+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Kuran-ı kerimin indiriliş süreci ile ilgili şema çalışması Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Kuran-ı kerimin indiriliş süreci ile ilgili şema çalışması






  2. Şema
    el-âsa limen âsa

    Cevap: kuran-ı kerimin indiriliş süreci ile ilgili şema çalışması


    Reklam



    Cevap: Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerdir?

    Kur’an-ı Kerim’in İndiriliş Süreci


    Hz.Muhammed çocukluk ve gençlik çağlarında ahlaka uygun olmayan davranışlardan kaçınmıştır. İçinde yaşadığı toplumun taptığı putlardan uzak kalmış ve yaratılışın inceliklerini düşünmek amacıyla kırk yaşına yaklaştığı sırada Mekke ile Arafat arasında yer alan Nur dağındaki Hira mağarasına gidip gelmeye başlamıştı.Burada kendisine gaipten “Ey Muhammed” diye sesleniliyor ve otuz dokuz yaşında iken gördüğü rüyalar sabah aydınlığı gibi gördüğü şekilde gerçekleşiyordu.Taş ve ağaçlar peygamberimizi selamlamaktaydı.

    Miladi 610 yılında ramazan ayında peygamberimiz kırk yaşında iken yine Hira’ya gitmiş ve burada ibadetle meşgul olurken vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelerek peygamberimize Alak Suresi’nin ilk beş ayetini vahyetmiştir.Bu ayetlerde Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur ;

    “ 1– Yaratan Rabb’inin adıyla oku.

    2- O insanı alaktan (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı.

    3 – OkuRabb’in en büyük kerem sahibidir.

    4 – O (insana) kalemle (yazmayı)öğretti :

    5 – İnsana bilmediğini öğretti.

    Hz. Muhammedvahyin heyecanı ile eve gittiğinde eşi Hz. Hatice tarafından “müjdeler olsun! Sen sözün doğrusunu söylersinemanete riayet edersinakrabanla ilgilenirsingüzel ve iyi ahlaklısın…” sözleriyle teselli edilir.

    Kur’an-ı KerimHz. Muhammed’e bir defada değil 23 yılda nazil olmuştur.Bu duruminsanların Kur’an-ı yazıya geçirerek öğrenmelerini kolaylaştırmıştır.

    Kuran’ın bir bölümü Mekke’de bir bölümü de Medine’de nazil olmuştur. Mekke’de indirilen ayetler içerik olarak ; iman konularınıMedine’de indirilenler ise ibadetahlak kuralları ve sosyal düzenlemeleri kapsıyordu.

    Hz. Muhammed(a.s.) hayatta iken nazil olan ayetleri vahiy katiplerine yazdırıyordu .Vahiy katipleripeygamberimizin ayetleri yazdırdığı kişilerdir.Bunlarvahiyleri çeşitli hayvanların kürek kemiklerine düzgün taşlara deri parçalarına yazıyor ve yazılanı peygamberimize okuyorlardı.Cebrail (a.s.) her yıl ramazan ayında o tarihe kadar indirilmiş olan ayetleri okumuşpeygamberimizde okunanları takip etmişti.Ayrıca sahabelerden bazıları Kur’an-ı ezberliyorlardı. Hz. Muhammed hayatta iken Kur’an’ın korunmasına yönelik bizzat kendisi önlem almıştır.Fakat vefatına kadar vahiy süreci devam edeceği için Kur’an’ı bir kitap haline getirememiştir.

    Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in halifeliği zamanında “ Yemame” Savaşı’nda yetmiş kadar kura ( hafız ) şehit edilince Hz. Ömer endişelenmiş ve Hz. Ebu Bekir’i önlem alması için uyarmıştır.Bunun üzerine Zeyd Bin Sabit Kur’an-ı bir kitap haline getirmekle görevlendirildi.Vahiy katiplerinin yazdığı ayetlerpeygamberimizin belirttiği şekilde ilgili oldukları surelerin altında toplanarak bir kitaba dönüştürüldü.Bu “Suhuf-u Şerif”önce Hz. Ebu Bekir tarafından korundu.Halifenin vefatı üzerine kızı Ümmü’l Mü’minin Hafsa ( r.a.) tarafından korunmaya devam edildi.

    Hz. Osman’ın halifeliği döneminde sureler sırasıyla yazılarak buna “Mushaf” denildi. Ortaya çıkan ihtiyaçla birlikte Mushaf çoğaltılarak önemli şehir merkezkerine gönderildi.



    Yaralanılan kaynaklar;

    1- “ İslam Fıtri Tabii ve Umumi Bir Dindir” ( Ahmet Hamdi Akseki Nur yayınları)



    2- “ Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi Kaynak Kitap ‘AkaidİbadetAhlakSiyer’” ( Marifet Yayınları )

    3- Prof. Dr. Süleyman Ateş: “ Kur’an-ı Kerim Ve Yüce Meali” (Kılıç Kitabevi Yayın Ve Dağıtım Yayınları )





    ANLATIM


    Kuranıkerim'in ayetleri Peygamberimize Cebrail aracılığıyla sözlü olarak gelmiştir. Peygamberimiz bunları anında ezberliyor ve çevresindeki ashabına okuyor onlar da ezberliyorlardı. İçlerinde yazı yazmayı bilenler değişik malzemeler üzerine öğrendikleri ayetleri yazıyorlardı. İlk ayetlerin gelişi şöyle olmuştur:

    Hz. Muhammed (S.A.V.)’e peygamberlik görevi verilmeden önce O zaman zaman insanlardan uzaklaşarak kâinatın yaratılışı insanlığın geleceği gibi konuları düşünmek üzere Hira dağındaki mağaraya çekilirdi. 610 yılında da yine böyle bir gün Hira dağına çıkmıştı. O esnada Vahiy meleği Cebrail geldi ve göründü;

    Cebrail: “-Oku” dedi.
    O: “-Ben okuma bilmem” cevabını verdi.
    Melek O’nu tuttu ve tekrar;
    "-Oku” dedi
    O yine: “-Ben okuma bilmem” diye cevap verdi. Çünkü O gerçekten okuma bilmiyordu.
    Melek yine onu tuttu ezercesine sıktı ve bıraktı;
    “-Oku” dedi.

    Bu kez Peygamberimiz: “-Ne okuyayım diye cevap verdi.” Cebrail o zaman:

    “-İnsanı alaktan yaratan Rabbinin adıyla Oku. Oku İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin Ekremdir (en cömerttir)” şeklindeki Alak suresinin ilk beş ayetini indirdi.

    Bu şekilde başlayan vahiy süreci 23 yılda tamamlandı. Hz.. Peygamber her indirilen ayeti anında ezberliyor daha sonra onu insanlara aktarıyor ve onların pek çoğu da indirilen bu ayetleri ezberliyorlardı. Bu arada inen ayetleri Vahiy Katipleri yazıyordu. Hz. Peygamber vahyin yazılması işine ayrıca önem veriyordu. Sure ve ayetlerin nereye yazılacağı Cebrail tarafından Peygamberimize bildiriliyordu. Peygamberimiz de kendisine bildirilen ayet ve surelerin yerlerini Vahiy Katiplerine bildiriyordu. Aynı zamanda bu işi bizzat kendisi kontrol ediyordu. Bununla birlikte her yıl Ramazan ayında o zamana kadar inen ayetleri Cebrail’e okuyor ve kontrol işi daha da sağlamlaştırılıyordu. Böylece Kur’anı Kerim baştan itibaren herhangi bir unutma hata ve yanlışlıktan korunmuştur.
    Anlatım: Dr. Mustafa Akman


    Mushaflar bahsi ile sıkı ilgisi olan bir mesele de Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması işidir.
    Bilindiği üzere Arap yazısında nokta ve hareke yoktu. Araplarda İslâmın ilk devirlerinde Nabatı ile Kûfî adını alan Hiyrî yazı vardı. Kur'an'ı Hiri yâni Kûfî yazı ile yazarlardı. Buna baştan Hicazi denirdi.
    Yazı Basra ve Kûfe'de ilerlemişti. Bağdadî yazı da meşhurdu. Süslü ve nakışlı yazılar için Kûfî yazı kullanılırdı. Adi muhaberatta eski şekli Hicazî yazı kullanılırdı.
    Mağrip ve Endülüs yazısı bir başkalık arzeder.
    Yazıya ilk okunaklı ve güzel şekli veren İbni Mukle'dir. İbni Mukle (H. 272-328/M. 885-939) nesih yazıyı kullanmıştır.
    Türk hattatlarının elinde ise yazı en mükemmel şeklini bulmuştur. Burada yazının geçirdiği safhalardan bahsedecek değiliz.

    Baştan yazı noktasız ve harekesizdi. Kur'an böyle yazılıyordu. Böyle noktasız ve harekesiz mushaflar yazılmıştır. Bu yazının okunması güç olmakla beraber bazı iyi cihetleri de vardı. Meselâ: Peygamberden işitilen kıraatlerin okunuşuna müsaittir. Bir kelimede muhtelif kıraatler toplanabiliyordu veya kelimenin müsaadesi nisbetinde kıraat ediliyordu. Yedi kıraatin hepsi Mushafı Osman'ın resmine yazısına uygundur. Kıraatde zaten bu şarttır. Misal verelim:
    وما ربك بغافل عما يعلمون : 123 âyet noktasız olduğundanتعملون،& #1610;عملون
    da okunur her iki kıraate de müsaittir. فناداها من تحتها 19:34 âyet harekesiz olduğundan " مَنْ مِنْ" = min men diye
    her iki türlü kıraate de elverişlidir.
    İslâmiyet etrafa yayılınca Arap olmayan unsurlar da Müslüman olmuşlardı. Bunlar noktasız ve harekesiz Kur'an'ı okumakta herkes gibi güçlük çekiyordu. Lahne ve hataya düşüyordu. Bu güçlüğü gidermek hataları önlemek için hareke ve nokta koyma çaresine başvurulmuştur. Bu iş başlıca üç safha geçirmiştir:
    1-Kelime sonlarında nokta şeklinde harekeler konması
    2- Birbirine benzeyen harfleri ayırdetmek için harflerin noktalanması
    3-Bugünkü şekildeki harekelerin konulması.
    Bunları birer birer izah edelim:
    1-Muaviye'nin Hilâfeti devrindeyiz. A'rabînin birisi:


    Kâtibine diyor ki: ''Ağzımı açtığım zaman harfin üstüne bir nokta koy ağzımı topladığım vakit harfin içine bir nokta koy esre okuduğum zaman harfin altına bir nokta koy!" O zaman bugünkü ıstılahlar henüz olmadığından böyle basit tâbirlerle basit bir yolda harekeleme işini yapti.

    Tenvin için iki nokta koydu. Sonraları bu tarz noktayla harekeler kelimenin bütün harflerine teşmil olundu. Ancak bunlar Mushafın yazılmış olduğu mürekkebin rengine uymayan bir renk ile yapılıyordu.
    Bu usul Mağripte ve Endülüste Dördüncü asrın ortalarına kadar devam etmiştir.
    Şarkta Halil ibni Ahmed'in harekeleri yayıldığı halde onlar bu tarzı bırakmadılar.
    Böyle kelimelerin sonları veya bütün harfleri nokta ile harekelenmiş Mushafları görüyoruz. Bazan bu noktalar küçük bir daire şeklini almıştır (o). Bilhassa harflerin noktalanmasından sonra hareke noktalariyle harf noktaları birbirine karışmasın diye daire şeklindeki hareke noktaları behemehal lâzımdı. Baştan harflerde nokta olmadığından bu iltibas yoktu. Ayrı renkte olmak işi halledemiyordu. Hareke noktaları asıl yazıdan sanılmasın için harflere mahsus ve ekseriya siyah olan noktalardan ayrılmak üzere Mushaflarda ayrı renkte konurdu. En eski Mushaflarda kırmızı sonraları sarı yeşil ve nadiren mavi renkle yazılırdı. Nokta yerine konulan küçük daireler de böyledir. Dinî olmayan eserlerde ise bu harekeler hiç kullanılmaz. Bu usule göre:
    والقلم وما يسطرون âyeti şöyle hareke alır: وْالقْلْ 05; وْمْا يْسطرْوْ 06;ْveya وْالقْلْ 05; وْمْائسط 18;روْنْ
    2- İkinci merhale: Harfler birbirine benzediğinden yine iltibasa düşülüyordu. Hattâ bu yüzden hatalara düşüldüğü söyleniyor. Onun için birbirine benzeyen harfleri ayırdetmek için Haccac zamanında
    (H. 41-95/M. 661-713) Nasr bini Âsim
    (H. 89/M. 707) ve Yahya bini Ya'mer
    (H. 129/M. 746) harflere nokta koyma işini başardılar. Harf noktaları aynı renkte yâni siyah idiler. Hareke noktaları ise başka renkte idi.
    İbni Hallikân "Vefeyâtül-A'yân" da Haccac'ın tercümeihalinde diyor ki: "Ebu Ahmet Askeri "Kitabüt-Tashif' de hikâye ediyor: Bütün nâs 40 yıldan fazla Mushafı Osman üzere kıraat ettiler. Abdül-Melik bini Mervan zamanına kadar böyle gitti. Sonra Irak'ta tashif yayıldı. Haccac işaretler vaz'ını kâtiplere emretti. Nasr bini Âmir ve Yahya bini Ya'mer bu işi yaptılar. Harflere tek ve çift noktalar koydular." Bu da Emevilerden Abdül-Melik bini Mervan zamanında yapıldı.
    Harflerin noktalanması muhtelif safhalar geçirmiştir. İslâm Ansiklopedisi diyor ki: En son noktalanmış olan harf (8) dir. Bu her halde 11. asrın son yarısından daha evvel vâki olmamıştır. Bazan (Kûfî yazı ile yazılmış Kur'an'larda hemen daima) noktalar sol aşağıdan sağ yukarıya giden meyilli çizgiler şeklinde konulmuştur. Noktaların çift olanları bazan şakulî ve bazan mail vaziyette olmak üzere yanyana konulur. Üç noktalar düz bir hat istikametinde sıralanır. (Ş) ش harfinde ise bu noktaların üçü ekseriya bir çizgi şeklinde gösterilir. Bu noktalama işi muhtelif şekillerde yapılmıştır ve türlü safhalar geçirmiştir. Çeşit harflere türlü noktalar konulmuştur. K ق
    3. asrın ortalarına kadar bu şekilde noktalanmıştır." Yakın zamana kadar ق ile (Fa)ف aynı yazılıdırق .ل harfi de ن'a benzer.
    İlk harekeler nokta şeklinde olduğundan bazıları nokta ile harekeden hangisi evvel olduğunu karıştırıyorlar. Evvelâ nokta kondu sonra hareke verildi sanıyorlar. Nokta ile harekeyi birbirinden ayıramıyorlar. Halbuki evvelâ hareke sonra nokta konulmuştur. İlkin harekeler nokta şeklinde idi. Bugünkü harekeler daha sonra yapılmıştır.

    3- Ve işin üçüncü merhalesi odur. Hareke noktaları ikinci asrın ortalarında bugünkü şekilde harekelere çevrilmiştir. Ebül-Esved'in koyduğu hareke noktaları yerine bugünkü harekeleri koyan Halil ibni Ahmet (H. 100-170/M. 718-786) olmuştur. Bunları sesli harflerden harfi medlerden almıştır. Ötre vavdan üstün mail eliften ibarettir. Esre de kısaltılmış Y'dir. Cezim ve şedde gibi işaretler harekeden sonradır. Bunları da Halil icad etmiştir. Teşdid işareti şedde kelimesinin(Ş - ش harfinden alınmıştır. Hakikaten bugünkü harekeler çok lüzumlu idi. Okumayı kolaylaştırmak için noktalar çok konuldukça hareke noktaları ile harf noktaları birbirine karışmaya başladı. İki türlü mürekkep kullanmak güç bir işti.
    Hasan Basri ve Muhammed bini Şirin Mushafın noktalanmasında bir beis olmadığını söylerler. Nevevi ise Mushafın noktalanması ve harekelenmesi müstehaptır diyor. Zira lahn ve tahriften korur.
    Noktayı kusur sayanlar olmuştur. Hele tahriratta cehalet eseri imiş. Fakat noktasız yazı yüzünden bazı hatalar olmuş ve felâketlere bile sebep olmuştur. Hareke Kur'an'dan başka muharreratta kullanılmazdı sonradan başladı.


    Ayetlerin sonundaki duraklar daire içinde meyilli çizgiler şeklinde yazılırdı. Hattâ satır sonlarında böyle meyilli çizgilere çok sonraki tarihlerde diğer yazılarda da rastlanır. Daha sonraları âyetin sonunu göstermek için yalnız daire yapılmaya başlanmıştır. Ancak bu daireler beşinci âyeti göstermek için üst kısmı yukarı doğru sivri bir uç halini alır. Onuncu âyeti göstermek için süslü bir daire yapılır. Bazan dairenin içine rakam ve daha sonraları harfle on yazılı bir murabba konur. Bu murabbam Mushafın metnine değil de kenarına konulduğu da vardır. Altıncı asırdan sonra bu tarz kayboluyor. Orta zamanlara ait Mushaflarda âyetlerin sonları daireler yahut güllerle işaret olunuyor içi süslü duraklar yapılıyor. Süslü başlıklar kenarlarında hizib cüz' aşır işaretleri yapılıyor.

    __________________
    O halde yüzünü Allah'ı bir tanıyarak dine Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    KURANIN MUHAFAZASI ve YAKILMA HADİSESİ
    Dr.Veli Ulutürk

+ Yorum Gönder
kuranı kerimin indiriliş süreci,  kuranın indirilişi,  kuranın indiriliş süreci,  kuranı kerimin indiriliş süreci ile ilgili şema,  kuranı kerimin indiriliş süreci şeması,  kuranı kerimin indiriliş süreci ile ilgili şema çalışması,  kuranı kerim indiriliş süreci