Konusunu Oylayın.: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?
  1. 11.Nisan.2012, 18:47
    1
    Misafir

    Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?






    Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı? Mumsema Namazlardan sonra vb. Dualarımı ederken Allah ' ım dualarımı peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav) efendimizin suyu hürmetine kabul et" diyorum bir sakıncası var mı?

    Asla şirk koşma gibi bir amacım yoktu aklımın ucuna bile gelmezdi, fakat içimin rahat etmesi için soruyorum.


  2. 11.Nisan.2012, 18:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Namazlardan sonra vb. Dualarımı ederken Allah ' ım dualarımı peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav) efendimizin suyu hürmetine kabul et" diyorum bir sakıncası var mı?

    Asla şirk koşma gibi bir amacım yoktu aklımın ucuna bile gelmezdi, fakat içimin rahat etmesi için soruyorum.


    Benzer Konular

    - Peygamber Efendimiz (sav) bir Hadis-i Şeriflerinde, "Benim resmimi bulup görürseniz, ayak altın

    - Yarabbim! Dualarımı kabul eyle

    - Dua ederken " Ya Rab" mı kullanmak uygundur yoksa "Allah" mı ? Huda ?

    - Dua ederken peygamberimizin yüzü suyu hürmetine duamızı kabul et demek günah mıdır?

    - Çoçuklarıma "sizi Allah islah etsin" diyorum bu iyi duamı yoksa kötü duamıdır?

  3. 11.Nisan.2012, 22:12
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,692
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?




    SORU: Dualara, "filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" gibi ziyadeler yapılmaktadır. Bu ziyadelerin şeriattaki yeri nedir? Rasulullah'ın Sünneti bu konuda ne söylüyor? Sahabe nasıl dua yapmış? Böyle yapmakla, yani dua ederken "filanın yüzüsuyu hürmetine" gibi sözler söylemekle herhangi dini bir kusur işlenmiş olur mu?

    CEVAP: Duada, Allah'a(cc) herhangi birinin yüzüsuyu hürmetini vasıta yapmak, O'nun ve Rasulü'nün bize öğrettiği bir yol değildir. Bildiğiniz gibi, Kur'an-ı Kerim bu tr anlayışlardan uzaktır. Hadislerde de bu anlayışa temel oluşturabilecek bir örnek yoktur. Duada bu yolu uygulamış olan veya bir başkasına öğreten sahabeden herhangi birisini de hatırlamıyorum. Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum. Ben böyle yapmanın yasak olduğunu söylemiyorum, sadece şu iki şeyi söylüyorum:

    Birincisi; bu şekilde dua yapmak, Alemlerin Rabbinin bize öğrettiği dua yapma şekline ve metoduna aykırıdır. Hz. Peygamber(sas)'in doğrudan doğruya ashabına öğrettiği duya tarzına da aykırıdır. Bu sebebledir ki, bu tarz duadan uzak durulmalıdır. Zira Peygamber Efendimiz(sas) ve diğer bütün Peygamberler, Allah ile kullar arasındaki ilişkinin ve bağın doğru şeklinin ne olduğunu açıklamak için gelmişlerdir. Öyleyse onların ne uyguladıkları ne de öğrettikleri bir dua şekli olan bu tarz bir dua şeklini, herhangi bir kimse uygulamaya kalkışırsa, şüphesiz o, muteber olan bir şekli terkedip, muteber olmayan bir şekli uygulamış olur.

    İkinci olarak da; bu dua şeklinin nefrete şayan bir yol olduğuna inanıyorum. Başka bir kişinin bu dua şeklini benim gördüğüm gibi görmeyip başka bir açıdan bakması ve nefrete şayan bulmaması farklı bir durum. Ben ne zaman bu dua şeklinin zararlarına dikkat etsem, gözümün önüne hemen çok mert ve çok cömert bir zat gelir: Onun kapısına gelen herhangi bir insanın arzuları anında yerine getiriliyor, feyz ve keremi herkesi kuşatıyor, her isteyen ondan dilediğini talep edebiliyor, lütfu herkese açık ve herkes ona kolaylıkla ulaşabiliyor. Böyle bir zatın karşısına bir kişinin doğrudan gelerek: "Ey kerem sahibi, cömert insan! Bana yardım et" demek yerine, "Filan kişinin hatrına benim ihtiyaçlarımı gider" demesi ne kadar uygun düşer varın siz hesap edin. Bu isteme biçiminde, o cömert kişinin merhameti ve cömertliği sebebiyle başkalarının ihtiyaçlarını gidermediği, fakat arkadaşlarının, dostlarının ve akrabalarının hatrına lütuf ve ihsanda bulunduğu su-i zannı gizlidir. Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuz. Filanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum. Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz." Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin. Böylece içimdeki sıkıntıdan kurtulacağım için memnun olurum. Fakat eğer bu tarz duanın anlamı gerçekten benim anladığım şekildeyse, o zaman Allah Teala'nın kamil sıfatları hakkında doğu bilgiye sahip bir şahsın böyle bir dua tarzını hayal edebileceğini bile düşünemiyorum. Fıkıh alimleri bu dua tarzının, bu gibi mahzurlarını dikkate alarak, mekruh olduğu kanaatine varmışlardır. Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."

    Seyyid Ebu'l âla el-MEVDUDÎ - "Mesail ve Resail"



  4. 11.Nisan.2012, 22:12
    2
    Silent and lonely rains



    SORU: Dualara, "filanın yüzüsuyu hürmetine, filanın hatrına" gibi ziyadeler yapılmaktadır. Bu ziyadelerin şeriattaki yeri nedir? Rasulullah'ın Sünneti bu konuda ne söylüyor? Sahabe nasıl dua yapmış? Böyle yapmakla, yani dua ederken "filanın yüzüsuyu hürmetine" gibi sözler söylemekle herhangi dini bir kusur işlenmiş olur mu?

    CEVAP: Duada, Allah'a(cc) herhangi birinin yüzüsuyu hürmetini vasıta yapmak, O'nun ve Rasulü'nün bize öğrettiği bir yol değildir. Bildiğiniz gibi, Kur'an-ı Kerim bu tr anlayışlardan uzaktır. Hadislerde de bu anlayışa temel oluşturabilecek bir örnek yoktur. Duada bu yolu uygulamış olan veya bir başkasına öğreten sahabeden herhangi birisini de hatırlamıyorum. Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum. Ben böyle yapmanın yasak olduğunu söylemiyorum, sadece şu iki şeyi söylüyorum:

    Birincisi; bu şekilde dua yapmak, Alemlerin Rabbinin bize öğrettiği dua yapma şekline ve metoduna aykırıdır. Hz. Peygamber(sas)'in doğrudan doğruya ashabına öğrettiği duya tarzına da aykırıdır. Bu sebebledir ki, bu tarz duadan uzak durulmalıdır. Zira Peygamber Efendimiz(sas) ve diğer bütün Peygamberler, Allah ile kullar arasındaki ilişkinin ve bağın doğru şeklinin ne olduğunu açıklamak için gelmişlerdir. Öyleyse onların ne uyguladıkları ne de öğrettikleri bir dua şekli olan bu tarz bir dua şeklini, herhangi bir kimse uygulamaya kalkışırsa, şüphesiz o, muteber olan bir şekli terkedip, muteber olmayan bir şekli uygulamış olur.

    İkinci olarak da; bu dua şeklinin nefrete şayan bir yol olduğuna inanıyorum. Başka bir kişinin bu dua şeklini benim gördüğüm gibi görmeyip başka bir açıdan bakması ve nefrete şayan bulmaması farklı bir durum. Ben ne zaman bu dua şeklinin zararlarına dikkat etsem, gözümün önüne hemen çok mert ve çok cömert bir zat gelir: Onun kapısına gelen herhangi bir insanın arzuları anında yerine getiriliyor, feyz ve keremi herkesi kuşatıyor, her isteyen ondan dilediğini talep edebiliyor, lütfu herkese açık ve herkes ona kolaylıkla ulaşabiliyor. Böyle bir zatın karşısına bir kişinin doğrudan gelerek: "Ey kerem sahibi, cömert insan! Bana yardım et" demek yerine, "Filan kişinin hatrına benim ihtiyaçlarımı gider" demesi ne kadar uygun düşer varın siz hesap edin. Bu isteme biçiminde, o cömert kişinin merhameti ve cömertliği sebebiyle başkalarının ihtiyaçlarını gidermediği, fakat arkadaşlarının, dostlarının ve akrabalarının hatrına lütuf ve ihsanda bulunduğu su-i zannı gizlidir. Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuz. Filanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum. Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz." Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin. Böylece içimdeki sıkıntıdan kurtulacağım için memnun olurum. Fakat eğer bu tarz duanın anlamı gerçekten benim anladığım şekildeyse, o zaman Allah Teala'nın kamil sıfatları hakkında doğu bilgiye sahip bir şahsın böyle bir dua tarzını hayal edebileceğini bile düşünemiyorum. Fıkıh alimleri bu dua tarzının, bu gibi mahzurlarını dikkate alarak, mekruh olduğu kanaatine varmışlardır. Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."

    Seyyid Ebu'l âla el-MEVDUDÎ - "Mesail ve Resail"



  5. 11.Nisan.2012, 23:48
    3
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?

    Allah razı olsun
    ne güzel bir cevab olmuş
    Alıntı
    Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum.
    anlayan beri gelsin
    illaki Allah'ın dininden bir eksiltme
    ya da ona bir ekleme yapılacak
    yoksa beyzadeler bu dini beğenmiyorlar

    Alıntı
    Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuz. Filanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum. Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz." Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin.
    bunlar huzur-ı İlahi'yi de kendi cemaatleri gibi
    torpilin işlediği bir yer sanıyorlar
    öyle ya
    kendi cemaatlerinde şeyh efendinin yakını olmazsan
    sittin sene yükselemezsin
    ya şeyhin akrabası ya da damadı olacaksın ki şeyhlik sana kalabilsin
    Allah'ın huzurunu da öyle sanıyorlar

    Alıntı
    Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."
    bu dansözler burda da kıvırma çarkını tıkır tıkır işletiyorlar
    ve diyorar ki
    "ebu Hanife 'felanın hakkı için' diyerek dua etmeye mekruh demiştir
    biz 'felanın hatrı için' diyoruz"
    bizim orda bu tip kıvırmalar için güzel bir söz var ama
    burda söylenmez

    tekrar Allah razı olsun


  6. 11.Nisan.2012, 23:48
    3
    âb ü kil
    Allah razı olsun
    ne güzel bir cevab olmuş
    Alıntı
    Doğrusu Alemlerin Rabbi'ne dua ederken herhangi bir kulun yüzüsuyu hürmetine referans göstermek veya filan kulun hatrı için benim istek ve ihtiyaçlarımı karşıla demek manasına gelen anlayış tarzı Müslümanlara nasıl musallat olmuş anlamakta güçlük çekiyorum.
    anlayan beri gelsin
    illaki Allah'ın dininden bir eksiltme
    ya da ona bir ekleme yapılacak
    yoksa beyzadeler bu dini beğenmiyorlar

    Alıntı
    Eğer bunların vasıtasıyla dua edilmezse sanki o zaman ondan hiçbir şey alamayacağınız zannıyla ümitsizliğe düşüyorsunuz. Filanın yüzüsuyu hürmetine demek; aynı zamanda, istekte bulunduğunuz zata baskı uyguladığınız manasına gelir ki, siz aslında şöyle demek istiyorsunuz: "Ben filan büyük insanın tavsiyesi ile geliyorum. Benim ricamı herhangi aracısız bir insanın ricası gibi düşünerek geri çevirmemelisiniz." Eğer bu tarz dua bu söylediğim anlama gelmiyorsa, ne anlama geldiğini bana da öğretin.
    bunlar huzur-ı İlahi'yi de kendi cemaatleri gibi
    torpilin işlediği bir yer sanıyorlar
    öyle ya
    kendi cemaatlerinde şeyh efendinin yakını olmazsan
    sittin sene yükselemezsin
    ya şeyhin akrabası ya da damadı olacaksın ki şeyhlik sana kalabilsin
    Allah'ın huzurunu da öyle sanıyorlar

    Alıntı
    Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."
    bu dansözler burda da kıvırma çarkını tıkır tıkır işletiyorlar
    ve diyorar ki
    "ebu Hanife 'felanın hakkı için' diyerek dua etmeye mekruh demiştir
    biz 'felanın hatrı için' diyoruz"
    bizim orda bu tip kıvırmalar için güzel bir söz var ama
    burda söylenmez

    tekrar Allah razı olsun


  7. 12.Nisan.2012, 01:07
    4
    islamyolu
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Mayıs.2011
    Üye No: 87477
    Mesaj Sayısı: 2,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?

    Alıntı
    Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur
    . Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."
    Ebu Hanife tevessüle karşı mıdır? Onun, "Falanın hakkı için." diye dua etmenin mekruh olduğunu söylediği iddia edilmektedir? Eğer doğruysa biz Hanefiler neden halan dualarımızda ''falanca hakkı/hürmeti için...'' diye dua ediyoruz?



    Bu konuyu kısaca birkaç madde halinde işlemekte yarar vardır:
    a. Tevessül konusu, Ehl-i sünnet alimlerinin kabul ettiği bir husustur.
    b. Tahavî akidesinin metninde “Filanın hakkı için” gibi bir şey geçmemektedir. Onun şerhini yapanlar, şefaatle ilgili bir bahiste -ufak bir münasebetle- fırsat bulduklarında bu konuyu kendi anlayışları doğrultusunda seslendirmişlerdir.
    Nitekim, el-Akidetu’t Tahaviye şerhlerinden birinin müellifi olan, Salih Al-i Şeyh, bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:
    “ Şarih İbn Abi’l-İz, kendi şerhinde tevessül meselesini -“Filancanın hakkı için, Senin Peygamberin hakkı için, Ömer’in hakkı için” gibi meseleleri işlemeyi uygun görmüştür. Bunları İbn Teymiye’nin “et-Tevvesülü ve’l-vesile” adlı kitabından derlemiştir. Söz konusu kitabın kendisini görmeden bu konuda bir şey söylemek doğru olmaz. Çünkü tevessülün şefaatle de irtibatı vardır. Kişinin “Filancanın hakkı için” demesi, “Onu şefaatçi yapıyorum” anlamına da gelir. Bu konunun burada işlenmiş olması, Tahavî’nin metninde geçen “şefaat” konusuna uygun düşmemektedir.(Salih Al-i Şeyh, a.g.e, el-Meseletu’t-tasia).
    c. İmam-ı Azam şayet mekruh demişse, herhalde haram veya şirktir, dememiştir.
    d. Şarih İbn Abi’l-İz, bu konuyu şöyle değerlendirmiştir: Dünyada, Hz. Peygamber veya başka bir adamdan “istişfa” etmek, şefaat istemek iki açıdan sakıncalıdır:
    Birincisi: “Senin peygamberin hakkı için” veya “Filancanın hakkı için” deyip Allah’a yalvaran kimse Allah’tan başka birisine yemin etmiş oluyor. Oysa Allah’tan başkasına yemin etmek caiz değildir.
    İkincisi: Böyle diyen kimse, insanlardan birilerinin Allah’ın üzerinde hakkı olduğunu itikat etmiş oluyor. Halbuki hiç kimsenin Allah üzerinde hakkı yoktur. (Şerhu’ l-Akideti’t Tahaviye I/153-el-Mektebetu’ş-şamile)
    Ancak, İbn Teymiyenin etkisinde kaldığı her halinden belli olan Şarihimiz, düşüncesini zorlayan bazı ayet ve hadisleri görmezlikten gelememiş, fakat onları da nazikçe kendi görüşüne uydurmaya çalışmıştır. Bu cümleden olarak “Hiç kimsenin Allah’ın üzerinde hakkı yoktur.” dedikten sonra, “Ancak Allah’ın kendi üzerine aldığı haklar hariç” kaydını da koymayı ihmal etmemiştir.(a.g.y).
    Ona göre, insanların Allah’ın üzerinde hakkı, -şu ayette olduğu gibi- ancak O’nun vaadıyla gerçekleşir.
    “Müslümanlara yardım etmek/onları desteklemek bizim üzerimizdeki bir haktı/bize düşen bir borçtu.” (Rum, 30/47).
    Yine Buharî ve Müslim’de geçen şu hak’da Allah’ın vaadine bağlı olarak söz konusudur:
    Hz. Peygamber (a.s.m), terkisinde bulunan Hz. Muaz’a,
    “Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilir misin?” diye sorar. Muaz: “Allah ve Resulü bilir” der.
    Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle devam eder:
    “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır.”
    “Peki, bu görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misin?” Muaz: “Allah ve Resulü bilir” der. Hz. Peygamber (a.s.m):
    “Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir.”(Buharî, Müslim, )
    Yine Ebu Said el-Hudri’nin Hz. Peygamer (a.s.m)’den naklettiğine göre, Namaz kılmak için camiye giden kimse; “Allah’ım! Bu yürüyüşümün hakkı için.. Ve senden isteyenlerin üzerindeki hakkı için..”diye dua edebilir.
    Şarihe göre, bütün bunlar, Allah’ın söz vermesinden dolayı oluşan bir haktır(a.g.e). Şayet söz vermeseydi, hakları olmazdı.. Sanki, Allah’ı –haşa- sorumlu tutanlar var..
    Oysa, gerek ayette, gerek hadiste olsun; insanların Allah üzerindeki haklarından çok açık olarak söz edilmektedir. Aslında Kur’an’da insanlara hak tanıyan, çalışmalarının karşılığından bahseden yüzlerce ayet vardır. İnsanlarla ilgili olarak Allah’ın adaletinden bahseden bütün ayetler, dolaylı olarak adaletin iki tarafında duran Allah ile insanlardan da söz etmektedir. Daha açık bir ifadeyle, “Allah kullarına zulmetmez.. Onlar haksızlığa uğramazlar.. Onlar yaptıklarının karşılığını tastamam alırlar..”mealindeki ve benzeri ayetlerde, özellikle kulların haklarına vurgu yapılmaktadır. Hakkı veren kim? Allah.. Hakkı alan kim? İnsan.. Demek oluyor ki, İnsanın, yaratılmış bir kul olarak Allah’a kulluk etme yükümlülüğü vardır. Allah’ın da Hak, Adl ve Adil gibi isimlerinin bir yansıması olarak kullarına haksızlık etmesi düşünülemez. Bundan anlaşılıyor ki, “hak” kavramı Allah’ın tensibiyle insan için de söz konusudur.
    Şimdi bir adam -kendini hiçbir şekilde layık görmediği bir tavırla-, Allah katında değerli olduğuna inandığı bir kimseyi, özellikle Hz. Peygamber (a.s.m)’i şefaatçi ve vesile kılarak “Ya Rabbi! Senin yanında değerli olduğuna inandığım bu zatın hakkı için...” dese ne mahzuru vardır? Bunu söylerken; “Bu zat Allah’a çok iyi kulluk etmiş, onun Allah üzerinde hakkı büyüktür, onun adını zikredeyim de mecbur olup işimi yapsın...” demek istediğini düşünmek, Müslümanlara karşı -müfteriyane- bir suizandır. Çok cahil ve pek ahmak olan birkaç kişinin varlığını bahane ederek, bütün Müslümanları töhmet altında bırakmak, doğrusu şuurlu bir Müslüman’a yakışmaz.
    e. Şu iki misal de vesilenin caiz olduğunun belgesidir.
    Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer (ra), kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas (ra)’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi:
    “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.”
    derdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı.(Buharî, İstiska, 3).
    Tevessülü reddetmek için, Hz. Abbas (ra)’ın buradaki vesileliği, kendisinin dua etmesi olduğunu söylemek, mesnetsiz bir taassuptur.
    Hz. Ömer (ra) gibi şirkin kokusundan bile rahatsız olan bir zatın insanları vesile kılması ve daha önce Hz. Peygamber (a.s.m)’i de vesile ettiklerin seslendirmesi, tevessülün sahabe arasındaki önemini göstermektedir.
    Mağara arkadaşlarının kendi amellerini vesile kılarak oradan kurtuldukları meşhur bir hadisedir. İnsanın kendi amellerini öne çıkarması, bir bakıma bir gururlanma vesilesidir. Bunun uygun görülmesi, başkasının güzel amellerinin de vesile kılınabileceğini göstermez mi?
    Çünkü “Filancanın hakkı için..” demek, “filancanın yaptığı güzel amellerinin hakkı için” demek anlamına gelir. Çünkü, kişinin salihliği, güzel amellerine bağlıdır. Kaldı ki, kişinin kendi amellerini öne sürmesi, bir gurura vesile iken, başkasının güzel amellerini öne sürmesi bir tevazu ve mahviyetin işaretidir.
    İmam Ahmed ve Trimizî’nin bildirdiğine göre, Gözünden muzdarip olan âmâ bir adam Hz. Peygamber (a.s.m)’e gelerek kendisi için dua etmesini istedi. Hz. Peygamber (a.s.m), ona:” İstersen senin için bunu tehir edeyim ki, ahiretin için hayırlı olur."(Tirmizî’de: istersen sabredersin); istersen sana dua edeceğim.” dedi. Adam, dua etmesini isteyince, Hz. Peygamber (a.s.m), ona güzelce abdest almasını, sonra iki rekat namaz kılmasını ve ardından da şöyle dua etmesini emretti:
    “Allah’ım! Senin rahmet peygamberin olan Muhammed’i vesila kılarak senden istiyor ve sana yöneliyorum. Ya Muhammed! Bu ihtiyacımın giderilmesi için seninle/seni vesile ederek, Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! Onun hakkımdaki şefaatini kabul buyur!”(Tirmizi, Daavat, 119, Müsned, IV/138)
    Adam -gidip söylenenleri yaptı- dönüp geldiğinde gözleri açılmıştı.(Tuhfet’u’l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi).
    Burada zikrettiğimiz hadisleri delil getirerek, gerek Hz. Peygamber (a.s.m)’i, gerek başka salih insanları vesile yaparak dua etmenin caiz olduğunu, muhaliflerin getirdikleri delillerin nasıl çürütüldüğünü görmek için bk. Tuhfet’u’l-Ahvezî

    SORULARLA İSLAMİYET.

    hiç bir Hanifi Alimi İmam azam ın mekruh dedigini söylememiştir. Kafaya göre mekruh deniliyor.

    Alıntı
    bu dansözler burda da kıvırma çarkını tıkır tıkır işletiyorlar
    İmam Rabbani mi , İmam Gazali mi , Abdulkadir geylani mi , İmam suyuti mi , Mevlana Halidimi , Mevlana celalettin Rumi mi , muhiddin Arabi mi , beyazidi bestamimi. Acaba kimi kastediyorsun.


  8. 12.Nisan.2012, 01:07
    4
    islamyolu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur
    . Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."
    Ebu Hanife tevessüle karşı mıdır? Onun, "Falanın hakkı için." diye dua etmenin mekruh olduğunu söylediği iddia edilmektedir? Eğer doğruysa biz Hanefiler neden halan dualarımızda ''falanca hakkı/hürmeti için...'' diye dua ediyoruz?



    Bu konuyu kısaca birkaç madde halinde işlemekte yarar vardır:
    a. Tevessül konusu, Ehl-i sünnet alimlerinin kabul ettiği bir husustur.
    b. Tahavî akidesinin metninde “Filanın hakkı için” gibi bir şey geçmemektedir. Onun şerhini yapanlar, şefaatle ilgili bir bahiste -ufak bir münasebetle- fırsat bulduklarında bu konuyu kendi anlayışları doğrultusunda seslendirmişlerdir.
    Nitekim, el-Akidetu’t Tahaviye şerhlerinden birinin müellifi olan, Salih Al-i Şeyh, bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:
    “ Şarih İbn Abi’l-İz, kendi şerhinde tevessül meselesini -“Filancanın hakkı için, Senin Peygamberin hakkı için, Ömer’in hakkı için” gibi meseleleri işlemeyi uygun görmüştür. Bunları İbn Teymiye’nin “et-Tevvesülü ve’l-vesile” adlı kitabından derlemiştir. Söz konusu kitabın kendisini görmeden bu konuda bir şey söylemek doğru olmaz. Çünkü tevessülün şefaatle de irtibatı vardır. Kişinin “Filancanın hakkı için” demesi, “Onu şefaatçi yapıyorum” anlamına da gelir. Bu konunun burada işlenmiş olması, Tahavî’nin metninde geçen “şefaat” konusuna uygun düşmemektedir.(Salih Al-i Şeyh, a.g.e, el-Meseletu’t-tasia).
    c. İmam-ı Azam şayet mekruh demişse, herhalde haram veya şirktir, dememiştir.
    d. Şarih İbn Abi’l-İz, bu konuyu şöyle değerlendirmiştir: Dünyada, Hz. Peygamber veya başka bir adamdan “istişfa” etmek, şefaat istemek iki açıdan sakıncalıdır:
    Birincisi: “Senin peygamberin hakkı için” veya “Filancanın hakkı için” deyip Allah’a yalvaran kimse Allah’tan başka birisine yemin etmiş oluyor. Oysa Allah’tan başkasına yemin etmek caiz değildir.
    İkincisi: Böyle diyen kimse, insanlardan birilerinin Allah’ın üzerinde hakkı olduğunu itikat etmiş oluyor. Halbuki hiç kimsenin Allah üzerinde hakkı yoktur. (Şerhu’ l-Akideti’t Tahaviye I/153-el-Mektebetu’ş-şamile)
    Ancak, İbn Teymiyenin etkisinde kaldığı her halinden belli olan Şarihimiz, düşüncesini zorlayan bazı ayet ve hadisleri görmezlikten gelememiş, fakat onları da nazikçe kendi görüşüne uydurmaya çalışmıştır. Bu cümleden olarak “Hiç kimsenin Allah’ın üzerinde hakkı yoktur.” dedikten sonra, “Ancak Allah’ın kendi üzerine aldığı haklar hariç” kaydını da koymayı ihmal etmemiştir.(a.g.y).
    Ona göre, insanların Allah’ın üzerinde hakkı, -şu ayette olduğu gibi- ancak O’nun vaadıyla gerçekleşir.
    “Müslümanlara yardım etmek/onları desteklemek bizim üzerimizdeki bir haktı/bize düşen bir borçtu.” (Rum, 30/47).
    Yine Buharî ve Müslim’de geçen şu hak’da Allah’ın vaadine bağlı olarak söz konusudur:
    Hz. Peygamber (a.s.m), terkisinde bulunan Hz. Muaz’a,
    “Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilir misin?” diye sorar. Muaz: “Allah ve Resulü bilir” der.
    Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle devam eder:
    “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır.”
    “Peki, bu görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misin?” Muaz: “Allah ve Resulü bilir” der. Hz. Peygamber (a.s.m):
    “Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir.”(Buharî, Müslim, )
    Yine Ebu Said el-Hudri’nin Hz. Peygamer (a.s.m)’den naklettiğine göre, Namaz kılmak için camiye giden kimse; “Allah’ım! Bu yürüyüşümün hakkı için.. Ve senden isteyenlerin üzerindeki hakkı için..”diye dua edebilir.
    Şarihe göre, bütün bunlar, Allah’ın söz vermesinden dolayı oluşan bir haktır(a.g.e). Şayet söz vermeseydi, hakları olmazdı.. Sanki, Allah’ı –haşa- sorumlu tutanlar var..
    Oysa, gerek ayette, gerek hadiste olsun; insanların Allah üzerindeki haklarından çok açık olarak söz edilmektedir. Aslında Kur’an’da insanlara hak tanıyan, çalışmalarının karşılığından bahseden yüzlerce ayet vardır. İnsanlarla ilgili olarak Allah’ın adaletinden bahseden bütün ayetler, dolaylı olarak adaletin iki tarafında duran Allah ile insanlardan da söz etmektedir. Daha açık bir ifadeyle, “Allah kullarına zulmetmez.. Onlar haksızlığa uğramazlar.. Onlar yaptıklarının karşılığını tastamam alırlar..”mealindeki ve benzeri ayetlerde, özellikle kulların haklarına vurgu yapılmaktadır. Hakkı veren kim? Allah.. Hakkı alan kim? İnsan.. Demek oluyor ki, İnsanın, yaratılmış bir kul olarak Allah’a kulluk etme yükümlülüğü vardır. Allah’ın da Hak, Adl ve Adil gibi isimlerinin bir yansıması olarak kullarına haksızlık etmesi düşünülemez. Bundan anlaşılıyor ki, “hak” kavramı Allah’ın tensibiyle insan için de söz konusudur.
    Şimdi bir adam -kendini hiçbir şekilde layık görmediği bir tavırla-, Allah katında değerli olduğuna inandığı bir kimseyi, özellikle Hz. Peygamber (a.s.m)’i şefaatçi ve vesile kılarak “Ya Rabbi! Senin yanında değerli olduğuna inandığım bu zatın hakkı için...” dese ne mahzuru vardır? Bunu söylerken; “Bu zat Allah’a çok iyi kulluk etmiş, onun Allah üzerinde hakkı büyüktür, onun adını zikredeyim de mecbur olup işimi yapsın...” demek istediğini düşünmek, Müslümanlara karşı -müfteriyane- bir suizandır. Çok cahil ve pek ahmak olan birkaç kişinin varlığını bahane ederek, bütün Müslümanları töhmet altında bırakmak, doğrusu şuurlu bir Müslüman’a yakışmaz.
    e. Şu iki misal de vesilenin caiz olduğunun belgesidir.
    Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer (ra), kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas (ra)’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi:
    “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.”
    derdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı.(Buharî, İstiska, 3).
    Tevessülü reddetmek için, Hz. Abbas (ra)’ın buradaki vesileliği, kendisinin dua etmesi olduğunu söylemek, mesnetsiz bir taassuptur.
    Hz. Ömer (ra) gibi şirkin kokusundan bile rahatsız olan bir zatın insanları vesile kılması ve daha önce Hz. Peygamber (a.s.m)’i de vesile ettiklerin seslendirmesi, tevessülün sahabe arasındaki önemini göstermektedir.
    Mağara arkadaşlarının kendi amellerini vesile kılarak oradan kurtuldukları meşhur bir hadisedir. İnsanın kendi amellerini öne çıkarması, bir bakıma bir gururlanma vesilesidir. Bunun uygun görülmesi, başkasının güzel amellerinin de vesile kılınabileceğini göstermez mi?
    Çünkü “Filancanın hakkı için..” demek, “filancanın yaptığı güzel amellerinin hakkı için” demek anlamına gelir. Çünkü, kişinin salihliği, güzel amellerine bağlıdır. Kaldı ki, kişinin kendi amellerini öne sürmesi, bir gurura vesile iken, başkasının güzel amellerini öne sürmesi bir tevazu ve mahviyetin işaretidir.
    İmam Ahmed ve Trimizî’nin bildirdiğine göre, Gözünden muzdarip olan âmâ bir adam Hz. Peygamber (a.s.m)’e gelerek kendisi için dua etmesini istedi. Hz. Peygamber (a.s.m), ona:” İstersen senin için bunu tehir edeyim ki, ahiretin için hayırlı olur."(Tirmizî’de: istersen sabredersin); istersen sana dua edeceğim.” dedi. Adam, dua etmesini isteyince, Hz. Peygamber (a.s.m), ona güzelce abdest almasını, sonra iki rekat namaz kılmasını ve ardından da şöyle dua etmesini emretti:
    “Allah’ım! Senin rahmet peygamberin olan Muhammed’i vesila kılarak senden istiyor ve sana yöneliyorum. Ya Muhammed! Bu ihtiyacımın giderilmesi için seninle/seni vesile ederek, Rabbime yöneliyorum. Allah’ım! Onun hakkımdaki şefaatini kabul buyur!”(Tirmizi, Daavat, 119, Müsned, IV/138)
    Adam -gidip söylenenleri yaptı- dönüp geldiğinde gözleri açılmıştı.(Tuhfet’u’l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi).
    Burada zikrettiğimiz hadisleri delil getirerek, gerek Hz. Peygamber (a.s.m)’i, gerek başka salih insanları vesile yaparak dua etmenin caiz olduğunu, muhaliflerin getirdikleri delillerin nasıl çürütüldüğünü görmek için bk. Tuhfet’u’l-Ahvezî

    SORULARLA İSLAMİYET.

    hiç bir Hanifi Alimi İmam azam ın mekruh dedigini söylememiştir. Kafaya göre mekruh deniliyor.

    Alıntı
    bu dansözler burda da kıvırma çarkını tıkır tıkır işletiyorlar
    İmam Rabbani mi , İmam Gazali mi , Abdulkadir geylani mi , İmam suyuti mi , Mevlana Halidimi , Mevlana celalettin Rumi mi , muhiddin Arabi mi , beyazidi bestamimi. Acaba kimi kastediyorsun.


  9. 12.Nisan.2012, 20:13
    5
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 42
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabul eyle" diyorum bi sakıncası var mı?

    senin yazın baştan aşağıya dansözlük örneği

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Ebu Hanife tevessüle karşı mıdır?
    kim ebu Hanife'nin tevessüle karşı olduğunu iddia ediyor?
    neden yazıya böyle bir başlık ile başlayıp da
    sanki biz "ebu Hanife tevessüle karşıdır" demişiz gibi bir hava estiriyorsun?
    bu kıvırma değilse nedir?
    bak aynı utanmazca tavrı bir satır aşağıda da sergileyerek
    sanki biz tevessülü inkar etmişiz imasında bulunuyorsun:
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    a. Tevessül konusu, Ehl-i sünnet alimlerinin kabul ettiği bir husustur.

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    b. Tahavî akidesinin metninde “Filanın hakkı için” gibi bir şey geçmemektedir.
    bu da ayrı bir kıvırma örneği
    sanki biz "Tahavi Akidesi'nde “Filanın hakkı için” demek mekruhtur yazıyor" dedik
    halbuki biz
    @mir Nickli Üyeden Alıntı
    Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."
    dedik
    yani el-Hidaye kitabından bahsettik ki
    bu kitab Hanefi mezhebinin en büyük temel eserlerinden birisidir
    ama muhatabınızın sözlerini çarpıtmak sizin ustalık alanınız

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    c. İmam-ı Azam şayet mekruh demişse, herhalde haram veya şirktir, dememiştir.
    demişse değil
    "bu mekruhtur" dediğini bal gibi biliyorsunuz
    sanki "haram" ya da "şirktir" dese birşey değişecekti
    bu sefer de onun başka fetvalarında yaptığınız gibi
    Hanefi mezhebinin bilmem kaçıncı tabakasında yer alan bir başkasının fetvası ile ona karşı çıkacak
    aynı haltı yemeye devam edecektiniz
    bir de utanmadan "Hanefiyim" dersiniz
    bu nasıl Hanefilikse?

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Yine Ebu Said el-Hudri’nin Hz. Peygamer (a.s.m)’den naklettiğine göre, Namaz kılmak için camiye giden kimse; “Allah’ım! Bu yürüyüşümün hakkı için.. Ve senden isteyenlerin üzerindeki hakkı için..”diye dua edebilir.
    işte bu caiz olan tevssüldür
    yani kişi salih amellerini vesile ederek Allah'tan birşey isteyebilir
    ayrıca Allah'tan isteyenlerin Allah üzerindeki hakkı
    Allah'ın onların duasına cevab vermesidir
    bu vb hadisleri "felanın hatrı için" anlamındaki
    "felanın hakkı için" şeklindeki bidat tevessüle delil getirmek de bir başka kıvırma örneğidir

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Şimdi bir adam -kendini hiçbir şekilde layık görmediği bir tavırla-, Allah katında değerli olduğuna inandığı bir kimseyi, özellikle Hz. Peygamber (a.s.m)’i şefaatçi ve vesile kılarak “Ya Rabbi! Senin yanında değerli olduğuna inandığım bu zatın hakkı için...” dese ne mahzuru vardır?
    mahzuru vardır
    zira dine dinde olmayan bir ibadet türü sokuşturmuş olursun
    sanki din eksikmiş de sen tamamlamışsın iddiasında bulunmuş olursun
    dindeki dua tarzlarını eksik ve faydasız bulmuş olursun -ki aşağıda bu düşüncede olduğunuzu ispatlayacağım-
    sahi sahih dua şekilleri neyine yetmiyor da "illa ki bu tarz da dua edeceğim" diye diretiyorsun?

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Müslümanlara karşı -müfteriyane- bir suizandır.
    kimin kime iftira attığını yakında göreceğiz İnşaallah

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer (ra), kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas (ra)’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi:
    “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.”
    derdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı.(Buharî, İstiska, 3).
    Tevessülü reddetmek için, Hz. Abbas (ra)’ın buradaki vesileliği, kendisinin dua etmesi olduğunu söylemek, mesnetsiz bir taassuptur.
    Hz. Ömer (ra) gibi şirkin kokusundan bile rahatsız olan bir zatın insanları vesile kılması ve daha önce Hz. Peygamber (a.s.m)’i de vesile ettiklerin seslendirmesi, tevessülün sahabe arasındaki önemini göstermektedir.
    sana bu konudaki yeterli cevab http://www.mumsema.com/fetvalar-bir-...tml#post773374 linkinde verildi
    sen de verecek cevab bulamayınca işi sulandırıp bizim mezheblerimizin ne olduğuna getirdin
    üstelik daha kendi mezhebinin adının doğru telaffuzunu da o konu başlığı altında benden öğrendin

    üstelik ashabın Resulullah'tan yağmur duası istediğini itiraf da ettin
    Resulullah ile tevessülleri onun duasını istemek şeklinde ise
    ibni Abbas ile tevessülleri de tabii ki onun duasını istemek şeklinde idi
    bir de bize mutaasıb diyorsun
    üstelik "Ömer insanları vesile kıldı" diyerek ona da iftira atıyorsun
    sanki biz tevessülü inkar etmişiz gibi davranarak bize de iftira atıyorsun

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    İnsanın kendi amellerini öne çıkarması, bir bakıma bir gururlanma vesilesidir. Bunun uygun görülmesi, başkasının güzel amellerinin de vesile kılınabileceğini göstermez mi?
    Çünkü “Filancanın hakkı için..” demek, “filancanın yaptığı güzel amellerinin hakkı için” demek anlamına gelir. Çünkü, kişinin salihliği, güzel amellerine bağlıdır. Kaldı ki, kişinin kendi amellerini öne sürmesi, bir gurura vesile iken, başkasının güzel amellerini öne sürmesi bir tevazu ve mahviyetin işaretidir.
    işte görüyorsunuz ya
    hadislerde geçen dua şekline "kibir" deyip
    onu beğenmeyerek kendilerine daha mütevazı bir dua tarzı bulmuş beylerimiz
    yazık ki ne yazık
    kime karşı ne kadar kibirlendiğinizin keşke bir farkında olsaydınız

    kıvırmanın bu kadarına da yuh artık
    Resulullah kendi amelleri ile tevessülde bulunan mağara ashabını bize örnek olsun diye anlatacak
    sen de bunu nakledeceksin
    yetmeyecek Resulullah'tan
    camiye yürüyenin Allah'a bu yürüyüşümün hakkı için diye dua etmesini tavsiye eden hadisini nakledeceksin
    sonra da "insanın kendi amelini vesile edinmesi kibirdir" diyeceksin
    işte sizin Resulullah'a saygınız bu kadar
    siz Resulullah'ın adının önüne Hz. sonuna (sav) yazar
    sonra da onun dinini bozmak için çırpınır durursunuz

    hem
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Çünkü, kişinin salihliği, güzel amellerine bağlıdır.
    ne demek?
    konu ile alakası ne?
    kişinin salihliğinin güzel amellerine bağlı olması
    nasıl olur da birilerinin başka birilerinin salih amellerini vesile edinerek Allah'a dua etmesine delil olabilir?
    insan bir kere şaşırmasın
    ne dediğinin farkında olmadan böyle saçmalar sonra

    ama/kör hadisini zikretmişsin
    ben o konuda bakılması gereken linki yukarda verdim
    dileyen ordan bakabilir

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    hiç bir Hanifi Alimi İmam azam ın mekruh dedigini söylememiştir. Kafaya göre mekruh deniliyor.
    herkesi kendin gibi heva ve hevesinin kulu mu sandın?
    bak yukarda alıntı kaynağın bile
    "İmamı Azam mekruh dedi şirk demedi" diyerek onun bu tip dualara mekruh dediğini itiraf etti
    inanmadın mı?
    al oku:
    @mir Nickli Üyeden Alıntı
    1. Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Bir kimsenin Yüce Allah'a ancak onu vesile kılarak ve ancak Yüce Allah'ın şu buyruğundan anlaşıldığı üzere emrolunmuş ve izin verilmiş surette dua etmesi gerekir:

    "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını çekecektir." (el-A'raf, 7/180)(ed-Durru'l-Muhtar maa Haşiyeti Reddi'I-Muhtar (VI, 396-397)

    2. Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Dua eden kimsenin filânın hakkı için yahut peygamberlerinin ve rasûllerinin hakkı içinBeyt-i Haram'ın ve Meş'ar-i Haram'ın hakkı için senden dilekte bulunuyorum demesi mekruhtur." (Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, s. 234; İthafu's-Saâdeti'l-Muttakîn, II, 285; Aliyyu'l-Kârî, Şerhû'l-Fıkhi'l Ekber, s. 198)

    3. Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Herhangi bir kimsenin Allah'a ancak onu vesile ederek dua etmesi gerekir. Bir kimsenin senin Arşının izzet noktaları hakkı için yahutta mahlukatının hakkı için demesini mekruh görüyorum." (et-Tevessulu ve'l-Vesile, s. 82; Ayrıca bk. Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 198)

    (İmam Ebû Hanîfe ile Muhammed b. el-Hasen dua eden bir kimsenin:

    "Allah'ım senin Arşının izzet noktaları hakkı için senden diliyorum" demesini mekruh görmüşlerdir.Çünkü böyle bir duaya izin verildiğine dair bir nass bulunmamaktadır. Ebû Yûsuf ise sünnette bu konuda bir nassa vâkıf olduğundan ötürü böyle bir duaya cevaz vermektedir. Vâkıf olduğu bu nassa göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı yaparmış:

    "Allah'ım senden Arşının izzet noktalan ve kitabının rahmetinin son sınırlan hakkı için... diliyorum"... el-Binaye, IX, 382'de ve Nasbu'r-Raye, IV, 272'de belirtildiği gibi Beyhaki, Kitabu'd-Daavat el-Kebire'de rivayet etmiştir. Ancak bu hadisin senedinde tenkid edilmiş üç nokta vardır:

    1. Davud b. Ebî Asım'ın İbn Mes'ud'dan hadis dinlememiş olduğu,

    2. Abdu'l-Melik b. Cureyc hem tedlis yapan, hem mürsel rivayetler nakleden birisidir.

    3. Ömer b. Harun yalancılıkla itham edilmiş birisidir. Bundan dolayı İbnu'l-Cevzî, el-Binaye, IX, 382'de belirtildiği üzere: "Bu hadis hiç şüphesiz uydurmadır, senedi de gördüğün gibi boştur" demiştir. Bk. Tehzibu't-Tehzib, III, 189, VI, 405, VII, 501 Takribu't-Tehzib, I, 520)
    gerçi sen Fıkhu'l-Ekber'in kimin eseri olduğunu da bilmiyorsundur ya
    onu da bir araştır
    hani sen sıkı "HANİFİ"ydin ya
    sonra onun hanifi değil Hanefi olduğunu öğrendin ya
    Fıkhu'l-Ekber'in kimin eseri olduğunu da bir araştırıver


  10. 12.Nisan.2012, 20:13
    5
    âb ü kil
    senin yazın baştan aşağıya dansözlük örneği

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Ebu Hanife tevessüle karşı mıdır?
    kim ebu Hanife'nin tevessüle karşı olduğunu iddia ediyor?
    neden yazıya böyle bir başlık ile başlayıp da
    sanki biz "ebu Hanife tevessüle karşıdır" demişiz gibi bir hava estiriyorsun?
    bu kıvırma değilse nedir?
    bak aynı utanmazca tavrı bir satır aşağıda da sergileyerek
    sanki biz tevessülü inkar etmişiz imasında bulunuyorsun:
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    a. Tevessül konusu, Ehl-i sünnet alimlerinin kabul ettiği bir husustur.

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    b. Tahavî akidesinin metninde “Filanın hakkı için” gibi bir şey geçmemektedir.
    bu da ayrı bir kıvırma örneği
    sanki biz "Tahavi Akidesi'nde “Filanın hakkı için” demek mekruhtur yazıyor" dedik
    halbuki biz
    @mir Nickli Üyeden Alıntı
    Nitekim, Hanefî Fıkhı'nın meşhur kitabı Hidaye'de şöyle yazmaktadır:

    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir."
    dedik
    yani el-Hidaye kitabından bahsettik ki
    bu kitab Hanefi mezhebinin en büyük temel eserlerinden birisidir
    ama muhatabınızın sözlerini çarpıtmak sizin ustalık alanınız

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    c. İmam-ı Azam şayet mekruh demişse, herhalde haram veya şirktir, dememiştir.
    demişse değil
    "bu mekruhtur" dediğini bal gibi biliyorsunuz
    sanki "haram" ya da "şirktir" dese birşey değişecekti
    bu sefer de onun başka fetvalarında yaptığınız gibi
    Hanefi mezhebinin bilmem kaçıncı tabakasında yer alan bir başkasının fetvası ile ona karşı çıkacak
    aynı haltı yemeye devam edecektiniz
    bir de utanmadan "Hanefiyim" dersiniz
    bu nasıl Hanefilikse?

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Yine Ebu Said el-Hudri’nin Hz. Peygamer (a.s.m)’den naklettiğine göre, Namaz kılmak için camiye giden kimse; “Allah’ım! Bu yürüyüşümün hakkı için.. Ve senden isteyenlerin üzerindeki hakkı için..”diye dua edebilir.
    işte bu caiz olan tevssüldür
    yani kişi salih amellerini vesile ederek Allah'tan birşey isteyebilir
    ayrıca Allah'tan isteyenlerin Allah üzerindeki hakkı
    Allah'ın onların duasına cevab vermesidir
    bu vb hadisleri "felanın hatrı için" anlamındaki
    "felanın hakkı için" şeklindeki bidat tevessüle delil getirmek de bir başka kıvırma örneğidir

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Şimdi bir adam -kendini hiçbir şekilde layık görmediği bir tavırla-, Allah katında değerli olduğuna inandığı bir kimseyi, özellikle Hz. Peygamber (a.s.m)’i şefaatçi ve vesile kılarak “Ya Rabbi! Senin yanında değerli olduğuna inandığım bu zatın hakkı için...” dese ne mahzuru vardır?
    mahzuru vardır
    zira dine dinde olmayan bir ibadet türü sokuşturmuş olursun
    sanki din eksikmiş de sen tamamlamışsın iddiasında bulunmuş olursun
    dindeki dua tarzlarını eksik ve faydasız bulmuş olursun -ki aşağıda bu düşüncede olduğunuzu ispatlayacağım-
    sahi sahih dua şekilleri neyine yetmiyor da "illa ki bu tarz da dua edeceğim" diye diretiyorsun?

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Müslümanlara karşı -müfteriyane- bir suizandır.
    kimin kime iftira attığını yakında göreceğiz İnşaallah

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Hz. Enes anlatıyor: Hz. Ömer (ra), kuraklık ve kıtlık olduğunda -halkla birlikte- yağmur duasına çıktığı her seferinde Hz. Abbas (ra)’ı vesile yapar ve şöyle dua ederdi:
    “Allah’ım! Biz daha önce Peygamberimizi vesile yaparak senden yağmur istiyorduk ve sen de bize yağmur veriyordun. Şimdi ise -Peygamberimiz aramızda yok- onun amcasını vesile kılarak senden yağmur istiyoruz, ne olur bize yağmur ver.”
    derdi ve hemen yağmur yağmaya başlardı.(Buharî, İstiska, 3).
    Tevessülü reddetmek için, Hz. Abbas (ra)’ın buradaki vesileliği, kendisinin dua etmesi olduğunu söylemek, mesnetsiz bir taassuptur.
    Hz. Ömer (ra) gibi şirkin kokusundan bile rahatsız olan bir zatın insanları vesile kılması ve daha önce Hz. Peygamber (a.s.m)’i de vesile ettiklerin seslendirmesi, tevessülün sahabe arasındaki önemini göstermektedir.
    sana bu konudaki yeterli cevab http://www.mumsema.com/fetvalar-bir-...tml#post773374 linkinde verildi
    sen de verecek cevab bulamayınca işi sulandırıp bizim mezheblerimizin ne olduğuna getirdin
    üstelik daha kendi mezhebinin adının doğru telaffuzunu da o konu başlığı altında benden öğrendin

    üstelik ashabın Resulullah'tan yağmur duası istediğini itiraf da ettin
    Resulullah ile tevessülleri onun duasını istemek şeklinde ise
    ibni Abbas ile tevessülleri de tabii ki onun duasını istemek şeklinde idi
    bir de bize mutaasıb diyorsun
    üstelik "Ömer insanları vesile kıldı" diyerek ona da iftira atıyorsun
    sanki biz tevessülü inkar etmişiz gibi davranarak bize de iftira atıyorsun

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    İnsanın kendi amellerini öne çıkarması, bir bakıma bir gururlanma vesilesidir. Bunun uygun görülmesi, başkasının güzel amellerinin de vesile kılınabileceğini göstermez mi?
    Çünkü “Filancanın hakkı için..” demek, “filancanın yaptığı güzel amellerinin hakkı için” demek anlamına gelir. Çünkü, kişinin salihliği, güzel amellerine bağlıdır. Kaldı ki, kişinin kendi amellerini öne sürmesi, bir gurura vesile iken, başkasının güzel amellerini öne sürmesi bir tevazu ve mahviyetin işaretidir.
    işte görüyorsunuz ya
    hadislerde geçen dua şekline "kibir" deyip
    onu beğenmeyerek kendilerine daha mütevazı bir dua tarzı bulmuş beylerimiz
    yazık ki ne yazık
    kime karşı ne kadar kibirlendiğinizin keşke bir farkında olsaydınız

    kıvırmanın bu kadarına da yuh artık
    Resulullah kendi amelleri ile tevessülde bulunan mağara ashabını bize örnek olsun diye anlatacak
    sen de bunu nakledeceksin
    yetmeyecek Resulullah'tan
    camiye yürüyenin Allah'a bu yürüyüşümün hakkı için diye dua etmesini tavsiye eden hadisini nakledeceksin
    sonra da "insanın kendi amelini vesile edinmesi kibirdir" diyeceksin
    işte sizin Resulullah'a saygınız bu kadar
    siz Resulullah'ın adının önüne Hz. sonuna (sav) yazar
    sonra da onun dinini bozmak için çırpınır durursunuz

    hem
    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    Çünkü, kişinin salihliği, güzel amellerine bağlıdır.
    ne demek?
    konu ile alakası ne?
    kişinin salihliğinin güzel amellerine bağlı olması
    nasıl olur da birilerinin başka birilerinin salih amellerini vesile edinerek Allah'a dua etmesine delil olabilir?
    insan bir kere şaşırmasın
    ne dediğinin farkında olmadan böyle saçmalar sonra

    ama/kör hadisini zikretmişsin
    ben o konuda bakılması gereken linki yukarda verdim
    dileyen ordan bakabilir

    islamyolu Nickli Üyeden Alıntı
    hiç bir Hanifi Alimi İmam azam ın mekruh dedigini söylememiştir. Kafaya göre mekruh deniliyor.
    herkesi kendin gibi heva ve hevesinin kulu mu sandın?
    bak yukarda alıntı kaynağın bile
    "İmamı Azam mekruh dedi şirk demedi" diyerek onun bu tip dualara mekruh dediğini itiraf etti
    inanmadın mı?
    al oku:
    @mir Nickli Üyeden Alıntı
    1. Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Bir kimsenin Yüce Allah'a ancak onu vesile kılarak ve ancak Yüce Allah'ın şu buyruğundan anlaşıldığı üzere emrolunmuş ve izin verilmiş surette dua etmesi gerekir:

    "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını çekecektir." (el-A'raf, 7/180)(ed-Durru'l-Muhtar maa Haşiyeti Reddi'I-Muhtar (VI, 396-397)

    2. Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Dua eden kimsenin filânın hakkı için yahut peygamberlerinin ve rasûllerinin hakkı içinBeyt-i Haram'ın ve Meş'ar-i Haram'ın hakkı için senden dilekte bulunuyorum demesi mekruhtur." (Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, s. 234; İthafu's-Saâdeti'l-Muttakîn, II, 285; Aliyyu'l-Kârî, Şerhû'l-Fıkhi'l Ekber, s. 198)

    3. Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Herhangi bir kimsenin Allah'a ancak onu vesile ederek dua etmesi gerekir. Bir kimsenin senin Arşının izzet noktaları hakkı için yahutta mahlukatının hakkı için demesini mekruh görüyorum." (et-Tevessulu ve'l-Vesile, s. 82; Ayrıca bk. Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 198)

    (İmam Ebû Hanîfe ile Muhammed b. el-Hasen dua eden bir kimsenin:

    "Allah'ım senin Arşının izzet noktaları hakkı için senden diliyorum" demesini mekruh görmüşlerdir.Çünkü böyle bir duaya izin verildiğine dair bir nass bulunmamaktadır. Ebû Yûsuf ise sünnette bu konuda bir nassa vâkıf olduğundan ötürü böyle bir duaya cevaz vermektedir. Vâkıf olduğu bu nassa göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı yaparmış:

    "Allah'ım senden Arşının izzet noktalan ve kitabının rahmetinin son sınırlan hakkı için... diliyorum"... el-Binaye, IX, 382'de ve Nasbu'r-Raye, IV, 272'de belirtildiği gibi Beyhaki, Kitabu'd-Daavat el-Kebire'de rivayet etmiştir. Ancak bu hadisin senedinde tenkid edilmiş üç nokta vardır:

    1. Davud b. Ebî Asım'ın İbn Mes'ud'dan hadis dinlememiş olduğu,

    2. Abdu'l-Melik b. Cureyc hem tedlis yapan, hem mürsel rivayetler nakleden birisidir.

    3. Ömer b. Harun yalancılıkla itham edilmiş birisidir. Bundan dolayı İbnu'l-Cevzî, el-Binaye, IX, 382'de belirtildiği üzere: "Bu hadis hiç şüphesiz uydurmadır, senedi de gördüğün gibi boştur" demiştir. Bk. Tehzibu't-Tehzib, III, 189, VI, 405, VII, 501 Takribu't-Tehzib, I, 520)
    gerçi sen Fıkhu'l-Ekber'in kimin eseri olduğunu da bilmiyorsundur ya
    onu da bir araştır
    hani sen sıkı "HANİFİ"ydin ya
    sonra onun hanifi değil Hanefi olduğunu öğrendin ya
    Fıkhu'l-Ekber'in kimin eseri olduğunu da bir araştırıver


  11. 22.Ağustos.2012, 13:25
    6
    Misafir

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim

    Buhari, Müslim ve Hanbel hadislerini atıp vehhabilerin aklna mı uyuyorsunuz?


    Hz. Peygamber s.a.v. ibadetlerle ve salih amellerle tevessül yapılabileceğini şu hadis-i şerifte açıkça ifade buyurmaktadır:

    “İsrailoğulları’ndan üç kişi yolda yürürlerken şiddetli bir yağmura yakalandılar. Yakınlarında bulunan bir dağdaki mağaraya sığındılar. Dağdan büyük bir kaya parçası mağaranın ağzına yuvarlandı ve çıkışı kapattı. Bu hal karşısında aralarından biri diğerlerine;

    – Allah için yapmış olduğunuz amellerinize bakın, onların hürmeti bereketine Allah’a dua edin. Umulur ki Allah Tealâ taşı aralar ve bu sıkıntıyı giderir, dedi.

    Bunun üzerine içlerinden biri şöyle dua etti:

    – Ey Allahım! Hayli yaşlanmış anne ve babam benim yanımdaydı. Bir de henüz küçük olan çocuklarım vardı. Onları geçindirmek için hayvan otlatırdım. Akşam yanlarına dönünce hayvanları sağar, çocuklarımdan önce anne ve babama içirirdim. Bir gün vaktinde gelemedim, geceye kaldım. Geldiğimde onları uyur buldum. Daha önce olduğu gibi hayvanlarımı sağdım. Onları uykularından uyandırmaya kıyamadım, elimde sütle başlarında bekledim. Bu arada çocuklar, açlıktan ayaklarımızın dibinde ağlaşıyorlardı. Anne ve babamdan önce onlara süt vermeyi uygun görmedim. Süt kabı elimde onların uyanmasını bekledim. Derken sabah oldu. Nihayet uyandılar, sütlerini içtiler. Ya Rabbi! Eğer bu amelimi senin rızan için yapmışsam, bize şu kapalı yerden bir yol aç da içine düştüğümüz şu sıkıntıdan kurtulalım, dedi.

    Bunun üzerine mağaranın ağzını kapatan kaya biraz aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi. Diğeri şöyle dua etti:

    – Ey Allahım! Amcamın bir kızı vardı. İnsanlar içinde en çok sevdiğim o idi. Ondan benim olmasını istedim, kaçındı. Nihayet bir kıtlık senesinde sıkıntıya düştü, ihtiyaçları için bana geldi. Ben de kendini bana teslim etmesi karşılığında yüz yirmi altın vereceğimi söyledim. O da kabul etti. Sonunda ona sahip olacaktım. Tam isteğime kavuşacakken bana, ‘Ey Allah’ın kulu, Allah’tan kork. Nikâhsız olarak bana ilişme!’ dedi. Ben de hemen vazgeçip kalktım, o işten vazgeçtim. Altınları da ona bıraktım. Halbuki o en beğendiğim kişiydi. Ya Rabbi! Bunu sırf senin rızan için yapmışsam, içine düştüğümüz şu sıkıntıyı gider, bizi buradan kurtar, dedi.

    Kaya biraz daha aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi. Üçüncüleri ise şöyle dua etti:

    – Ey Allahım! Ben ücretle işçi çalıştırıyordum. Ücretlerini verdim, fakat içlerinden biri ücretini almadan çekip gitti. Ben de onun payını kendi namına çalıştırıp işlettim. Birçok mal elde ettim. Uzun müddet sonra o işçi dönüp geldi ve ‘Allah’tan kork! Hakkım olan ücretimi ver!’ dedi. Ben de ‘Şu gördüğün deve, koyun, inek, hayvan sürüleri ve köleler senindir. Hepsini al götür.’ dedim. Adam hayret edip, ‘Allah’tan kork! Benimle alay etme!’ dedi. Ben de, ‘Seninle alay etmiyorum. Gerçekten onlar senindir, al götür.’ dedim. O da hiçbir şey bırakmadan hepsini sürüp götürdü. Ey Allahım! Eğer ben bu amelimi senin rızan için yapmışsam, şu içine düştüğümüz sıkıntıdan bizi kurtar, dedi.

    O zaman kaya tamamen açıldı, adamlar mağaradan yürüyerek çıktılar.” (Buharî; Müslim; Ahmed b. Hanbel)


  12. 22.Ağustos.2012, 13:25
    6
    NAZIM NUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    NAZIM NUR
    Misafir
    Buhari, Müslim ve Hanbel hadislerini atıp vehhabilerin aklna mı uyuyorsunuz?


    Hz. Peygamber s.a.v. ibadetlerle ve salih amellerle tevessül yapılabileceğini şu hadis-i şerifte açıkça ifade buyurmaktadır:

    “İsrailoğulları’ndan üç kişi yolda yürürlerken şiddetli bir yağmura yakalandılar. Yakınlarında bulunan bir dağdaki mağaraya sığındılar. Dağdan büyük bir kaya parçası mağaranın ağzına yuvarlandı ve çıkışı kapattı. Bu hal karşısında aralarından biri diğerlerine;

    – Allah için yapmış olduğunuz amellerinize bakın, onların hürmeti bereketine Allah’a dua edin. Umulur ki Allah Tealâ taşı aralar ve bu sıkıntıyı giderir, dedi.

    Bunun üzerine içlerinden biri şöyle dua etti:

    – Ey Allahım! Hayli yaşlanmış anne ve babam benim yanımdaydı. Bir de henüz küçük olan çocuklarım vardı. Onları geçindirmek için hayvan otlatırdım. Akşam yanlarına dönünce hayvanları sağar, çocuklarımdan önce anne ve babama içirirdim. Bir gün vaktinde gelemedim, geceye kaldım. Geldiğimde onları uyur buldum. Daha önce olduğu gibi hayvanlarımı sağdım. Onları uykularından uyandırmaya kıyamadım, elimde sütle başlarında bekledim. Bu arada çocuklar, açlıktan ayaklarımızın dibinde ağlaşıyorlardı. Anne ve babamdan önce onlara süt vermeyi uygun görmedim. Süt kabı elimde onların uyanmasını bekledim. Derken sabah oldu. Nihayet uyandılar, sütlerini içtiler. Ya Rabbi! Eğer bu amelimi senin rızan için yapmışsam, bize şu kapalı yerden bir yol aç da içine düştüğümüz şu sıkıntıdan kurtulalım, dedi.

    Bunun üzerine mağaranın ağzını kapatan kaya biraz aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi. Diğeri şöyle dua etti:

    – Ey Allahım! Amcamın bir kızı vardı. İnsanlar içinde en çok sevdiğim o idi. Ondan benim olmasını istedim, kaçındı. Nihayet bir kıtlık senesinde sıkıntıya düştü, ihtiyaçları için bana geldi. Ben de kendini bana teslim etmesi karşılığında yüz yirmi altın vereceğimi söyledim. O da kabul etti. Sonunda ona sahip olacaktım. Tam isteğime kavuşacakken bana, ‘Ey Allah’ın kulu, Allah’tan kork. Nikâhsız olarak bana ilişme!’ dedi. Ben de hemen vazgeçip kalktım, o işten vazgeçtim. Altınları da ona bıraktım. Halbuki o en beğendiğim kişiydi. Ya Rabbi! Bunu sırf senin rızan için yapmışsam, içine düştüğümüz şu sıkıntıyı gider, bizi buradan kurtar, dedi.

    Kaya biraz daha aralandı, fakat çıkılacak gibi değildi. Üçüncüleri ise şöyle dua etti:

    – Ey Allahım! Ben ücretle işçi çalıştırıyordum. Ücretlerini verdim, fakat içlerinden biri ücretini almadan çekip gitti. Ben de onun payını kendi namına çalıştırıp işlettim. Birçok mal elde ettim. Uzun müddet sonra o işçi dönüp geldi ve ‘Allah’tan kork! Hakkım olan ücretimi ver!’ dedi. Ben de ‘Şu gördüğün deve, koyun, inek, hayvan sürüleri ve köleler senindir. Hepsini al götür.’ dedim. Adam hayret edip, ‘Allah’tan kork! Benimle alay etme!’ dedi. Ben de, ‘Seninle alay etmiyorum. Gerçekten onlar senindir, al götür.’ dedim. O da hiçbir şey bırakmadan hepsini sürüp götürdü. Ey Allahım! Eğer ben bu amelimi senin rızan için yapmışsam, şu içine düştüğümüz sıkıntıdan bizi kurtar, dedi.

    O zaman kaya tamamen açıldı, adamlar mağaradan yürüyerek çıktılar.” (Buharî; Müslim; Ahmed b. Hanbel)


  13. 20.Ağustos.2014, 16:57
    7
    Misafir

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim

    Selamün aleyüm.BUkonu ile ilgili kendi aranızda çelişmektesiniz.İlk yazılarda dua edilebileceğimiz söylenirken bir başka sayfada dua edilemez deniyor bu ne işitir kafamm karmakarışık oldu..


  14. 20.Ağustos.2014, 16:57
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Selamün aleyüm.BUkonu ile ilgili kendi aranızda çelişmektesiniz.İlk yazılarda dua edilebileceğimiz söylenirken bir başka sayfada dua edilemez deniyor bu ne işitir kafamm karmakarışık oldu..


  15. 21.Ağustos.2014, 13:57
    8
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabu

    O’nun duasıyla bulutlar gelirdi
    Efendimiz s.a.v. zamanında, Medine büyük bir kıtlığa maruz kalmıştı. Bir Cuma günü Allah’ın Rasulü s.a.v. hutbe okurken, sahabeden biri ayağa kalkarak şöyle nidada bulundu:
    - Ey Allah’ın Rasulü ! Atlarımız ve koyunlarımız helâk oldu, yollarımız kesildi. Allah’a dua et de bize yağmur ihsan eylesin.
    Rasulullah s.a.v. o anda ellerini kaldırdı ve dua etti: “Ey Allahım bize yağmur ver!”
    Gökyüzü hareketsiz, cam gibi parlak ve bulutsuzdu. O an bir rüzgar çıktı. Hava bulutlandı. Bulutlar bir araya geldi. Ardından bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Cemaat sulara dalıp çıktılar ve evlerine su içinde geldiler. Yağmur bir dahaki Cuma’ya kadar devam etti. Bunun üzerine yine sahabeden biri Efendimiz s.a.v.’e gelerek şöyle dedi:
    - Ey Allah’ın Rasulü , evlerimiz selden yıkıldı, yollarımız bozulup tıkandı, sürülerimiz helâk oldu. Dua et de yağmur dinsin.
    Bir gülüşü ömre bedel Efendimiz s.a.v. gülümsedi. Ellerini açtı: “Ey Allahım ; üzerimize değil, dağ başlarına, yüksek tepelere, vadilerin içlerine, ağaçlık yerlere…” Derken bulutlar Medine’nin semalarından kalktı ve şehre bir damlası düşmeden etrafa yağdı, yağdı… Bulutlar bir taç gibi Medine’yi çevrelemişti.
    Daha elleri inmeden
    Hz. Ömer r.a. zamanında bir vakit yağmursuz kalındı, kıtlık başladı. Toplanıp yağmur duasına çıktılar. Yakardılar:
    Ey Allahım , Peygamberimiz dua ederdi, bize yağmur verirdin. Peygamberimiz’i vesile ederek sana niyaz ederdik, bize yine yağmur ihsan ederdin. Şimdi de Peygamberimiz’in amcası Abbas’a tevessül ediyoruz. Sen onun yüzü suyu hürmetine bize yağmur ver.”
    Hz. Ömer r.a. duasını bitirdikten sonra Hz. Abbas r.a. elini kaldırarak duaya başladı:
    Allahım semadan gelen her bela, günah sebebiyle gelir ve bu belayı tövbe kaldırır. Ben, sevgili Habibi’nin amcası olduğum için halk benim vasıtamla sana müracaat ediyorlar. İşte günahkâr ellerimizi sana kaldırdık, boyunlarımızı tövbe ile karşında eğdik. Sen kaybolanı terk etmeyen, boynu bükükleri ihmal etmeyen bir koruyucusun. İşte küçükler perişan, büyükler sefil oldu. Bu yüzden şikayet sesleri sana yükseldi. Sen aşikârı da bilirsin, gizliyi de. Allahım , kullarının ümidi kesilip helâk olmadan onların imdadına yetiş. Zira senin rahmetinden ancak kâfirler ümit keser. Rahmetini yetiştir.”
    Duasını tamamlayamadan dağlar gibi bulutlar gökyüzünü kapladı ve rahmet yağmaya başladı.
    Ne vakit böyle niyaz ederler, duadaki eller inmeden yağmur başlardı.
    Ashaptan bir kişinin gözleri görmüyordu. Rasulullah Efendimiz s.a.v.’e gelerek dua istedi:
    Ey Allah’ın Rasulü , gözlerimin açılması için Allah’a dua et.
    Efendimiz s.a.v. :
    İstersen dua edeyim. Fakat istersen sabret. Çünkü sabretmek senin için daha hayırlıdır.
    Dua et ey Allah’ın Rasulü .
    Bu ısrar üzerine Efendimiz s.a.v. buyurdu ki:
    Güzelce abdest al ve şu duayı oku: “Ey Allahım ! Senden diliyor ve rahmet peygamberi olan senin peygamberin Muhammed’e tevessül ederek sana teveccüh ediyor, sana yöneliyorum. Gerçekten ben hacetim için onu vesile ederek sana yöneldim. Ya Rabbi, Peygamberimiz’i benim hakkımda şefaatçi kıl.”


  16. 21.Ağustos.2014, 13:57
    8
    Devamlı Üye
    O’nun duasıyla bulutlar gelirdi
    Efendimiz s.a.v. zamanında, Medine büyük bir kıtlığa maruz kalmıştı. Bir Cuma günü Allah’ın Rasulü s.a.v. hutbe okurken, sahabeden biri ayağa kalkarak şöyle nidada bulundu:
    - Ey Allah’ın Rasulü ! Atlarımız ve koyunlarımız helâk oldu, yollarımız kesildi. Allah’a dua et de bize yağmur ihsan eylesin.
    Rasulullah s.a.v. o anda ellerini kaldırdı ve dua etti: “Ey Allahım bize yağmur ver!”
    Gökyüzü hareketsiz, cam gibi parlak ve bulutsuzdu. O an bir rüzgar çıktı. Hava bulutlandı. Bulutlar bir araya geldi. Ardından bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı. Cemaat sulara dalıp çıktılar ve evlerine su içinde geldiler. Yağmur bir dahaki Cuma’ya kadar devam etti. Bunun üzerine yine sahabeden biri Efendimiz s.a.v.’e gelerek şöyle dedi:
    - Ey Allah’ın Rasulü , evlerimiz selden yıkıldı, yollarımız bozulup tıkandı, sürülerimiz helâk oldu. Dua et de yağmur dinsin.
    Bir gülüşü ömre bedel Efendimiz s.a.v. gülümsedi. Ellerini açtı: “Ey Allahım ; üzerimize değil, dağ başlarına, yüksek tepelere, vadilerin içlerine, ağaçlık yerlere…” Derken bulutlar Medine’nin semalarından kalktı ve şehre bir damlası düşmeden etrafa yağdı, yağdı… Bulutlar bir taç gibi Medine’yi çevrelemişti.
    Daha elleri inmeden
    Hz. Ömer r.a. zamanında bir vakit yağmursuz kalındı, kıtlık başladı. Toplanıp yağmur duasına çıktılar. Yakardılar:
    Ey Allahım , Peygamberimiz dua ederdi, bize yağmur verirdin. Peygamberimiz’i vesile ederek sana niyaz ederdik, bize yine yağmur ihsan ederdin. Şimdi de Peygamberimiz’in amcası Abbas’a tevessül ediyoruz. Sen onun yüzü suyu hürmetine bize yağmur ver.”
    Hz. Ömer r.a. duasını bitirdikten sonra Hz. Abbas r.a. elini kaldırarak duaya başladı:
    Allahım semadan gelen her bela, günah sebebiyle gelir ve bu belayı tövbe kaldırır. Ben, sevgili Habibi’nin amcası olduğum için halk benim vasıtamla sana müracaat ediyorlar. İşte günahkâr ellerimizi sana kaldırdık, boyunlarımızı tövbe ile karşında eğdik. Sen kaybolanı terk etmeyen, boynu bükükleri ihmal etmeyen bir koruyucusun. İşte küçükler perişan, büyükler sefil oldu. Bu yüzden şikayet sesleri sana yükseldi. Sen aşikârı da bilirsin, gizliyi de. Allahım , kullarının ümidi kesilip helâk olmadan onların imdadına yetiş. Zira senin rahmetinden ancak kâfirler ümit keser. Rahmetini yetiştir.”
    Duasını tamamlayamadan dağlar gibi bulutlar gökyüzünü kapladı ve rahmet yağmaya başladı.
    Ne vakit böyle niyaz ederler, duadaki eller inmeden yağmur başlardı.
    Ashaptan bir kişinin gözleri görmüyordu. Rasulullah Efendimiz s.a.v.’e gelerek dua istedi:
    Ey Allah’ın Rasulü , gözlerimin açılması için Allah’a dua et.
    Efendimiz s.a.v. :
    İstersen dua edeyim. Fakat istersen sabret. Çünkü sabretmek senin için daha hayırlıdır.
    Dua et ey Allah’ın Rasulü .
    Bu ısrar üzerine Efendimiz s.a.v. buyurdu ki:
    Güzelce abdest al ve şu duayı oku: “Ey Allahım ! Senden diliyor ve rahmet peygamberi olan senin peygamberin Muhammed’e tevessül ederek sana teveccüh ediyor, sana yöneliyorum. Gerçekten ben hacetim için onu vesile ederek sana yöneldim. Ya Rabbi, Peygamberimiz’i benim hakkımda şefaatçi kıl.”


  17. 12.Şubat.2015, 17:00
    9
    Misafir

    Cevap: Dua ederken "Peygamber efendimiz HZ. Muhammed (sav) ' in suyu hürmetine Rabbim dualarımı kabu

    Bu tür konular hep kafamı karıştırır. Bu bilgileri iyice öğrenmek isterim


  18. 12.Şubat.2015, 17:00
    9
    Mustafa özer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Mustafa özer
    Misafir
    Bu tür konular hep kafamı karıştırır. Bu bilgileri iyice öğrenmek isterim





+ Yorum Gönder