Konusunu Oylayın.: İnsan istediği için mi, yoksa Yaratıcı lütfettiği için mi dünya yaratıldı? Bize “Ya bu sınava gireceksiniz, yada gireceksiniz” başka çareniz yok deniyor sanki. Bu bir dayatma

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İnsan istediği için mi, yoksa Yaratıcı lütfettiği için mi dünya yaratıldı? Bize “Ya bu sınava gireceksiniz, yada gireceksiniz” başka çareniz yok deniyor sanki. Bu bir dayatma
  1. 03.Nisan.2012, 15:44
    1
    Misafir

    İnsan istediği için mi, yoksa Yaratıcı lütfettiği için mi dünya yaratıldı? Bize “Ya bu sınava gireceksiniz, yada gireceksiniz” başka çareniz yok deniyor sanki. Bu bir dayatma






    İnsan istediği için mi, yoksa Yaratıcı lütfettiği için mi dünya yaratıldı? Bize “Ya bu sınava gireceksiniz, yada gireceksiniz” başka çareniz yok deniyor sanki. Bu bir dayatma Mumsema İnsan istediği için mi, yoksa Yaratıcı lütfettiği için mi dünya yaratıldı? Bize “Ya bu sınava gireceksiniz, yada gireceksiniz” başka çareniz yok deniyor sanki. Bu bir dayatma değil midir?


  2. 03.Nisan.2012, 15:44
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 03.Nisan.2012, 23:48
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İnsan istediği için mi, yoksa Yaratıcı lütfettiği için mi dünya yaratıldı? Bize “Ya bu sınava gireceksiniz, yada gireceksiniz” başka çareniz yok deniyor sanki. Bu bir d




    Değerli kardeşimiz;

    a. İnsan istediği için değil, Yaratıcı istediği için dünyayı yaratmıştır. Zaten insanın isteğinin söz konusu olması imkânsızdır. Çünkü, kâinat insandan önce yaratılmıştır. O zaman insan yoktu ki isteği olsun.

    b. Herhangi bir ev sahibi evinde; herhangi bir bahçe sahibi bahçesinde, kısacası her mülkün sahibi kendi mülkünde dilediği şekilde tasarruf etme hakkına sahiptir. Bütün evrenin yegâne sahibi olan Allah da elbette kendi mülkünde dilediği şekilde tasarruf hakkına sahiptir. Bunun garipsenecek, haksızlık olarak algılanacak hiç bir tarafı yoktur.

    - Sonsuz ilim, kudret ve hikmete sahip olan, sonsuz inayet, şefkat ve merhamete malik olan yüce yaratıcının tasarruflarında yanlışları bulmaya çalışmak, akla ve mantığa uymaz. On dokuz bin alem olarak adlandırılan evrenin bütün katmanlarında nihayetsiz bir hikmet ve adaletin gözle/veya fenlerin gözüyle görüldüğü bir sanat mimarisinin mimarına karşı eleştirel bir bakış açısı sergilemek için -haşa- onun kadar bir ilim, hikmet ve kudrete sahip olmayı gerektirir.

    - Gözümüzü, gökyüzünün gözü olan güneşe göre ayarlayıp bize varlıkları gördüren, dilimizi ve kulağımızı atmosferdeki hava ile buluşturup bize seslenmeyi ve işitmeyi bahşeden, oksijeni belli bir oranda yaratıp akciğerlerimiz vasıtasıyla bize nefes aldıran, biyolojik bünyemizin ihtiyaç duyduğu ve hayatî öneme haiz olan bin bir çeşit gıda ve meyvelerle yeryüzünü bir nimet sofrası halinde kurup bize takdim eden ve daha -psikolojik, biyolojik, sosyolojik sahada- binlerce nimetleriyle imdadımıza koşan yüce yaratıcımıza karşı teşekkür borcumuzu yerine getirmeye çalışmak yerine, nefsin ve şeytanın telkinlerine kapılıp vesveselerin esiri haline gelmek iman şuuruyla bağdaşmaz. Bir mümin asla böyle bir şey düşünmemelidir. Rabbine teslim olmalı, şeytanın ve nefsin şerrinden kurtarması için yalvarmaktan başka bir yolunun olmadığını iyice idrak etmelidir.

    - Bugün bütün dünyada öğrenciler isteyerek veya istemyerek sınava alınıyorlar. İmtihanı kazananların, imtihana girdiğinden ötürü büyük bir mutluluk kazanacağı açıktır.

    - İmtihan tembel olanlar ile çalışkan olanları, gayretli olanlar ile gayretsiz olanları, aklını kullananlar ile kullanmayanları birbirinden ayırmak için yapılır. Bunun adaletin gereği olduğu ortadadır. Her imtihanda kazananlar yanında kaybedenler de olabilir. Kaybedenler olur diye imtihanın yapılmaması gibi bir şey olmaz. Ayrıca, ilahi imtihanda bir kontenjanın olmadığını, belli bir derece alan herkesin bu imtihanı kazanmış olacağını da unutmayalım..

    - Şu husus çok açıktır ki, çocukların büyük çoğunluğu ilk başta okumak yerine oynamayı tercih eder. Ancak anne-babası onu eğitim görmeye zorlar. Büyüdüğü zaman anne-babasına karşı “neden beni okumaya zorladınız, beni vali yaptınız...?“ diye bir itirazda bulunması düşünülemez. İslam imtihanı da böyledir. Biz Allah’a karşı çocuk bile sayılmayız. Bizim aklımız nerede şu kainatın yaratıcısı olan Allah’ın sonsuz ilmi nerede...!



  4. 03.Nisan.2012, 23:48
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;

    a. İnsan istediği için değil, Yaratıcı istediği için dünyayı yaratmıştır. Zaten insanın isteğinin söz konusu olması imkânsızdır. Çünkü, kâinat insandan önce yaratılmıştır. O zaman insan yoktu ki isteği olsun.

    b. Herhangi bir ev sahibi evinde; herhangi bir bahçe sahibi bahçesinde, kısacası her mülkün sahibi kendi mülkünde dilediği şekilde tasarruf etme hakkına sahiptir. Bütün evrenin yegâne sahibi olan Allah da elbette kendi mülkünde dilediği şekilde tasarruf hakkına sahiptir. Bunun garipsenecek, haksızlık olarak algılanacak hiç bir tarafı yoktur.

    - Sonsuz ilim, kudret ve hikmete sahip olan, sonsuz inayet, şefkat ve merhamete malik olan yüce yaratıcının tasarruflarında yanlışları bulmaya çalışmak, akla ve mantığa uymaz. On dokuz bin alem olarak adlandırılan evrenin bütün katmanlarında nihayetsiz bir hikmet ve adaletin gözle/veya fenlerin gözüyle görüldüğü bir sanat mimarisinin mimarına karşı eleştirel bir bakış açısı sergilemek için -haşa- onun kadar bir ilim, hikmet ve kudrete sahip olmayı gerektirir.

    - Gözümüzü, gökyüzünün gözü olan güneşe göre ayarlayıp bize varlıkları gördüren, dilimizi ve kulağımızı atmosferdeki hava ile buluşturup bize seslenmeyi ve işitmeyi bahşeden, oksijeni belli bir oranda yaratıp akciğerlerimiz vasıtasıyla bize nefes aldıran, biyolojik bünyemizin ihtiyaç duyduğu ve hayatî öneme haiz olan bin bir çeşit gıda ve meyvelerle yeryüzünü bir nimet sofrası halinde kurup bize takdim eden ve daha -psikolojik, biyolojik, sosyolojik sahada- binlerce nimetleriyle imdadımıza koşan yüce yaratıcımıza karşı teşekkür borcumuzu yerine getirmeye çalışmak yerine, nefsin ve şeytanın telkinlerine kapılıp vesveselerin esiri haline gelmek iman şuuruyla bağdaşmaz. Bir mümin asla böyle bir şey düşünmemelidir. Rabbine teslim olmalı, şeytanın ve nefsin şerrinden kurtarması için yalvarmaktan başka bir yolunun olmadığını iyice idrak etmelidir.

    - Bugün bütün dünyada öğrenciler isteyerek veya istemyerek sınava alınıyorlar. İmtihanı kazananların, imtihana girdiğinden ötürü büyük bir mutluluk kazanacağı açıktır.

    - İmtihan tembel olanlar ile çalışkan olanları, gayretli olanlar ile gayretsiz olanları, aklını kullananlar ile kullanmayanları birbirinden ayırmak için yapılır. Bunun adaletin gereği olduğu ortadadır. Her imtihanda kazananlar yanında kaybedenler de olabilir. Kaybedenler olur diye imtihanın yapılmaması gibi bir şey olmaz. Ayrıca, ilahi imtihanda bir kontenjanın olmadığını, belli bir derece alan herkesin bu imtihanı kazanmış olacağını da unutmayalım..

    - Şu husus çok açıktır ki, çocukların büyük çoğunluğu ilk başta okumak yerine oynamayı tercih eder. Ancak anne-babası onu eğitim görmeye zorlar. Büyüdüğü zaman anne-babasına karşı “neden beni okumaya zorladınız, beni vali yaptınız...?“ diye bir itirazda bulunması düşünülemez. İslam imtihanı da böyledir. Biz Allah’a karşı çocuk bile sayılmayız. Bizim aklımız nerede şu kainatın yaratıcısı olan Allah’ın sonsuz ilmi nerede...!






+ Yorum Gönder