Konusunu Oylayın.: Dinini değiştireni öldürün Diye bir Hadis var mıdır ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

Dinini değiştireni öldürün Diye bir Hadis var mıdır ?
  1. 15.Nisan.2012, 22:14
    1
    Misafir

    Dinini değiştireni öldürün Diye bir Hadis var mıdır ?






    Dinini değiştireni öldürün Diye bir Hadis var mıdır ? Mumsema "Dinini değiştireni öldürün." Diye bir Hadis var mıdır hadis sahih midir açıklar mısınız ?


  2. 16.Nisan.2012, 09:36
    2
    Ercan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Temmuz.2011
    Üye No: 88468
    Mesaj Sayısı: 3,128
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: Gaziantep

    Cevap: "Dinini değiştireni öldürün." Diye bir Hadis var mıdır ?




    "Dinini değiştireni öldürün" hadistir ve Buhari'de geçmektedir.


  3. 16.Nisan.2012, 09:36
    2
    Devamlı Üye



    "Dinini değiştireni öldürün" hadistir ve Buhari'de geçmektedir.


  4. 16.Nisan.2012, 11:41
    3
    mfcanbaz
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ocak.2011
    Üye No: 83323
    Mesaj Sayısı: 220
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: Fatih

    Cevap: "Dinini değiştireni öldürün." Diye bir Hadis var mıdır ?

    Bu konuyu araştıran arkadaşlar biraz açalım lütfen? karşımıza biri geldi ve ,-

    "Kardeşim dinde zorlama yoksa, islam barış ve hoşgörü diniyse, dinden çıkan insanın bu seçiminin hoşgörüyle karşılanması gerekiyorken neden katli vacip oluyor." derse ne diyecek bu insanlar?

    Neyin hangi olayın üstüne söylenmiştir bu Hadisi şerif ?

    Saygılar-
    -


  5. 16.Nisan.2012, 11:41
    3
    Devamlı Üye
    Bu konuyu araştıran arkadaşlar biraz açalım lütfen? karşımıza biri geldi ve ,-

    "Kardeşim dinde zorlama yoksa, islam barış ve hoşgörü diniyse, dinden çıkan insanın bu seçiminin hoşgörüyle karşılanması gerekiyorken neden katli vacip oluyor." derse ne diyecek bu insanlar?

    Neyin hangi olayın üstüne söylenmiştir bu Hadisi şerif ?

    Saygılar-
    -


  6. 16.Nisan.2012, 13:58
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 18,007
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 231
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: "Dinini değiştireni öldürün." Diye bir Hadis var mıdır ?

    Kuranı Kerimde "Dinde Zorlama yoktur" (Bakara, 2/256) derken Hadis-i Şerifte "Dinini değiştireni öldürün" (Nesei- 7-8/14, Buhari 12/1883) deniliyor Bunu nasıl anlamalıyız Hadisler Kuran´la çelişiyormu ve Kuran´la çelişen hadislerin hükmü nedir

    Değerli Kardeşimiz;



    Dinin ruhunda ve özünde zorlama yoktur. Çünkü zorlama dinin ruhuna zıttır. İslâm irade ve ihtiyarı esas alır ve bütün muâmelelerini bu esas üzerine kurar. İkrah ile yapılan bütün amel ve fiiller ister inanç, ister ibâdet ve isterse muamele açısından kat'iyyen makbul ve muteber kabul edilemez. Zaten böyle bir durum, "ameller niyetlere göredir" prensibine de uygun düşmez.

    Din, kendi mes'eleleri için ikrahı caiz görmediği gibi başkalarının İslâm'a girmelerini de ikrah esasına dayandırmayı hoş karşılamaz. O, muhatabını tamamen serbest bırakır. Meselâ zımmîler cizye ve haracı kabul ettikten sonra, İslâm dini onların hayatlarını garanti eder. Evet, İslâm'da musamaha ufku bu derece geniştir.

    Zaten din, zorla kabul edilebilecek veya zorla kabul ettirilebilecek bir sistem değildir. O'nda herşeyden önce îmân esastır. Îmân ise, tamamen vicdanî ve kalbe ait bir mes'eledir. Hiçbir ikrah teşebbüsü kalb ve vicdana tesir edemez. Dolayısıyla insan ancak içinden geliyorsa ve gönlü imana yatkınsa îmân edebilir. Bu ma'nâda da dinde zorlama yoktur.

    Hz. Adem'den günümüze kadar, din hiç kimseyi dehâlete zorlamamıştır. Bu mevzûda zorlama daima küfür cephesinin ahlâkı olmuştur. Onlar insanları dinlerinden çıkarmak için zorlamışlardır; fakat hiçbir mü'min bir kâfiri zorla müslüman yapmaya çalışmamıştır.
    Tebliğ insanı ızdıraplıdır; insanların doğru yoldan sapması, Allah'ın emirlerini çiğneyip O'na baş kaldırması, tebliğ insanını tâ can evinden vurur. İrtidatlar, onu iki büklüm eder ve tebliğ adına çaresiz kalıp eli kolu bağlandığı anlar, onu çileden çıkarır ve ona hafakanlar yaşatır. Kur’ân, Efendimiz (s.a.s)'e hitaben: "Onlar îman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın" (Şuara sûresi, 26/3) derken, Allah Resûlü'nün tebliğ adına çektiği ızdırabı ve bu ızdıraptan doğan ruh hâlini resmeder. Esasen ızdırabının keyfiyet ve durumuna göre bu ruh hâli, her tebliğ insanında vardır ve olması da gerekir.

    İrtidat dinden dönme demektir. Buna göre mürted ise, daha önce inandığı bütün mukaddesâtı inkâr eden insandır. Ve bu insan bir bakıma Müslümanlara ihanet etmiştir. Bir kere ihanet eden, her zaman ihanet edebilir. Onun için de bazılarına göre mürtedin hayat hakkı yoktur. Ancak fıkıh âlimlerinin sistematize ettiği şekle göre, mürted hangi meseleden dolayı irtidat ettiyse, evvelâ ona o mesele en ince teferruatına kadar anlatılıp izah edilecektir. Belli bir süre takibe alınarak, takıldığı hususlarda iknaya çalışılacaktır. Bütün bunların fayda vermediği zaman da artık o insan İslâm bünyesinde bir ur ve çıban başı olduğu tebeyyün edince de ona göre muamele yapılacaktır. (1) Ne var ki, hiçbir mü'min, bir başkasının irtidadı karşısında alâkasız kalamaz. Zira İslâm'ın mürüvvet anlayışı buna manidir. Belki hâdiseyi duyan her mü'min, şuurundaki seviyeye göre böyle bir irtidat hâdisesi karşısında üzülür ve ızdırap duyar. Ama tebliğ adamının ızdırabı herkesten daha derindir. Çünkü insanların hidayeti, onun varlık gayesidir.

    İşte Halid b. Velid (r.a)'in başından geçen bir hâdise karşısında Allah Resûlü (s.a.s)'nün hâlet-i ruhiyesi. Hz. Halid, dinin irtidat mevzuundaki prensiplerini değerlendirmede acele davranıp bir infazda bulunur. Bu haber Allah Resûlü (s.a.s)'ne ulaşınca çok üzülür ve ellerini kaldırarak: "Allah'ım Halid'in yaptığından sana sığınırım" diyerek Cenâb-ı Hakk'a ilticada bulunur. (2)

    Allah Resûlü (s.a.s)'nün bu hassasiyeti, etrafındakilerde de aynı şekilde ma'kes bulmuştur. Mesela Yemame'den dönen birisine, Hz. Ömer (r.a) ciddî birşeyin olup olmadığını sorar. Gelen zât, ciddî ve önemli birşeyin olmadığını, sadece içlerinden birinin irtidat ettiğini söyler. Hz. Ömer (r.a) heyecanla yerinden doğrulur ve, "Ona ne yaptınız?" diye sorar. Adam, "Öldürdük" deyince, Hz. Ömer (r.a) aynen Allah Resûlü (s.a.s) gibi bir iç geçirir ve adama hitaben, "Onu bir yere hapsedip bir müddet bekletmeli değil miydiniz?" der. Sonra da ellerini kaldırır ve Rabbine karşı şu niyazda bulunur: "Allah'ım, kasem ederim bunlar bu işi yaparken ben yanlarında yoktum. Ve yine kasem ederim, duyduğum zaman da yaptıklarından hoşnut olmadım." (3)
    Dinin caydırıcı bazı hükümleri, hiçbir zaman dinde zorlama değildir ve sayılmamalıdır da. Bu gibi hükümler, serbest iradeleriyle dine girenlere aittir ki, onlar da zaten bu hükümleri kabul etmekle İslâm'a girmişlerdir. Meselâ, bir insan, İslâm dininden irtidat ederse ona mürted denir ve verilen süre içinde tevbe etmezse öldürülür. Bu tamamen daha önce yapılmış bir akde muhâlefetin cezasıdır. Ve tamamen sistemin muhafazasıyla alâkalıdır. Devlet, belli bir sistemle idare edilir. Her ferdin hevesi esas alınacak olursa devlet idaresinden söz etmek mümkün olmaz. O'nun içindir ki bütün müslümanların hukukunu muhafaza bakımından, İslâm, mürtede hayat hakkı tanımamıştır.

    Ayrıca İslâm dinine giren insanlar bazı şeyleri yapmakla bazılarını da yapmamakla mükellef kılınırlar. Bunun da zorlama ile bir alâkası yoktur. Nasıl ki, namaza duran bâliğ bir insan namaz içinde, sesli olarak gülecek olsa ceza olarak hem namazı hem de abdesti bozulur. Ve yine ihramlı bir insan, üzerindeki haşeratı öldürse veya dikişli bir elbise giyse çeşitli cezalara çarpıtırılır. Halbuki aynı insan namazın dışında gülse veya ihramsız bir zamanda bunları işlese hiçbir cezası yoktur. Aynen bunun gibi, İslâm, dine girme mevzuunda kimseyi zorlamamakla birlikte, kendi iradesiyle dehâlet edeni de başıboş bırakacak değildir. Elbette onun kendine göre emir ve nehiyleri olacak ve müntesiplerinden, bunlara uygun hareket etmelerini isteyecektir. Bu cümleden olarak, namazı, orucu, zekatı ve haccı emredecek; içki, kumar, zina ve hırsızlığı da yasaklayacaktır. Bu yasakları ihlal edenlere de suçlarının cinsine göre ceza verecektir ki, bütün bunların zorlama ve ikrahla hiçbir alakası yoktur.
    1- Buhari, Diyat, 6; Müslim, Kasâme, 25; Serahsî, Mebsut, 10/98; Kâsânî, Bedaîü's-Sanaî, 7/134.
    2- Buhari, Mağazi, 58; İbn-i Hişam, Sîre, 4/72.
    3- Muvatta, Akdiye, 58.


    Sorularla İslamiyet



  7. 16.Nisan.2012, 13:58
    4
    Silent and lonely rains
    Kuranı Kerimde "Dinde Zorlama yoktur" (Bakara, 2/256) derken Hadis-i Şerifte "Dinini değiştireni öldürün" (Nesei- 7-8/14, Buhari 12/1883) deniliyor Bunu nasıl anlamalıyız Hadisler Kuran´la çelişiyormu ve Kuran´la çelişen hadislerin hükmü nedir

    Değerli Kardeşimiz;



    Dinin ruhunda ve özünde zorlama yoktur. Çünkü zorlama dinin ruhuna zıttır. İslâm irade ve ihtiyarı esas alır ve bütün muâmelelerini bu esas üzerine kurar. İkrah ile yapılan bütün amel ve fiiller ister inanç, ister ibâdet ve isterse muamele açısından kat'iyyen makbul ve muteber kabul edilemez. Zaten böyle bir durum, "ameller niyetlere göredir" prensibine de uygun düşmez.

    Din, kendi mes'eleleri için ikrahı caiz görmediği gibi başkalarının İslâm'a girmelerini de ikrah esasına dayandırmayı hoş karşılamaz. O, muhatabını tamamen serbest bırakır. Meselâ zımmîler cizye ve haracı kabul ettikten sonra, İslâm dini onların hayatlarını garanti eder. Evet, İslâm'da musamaha ufku bu derece geniştir.

    Zaten din, zorla kabul edilebilecek veya zorla kabul ettirilebilecek bir sistem değildir. O'nda herşeyden önce îmân esastır. Îmân ise, tamamen vicdanî ve kalbe ait bir mes'eledir. Hiçbir ikrah teşebbüsü kalb ve vicdana tesir edemez. Dolayısıyla insan ancak içinden geliyorsa ve gönlü imana yatkınsa îmân edebilir. Bu ma'nâda da dinde zorlama yoktur.

    Hz. Adem'den günümüze kadar, din hiç kimseyi dehâlete zorlamamıştır. Bu mevzûda zorlama daima küfür cephesinin ahlâkı olmuştur. Onlar insanları dinlerinden çıkarmak için zorlamışlardır; fakat hiçbir mü'min bir kâfiri zorla müslüman yapmaya çalışmamıştır.
    Tebliğ insanı ızdıraplıdır; insanların doğru yoldan sapması, Allah'ın emirlerini çiğneyip O'na baş kaldırması, tebliğ insanını tâ can evinden vurur. İrtidatlar, onu iki büklüm eder ve tebliğ adına çaresiz kalıp eli kolu bağlandığı anlar, onu çileden çıkarır ve ona hafakanlar yaşatır. Kur’ân, Efendimiz (s.a.s)'e hitaben: "Onlar îman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın" (Şuara sûresi, 26/3) derken, Allah Resûlü'nün tebliğ adına çektiği ızdırabı ve bu ızdıraptan doğan ruh hâlini resmeder. Esasen ızdırabının keyfiyet ve durumuna göre bu ruh hâli, her tebliğ insanında vardır ve olması da gerekir.

    İrtidat dinden dönme demektir. Buna göre mürted ise, daha önce inandığı bütün mukaddesâtı inkâr eden insandır. Ve bu insan bir bakıma Müslümanlara ihanet etmiştir. Bir kere ihanet eden, her zaman ihanet edebilir. Onun için de bazılarına göre mürtedin hayat hakkı yoktur. Ancak fıkıh âlimlerinin sistematize ettiği şekle göre, mürted hangi meseleden dolayı irtidat ettiyse, evvelâ ona o mesele en ince teferruatına kadar anlatılıp izah edilecektir. Belli bir süre takibe alınarak, takıldığı hususlarda iknaya çalışılacaktır. Bütün bunların fayda vermediği zaman da artık o insan İslâm bünyesinde bir ur ve çıban başı olduğu tebeyyün edince de ona göre muamele yapılacaktır. (1) Ne var ki, hiçbir mü'min, bir başkasının irtidadı karşısında alâkasız kalamaz. Zira İslâm'ın mürüvvet anlayışı buna manidir. Belki hâdiseyi duyan her mü'min, şuurundaki seviyeye göre böyle bir irtidat hâdisesi karşısında üzülür ve ızdırap duyar. Ama tebliğ adamının ızdırabı herkesten daha derindir. Çünkü insanların hidayeti, onun varlık gayesidir.

    İşte Halid b. Velid (r.a)'in başından geçen bir hâdise karşısında Allah Resûlü (s.a.s)'nün hâlet-i ruhiyesi. Hz. Halid, dinin irtidat mevzuundaki prensiplerini değerlendirmede acele davranıp bir infazda bulunur. Bu haber Allah Resûlü (s.a.s)'ne ulaşınca çok üzülür ve ellerini kaldırarak: "Allah'ım Halid'in yaptığından sana sığınırım" diyerek Cenâb-ı Hakk'a ilticada bulunur. (2)

    Allah Resûlü (s.a.s)'nün bu hassasiyeti, etrafındakilerde de aynı şekilde ma'kes bulmuştur. Mesela Yemame'den dönen birisine, Hz. Ömer (r.a) ciddî birşeyin olup olmadığını sorar. Gelen zât, ciddî ve önemli birşeyin olmadığını, sadece içlerinden birinin irtidat ettiğini söyler. Hz. Ömer (r.a) heyecanla yerinden doğrulur ve, "Ona ne yaptınız?" diye sorar. Adam, "Öldürdük" deyince, Hz. Ömer (r.a) aynen Allah Resûlü (s.a.s) gibi bir iç geçirir ve adama hitaben, "Onu bir yere hapsedip bir müddet bekletmeli değil miydiniz?" der. Sonra da ellerini kaldırır ve Rabbine karşı şu niyazda bulunur: "Allah'ım, kasem ederim bunlar bu işi yaparken ben yanlarında yoktum. Ve yine kasem ederim, duyduğum zaman da yaptıklarından hoşnut olmadım." (3)
    Dinin caydırıcı bazı hükümleri, hiçbir zaman dinde zorlama değildir ve sayılmamalıdır da. Bu gibi hükümler, serbest iradeleriyle dine girenlere aittir ki, onlar da zaten bu hükümleri kabul etmekle İslâm'a girmişlerdir. Meselâ, bir insan, İslâm dininden irtidat ederse ona mürted denir ve verilen süre içinde tevbe etmezse öldürülür. Bu tamamen daha önce yapılmış bir akde muhâlefetin cezasıdır. Ve tamamen sistemin muhafazasıyla alâkalıdır. Devlet, belli bir sistemle idare edilir. Her ferdin hevesi esas alınacak olursa devlet idaresinden söz etmek mümkün olmaz. O'nun içindir ki bütün müslümanların hukukunu muhafaza bakımından, İslâm, mürtede hayat hakkı tanımamıştır.

    Ayrıca İslâm dinine giren insanlar bazı şeyleri yapmakla bazılarını da yapmamakla mükellef kılınırlar. Bunun da zorlama ile bir alâkası yoktur. Nasıl ki, namaza duran bâliğ bir insan namaz içinde, sesli olarak gülecek olsa ceza olarak hem namazı hem de abdesti bozulur. Ve yine ihramlı bir insan, üzerindeki haşeratı öldürse veya dikişli bir elbise giyse çeşitli cezalara çarpıtırılır. Halbuki aynı insan namazın dışında gülse veya ihramsız bir zamanda bunları işlese hiçbir cezası yoktur. Aynen bunun gibi, İslâm, dine girme mevzuunda kimseyi zorlamamakla birlikte, kendi iradesiyle dehâlet edeni de başıboş bırakacak değildir. Elbette onun kendine göre emir ve nehiyleri olacak ve müntesiplerinden, bunlara uygun hareket etmelerini isteyecektir. Bu cümleden olarak, namazı, orucu, zekatı ve haccı emredecek; içki, kumar, zina ve hırsızlığı da yasaklayacaktır. Bu yasakları ihlal edenlere de suçlarının cinsine göre ceza verecektir ki, bütün bunların zorlama ve ikrahla hiçbir alakası yoktur.
    1- Buhari, Diyat, 6; Müslim, Kasâme, 25; Serahsî, Mebsut, 10/98; Kâsânî, Bedaîü's-Sanaî, 7/134.
    2- Buhari, Mağazi, 58; İbn-i Hişam, Sîre, 4/72.
    3- Muvatta, Akdiye, 58.


    Sorularla İslamiyet



  8. 23.Temmuz.2016, 23:36
    5
    Misafir

    Yorum: Dinini değiştireni öldürün Diye bir Hadis var mıdır ?

    Dinimizle alakalı bir şey duyduğumuzda önce bunu kurana uygunluğu ile daha sonra(duyduğumuz şey hadis ise) mantığa uygunluk ile kıyaslayıp hangi durumlar içinde açıklandığını düşünüp yorumlamalıyız.
    Dinde zorlama yoktur , samimiyetsiz yapılan ibadetin önemi olmaz dinin güzelliği içtenlikle alakalıdır. Şu ayet ile belirtilmek istenen açık ve nettir.
    Biz onların ne söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen de onlara karşı bir zorba değilsin. Şimdi benim tehditlerimden korkacaklara bu Kur'an ile öğüt ver! (Kaf 50/45.ayet).Bu ayet din de zorlama ile alakalıdır. Bir başka ayet

    Sana haram ay ve onda savaşma hakkında soru yöneltiyorlar. De ki: «Onda savaş, büyük bir günahtır. Allah yolundan engellemek, O'nu inkar etmek, Mescid-i Haram'a gidişi engellemek ve halkını oradan çıkarmak ise, Allah katında daha büyük bir günahtır. Fitne ise, adam öldürmekten daha büyük bir kötülüktür. Onlar güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşı sürdürürler, sizden her kim de dininden döner ve kafir olarak ölürse, bunların yaptığı bütün iyi işler dünya ve ahirette boşa gitmiştir ve artık onlar cehennemliktirler, hep orada sonsuza kadar kalacaklardır.(Bakara2/217.ayet)
    Bu ayette kullanılan ifade "eğer kim dininden dönerde kafir olarak ölürse" şu anlamı ifade eder yüce Allah(c.c.) Gaffâr'dır günahları affedendir affı bol olandır ve tövbe edip hatasından döneni affeder.Eğer dinimizde dinden dönen kişinin öldürülmesi bir hüküm olsaydı ayette "eğer bu şekilde kafir olarak ölürse " denilmezdi.
    Kardeşlerim, abilerim, ablalarım dinimiz barış,huzur , yardımlaşma,sevgi ve saygı dinidir.Kutsal kitabımız Kuran eşi benzeri olmayan ,adaletin en muhteşem örneklerini kurallarını içeren, iyiliği emreden ve kötülüğü ve fenalığı yasaklayan harika bir kitaptır(aksini iddia edenlere yüzlerce örnek verilebilir). Ancak bunları söyleyip hiç bir zaman dinden dönenlerin öldürülmediğini söylemiyorum bana tarihten bazı örnekler verip karşı çıkabilirler (Halid bin Velid , Hz. Ömer vb.) ancak mantıksal ve tarihsel olarak konu din olsa bile olayı kendi kuralları ve kendi olguları çerçevesinde değerlendirmeliyiz elbette Kuran ve dinimiz evrenseldir ve tüm zamanlar içindir ancak bu islam tarihinden olan her şeyin dini bir kural ve tüm zamanlar için geçerli bir olgu olduğu anlamına gelmez.
    Dört halife döneminde iyi bir İslam devleti vardı fakat unutulmaması gereken bu bir devlettir ve bu devletin huzurunun ve bütünlüğünün korunması gerekir ve o zamanlar devletler dini bütünlüklerdi ( devlet millet kabile yapısında olsa da genellikle devletlerin siyasal ve sosyal yapısını din belirliyordu ve ümmet toplulukları yaygındı)savaşlar ticaretler vb.olaylarda din çok önemliydi .Bir insan barışın ve adaletin en muhteşem örneği olan dinimizden dönüp bunu inkar etmeye başlamışsa bunda bir kötülük vardır dostlarım o zamanlar bu konular ciddi idi ortalıkta ilgi çekmek için ateizm savunulmazdı havalı olduğu düşünüldüğü için ortalıkta ben deistim denilmezdi durum öyleydi ki sırf kendi putlarına tapılmıyor diye bir kabileye savaş açılabilirdi durum şu Hz. Ömer zamanında yayılan cihad ile ( cihadı savaş olarak düşünmeyin sadece dini yaymak ve Allah takdirini kazanmak için yapılan işled cihattır.) İslam yayılmış ve huzur artmıştır.Bu huzur Hz.Muhammed(s.a.v.) ile başlamış araplar arasında eşi benzeri görülmemiş bir huzur ortamıdır.Ama bundan hoşlanmayan kafir toplumlar da vardı.Şimdi bir insan dininden dönüp dinine küfür etmeye başladığında bunda bir hainlik olabilirdi ( herhangi bir şey casusluk düşmanlık vs.) işte bunu anlamak icin mürted olan kişi direkt ölüm hükmüyle cezalandırılmazdı durum anlaşılırdı kişi ile konuşulur olumsuzluklar konuşulurdu mürted olan kişiye dinde neyi doğru bulmadığı sorulur algısındaki hata düzeltilmeye çalışılırdı ve de her mürted olan dinine dönmese bile daha üst bir cezaya çarptırılmazdı güven sorunu varsa hapis yolu denenirdi eğer mürted olan kişi dönmüyor ve de topluma bir tehlikesi var ise o zaman son yol uygulanırdı.Mürted olan kişiyi öldürülmesi üzerine peygamber efendimizin ve benzer olayda halifenin acele edildiği için çok üzüldüğü bazı anlatılarla bilinmektedir.Yani mürted olan kişinin ölümü dini hüküm değildir toplumu korumak için uygulanmıştır ve bu olay üzerine de bu olaylar İslam tarihine kara bir lekedir denilemez bu olaylar tarih içinde olması gereken olgularımızdı ama bu çağda zaten ümmet değil iken siyaseti din şekillendirmezken yan komşun ,bakkal Hamdi amca , Ayşe hoca mürted olsa öldürülmesi vacip mi olur ? Hayır. Bu insanlar dinden dönse toplum tehlikeye mi düşer, bize mi zararları olur?Hayır Kuran da da dendiği gibi " Onlar ancak kendilerine zulmetmektedirler" Kısacası dini inancın doğru olanı samimi olandır , samimi olmadan sadece inanıyormuş gibi davranırsak sadece münafik oluruz -ki münafık olmak kafir olmaktan daha kötüdür-
    Dostlar dinimizi sevelim koruyalım, insanları bu güzelliğe çağıralım onlarla karizma kavgasına girmeyelim onları nazikçe davet edelim unutmayalım ki yüce Allah isteseydi kimse başını secdeden kaldıramazdı Allah o Aziz dir Cebbar dır dilediğini yapar her işte galiptir dilediğini doğru yola sokar dilediğinin gözünü kör eder
    Son olarak dostlarım dinimizi zanlarla savunup zanlarla korumayalım bu dinimizin yanlış anlaşılmasına sebep olur bu zor zamanlarda bu güzel dinimizi koruyalım kimsenin yalan yanlış eleştirmesine izin vermeyelim.


  9. 23.Temmuz.2016, 23:36
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Dinimizle alakalı bir şey duyduğumuzda önce bunu kurana uygunluğu ile daha sonra(duyduğumuz şey hadis ise) mantığa uygunluk ile kıyaslayıp hangi durumlar içinde açıklandığını düşünüp yorumlamalıyız.
    Dinde zorlama yoktur , samimiyetsiz yapılan ibadetin önemi olmaz dinin güzelliği içtenlikle alakalıdır. Şu ayet ile belirtilmek istenen açık ve nettir.
    Biz onların ne söylediklerini çok iyi biliyoruz. Sen de onlara karşı bir zorba değilsin. Şimdi benim tehditlerimden korkacaklara bu Kur'an ile öğüt ver! (Kaf 50/45.ayet).Bu ayet din de zorlama ile alakalıdır. Bir başka ayet

    Sana haram ay ve onda savaşma hakkında soru yöneltiyorlar. De ki: «Onda savaş, büyük bir günahtır. Allah yolundan engellemek, O'nu inkar etmek, Mescid-i Haram'a gidişi engellemek ve halkını oradan çıkarmak ise, Allah katında daha büyük bir günahtır. Fitne ise, adam öldürmekten daha büyük bir kötülüktür. Onlar güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşı sürdürürler, sizden her kim de dininden döner ve kafir olarak ölürse, bunların yaptığı bütün iyi işler dünya ve ahirette boşa gitmiştir ve artık onlar cehennemliktirler, hep orada sonsuza kadar kalacaklardır.(Bakara2/217.ayet)
    Bu ayette kullanılan ifade "eğer kim dininden dönerde kafir olarak ölürse" şu anlamı ifade eder yüce Allah(c.c.) Gaffâr'dır günahları affedendir affı bol olandır ve tövbe edip hatasından döneni affeder.Eğer dinimizde dinden dönen kişinin öldürülmesi bir hüküm olsaydı ayette "eğer bu şekilde kafir olarak ölürse " denilmezdi.
    Kardeşlerim, abilerim, ablalarım dinimiz barış,huzur , yardımlaşma,sevgi ve saygı dinidir.Kutsal kitabımız Kuran eşi benzeri olmayan ,adaletin en muhteşem örneklerini kurallarını içeren, iyiliği emreden ve kötülüğü ve fenalığı yasaklayan harika bir kitaptır(aksini iddia edenlere yüzlerce örnek verilebilir). Ancak bunları söyleyip hiç bir zaman dinden dönenlerin öldürülmediğini söylemiyorum bana tarihten bazı örnekler verip karşı çıkabilirler (Halid bin Velid , Hz. Ömer vb.) ancak mantıksal ve tarihsel olarak konu din olsa bile olayı kendi kuralları ve kendi olguları çerçevesinde değerlendirmeliyiz elbette Kuran ve dinimiz evrenseldir ve tüm zamanlar içindir ancak bu islam tarihinden olan her şeyin dini bir kural ve tüm zamanlar için geçerli bir olgu olduğu anlamına gelmez.
    Dört halife döneminde iyi bir İslam devleti vardı fakat unutulmaması gereken bu bir devlettir ve bu devletin huzurunun ve bütünlüğünün korunması gerekir ve o zamanlar devletler dini bütünlüklerdi ( devlet millet kabile yapısında olsa da genellikle devletlerin siyasal ve sosyal yapısını din belirliyordu ve ümmet toplulukları yaygındı)savaşlar ticaretler vb.olaylarda din çok önemliydi .Bir insan barışın ve adaletin en muhteşem örneği olan dinimizden dönüp bunu inkar etmeye başlamışsa bunda bir kötülük vardır dostlarım o zamanlar bu konular ciddi idi ortalıkta ilgi çekmek için ateizm savunulmazdı havalı olduğu düşünüldüğü için ortalıkta ben deistim denilmezdi durum öyleydi ki sırf kendi putlarına tapılmıyor diye bir kabileye savaş açılabilirdi durum şu Hz. Ömer zamanında yayılan cihad ile ( cihadı savaş olarak düşünmeyin sadece dini yaymak ve Allah takdirini kazanmak için yapılan işled cihattır.) İslam yayılmış ve huzur artmıştır.Bu huzur Hz.Muhammed(s.a.v.) ile başlamış araplar arasında eşi benzeri görülmemiş bir huzur ortamıdır.Ama bundan hoşlanmayan kafir toplumlar da vardı.Şimdi bir insan dininden dönüp dinine küfür etmeye başladığında bunda bir hainlik olabilirdi ( herhangi bir şey casusluk düşmanlık vs.) işte bunu anlamak icin mürted olan kişi direkt ölüm hükmüyle cezalandırılmazdı durum anlaşılırdı kişi ile konuşulur olumsuzluklar konuşulurdu mürted olan kişiye dinde neyi doğru bulmadığı sorulur algısındaki hata düzeltilmeye çalışılırdı ve de her mürted olan dinine dönmese bile daha üst bir cezaya çarptırılmazdı güven sorunu varsa hapis yolu denenirdi eğer mürted olan kişi dönmüyor ve de topluma bir tehlikesi var ise o zaman son yol uygulanırdı.Mürted olan kişiyi öldürülmesi üzerine peygamber efendimizin ve benzer olayda halifenin acele edildiği için çok üzüldüğü bazı anlatılarla bilinmektedir.Yani mürted olan kişinin ölümü dini hüküm değildir toplumu korumak için uygulanmıştır ve bu olay üzerine de bu olaylar İslam tarihine kara bir lekedir denilemez bu olaylar tarih içinde olması gereken olgularımızdı ama bu çağda zaten ümmet değil iken siyaseti din şekillendirmezken yan komşun ,bakkal Hamdi amca , Ayşe hoca mürted olsa öldürülmesi vacip mi olur ? Hayır. Bu insanlar dinden dönse toplum tehlikeye mi düşer, bize mi zararları olur?Hayır Kuran da da dendiği gibi " Onlar ancak kendilerine zulmetmektedirler" Kısacası dini inancın doğru olanı samimi olandır , samimi olmadan sadece inanıyormuş gibi davranırsak sadece münafik oluruz -ki münafık olmak kafir olmaktan daha kötüdür-
    Dostlar dinimizi sevelim koruyalım, insanları bu güzelliğe çağıralım onlarla karizma kavgasına girmeyelim onları nazikçe davet edelim unutmayalım ki yüce Allah isteseydi kimse başını secdeden kaldıramazdı Allah o Aziz dir Cebbar dır dilediğini yapar her işte galiptir dilediğini doğru yola sokar dilediğinin gözünü kör eder
    Son olarak dostlarım dinimizi zanlarla savunup zanlarla korumayalım bu dinimizin yanlış anlaşılmasına sebep olur bu zor zamanlarda bu güzel dinimizi koruyalım kimsenin yalan yanlış eleştirmesine izin vermeyelim.





+ Yorum Gönder