının Yalnız Başına Şahitliği


    İslâm’da daha çok kadının sahasına giren ve başkalarının muttali olamayacağı kadınlığa ait işlerde, tek kadının şahitliği kabul edilir. Zira şahitlikten maksat, gerçeğin ortaya çıkması, zulme meydan verilmemesi ve hakkın zayi olmamasıdır. Yoksa şahidin erkek veya kadın olması asıl mesele değildir.

    Doğum, bekaret ve kadınlara ait bazı önemli hastalıklar hakkında kadınların şahitliği geçerlidir. Miras alabilmesi için, doğan çocuğun ses verip vermediği mevzuunda yine kadınların şahitliği kabul edilir. Ramazan hilalinin tesbiti hususunda da yine kadınların şehadeti, aynen erkeklerin şehadeti seviyesinde geçerlidir.14

    Erkeklerin ekseriyetle göremeyeceği, bilemeyeceği, bekâret, evlilik, doğum, hayız, süt emzirme ve kadınlara ait hastalıklar hakkında münferit olarak şehadetleri, Maliki, Şafii ve Hanbeli âlimlerine göre de makbuldür.15

    Dipnotlar:

    1- Tehanevi, Keşşafu Istılahati’l-Fünûn, 2/737-738.
    2- KurtubI, Cami, 3/390.
    3- Buhari, Sahih, 3/152; Tirmizî, Sünen, 4/475.
    4- Ahmed b. Hanbel, Hanbel, Müsned 6/189; Tirmizi, Sünen, 4/474.
    5- Buhari, Sahih, 3/148.
    11- Doç. Dr. Yener Öztürk, ‘Aklen ve Dinen Eksik Olma’ İfadesini Nasıl Anlamalıyız?, Yeni Ümit Dergisi, Sayı : 79 Ocak-Şubat-Mart 2008
    14- Zühayli, a.g.e., 6/571
    15.Zühayli, a.g.e., 6/572; Bu mevzudaki hadisler için bkz. Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, 4/201; Zeylaî, Nasbur’r-Raye, 4 /80-81.

    bk. Selman Kuzu, Kadının Şahitliği ve Kadın - Erkek Eşitliği Meselesi, Yeni Ümit, Sayı : 52 Nisan
    S.İslamiyet







+ Yorum Gönder