Konusunu Oylayın.: Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 11 kişi
Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi
  1. 28.Mart.2012, 15:20
    1
    Misafir

    Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi






    Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi Mumsema hazreti muhammedin çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi


  2. 28.Mart.2012, 15:20
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 28.Mart.2012, 17:03
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi




    Zeyd 3 ya da 5 yaşlarında idi. Zeyd’in çok bağlandığı, çok sevdiği, adını Umeyr koyduğu küçük bir kuşu vardı. Hz. Peygamber Zeyd’i her gördüğünde “Umeyr’in babası” anlamında “Ebu Umeyr” diye hitap ederdi ona. Bir gün Zeyd’in kuşu öldü. Onun ölümü Zeyd’i çok üzdü. Kuşun öldüğü günlerde Hz. Peygamber Zeyd’in evine gitti. Çocuğun kederli hali, Hz. Peygamber’in merhametli kalbini etkiledi. Onu neşelendirmek istedi. Çocuğun saçlarını okşayarak yanağını öptü. Gülümseyerek:
    −“Ya Ebu Umeyr! Nüğayr (serçe kuşuna benzeyen bir kuş veya bülbül) ne oldu?” dedi. “Hayvanı ne yaptın?..”
    Hz. Peygamber’in kalbe huzur veren ilgisiyle ferahlayan Zeyd, bu söze çok güldü.

    Hz. Hasan ve Hüseyin’in Deve İsteği

    Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin bir develerinin olmasını istiyorlardı. Bu dileklerine ulaşmanın yolunu, dedelerinden istemekte buldular. Hz. Peygamber maddi olarak o an çocuklara deve alacak durumda değildi. Torunlarını üzmeden onlara istedikleri deveyi unutturacak bir çözüm buldu. Küçük torunlarının önüne çökerek onlara seslendi:
    −“Haydi binin. Bundan daha iyi deve mi olur?”

    Hz. Peygamber, Kur’ân’ı en iyi bilen kişi olması dolayısıyla Amr bin Seleme’yi imam seçti. Amr, Hz. Peygamber tarafından kavmine imam tayin edildiğinde 8 yaşındaydı.

    Kavminin 8 Yaşındaki İmamı: Amr bin Seleme
    Amr bin Seleme öğrenmeyi çok severdi. Kendi şehrine gelen sahabelerden Kur’ân öğrenmiş, Hz. Peygamber’e gönül vermişti. O büyük Peygamber sevgisini sığdırmıştı küçücük kalbine.
    Kavmi, Hz. Peygamber ile anlaşmak üzere bir heyetle gidiyordu. Amr da heyete katıldı. Kavmi Hz. Peygamber’in huzuruna geldi. Hz. Peygamber Amr’ın kavmiyle görüştü. Kavme bir imam seçmesi gerekiyordu. İmam seçmede ise ölçü Kur’ân’ı en iyi bilmekti. Hz. Peygamber, Kur’ân’ı en iyi bilen kişi olması dolayısıyla Amr bin Seleme’yi imam seçti. Amr, Hz. Peygamber tarafından kavmine imam tayin edildiğinde 8 yaşındaydı…
    Numan bin Beşir’in Taif Üzümüyle İmtihanı!
    Numan bin Beşir sokakta oynamaktaydı. Hz. Peygamber küçük Numan’ı yanına çağırdı. Hz. Peygamber’e o sıralarda Taif üzümünden hediye gelmişti. Numan’a o üzümden biraz uzatarak, “Bunu annene götür” dedi. Küçük Numan annesine götürmek için bir salkım üzümü aldı. Annesine ulaştığında ise küçük Numan’ın elinde üzüm kalmamıştı. Numan üzümü yol boyunca yiyip bitirmişti. Birkaç gün sonra Hz. Peygamber küçük Numan’a rastladı. Üzümleri sordu:
    −“Salkımları ne yaptın? Annene ulaştırdın mı?”
    −“Hayır” dedi Numan.
    Hz. Peygamber küçük Numan’a yaptığı çocuksu davranışa uygun bir şekilde gülümseyerek takıldı. Ona: “Guder” dedi. Yani vefasız...
    Abdullah bin Ömer’e Babasından Satın Alınıp Hediye Edilen Deve
    Abdullah bin Ömer henüz küçük bir çocuktu. Babasının, Hz. Peygamber ile bir yolculuğunda o da bulunmuştu. Abdullah, babasının devesine binmişti. Deve, yeni binildiği için oldukça hızlıydı. Abdullah’ın devesi hep kafilenin önüne geçiyordu. Abdullah deveye söz geçiremediği için babası sürekli kafilenin önüne geçmek, deveyi geri çevirmek zorunda kalıyor, sık sık çocuğuna sesleniyordu:
    −“Abdullah, kafilenin önüne geçme!”
    Abdullah’ın devesi, tekrar tekrar kafilenin önüne geçince, baba oğlunu azarladı:
    − “Abdullah, Allah’ın Rasûlü’nün önüne kimse geçemez.”
    Çocuğun azarlanması Hz. Peygamber’i üzmüştü. Babaya:
    − “Şu deveyi bana satsana.” dedi.
    Baba, Hz. Peygamber’in bu isteği üzerine
    −“Ey Allah’ın Rasûlü! O senindir” diyerek cevap verdi.
    Hz. Peygamber bunu kabul etmedi ve isteğini tekrarladı. Bunun üzerine baba deveyi sattı. Deve artık Hz. Peygamber’indi. Devenin yeni sahibi, Abdullah’a seslendi:
    − “Abdullah, artık deve senindir. Ona istediğin gibi binebilirsin!”

    Allah Rasulü’ne 9–10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana “Öf!” demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman “Niçin böyle yaptın?”, yapmadığım iş hakkında ise “Şöyle yapsaydın ya!” ya da “Beceremedin, ne kötü yaptın!” dediğini duymadım.

    Enes
    Hz. Peygamber, yanında yetişen Enes’e çok iyi davranıyordu. Bu durum Enes’i çok sevindiriyor, her geçen gün O’nu biraz daha fazla seviyordu. Enes Hz. Peygamber’in kendisine nasıl davrandığını şöyle anlatmaktadır:
    “Allah Rasulü’ne 9–10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana “Öf!” demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman “Niçin böyle yaptın?”, yapmadığım iş hakkında ise “Şöyle yapsaydın ya!” ya da “Beceremedin, ne kötü yaptın!” dediğini duymadım. On yıl boyunca bir kere zorlanacağım bir iş vermedi. Bir işi beceremeyip zayi ettiğimde bana kızmadı, beni kınamadı. Hatta ailesinden biri bir konuda beni kınamak istediğinde onları engelleyerek: “Onu bırakın! Eğer öyle yapması takdir edilseydi mutlaka yapardı”buyururdu.

    Mahzure

    Küçük Mahzure tüm çocuklar gibi dışarıda oyun oynamaktaydı. Küçük çocuk, oyun esnasında müezzin taklidi yaparak, alaylı bir şekilde ezan okuyordu. Oradan geçmekte olan Hz. Peygamber çocuğun yanına gitti: “Haydi bir ezan da bana oku!” dedi. Mahzure ne yaptığının farkına varmış, pişman olmuş ve utanmıştı. Hz. Peygamber ondan ezan okumasını istediği için bütün gayretini göstererek ezan okudu. Birkaç yanlış dışında Mahzure güzel bir ezan okudu. Hz. Peygamber yanlışlarını düzeltti. Sırtını sıvazlayıp: “Mübarek olsun!” dedi. Mahzure şaşkındı. Kızılmayı beklerken lütuf ve ikram görmüş, bir de dua almıştı.

    Kaynaklar
    1. Nuriye Çeleğen, Peygamberimiz Çocuklara Nasıl Davranırdı?, Nesil Yayınları, İstanbul, 2010.
    2. Hilal Çelikkol Kara, Peygamberimize Hizmet Eden Çocuk Enes bin Malik, Nesil Yayınları, 2008.

    Çocuklar büyük bir sevinçle dedelerinin sırtına bindiler. Artık deveyi unutmuşlardı
    alıntı
    .





  4. 28.Mart.2012, 17:03
    2
    Silent and lonely rains



    Zeyd 3 ya da 5 yaşlarında idi. Zeyd’in çok bağlandığı, çok sevdiği, adını Umeyr koyduğu küçük bir kuşu vardı. Hz. Peygamber Zeyd’i her gördüğünde “Umeyr’in babası” anlamında “Ebu Umeyr” diye hitap ederdi ona. Bir gün Zeyd’in kuşu öldü. Onun ölümü Zeyd’i çok üzdü. Kuşun öldüğü günlerde Hz. Peygamber Zeyd’in evine gitti. Çocuğun kederli hali, Hz. Peygamber’in merhametli kalbini etkiledi. Onu neşelendirmek istedi. Çocuğun saçlarını okşayarak yanağını öptü. Gülümseyerek:
    −“Ya Ebu Umeyr! Nüğayr (serçe kuşuna benzeyen bir kuş veya bülbül) ne oldu?” dedi. “Hayvanı ne yaptın?..”
    Hz. Peygamber’in kalbe huzur veren ilgisiyle ferahlayan Zeyd, bu söze çok güldü.

    Hz. Hasan ve Hüseyin’in Deve İsteği

    Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin bir develerinin olmasını istiyorlardı. Bu dileklerine ulaşmanın yolunu, dedelerinden istemekte buldular. Hz. Peygamber maddi olarak o an çocuklara deve alacak durumda değildi. Torunlarını üzmeden onlara istedikleri deveyi unutturacak bir çözüm buldu. Küçük torunlarının önüne çökerek onlara seslendi:
    −“Haydi binin. Bundan daha iyi deve mi olur?”

    Hz. Peygamber, Kur’ân’ı en iyi bilen kişi olması dolayısıyla Amr bin Seleme’yi imam seçti. Amr, Hz. Peygamber tarafından kavmine imam tayin edildiğinde 8 yaşındaydı.

    Kavminin 8 Yaşındaki İmamı: Amr bin Seleme
    Amr bin Seleme öğrenmeyi çok severdi. Kendi şehrine gelen sahabelerden Kur’ân öğrenmiş, Hz. Peygamber’e gönül vermişti. O büyük Peygamber sevgisini sığdırmıştı küçücük kalbine.
    Kavmi, Hz. Peygamber ile anlaşmak üzere bir heyetle gidiyordu. Amr da heyete katıldı. Kavmi Hz. Peygamber’in huzuruna geldi. Hz. Peygamber Amr’ın kavmiyle görüştü. Kavme bir imam seçmesi gerekiyordu. İmam seçmede ise ölçü Kur’ân’ı en iyi bilmekti. Hz. Peygamber, Kur’ân’ı en iyi bilen kişi olması dolayısıyla Amr bin Seleme’yi imam seçti. Amr, Hz. Peygamber tarafından kavmine imam tayin edildiğinde 8 yaşındaydı…
    Numan bin Beşir’in Taif Üzümüyle İmtihanı!
    Numan bin Beşir sokakta oynamaktaydı. Hz. Peygamber küçük Numan’ı yanına çağırdı. Hz. Peygamber’e o sıralarda Taif üzümünden hediye gelmişti. Numan’a o üzümden biraz uzatarak, “Bunu annene götür” dedi. Küçük Numan annesine götürmek için bir salkım üzümü aldı. Annesine ulaştığında ise küçük Numan’ın elinde üzüm kalmamıştı. Numan üzümü yol boyunca yiyip bitirmişti. Birkaç gün sonra Hz. Peygamber küçük Numan’a rastladı. Üzümleri sordu:
    −“Salkımları ne yaptın? Annene ulaştırdın mı?”
    −“Hayır” dedi Numan.
    Hz. Peygamber küçük Numan’a yaptığı çocuksu davranışa uygun bir şekilde gülümseyerek takıldı. Ona: “Guder” dedi. Yani vefasız...
    Abdullah bin Ömer’e Babasından Satın Alınıp Hediye Edilen Deve
    Abdullah bin Ömer henüz küçük bir çocuktu. Babasının, Hz. Peygamber ile bir yolculuğunda o da bulunmuştu. Abdullah, babasının devesine binmişti. Deve, yeni binildiği için oldukça hızlıydı. Abdullah’ın devesi hep kafilenin önüne geçiyordu. Abdullah deveye söz geçiremediği için babası sürekli kafilenin önüne geçmek, deveyi geri çevirmek zorunda kalıyor, sık sık çocuğuna sesleniyordu:
    −“Abdullah, kafilenin önüne geçme!”
    Abdullah’ın devesi, tekrar tekrar kafilenin önüne geçince, baba oğlunu azarladı:
    − “Abdullah, Allah’ın Rasûlü’nün önüne kimse geçemez.”
    Çocuğun azarlanması Hz. Peygamber’i üzmüştü. Babaya:
    − “Şu deveyi bana satsana.” dedi.
    Baba, Hz. Peygamber’in bu isteği üzerine
    −“Ey Allah’ın Rasûlü! O senindir” diyerek cevap verdi.
    Hz. Peygamber bunu kabul etmedi ve isteğini tekrarladı. Bunun üzerine baba deveyi sattı. Deve artık Hz. Peygamber’indi. Devenin yeni sahibi, Abdullah’a seslendi:
    − “Abdullah, artık deve senindir. Ona istediğin gibi binebilirsin!”

    Allah Rasulü’ne 9–10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana “Öf!” demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman “Niçin böyle yaptın?”, yapmadığım iş hakkında ise “Şöyle yapsaydın ya!” ya da “Beceremedin, ne kötü yaptın!” dediğini duymadım.

    Enes
    Hz. Peygamber, yanında yetişen Enes’e çok iyi davranıyordu. Bu durum Enes’i çok sevindiriyor, her geçen gün O’nu biraz daha fazla seviyordu. Enes Hz. Peygamber’in kendisine nasıl davrandığını şöyle anlatmaktadır:
    “Allah Rasulü’ne 9–10 yıl hizmet ettim. Bir kere bana “Öf!” demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman “Niçin böyle yaptın?”, yapmadığım iş hakkında ise “Şöyle yapsaydın ya!” ya da “Beceremedin, ne kötü yaptın!” dediğini duymadım. On yıl boyunca bir kere zorlanacağım bir iş vermedi. Bir işi beceremeyip zayi ettiğimde bana kızmadı, beni kınamadı. Hatta ailesinden biri bir konuda beni kınamak istediğinde onları engelleyerek: “Onu bırakın! Eğer öyle yapması takdir edilseydi mutlaka yapardı”buyururdu.

    Mahzure

    Küçük Mahzure tüm çocuklar gibi dışarıda oyun oynamaktaydı. Küçük çocuk, oyun esnasında müezzin taklidi yaparak, alaylı bir şekilde ezan okuyordu. Oradan geçmekte olan Hz. Peygamber çocuğun yanına gitti: “Haydi bir ezan da bana oku!” dedi. Mahzure ne yaptığının farkına varmış, pişman olmuş ve utanmıştı. Hz. Peygamber ondan ezan okumasını istediği için bütün gayretini göstererek ezan okudu. Birkaç yanlış dışında Mahzure güzel bir ezan okudu. Hz. Peygamber yanlışlarını düzeltti. Sırtını sıvazlayıp: “Mübarek olsun!” dedi. Mahzure şaşkındı. Kızılmayı beklerken lütuf ve ikram görmüş, bir de dua almıştı.

    Kaynaklar
    1. Nuriye Çeleğen, Peygamberimiz Çocuklara Nasıl Davranırdı?, Nesil Yayınları, İstanbul, 2010.
    2. Hilal Çelikkol Kara, Peygamberimize Hizmet Eden Çocuk Enes bin Malik, Nesil Yayınları, 2008.

    Çocuklar büyük bir sevinçle dedelerinin sırtına bindiler. Artık deveyi unutmuşlardı
    alıntı
    .





  5. 28.Mart.2012, 17:06
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi

    "Âlemlere rahmet olarak gönderilen"(18) Hz. Muhammed (s.a.v.), ilk önce kız-erkek ayırımını ortadan kaldırmış ve çocuklar arasıda eşit davranılmasını emretmişti. (19) Aynı şekilde çocuklara beddua etmeyi yasaklamış, (20)
    "Küçüklerimize şefkat göstermeyen bizden değildir."(21)
    buyurarak, çocuklara karşı sevgi ve şefkat göstermeyi manevî müeyyidelerle topluma kabul ettirmiş ve bunda da oldukça başarılı olmuştu. Bu başarıda, Hz. Peygamberin bizzat kendi hayatında çocuklara karşı gösterdiği sevgi ve ilginin rolü büyüktür. O'nun çocuklara karşı şefkat ve merhametinin çeşitli misallerini aktarmak yerinde olur.Hz. Peygamberi (s.a.v.), "çocuklarına ve ailesine karşı insanların en şefkatlisi" olarak vasıflandıran Hz. Enes (r.a.), şöyle demektedir:
    "Ailesine karşı Ondan daha şefkatli olan hiç kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim’in, Medine'nin kenar mahallelerinde oturan süt annesi vardı. Süt annenin kocası demircilik yapmaktaydı. Beraberinde biz de olduğumuz halde Hz. Peygamber, oraya çocuğu görmek için giderdi. Varınca, duman dolu eve girer, çocuğu kucağına alarak koklar ve öper, bir süre sonra dönerdi." (22)
    Henüz süt emme çağında iken vefat eden İbrahim'in ölüm ânını konu alan bir hadiste ise, Hz. Peygamber'in can vermekte olan oğlunu kucağına alıp öptüğü, bu sırada gözlerinden yaşlar boşandığı bildirilmekte ve bu durumu gören Abdurrahman b. Avf'ın (r.a.), "Siz de mi ağlıyorsunuz, Yâ Rasûlallah?!." demesi üzerine,
    "Bu ağlayış rahmet ve merhamettendir. Göz ağlar, kalp mahzun olur, fakat biz ancak Rabbimizin hoşnut olacağı şeyi söyleriz. İbrahim! Senden ayrıldığımız içen gerçekten mahzunuz."
    cevabını verdiği, rivayet edilmektedir. (23) Yine buna benzer bir olayda, kucağında can vermekte olan çocuğa bakınca dayanamamış ve gözleri yaşla dolmuştu. O'nun ağladığını görenler, "Bu nedir Yâ Resûlallah?" diye sorunca,
    "Bu, Allah'ın, kullarının kalplerine yerleştirdiği bir rahmet ve merhamettir. Allah, kullan arasında ancak merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder."(24) buyurmuştu.
    Hz. Peygamber'in çocukları öptüğünü gören bir bedevi, bunu yadırgamış ve "Demek siz çocukları öpüyorsunuz ha!.. Halbuki biz onları hiç öpmeyiz!" demekten kendini alamamıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    "Şayet senin kalbinden Allah merhameti söküp almışsa, ben ne yapabilirim."(25)
    buyurarak, çocuk sevgisinden yoksun bir kalpte merhametin de bulunamayacağını ifade etmişti.Hadis kitaplarında daha pek çok örneğini bulabileceğimiz, şefkat ve merhameti bu dereceye varan Hz. Peygamber'in çocuklara olan sevgisini çeşitli yönleriyle görmek mümkündür. Zaman zaman torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i (r.a.) bağrına basarak öpen ve onlar için dua eden (26) Hz. Peygamber, bu sevgi ve şefkati diğer çocuklara da göstermekteydi. Çocukluğunun büyük bölümünü Hz. Peygamber'in torunlarıyla birlikte geçiren ve yıllar sonra İslâm ordusunun komutanlık görevini üstlenen Üsâme b. Zeyd (r.a.), Hz. Peygamber'in bir dizine kendisini, diğer dizine de torunu Hasan'ı oturttuğunu, sonra ikisini de bağrına basarak,
    "Ey Rabbim, bunlara merhamet et; çünkü ben de bunlara karşı merhametliyim."
    diyerek dua ettiğini rivayet etmektedir. (27) Yusuf b. Abdullah (r.a.) adındaki sahabi de, "Hz. Peygamber beni kucağına oturttu, başımı okşadı ve bana Yusuf ismini verdi." demektedir. (28) Aşağıdaki hadis ise daha ilgi çekicidir. Hz. Enes anlatıyor:"Yahudilerden bir çocuk hastalanmıştı. Nebî (s.a.v.) onu ziyarete gitti. Başucunda oturarak ona,'Müslüman ol! ' dedi. Bunun üzerine çocuk, yanındaki babasına baktı; babası, 'Ebu'l-Kâsım'a itaat et.' deyince, çocuk Müslüman oldu. Sonra Nebî (s.a.v.), 'Benim vasıtam ile onu cehennemden kurtaran Allah'a hamd olsun.' diyerek kalktı. (29)Çocuklara ikramı ve onların terbiyelerini güzelleştirmeyi emreden (30) Hz. Peygamber (s.a.v.), insanlara emrettiklerini kendi hayatında da tatbik etmekteydi. Maddî ikramı "yılın ilk turfanda meyvesini huzurunda bulunanların en küçüğüne vermekle" (31) yaparken; manevî ikramı da çeşitli şakalaşmalar, hâl-hatır sormalar ile yerine getirirdi. Bazen kendi torunlarını (32) bazen de başka çocukları (33) omuzunda taşıyarak, onları sevindiren Hz. Peygamber'in, onlarla şakalaşması da dikkate değerdir. Mahmûd b. Rebî' (r.a.) adlı sahabi, kendisi beş yaşlarında iken Hz. Peygamber'in, bir kovadan ağzına su alarak yüzüne püskürttüğünü rivayet etmekte ve yıllar geçmesine rağmen yüzünün hiç ihtiyarlamadığını, övünerek ifade etmektedir. (34) Hz. Enes ise, "Resûlullah (s.a.v.) bizlerle şakalaşır, hatta küçük kardeşime, Ey Ebû Umeyr, küçük kuşun ne oldu' diye latife eder, takılırdı." (35) demektedir.Manevî ikram kabilinden zikredeceğimiz şu hadise ise, Hz. Peygamber'in çocuklara karşı hoşgörülü oluşunun en güzel örneklerinden biridir. "Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığını, büyüdüğü zaman aklının çok olacağına bir alâmet olarak" (36) kabul eden Hz. Peygamber, yaramazlık yapan çocuklara hemen müdahale etmemeyi emretmiştir. (37) Bir defasında, Ensar'dan birisinin sahibi bulunduğu hurma ağaçlarını taşlayan küçük yaramaz Rafı' b. Amr'ı, bahçe sahibi yakalayıp Hz. Peygamber'in huzuruna getirmişti. "Yavrucuğum, ağaçlan niçin taşlıyorsun." diye soran Hz. Peygamber'e Rafı', "Aç idim yâ Rasûlallah, karnımı doyurmak için taşladım." cevabını verince, "Bir daha ağaçlan taşlama yavrum, altına düşenleri alıp ye!"buyurmuş, sonra da Rafı'in başını okşayarak, "Allah'ım, bu yavrunun karnını doyur." diyerek duada bulunmuştu. (38)Öte yandan rivayetler, Hz. Peygamber'in, torunu Ümâme sırtında olduğu halde mescide girdiğini, namaz kılarken rükûa gittiğinde onu yere bırakıp, kalkınca da kaldırdığını (39); yine namaz kılarken, secdede Hasan ve Hüseyin'in, Hz. Peygamber'in sırtına çıktığını ve onlar düşmesin diye secdesini uzattığını (40), ayağa kalkınca düşmemeleri için eliyle tuttuğunu (41) hatta hutbede iken bile minberden inerek torunu Hasan'ı kucakladığını (42) ve yanına aldığını haber vermektedir. Annesinin çocuğuna karşı şefkatini tam manasıyla takdir eden Hz. Peygamber,
    "Uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine sıkıntı vermesin diye kısa keserim" buyurmaktadır.(43)
    Bizzat ayet ile huşu' emredildiği gibi (44) Hz. Peygamber de namazın huşu içinde kılınması, başka şeyle meşgul olunmaması için çeşitli uyanlarda bulunmuştur. (45) Buna karşılık, Hz. Peygamber'in namazda çocuklarla meşguliyetinden bahseden rivayetler, onlara gösterilmesi gereken müsamaha ve anlayışın hudutsuzluğunu ifade etmektedir. Aynca, Hasan, Hüseyin, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Cafer, Abdullah b. Zübeyr gibi henüz bulûğ çağına gelmemiş çocukların bîatlarını kabul etmesi de (46) çocuklara verdiği değerin bir diğer örneğidir.Dipnotlar:
    1- "Aralarında birine bir kız olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenme- ye çalışır, onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar." (Nahl, 16/58, 59.)2- "And olsun ki, biz insanı en güzel şekilde yarattık." (Tîn, 95/4.)3- "And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık." (Isrâ, 17/70.)4- Kehf, 18/46.5- Müsned, V, 269.6- San'anî, Musannef, V.311.7- Furkân, 25/4; Kasas, 28/98- Yûsuf, 12/84-86.9- Tâhâ, 20/40; Kasas, 28/10-11.10- İnsan, 76/19; Vakıa, 56/17; Tür, 52/24.11- Âl-i İmrân,3/14.12- Münâfıkûn, 63/9.13- Teğâbun, 64/15; Bu ayetteki "fitne", İbn Kesîr'e göre imtihan ve sınama aracı demektir. Kul bunlarla imtihan edilerek, Allah'a âsi veya âbid olduğu bilinmiş olur. bk. İbn Kesîr, Tefsîru Kur'âni'l-Azîm, Kahire, ıs. IV, 376.14- Geniş bilgi için bk. Canan, Allahın Çocuklara Bahşettiği Haklar, s. 17-20.15- M. Fuad Abdulbâki, Mu'cemu'l-Müfehres. ist. ts., "Rabb " mad.16- Nevzat Ayasbeyoğlu, İslâmiyetin Eğitime Getirdiği Değerler, İst. 1968, s.16.17- Bu âyetlerin tamamında "Büneyye" kelimesi geçmekledir ki, bunun Tüıkçemizdeki tam karşılığı"Oğulcuğum" demektir. Ancak dilimizde şefkat ve sevgi ile hitap tarzının kız erkek ayırımı olmaksızın, daha ziyade "Yavru-cuğum" kelimesiyle ifade edildiğini belirtmek isteriz. Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'de hem babanın evlâdına, hem de evlâdın babaya karşı hitap şekille-rini gösteren âyetler şunlardır: "Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları gö-türürken, Nuh, bir kenarda ayrı kalmış oğluna "Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel, kâfirlerle birlik olma" diye seslendi." (Hûd, 11/42). Babası (Hz. Ya'kûb, oğlu Hz. Yûsufa) şunları söyledi: "Oğulcuğum! Rüyanı kardeşle-rine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar, zira şeytan insanın apaçık düşma-nıdır." Yusuf, 12/5.18- "Ey Muhammed! Biz Seni âlemlere ancak bir "rahmet" olarak gönderdik."Enbiyâ, 21/107.19- Müslim, Hibât, 13.20- Müslim, Birr, 87.21- El-Hâkim, Müstedrek ala's-Sahîhayn, Beyrut, ts. î, 62.22- Buhârî, Edeb, 18.; Müslim, Fedâil, 63; el-Hâkim, Müstedrek ala's-Sahîhayn, IV, 40.23- Buhârî, Cenâiz, 44.24- Zebîdî, Tecrid-i Sarih, IV, 376.25- Buhârî, Edeb, 18.; Müslim, Fedâil, 65.26- Tirmizı, Menâkıb, 31.27- Buhârî, Edeb, 22.28- El-Cüâm, Fadlullahis-Samed fî tavdîhi'l-Edebi'l-Müfred, Kahire, 13 88,1,461.29- Ebû Dâvud, Cenâiz, 5. Buhârî, Cenâiz, 79.30- Ibn Mâce, Edeb, 3.31- Muvatta', Medine, 2; Heysemî, Mecmauz-Zevâid, Beyrut, 1967, V, 39.32- Tirmizî, Menâkıb, 50.33- El-Hâkim, Müstedrek ala's-Sahîhayn, m, 555-56.34- Buhâri, Diim, 18, Daavât, 31.35- Buhâri, Edeb, 81; Ibn Mâce, Edeb, 24.36- Münâvî, IV,310.37- Bugünün Pedagogları da fazla usluluğu bir hastalık olarak kabul etmekte-dirler, bk. Jacquin, s. 38.38- îbn Mâce, Ticârât, 67.39- Buhâri, Salât, 106; Muvatta, Sefer, 81.40- Heysemî, age, 182.41- Müslim, Mesâcid, 42.42- Buhâri, Fiten, 20; Tirmizî, Menâkıb, 31.43- Buhâri, Ezan, 65.44- Mü'minûn, 23/l-2.45- Buhâri, Ezan, 88; İbn Mâce, İkâmet, 68.46- Heysemî, VI>40., IX, 285.(Prof. Dr. M. Emin Ay, Çocuklarımıza Allahı Nasıl Anlatalım)
    S.İslmyt



  6. 28.Mart.2012, 17:06
    3
    Silent and lonely rains
    "Âlemlere rahmet olarak gönderilen"(18) Hz. Muhammed (s.a.v.), ilk önce kız-erkek ayırımını ortadan kaldırmış ve çocuklar arasıda eşit davranılmasını emretmişti. (19) Aynı şekilde çocuklara beddua etmeyi yasaklamış, (20)
    "Küçüklerimize şefkat göstermeyen bizden değildir."(21)
    buyurarak, çocuklara karşı sevgi ve şefkat göstermeyi manevî müeyyidelerle topluma kabul ettirmiş ve bunda da oldukça başarılı olmuştu. Bu başarıda, Hz. Peygamberin bizzat kendi hayatında çocuklara karşı gösterdiği sevgi ve ilginin rolü büyüktür. O'nun çocuklara karşı şefkat ve merhametinin çeşitli misallerini aktarmak yerinde olur.Hz. Peygamberi (s.a.v.), "çocuklarına ve ailesine karşı insanların en şefkatlisi" olarak vasıflandıran Hz. Enes (r.a.), şöyle demektedir:
    "Ailesine karşı Ondan daha şefkatli olan hiç kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim’in, Medine'nin kenar mahallelerinde oturan süt annesi vardı. Süt annenin kocası demircilik yapmaktaydı. Beraberinde biz de olduğumuz halde Hz. Peygamber, oraya çocuğu görmek için giderdi. Varınca, duman dolu eve girer, çocuğu kucağına alarak koklar ve öper, bir süre sonra dönerdi." (22)
    Henüz süt emme çağında iken vefat eden İbrahim'in ölüm ânını konu alan bir hadiste ise, Hz. Peygamber'in can vermekte olan oğlunu kucağına alıp öptüğü, bu sırada gözlerinden yaşlar boşandığı bildirilmekte ve bu durumu gören Abdurrahman b. Avf'ın (r.a.), "Siz de mi ağlıyorsunuz, Yâ Rasûlallah?!." demesi üzerine,
    "Bu ağlayış rahmet ve merhamettendir. Göz ağlar, kalp mahzun olur, fakat biz ancak Rabbimizin hoşnut olacağı şeyi söyleriz. İbrahim! Senden ayrıldığımız içen gerçekten mahzunuz."
    cevabını verdiği, rivayet edilmektedir. (23) Yine buna benzer bir olayda, kucağında can vermekte olan çocuğa bakınca dayanamamış ve gözleri yaşla dolmuştu. O'nun ağladığını görenler, "Bu nedir Yâ Resûlallah?" diye sorunca,
    "Bu, Allah'ın, kullarının kalplerine yerleştirdiği bir rahmet ve merhamettir. Allah, kullan arasında ancak merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder."(24) buyurmuştu.
    Hz. Peygamber'in çocukları öptüğünü gören bir bedevi, bunu yadırgamış ve "Demek siz çocukları öpüyorsunuz ha!.. Halbuki biz onları hiç öpmeyiz!" demekten kendini alamamıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
    "Şayet senin kalbinden Allah merhameti söküp almışsa, ben ne yapabilirim."(25)
    buyurarak, çocuk sevgisinden yoksun bir kalpte merhametin de bulunamayacağını ifade etmişti.Hadis kitaplarında daha pek çok örneğini bulabileceğimiz, şefkat ve merhameti bu dereceye varan Hz. Peygamber'in çocuklara olan sevgisini çeşitli yönleriyle görmek mümkündür. Zaman zaman torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i (r.a.) bağrına basarak öpen ve onlar için dua eden (26) Hz. Peygamber, bu sevgi ve şefkati diğer çocuklara da göstermekteydi. Çocukluğunun büyük bölümünü Hz. Peygamber'in torunlarıyla birlikte geçiren ve yıllar sonra İslâm ordusunun komutanlık görevini üstlenen Üsâme b. Zeyd (r.a.), Hz. Peygamber'in bir dizine kendisini, diğer dizine de torunu Hasan'ı oturttuğunu, sonra ikisini de bağrına basarak,
    "Ey Rabbim, bunlara merhamet et; çünkü ben de bunlara karşı merhametliyim."
    diyerek dua ettiğini rivayet etmektedir. (27) Yusuf b. Abdullah (r.a.) adındaki sahabi de, "Hz. Peygamber beni kucağına oturttu, başımı okşadı ve bana Yusuf ismini verdi." demektedir. (28) Aşağıdaki hadis ise daha ilgi çekicidir. Hz. Enes anlatıyor:"Yahudilerden bir çocuk hastalanmıştı. Nebî (s.a.v.) onu ziyarete gitti. Başucunda oturarak ona,'Müslüman ol! ' dedi. Bunun üzerine çocuk, yanındaki babasına baktı; babası, 'Ebu'l-Kâsım'a itaat et.' deyince, çocuk Müslüman oldu. Sonra Nebî (s.a.v.), 'Benim vasıtam ile onu cehennemden kurtaran Allah'a hamd olsun.' diyerek kalktı. (29)Çocuklara ikramı ve onların terbiyelerini güzelleştirmeyi emreden (30) Hz. Peygamber (s.a.v.), insanlara emrettiklerini kendi hayatında da tatbik etmekteydi. Maddî ikramı "yılın ilk turfanda meyvesini huzurunda bulunanların en küçüğüne vermekle" (31) yaparken; manevî ikramı da çeşitli şakalaşmalar, hâl-hatır sormalar ile yerine getirirdi. Bazen kendi torunlarını (32) bazen de başka çocukları (33) omuzunda taşıyarak, onları sevindiren Hz. Peygamber'in, onlarla şakalaşması da dikkate değerdir. Mahmûd b. Rebî' (r.a.) adlı sahabi, kendisi beş yaşlarında iken Hz. Peygamber'in, bir kovadan ağzına su alarak yüzüne püskürttüğünü rivayet etmekte ve yıllar geçmesine rağmen yüzünün hiç ihtiyarlamadığını, övünerek ifade etmektedir. (34) Hz. Enes ise, "Resûlullah (s.a.v.) bizlerle şakalaşır, hatta küçük kardeşime, Ey Ebû Umeyr, küçük kuşun ne oldu' diye latife eder, takılırdı." (35) demektedir.Manevî ikram kabilinden zikredeceğimiz şu hadise ise, Hz. Peygamber'in çocuklara karşı hoşgörülü oluşunun en güzel örneklerinden biridir. "Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığını, büyüdüğü zaman aklının çok olacağına bir alâmet olarak" (36) kabul eden Hz. Peygamber, yaramazlık yapan çocuklara hemen müdahale etmemeyi emretmiştir. (37) Bir defasında, Ensar'dan birisinin sahibi bulunduğu hurma ağaçlarını taşlayan küçük yaramaz Rafı' b. Amr'ı, bahçe sahibi yakalayıp Hz. Peygamber'in huzuruna getirmişti. "Yavrucuğum, ağaçlan niçin taşlıyorsun." diye soran Hz. Peygamber'e Rafı', "Aç idim yâ Rasûlallah, karnımı doyurmak için taşladım." cevabını verince, "Bir daha ağaçlan taşlama yavrum, altına düşenleri alıp ye!"buyurmuş, sonra da Rafı'in başını okşayarak, "Allah'ım, bu yavrunun karnını doyur." diyerek duada bulunmuştu. (38)Öte yandan rivayetler, Hz. Peygamber'in, torunu Ümâme sırtında olduğu halde mescide girdiğini, namaz kılarken rükûa gittiğinde onu yere bırakıp, kalkınca da kaldırdığını (39); yine namaz kılarken, secdede Hasan ve Hüseyin'in, Hz. Peygamber'in sırtına çıktığını ve onlar düşmesin diye secdesini uzattığını (40), ayağa kalkınca düşmemeleri için eliyle tuttuğunu (41) hatta hutbede iken bile minberden inerek torunu Hasan'ı kucakladığını (42) ve yanına aldığını haber vermektedir. Annesinin çocuğuna karşı şefkatini tam manasıyla takdir eden Hz. Peygamber,
    "Uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine sıkıntı vermesin diye kısa keserim" buyurmaktadır.(43)
    Bizzat ayet ile huşu' emredildiği gibi (44) Hz. Peygamber de namazın huşu içinde kılınması, başka şeyle meşgul olunmaması için çeşitli uyanlarda bulunmuştur. (45) Buna karşılık, Hz. Peygamber'in namazda çocuklarla meşguliyetinden bahseden rivayetler, onlara gösterilmesi gereken müsamaha ve anlayışın hudutsuzluğunu ifade etmektedir. Aynca, Hasan, Hüseyin, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Cafer, Abdullah b. Zübeyr gibi henüz bulûğ çağına gelmemiş çocukların bîatlarını kabul etmesi de (46) çocuklara verdiği değerin bir diğer örneğidir.Dipnotlar:
    1- "Aralarında birine bir kız olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenme- ye çalışır, onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar." (Nahl, 16/58, 59.)2- "And olsun ki, biz insanı en güzel şekilde yarattık." (Tîn, 95/4.)3- "And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık." (Isrâ, 17/70.)4- Kehf, 18/46.5- Müsned, V, 269.6- San'anî, Musannef, V.311.7- Furkân, 25/4; Kasas, 28/98- Yûsuf, 12/84-86.9- Tâhâ, 20/40; Kasas, 28/10-11.10- İnsan, 76/19; Vakıa, 56/17; Tür, 52/24.11- Âl-i İmrân,3/14.12- Münâfıkûn, 63/9.13- Teğâbun, 64/15; Bu ayetteki "fitne", İbn Kesîr'e göre imtihan ve sınama aracı demektir. Kul bunlarla imtihan edilerek, Allah'a âsi veya âbid olduğu bilinmiş olur. bk. İbn Kesîr, Tefsîru Kur'âni'l-Azîm, Kahire, ıs. IV, 376.14- Geniş bilgi için bk. Canan, Allahın Çocuklara Bahşettiği Haklar, s. 17-20.15- M. Fuad Abdulbâki, Mu'cemu'l-Müfehres. ist. ts., "Rabb " mad.16- Nevzat Ayasbeyoğlu, İslâmiyetin Eğitime Getirdiği Değerler, İst. 1968, s.16.17- Bu âyetlerin tamamında "Büneyye" kelimesi geçmekledir ki, bunun Tüıkçemizdeki tam karşılığı"Oğulcuğum" demektir. Ancak dilimizde şefkat ve sevgi ile hitap tarzının kız erkek ayırımı olmaksızın, daha ziyade "Yavru-cuğum" kelimesiyle ifade edildiğini belirtmek isteriz. Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm'de hem babanın evlâdına, hem de evlâdın babaya karşı hitap şekille-rini gösteren âyetler şunlardır: "Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları gö-türürken, Nuh, bir kenarda ayrı kalmış oğluna "Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel, kâfirlerle birlik olma" diye seslendi." (Hûd, 11/42). Babası (Hz. Ya'kûb, oğlu Hz. Yûsufa) şunları söyledi: "Oğulcuğum! Rüyanı kardeşle-rine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar, zira şeytan insanın apaçık düşma-nıdır." Yusuf, 12/5.18- "Ey Muhammed! Biz Seni âlemlere ancak bir "rahmet" olarak gönderdik."Enbiyâ, 21/107.19- Müslim, Hibât, 13.20- Müslim, Birr, 87.21- El-Hâkim, Müstedrek ala's-Sahîhayn, Beyrut, ts. î, 62.22- Buhârî, Edeb, 18.; Müslim, Fedâil, 63; el-Hâkim, Müstedrek ala's-Sahîhayn, IV, 40.23- Buhârî, Cenâiz, 44.24- Zebîdî, Tecrid-i Sarih, IV, 376.25- Buhârî, Edeb, 18.; Müslim, Fedâil, 65.26- Tirmizı, Menâkıb, 31.27- Buhârî, Edeb, 22.28- El-Cüâm, Fadlullahis-Samed fî tavdîhi'l-Edebi'l-Müfred, Kahire, 13 88,1,461.29- Ebû Dâvud, Cenâiz, 5. Buhârî, Cenâiz, 79.30- Ibn Mâce, Edeb, 3.31- Muvatta', Medine, 2; Heysemî, Mecmauz-Zevâid, Beyrut, 1967, V, 39.32- Tirmizî, Menâkıb, 50.33- El-Hâkim, Müstedrek ala's-Sahîhayn, m, 555-56.34- Buhâri, Diim, 18, Daavât, 31.35- Buhâri, Edeb, 81; Ibn Mâce, Edeb, 24.36- Münâvî, IV,310.37- Bugünün Pedagogları da fazla usluluğu bir hastalık olarak kabul etmekte-dirler, bk. Jacquin, s. 38.38- îbn Mâce, Ticârât, 67.39- Buhâri, Salât, 106; Muvatta, Sefer, 81.40- Heysemî, age, 182.41- Müslim, Mesâcid, 42.42- Buhâri, Fiten, 20; Tirmizî, Menâkıb, 31.43- Buhâri, Ezan, 65.44- Mü'minûn, 23/l-2.45- Buhâri, Ezan, 88; İbn Mâce, İkâmet, 68.46- Heysemî, VI>40., IX, 285.(Prof. Dr. M. Emin Ay, Çocuklarımıza Allahı Nasıl Anlatalım)
    S.İslmyt



  7. 03.Mayıs.2012, 14:52
    4
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Hz.Muhammed (s.a.v)in çocuklarla ve torunları ile ilgili anılarından 3 tanesi

    Peygamberimiz, çocuklarıyla da yakından ilgilenir, onlara olan sevgisini her fırsatta gösterirdi. Oğlu İbrahim, Medine’nin kenar semtinde oturan bir süt annenin yanında kalırdı. Peygamberimiz onun yanına gider, onu kucaklar, öper, koklar ve geri dönerdi. En küçük çocuğu Fatma’ydı. Fatma’yı gördüğü zaman onu sevgiyle karşılar ve alnından öperdi. Sonra da ellerinden tutup yanına oturturdu.
    Torunları Hasan ve Hüseyin’i de çok severdi. Torunları, onun sırtına çıkarak binek oyunu oynarlardı. Peygamberimiz, onları omuzlarına alarak gezdirirdi. Bir gün Sevgili Peygamberimiz, namaz kılarken secdeye yatmış ve torunlarından biri gelip sırtına binmişti. Torunu sırtından kalkana kadar peygamberimiz secdeden kalkmamıştı. Bu örnekler, bize peygamberimizin, aile bireylerine sonsuz sevgi, ilgi ve şefkat gösterdiğini açıklamaktadır.



  8. 03.Mayıs.2012, 14:52
    4
    Moderatör
    Peygamberimiz, çocuklarıyla da yakından ilgilenir, onlara olan sevgisini her fırsatta gösterirdi. Oğlu İbrahim, Medine’nin kenar semtinde oturan bir süt annenin yanında kalırdı. Peygamberimiz onun yanına gider, onu kucaklar, öper, koklar ve geri dönerdi. En küçük çocuğu Fatma’ydı. Fatma’yı gördüğü zaman onu sevgiyle karşılar ve alnından öperdi. Sonra da ellerinden tutup yanına oturturdu.
    Torunları Hasan ve Hüseyin’i de çok severdi. Torunları, onun sırtına çıkarak binek oyunu oynarlardı. Peygamberimiz, onları omuzlarına alarak gezdirirdi. Bir gün Sevgili Peygamberimiz, namaz kılarken secdeye yatmış ve torunlarından biri gelip sırtına binmişti. Torunu sırtından kalkana kadar peygamberimiz secdeden kalkmamıştı. Bu örnekler, bize peygamberimizin, aile bireylerine sonsuz sevgi, ilgi ve şefkat gösterdiğini açıklamaktadır.






+ Yorum Gönder