Konusunu Oylayın.: Kelimeyi şehadet getirmek bir zikir midir?

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Kelimeyi şehadet getirmek bir zikir midir?
  1. 02.Nisan.2012, 12:30
    1
    Misafir

    Kelimeyi şehadet getirmek bir zikir midir?

  2. 02.Nisan.2012, 12:55
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kelimeyi şehadet getirmek bir zikir midir?




    أشهد أن لا إله الا الله و أشهد أن محمد رسول الله
    “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”


    “Şehâdet ederim ki Allah’tan başka hiçbir tanrı (ilâh )yoktur. Yine şehâdet ederim ki,
    Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür. (elçisidir)”diye kalp ile inanıp, dil ile söylemektir. Bu Müslüman olmanın temelidir.

    Peki, hiç düşündünüz mü Kur’an ve hadislerde, Kelime-i Şehâdet’e başka hangi isimler verilmiştir? Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde “Kelimetün tayyibetün (en güzel kelime)”, “Kelimetü’t- takvâ (Takvâ sözü)”, Kelime-i ihlâs(İhlâslı söz), Kavl-i sâbit (doğru söz), Dâvetü’l-hak (Hakk’ın Daveti), Mekâlidü’s-semâvâti ve’l-ard (göklerin ve yerin anahtarı), Urvetü’l-vüskâ (sağlam kulp), Semenühü’l-cenneh (cennetin ücreti) gibi ifadelerle de methedilmiştir.

    Kelime-i Şehâdet’i yüce Allah (c.c.), İbrâhim Sûresi’nde kökü yerde, dalları gökte olan bir ağaca benzetir: “Görmedin mi? Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir söz (tevhîd ve şehâdet),kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah, insanlara böyle misaller getirir. Kötü sözün (küfür ve imansızlık) misali ise, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.” (İbrâhîm, XIV/ 24-26)
    Buradaki “güzel söz” den kastedilenin Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid olduğunu söyler müfessirler. Kelime-i Şehâdet bir ağaçtır. Kökü, mü’min kulun sözünde ve kalbinde, dalları ise göklerdedir. Her zaman meyve vermesinden maksat da, zâkir kulun gece-gündüz Allah’ı zikretmesidir. Meyveleri ise Kelime-i Şehâdet’in gereğini yerine getirmesidir kulun. Bu yüzdendir mü’minlerin amellerinin semalara yükselmesi, orada değerlenmesi. Kelime-i habîse (çirkin kelime) ise, şirk, küfür ve imansızlık belirten sözdür. Allah’ı inkâr etmektir. Bu da sahibini hem bu dünyada hem de ahirette felaketlere sürükler.

    Peki, Hiç Düşündünüz mü Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid getiren birinin yaşayışı Müslüman’ca olmasa bile Allah’a şirk koşmadığı müddetçe; küçümsenemeyeceğini, öldürülemeyeceğini, kâfirlikle itham edilemeyeceğini? Kılığına kıyafetine, yaşayışına bakıp da insanların bunlarla yargılanmaması gerektiğini hiç düşündünüz mü? Hz. Peygamber (s.a.v.), müşriklere karşı Müslümanlardan müteşekkil bir ordu gönderdi. Askerler müşriklerle karşılaşınca, aralarında çok şiddetli bir savaş oldu. Müşrikler mağlup oldular. Sonra Müslümanlardan bir asker, müşriklerden birine mızrakla saldırdı. Müşrik hemen “Eşhedü enlâ İlâhe İllallâh, ben Müslüman’ım” dedi. Fakat Müslüman asker ona mızrağını saplayıp öldürdü. Daha sonra da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına gelip “Helak oldum (büyük günah işledim) ey Allah’ın Resûlü!” dedi. Hz. Peygamber de: “Ne yaptın?” deyince, asker de yaptığını anlattı. Bu defa Peygamberimiz (s.a.v.): “Kalbini yarıp da baktın mı?” dedi. Adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer kalbini yarsaydım içindekini bilebilir miydim?” diye sordu. Hz. Peygamber: “Sen adamın hem sözünü kabul etmiyorsun, hem de kalbindekini bilmiyorsun. Olur mu böyle şey?” dedi. Sonra Peygamberimiz adam hakkında bir şey söylemedi. Adam da az bir zaman yaşadı ve nihayet öldü. Onu defnettiler. Ertesi günü adamın cesedi toprak üstünde görüldü. İnsanlar, belki de bir düşman kabrini deşip eziyet için çıkarmıştır dediler. Onu tekrar defnettiler. Gençlerden bazılarına da mezarı başında nöbet tutmalarını söylediler. Buna rağmen cesed tekrar mezardan dışarı atıldı. Nöbetçi gençler uyumuş olabilir düşüncesiyle bir kere daha defnedip, bu sefer de mezarı sahabeler bekledi. Ertesi gün yine cesedi kabirden dışarı atıldı. Durumu Resûlullah (s.a.v.)’e haber verdiler. Hz. Peygamber: “ Bu toprak ondan daha şerir insanları kabul eder. Fakat Allah Teâlâ size ‘Lâ İlâhe İllallâh’ kelimesinin hürmetini ve büyüklüğünü ders vermek istedi buyurdu.” (İbn Mace, Fiten, 1)

    Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ey Ebû Zer! Lâ İlâhe İllallâh deyip sonra da bu söz üzerine ölen her kul Cennet e girecektir.”buyurunca Ebû Zer hayretle: “(Büyük günahlardan) zina etse ve hırsızlık yapsa da mı ya Resûlullah!” demiş, bunun üzerine Hz. Peygamber de: “Evet, zina etse ve hırsızlık yapsa da.” şeklinde karşılık vermiştir. (Müslim, İman , 154). Çünkü Kelime-i Tevhid, imanın kesin işaretidir. İnsanlar Allah’a ortak koşmadığı, şirke girmediği ve Kur’ân-ı Kerîm’in bütün hükümlerini kabul ettiği müddetçe, “Lâ İlâhe İllallâh” demesi o kişiyi kurtarır. Allah dilerse o kişinin bütün günahlarını affeder, dilerse affetmez cezasını çeker, ama sonunda yine Cennet’e döner.“Kalbinde buğday, arpa ve zerre ölçüsü iman olduğu halde Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed O’nun elçisidir diyen kimse cehennemden çıkar.”(Buhârî, “Îmân”, 33; Tirmizî, “Cehennem”, 9.)

    Hiç Düşündünüz mü Kelime-i Şehâdet’in mahşerde her türlü güzel amelimizden daha ağır geleceğini? “Allah (c.c.) kıyamet günü ümmetinden bir adamı mahlûkatın arasından seçer ve onun için doksan dokuz büyük defter açar. Allah Teâlâ adama sorar. Bu defterde yazılı olanlardan bir şey inkâr ediyor musun? Kirâmen Kâtibin melekleri sana yapmadıklarını yazmış mı? Kul: Hayır Ey Rabbim, hepsi doğrudur der. Allah Teâlâ tekrar, herhangi bir özrün var mı? diye sorar. Kul: Hayır, ey Rabbim! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ: Ey kulum, bugün sana zulüm yoktur. Senin Bizim yanımızda makbul ve büyük bir iyiliğin var der ve yazılı bir kart çıkartılır. Üzerinde Eşhedü en Lâ İlâhe İllallâh ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh (Şahadet ederim ki, Allah tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah ın elçisidir) yazılıdır. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ kulundan bu yazılı kâğıdı teraziye koymasını ister. Kul da: Ey Rabbim, benim bu defterlerin (günahların) yanında bu kâğıdın (etiketin) ne ağırlığı olabilir ki? der. Hemen defterler Mizan’ın yani terazinin bir kefesine konur kâğıt da diğer kefesine. Tartılırlar. Diğer kefedeki defterler hafif kalır. Böylece şehadet kelimesi yazılı olan kart (kâğıt, etiket) ağır basar. Çünkü Allah’ın İsmi yanında başka hiçbir şey ağır olamaz.”[Tirmizî, İman, 17, (2641)].
    Bazılarının anlamını bile bilmediği ve de öğrenmediği bu Kelime-i Şehâdet’in veya Kelime-i Tevhid’in Cennet’in anahtarı olduğunu hiç düşündünüz mü?

    FATMA TOKSOY

    KAYNAKLAR
    v Ali Özek, Hayrettin Kahraman ve dğr., Kur’ân-ı Kerîm ve açıklamalı meâli, Ankara: TDV Yayınları, 1993.
    v İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, İstanbul, Akçağ Yayınları, [t.y.], c. I, s.s. 27-76; c. XIV, s. 193; c.XVII, s.s. 537-538.
    v Fikret Karaman, İbrahim Paçacı ve dğr., Dinî kavramlar Sözlüğü, Ankara: Diyanet yayınları, 2006.
    v Süleyman Uludağ, Bayezid-i Bistami Hayatı menkıbeleri Fikirleri, Ankara: TDV Yayınları, 1994.
    v Mızraklı İlmihal, İstanbul: Bedir Yayınevi, 1993, s.s. 83-90, 104-105.
    v Hatice Kelpetin Arpaguş, “Kelime-i Tevhid”, Anhkara: DİA, c. XXV, s.s. 214-215.
    v Ziver Tezeren, Seyyid Aziz Mahmud Hüdayi Divanı, İstanbul: [y.y.], 1985.



  3. 02.Nisan.2012, 12:55
    2
    Silent and lonely rains



    أشهد أن لا إله الا الله و أشهد أن محمد رسول الله
    “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”


    “Şehâdet ederim ki Allah’tan başka hiçbir tanrı (ilâh )yoktur. Yine şehâdet ederim ki,
    Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür. (elçisidir)”diye kalp ile inanıp, dil ile söylemektir. Bu Müslüman olmanın temelidir.

    Peki, hiç düşündünüz mü Kur’an ve hadislerde, Kelime-i Şehâdet’e başka hangi isimler verilmiştir? Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde “Kelimetün tayyibetün (en güzel kelime)”, “Kelimetü’t- takvâ (Takvâ sözü)”, Kelime-i ihlâs(İhlâslı söz), Kavl-i sâbit (doğru söz), Dâvetü’l-hak (Hakk’ın Daveti), Mekâlidü’s-semâvâti ve’l-ard (göklerin ve yerin anahtarı), Urvetü’l-vüskâ (sağlam kulp), Semenühü’l-cenneh (cennetin ücreti) gibi ifadelerle de methedilmiştir.

    Kelime-i Şehâdet’i yüce Allah (c.c.), İbrâhim Sûresi’nde kökü yerde, dalları gökte olan bir ağaca benzetir: “Görmedin mi? Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir söz (tevhîd ve şehâdet),kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah, insanlara böyle misaller getirir. Kötü sözün (küfür ve imansızlık) misali ise, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.” (İbrâhîm, XIV/ 24-26)
    Buradaki “güzel söz” den kastedilenin Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid olduğunu söyler müfessirler. Kelime-i Şehâdet bir ağaçtır. Kökü, mü’min kulun sözünde ve kalbinde, dalları ise göklerdedir. Her zaman meyve vermesinden maksat da, zâkir kulun gece-gündüz Allah’ı zikretmesidir. Meyveleri ise Kelime-i Şehâdet’in gereğini yerine getirmesidir kulun. Bu yüzdendir mü’minlerin amellerinin semalara yükselmesi, orada değerlenmesi. Kelime-i habîse (çirkin kelime) ise, şirk, küfür ve imansızlık belirten sözdür. Allah’ı inkâr etmektir. Bu da sahibini hem bu dünyada hem de ahirette felaketlere sürükler.

    Peki, Hiç Düşündünüz mü Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid getiren birinin yaşayışı Müslüman’ca olmasa bile Allah’a şirk koşmadığı müddetçe; küçümsenemeyeceğini, öldürülemeyeceğini, kâfirlikle itham edilemeyeceğini? Kılığına kıyafetine, yaşayışına bakıp da insanların bunlarla yargılanmaması gerektiğini hiç düşündünüz mü? Hz. Peygamber (s.a.v.), müşriklere karşı Müslümanlardan müteşekkil bir ordu gönderdi. Askerler müşriklerle karşılaşınca, aralarında çok şiddetli bir savaş oldu. Müşrikler mağlup oldular. Sonra Müslümanlardan bir asker, müşriklerden birine mızrakla saldırdı. Müşrik hemen “Eşhedü enlâ İlâhe İllallâh, ben Müslüman’ım” dedi. Fakat Müslüman asker ona mızrağını saplayıp öldürdü. Daha sonra da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına gelip “Helak oldum (büyük günah işledim) ey Allah’ın Resûlü!” dedi. Hz. Peygamber de: “Ne yaptın?” deyince, asker de yaptığını anlattı. Bu defa Peygamberimiz (s.a.v.): “Kalbini yarıp da baktın mı?” dedi. Adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer kalbini yarsaydım içindekini bilebilir miydim?” diye sordu. Hz. Peygamber: “Sen adamın hem sözünü kabul etmiyorsun, hem de kalbindekini bilmiyorsun. Olur mu böyle şey?” dedi. Sonra Peygamberimiz adam hakkında bir şey söylemedi. Adam da az bir zaman yaşadı ve nihayet öldü. Onu defnettiler. Ertesi günü adamın cesedi toprak üstünde görüldü. İnsanlar, belki de bir düşman kabrini deşip eziyet için çıkarmıştır dediler. Onu tekrar defnettiler. Gençlerden bazılarına da mezarı başında nöbet tutmalarını söylediler. Buna rağmen cesed tekrar mezardan dışarı atıldı. Nöbetçi gençler uyumuş olabilir düşüncesiyle bir kere daha defnedip, bu sefer de mezarı sahabeler bekledi. Ertesi gün yine cesedi kabirden dışarı atıldı. Durumu Resûlullah (s.a.v.)’e haber verdiler. Hz. Peygamber: “ Bu toprak ondan daha şerir insanları kabul eder. Fakat Allah Teâlâ size ‘Lâ İlâhe İllallâh’ kelimesinin hürmetini ve büyüklüğünü ders vermek istedi buyurdu.” (İbn Mace, Fiten, 1)

    Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ey Ebû Zer! Lâ İlâhe İllallâh deyip sonra da bu söz üzerine ölen her kul Cennet e girecektir.”buyurunca Ebû Zer hayretle: “(Büyük günahlardan) zina etse ve hırsızlık yapsa da mı ya Resûlullah!” demiş, bunun üzerine Hz. Peygamber de: “Evet, zina etse ve hırsızlık yapsa da.” şeklinde karşılık vermiştir. (Müslim, İman , 154). Çünkü Kelime-i Tevhid, imanın kesin işaretidir. İnsanlar Allah’a ortak koşmadığı, şirke girmediği ve Kur’ân-ı Kerîm’in bütün hükümlerini kabul ettiği müddetçe, “Lâ İlâhe İllallâh” demesi o kişiyi kurtarır. Allah dilerse o kişinin bütün günahlarını affeder, dilerse affetmez cezasını çeker, ama sonunda yine Cennet’e döner.“Kalbinde buğday, arpa ve zerre ölçüsü iman olduğu halde Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed O’nun elçisidir diyen kimse cehennemden çıkar.”(Buhârî, “Îmân”, 33; Tirmizî, “Cehennem”, 9.)

    Hiç Düşündünüz mü Kelime-i Şehâdet’in mahşerde her türlü güzel amelimizden daha ağır geleceğini? “Allah (c.c.) kıyamet günü ümmetinden bir adamı mahlûkatın arasından seçer ve onun için doksan dokuz büyük defter açar. Allah Teâlâ adama sorar. Bu defterde yazılı olanlardan bir şey inkâr ediyor musun? Kirâmen Kâtibin melekleri sana yapmadıklarını yazmış mı? Kul: Hayır Ey Rabbim, hepsi doğrudur der. Allah Teâlâ tekrar, herhangi bir özrün var mı? diye sorar. Kul: Hayır, ey Rabbim! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ: Ey kulum, bugün sana zulüm yoktur. Senin Bizim yanımızda makbul ve büyük bir iyiliğin var der ve yazılı bir kart çıkartılır. Üzerinde Eşhedü en Lâ İlâhe İllallâh ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh (Şahadet ederim ki, Allah tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah ın elçisidir) yazılıdır. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ kulundan bu yazılı kâğıdı teraziye koymasını ister. Kul da: Ey Rabbim, benim bu defterlerin (günahların) yanında bu kâğıdın (etiketin) ne ağırlığı olabilir ki? der. Hemen defterler Mizan’ın yani terazinin bir kefesine konur kâğıt da diğer kefesine. Tartılırlar. Diğer kefedeki defterler hafif kalır. Böylece şehadet kelimesi yazılı olan kart (kâğıt, etiket) ağır basar. Çünkü Allah’ın İsmi yanında başka hiçbir şey ağır olamaz.”[Tirmizî, İman, 17, (2641)].
    Bazılarının anlamını bile bilmediği ve de öğrenmediği bu Kelime-i Şehâdet’in veya Kelime-i Tevhid’in Cennet’in anahtarı olduğunu hiç düşündünüz mü?

    FATMA TOKSOY

    KAYNAKLAR
    v Ali Özek, Hayrettin Kahraman ve dğr., Kur’ân-ı Kerîm ve açıklamalı meâli, Ankara: TDV Yayınları, 1993.
    v İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, İstanbul, Akçağ Yayınları, [t.y.], c. I, s.s. 27-76; c. XIV, s. 193; c.XVII, s.s. 537-538.
    v Fikret Karaman, İbrahim Paçacı ve dğr., Dinî kavramlar Sözlüğü, Ankara: Diyanet yayınları, 2006.
    v Süleyman Uludağ, Bayezid-i Bistami Hayatı menkıbeleri Fikirleri, Ankara: TDV Yayınları, 1994.
    v Mızraklı İlmihal, İstanbul: Bedir Yayınevi, 1993, s.s. 83-90, 104-105.
    v Hatice Kelpetin Arpaguş, “Kelime-i Tevhid”, Anhkara: DİA, c. XXV, s.s. 214-215.
    v Ziver Tezeren, Seyyid Aziz Mahmud Hüdayi Divanı, İstanbul: [y.y.], 1985.






+ Yorum Gönder