Konusunu Oylayın.: Arkadaşımın çok sevdiği kedisi öldü. Cennette onu görebilecek mi ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Arkadaşımın çok sevdiği kedisi öldü. Cennette onu görebilecek mi ?
  1. 29.Mart.2012, 12:26
    1
    Misafir

    Arkadaşımın çok sevdiği kedisi öldü. Cennette onu görebilecek mi ?






    Arkadaşımın çok sevdiği kedisi öldü. Cennette onu görebilecek mi ? Mumsema Arkadaşımın çok sevdiği kedisi öldü. Cennette onu görebilecek mi ?


  2. 29.Mart.2012, 12:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 29.Mart.2012, 14:19
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Arkadaşımın çok sevdiği kedisi öldü. Cennette onu görebilecek mi ?




    Ölüm ayrılık değildir. Cennet, mümin için başta Peygamberimiz (asm) olmak üzere tüm peygamberlere,
    evliyalara ve müminlere, sevdiklerimize kavuşma yeridir.

    Gerek berzah aleminde gerekse cennette bütün sevdiklerimizle beraber olacağız.
    Bu dünyadaki hayatımızda geçen güzellikler yok olmayacaktır.

    Cennet nimetlerinden birisi de bu dünyadaki güzel anlarımızı orada canlı bir şekilde seyretmektir.
    Cennetteki bütün müminler birbirleriyle tanışacaklardır.


    Cennetteki istifademiz nasıl olacaktır; herkes aynı şekilde mi istifade edecektir? Ömrünün çoğunu günahlarla geçiren kişi ile ömründe çok az günah işlemiş bir kişinin, sonunda ikisinin de cennete gitmesi adaletsizlik olmuyor mu?

    Allah adili mutlaktır; hiç kimsenin amelini zayi etmez ve her kesin ameline göre mükafatlandırır. Bu bakımdan çok amel eden bir insanla az amel eden bir insan cennete gitse bile, ameli çok olanın makamı ve cennetten istifadesi diğerine göre elbette farklı olacaktır.

    Tad alma duyusu az olan bir insan ile mükemmel olan bir insan aynı meyveyi yerlerse, iyi olanın aldığı lezzet diğerine göre çok farklı olacaktır. İşte cennette de durum böyledir. Her ikisi de cennette olmasına rağmen aldıkları zevk farklı olacaktır.

    Kur'an’ı dinlerken bir peygamber ile bir medrese talebesi aynı yerde olsalar bile, aynı zevki ve lezzeti almayacaklardır. Onların aynı yerde olmaları zevklerinin de aynı derecede olmasını gerektirmiyor. Bu nedenle maddi ve manevi nimetlerin cennete layık olarak bulunduğu ahiret alemlerinde iki dost veya iki eş aynı yerde olsalar bile alacakları lezzet ve keyif aynı olmayacaktır. Beraber olmalarına engel yoktur.

    Az önce arz ettiğimiz ve konumuzu ilgilendiren hadisi, Bediüzzaman söyle açıklıyor:
    “Bir temsil ile, şu ulvî hakikata şöyle bir işaret ederiz ki, meselâ: Gayet güzel ve şaşaalı bir bağda muhteşem bir zât gayet büyük bir ziyafet, gayet müzeyyen bir seyrangâh öyle bir surette ihzar etmiş ki:"

    "Kuvve-i zaikanın hissedecek bütün lezaiz-i mat'umatı câmi', kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehasini şamil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garaibi müştemil ve hâkeza... bütün havass-ı zahire ve bâtınayı okşayacak ve memnun edecek herşeyi içine koymuştur."

    "Şimdi iki dost var. Beraber o ziyafete giderler. Bir locada, bir sofrada oturuyorlar. Fakat birisinin kuvve-i zaikası pek az olduğundan cüz'î zevk alır. Gözü de az görüyor. Kuvve-i şâmmesi yok. Sanayi-i garibeden anlamaz. Hârika şeyleri bilmez. O nüzhetgâhın, binden ve belki milyondan birisini, kabiliyeti nisbetinde ancak zevkederek istifade eder. Diğeri ise bütün zahirî ve bâtınî duyguları, akıl ve kalb ve his ve latifeleri, o derece mükemmel ve o mertebe inkişaf etmiştir ki; o seyrangâhtaki bütün incelikleri, güzellikleri ve letaifi ve garaibi ayrı ayrı hissedip zevkederek, ayrı ayrı lezzet aldığı halde o dost ile omuz omuzadır."

    "Madem bu karmakarışık, elemli ve daracık şu dünyada böyle oluyor. En küçük ile en büyük beraber iken, seradan süreyyaya kadar fark oluyor. Elbette dâr-ı saadet ve ebediyet olan Cennet'te bittarîk-ıl evlâ dost dostu ile beraber iken, herbirisi istidadına göre sofra-i Rahmanürrahîm'den, istidadları derecesinde hisselerini alırlar."

    "Bulundukları cennetler ayrı ayrı da olsa, beraber bulunmalarına mani olmaz. Çünki Cennet'in sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları halde, umumun damı Arş-ı A'zam'dır. Nasılki mahrutî bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, kaidesinden zirvesine kadar surlu daireler bulunsa; o daireler birbirinin üstündedir, fakat birbirinin güneş görmelerine mani olmaz, birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Öyle de Cennetler de buna yakın bir tarz ile olduğu, ehadîsin mütenevvi rivayatı işaret ediyor.”(Sözler, Yirmi Sekizinci Söz)
    SİE



  4. 29.Mart.2012, 14:19
    2
    Silent and lonely rains



    Ölüm ayrılık değildir. Cennet, mümin için başta Peygamberimiz (asm) olmak üzere tüm peygamberlere,
    evliyalara ve müminlere, sevdiklerimize kavuşma yeridir.

    Gerek berzah aleminde gerekse cennette bütün sevdiklerimizle beraber olacağız.
    Bu dünyadaki hayatımızda geçen güzellikler yok olmayacaktır.

    Cennet nimetlerinden birisi de bu dünyadaki güzel anlarımızı orada canlı bir şekilde seyretmektir.
    Cennetteki bütün müminler birbirleriyle tanışacaklardır.


    Cennetteki istifademiz nasıl olacaktır; herkes aynı şekilde mi istifade edecektir? Ömrünün çoğunu günahlarla geçiren kişi ile ömründe çok az günah işlemiş bir kişinin, sonunda ikisinin de cennete gitmesi adaletsizlik olmuyor mu?

    Allah adili mutlaktır; hiç kimsenin amelini zayi etmez ve her kesin ameline göre mükafatlandırır. Bu bakımdan çok amel eden bir insanla az amel eden bir insan cennete gitse bile, ameli çok olanın makamı ve cennetten istifadesi diğerine göre elbette farklı olacaktır.

    Tad alma duyusu az olan bir insan ile mükemmel olan bir insan aynı meyveyi yerlerse, iyi olanın aldığı lezzet diğerine göre çok farklı olacaktır. İşte cennette de durum böyledir. Her ikisi de cennette olmasına rağmen aldıkları zevk farklı olacaktır.

    Kur'an’ı dinlerken bir peygamber ile bir medrese talebesi aynı yerde olsalar bile, aynı zevki ve lezzeti almayacaklardır. Onların aynı yerde olmaları zevklerinin de aynı derecede olmasını gerektirmiyor. Bu nedenle maddi ve manevi nimetlerin cennete layık olarak bulunduğu ahiret alemlerinde iki dost veya iki eş aynı yerde olsalar bile alacakları lezzet ve keyif aynı olmayacaktır. Beraber olmalarına engel yoktur.

    Az önce arz ettiğimiz ve konumuzu ilgilendiren hadisi, Bediüzzaman söyle açıklıyor:
    “Bir temsil ile, şu ulvî hakikata şöyle bir işaret ederiz ki, meselâ: Gayet güzel ve şaşaalı bir bağda muhteşem bir zât gayet büyük bir ziyafet, gayet müzeyyen bir seyrangâh öyle bir surette ihzar etmiş ki:"

    "Kuvve-i zaikanın hissedecek bütün lezaiz-i mat'umatı câmi', kuvve-i bâsıranın hoşuna gidecek bütün mehasini şamil, kuvve-i hayaliyeyi keyiflendirecek bütün garaibi müştemil ve hâkeza... bütün havass-ı zahire ve bâtınayı okşayacak ve memnun edecek herşeyi içine koymuştur."

    "Şimdi iki dost var. Beraber o ziyafete giderler. Bir locada, bir sofrada oturuyorlar. Fakat birisinin kuvve-i zaikası pek az olduğundan cüz'î zevk alır. Gözü de az görüyor. Kuvve-i şâmmesi yok. Sanayi-i garibeden anlamaz. Hârika şeyleri bilmez. O nüzhetgâhın, binden ve belki milyondan birisini, kabiliyeti nisbetinde ancak zevkederek istifade eder. Diğeri ise bütün zahirî ve bâtınî duyguları, akıl ve kalb ve his ve latifeleri, o derece mükemmel ve o mertebe inkişaf etmiştir ki; o seyrangâhtaki bütün incelikleri, güzellikleri ve letaifi ve garaibi ayrı ayrı hissedip zevkederek, ayrı ayrı lezzet aldığı halde o dost ile omuz omuzadır."

    "Madem bu karmakarışık, elemli ve daracık şu dünyada böyle oluyor. En küçük ile en büyük beraber iken, seradan süreyyaya kadar fark oluyor. Elbette dâr-ı saadet ve ebediyet olan Cennet'te bittarîk-ıl evlâ dost dostu ile beraber iken, herbirisi istidadına göre sofra-i Rahmanürrahîm'den, istidadları derecesinde hisselerini alırlar."

    "Bulundukları cennetler ayrı ayrı da olsa, beraber bulunmalarına mani olmaz. Çünki Cennet'in sekiz tabakası birbirinden yüksek oldukları halde, umumun damı Arş-ı A'zam'dır. Nasılki mahrutî bir dağın etrafında, birbiri içinde, birbirinden yüksek, kaidesinden zirvesine kadar surlu daireler bulunsa; o daireler birbirinin üstündedir, fakat birbirinin güneş görmelerine mani olmaz, birbirinden geçebilir, birbirine bakar. Öyle de Cennetler de buna yakın bir tarz ile olduğu, ehadîsin mütenevvi rivayatı işaret ediyor.”(Sözler, Yirmi Sekizinci Söz)
    SİE






+ Yorum Gönder