Konusunu Oylayın.: Akıl mı nefse katılıyo yoksa nefs mi aklı de ğiştiriyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Akıl mı nefse katılıyo yoksa nefs mi aklı de ğiştiriyor?
  1. 28.Mart.2012, 13:30
    1
    Misafir

    Akıl mı nefse katılıyo yoksa nefs mi aklı de ğiştiriyor?






    Akıl mı nefse katılıyo yoksa nefs mi aklı de ğiştiriyor? Mumsema ben bilimiyorum daha gencim ve yaşadığım şehirde ilmi bilen kimseyi tanımıyorum bana lütfen hayırlı bir müslüman olmam için dua edinnnnnn...


  2. 28.Mart.2012, 13:30
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 28.Mart.2012, 14:08
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: akıl mı nefse katılıyo yoksa nefs mi aklı de ğiştiriyor?




    AKIL VE NEFİS

    Akıl, en basit tanımıyla 'düşünme, anlama, kavrama ve davranışları ayarlama melekesi' olarak bilinir.

    Bütün çağlar boyunca insanoğlunun en ziyade düşündüğü, tanımlamaya çalıştığı, anlamak için çırpındığı meleke bu olsa gerektir. En eski filozoflardan en derin mutasavvıflara kadar düşünen her insanın, varlıkla ilgili idrak noktasının baş köşesinde akıl durur. Bu yüzden hakkında sayısız yorumlar yapılmış, bütün dillerin sözlüklerinde sayfalar dolusu yer ayrılmış, ansiklopedilerde birbiriyle kâh örtüşen, kâh nakzeden fikirler öne sürülmüştür.
    Felsefeciler onu neredeyse Tanrı ile özdeş kabul ederek insan düşüncesinin mutlak değeri olarak düşünmüşler ve onu değişmez, zorunlu bir Raison mertebesine koymuşlar, bu yüzden daima büyük harfle yazmışlardır. İnsana has düşünme tarzı ve eşyanın sebeplerini yakalama melekesi olduğunu iddia edenler ise onu nesnelleştirip öznel akıldan (meleke) ayırmışlardır. İslam düşüncesi (Farabî, İbn Sina vb.) aklın Vacibü'l-Vücûd'dan doğduğunu söyler ve biri diğerinden çıkan dokuz aklın varlığını kabul eder. Bunlar hem ontolojik, hem de bilgi değeri olan birer varlık sayılırlar. Batı düşüncesinde bilgi kaynağı olarak aklı gören ve aklın üstünlüğünü takdis eden rasyonalizm ile ayrılan yanı gönül ve nefsin akılla ilişkisini dışlaması sebebiyledir. "Aklî olan reel, reel olan da aklidir (Hegel)" düsturuna ulaşasıya kadar pek çok filozof aklı öncelemiş ve "aklın kanunlarını eşyanın kanunları olarak (Aristo)" görmüştür. Bunlar içinde bir tek Pascal "Kalb (gönül) öyle sebeplere (Raisons) sahip ki akıl onların hiçbirini tanıyamaz!" diyerek doğunun akıl anlayışındaki zenginliğe referans olmuştur. Çünkü doğuda akıl kutsal olmakla birlikte gönül (rahmanî) veya nefisle (şeytanî) olan ilişkisi sayesinde kimlik kazanır. Oysa doğulu anlayış aklın gelebileceği son noktanın gönül olduğunu söyler. Bu da imanın bir tezahürüdür. Hani Cüneyd'e "Falanca yerde bir alim var, Allah'ın varlığını 99 delil ile ıspat ediyor!" dediklerinde, "Demek onun, Allah'ın varlığıyla ilgili 99 şüphesi varmış!" cevabını vermesi gibi. Bu bakımdan sufiler aklı, "Hak ile batılı birbirinden ayırd etmeye yarayan nur" olarak görürler ve akl-ı evvel olarak Nûr-ı Muhammedî'ye işaret edip vahdet mertebesine işarette bulunurlar. "Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır!" hadisini de buna delil gösterirler.
    İnsan aklı nefis ile de sıkı ilişkidedir. Nefis, batı düşüncesine göre bir şeyin aslı ile tasavvurunun aynı olmasıdır ki mantıktaki özdeşlik ilkesiyle izah edilir. Bir şey aslında, özünde var ise, yani idesi kendisinde ise, varlığı düşüncesiyle birlikte ortaya çıkıyorsa nefs sahibidir. Tasavvufta buna insanın zatı, mahiyeti gözüyle bakılır. İnsanda kötü huylara ve çirkin vasıflara zemin olan soyut varlığa nefis denildiği gibi insanı yönlendiren, sorgulayan cism-i latîfe de nefis denir. Bu sorgulama süfli arzulara karşı olur da sahibini kınarsa nefs-i levvâme, kötülüklerden kişiyi arındırırsa nefs-i mutmaine adıyla anılır. Sorgulama melekî hasletlere karşı olursa insanın o nefisten kurtulması gerekir. Çünkü o insanın en büyük düşmanıdır. Çile yaparak, riyazete girerek, mücahede ederek onu ezmek, kırmak, öldürmek gerekir. Böyle nefse nefs-i emmâre veya nefs-i şehvanî denir. "Nefsini bilen Rabbini bilir" düsturu insana bu yüzden gerekir.
    GÜLE GÜLE!..
    Akıl ile nefis ilişkisini göstermek için Mevlânâ'nın Mesnevi'de anlattığı bir hikâyenin özetini sizlerle paylaşmak istiyorum (Mesnevi, b. 1533-1545):
    Akıl ile nefis, Mecnun ile dişi devesi gibidir. Mecnun Leyla'ya doğru yol almaya çalışırken devesi geri dönüp yavrusuna varmaya gayret ediyordu. Ne vakit Mecnun gafil olsa deve yoldan sapar geri gitmeye çalışırdı. Mecnun aşkla, sevdayla dolu olduğu için sık sık kendinden geçiyor, aklı gidiyordu. Leyla'nın sevdası akıl mı bırakmıştı zavallıda!.. Deve onu pek iyi gözetliyor, yuları gevşediği vakit fırsatı değerlendirip gerisin geri yol almaya başlıyordu. Pek de çevikti üstelik. Mecnun kendinden geçmeye görsün, gerisin geriye hızla ilerliyordu. Mecnun ise kendine gelip gözlerini açınca önce gittikleri yerlerden fersahlarca geride kaldıklarını görüyordu. İki üç gün böyle yol aldılar. Mecnun yıllarca yol almış gibi şaşkınlık içindeydi. Sonunda "Ey deve!" dedi, "İkimiz de âşıkız; fakat aşklarımız birbirine aykırı ve zıt. Demek ki biz iki yoldaş olamayız. Senin sevgin de yuların da bana göre değil. O halde ayrıl git benden, beni yolumdan saptırma. Güle güle!.."(Şefik Can, Mesnevi Hikayeleri'nden özetle, s.363)
    Kıssadan hisse: Nefis devesi, heva ve heves adlı yavrularını hiç terk etmeyecektir. O halde deveyi terk etmekten gayrı yol kalmıyor. Yapabilene!..
    Nefis üç köşeli dikendir. Cebine nasıl koyarsan koy, o sana batar.
    BERCESTE:
    Ben isterim akıldan delalet
    Akıl bana gösterir dalalet
    Fuzuli
    Ben akıldan rehberlik istiyorum, o bana sapkınlık gösteriyor.

    İskender Pala




  4. 28.Mart.2012, 14:08
    2
    Silent and lonely rains



    AKIL VE NEFİS

    Akıl, en basit tanımıyla 'düşünme, anlama, kavrama ve davranışları ayarlama melekesi' olarak bilinir.

    Bütün çağlar boyunca insanoğlunun en ziyade düşündüğü, tanımlamaya çalıştığı, anlamak için çırpındığı meleke bu olsa gerektir. En eski filozoflardan en derin mutasavvıflara kadar düşünen her insanın, varlıkla ilgili idrak noktasının baş köşesinde akıl durur. Bu yüzden hakkında sayısız yorumlar yapılmış, bütün dillerin sözlüklerinde sayfalar dolusu yer ayrılmış, ansiklopedilerde birbiriyle kâh örtüşen, kâh nakzeden fikirler öne sürülmüştür.
    Felsefeciler onu neredeyse Tanrı ile özdeş kabul ederek insan düşüncesinin mutlak değeri olarak düşünmüşler ve onu değişmez, zorunlu bir Raison mertebesine koymuşlar, bu yüzden daima büyük harfle yazmışlardır. İnsana has düşünme tarzı ve eşyanın sebeplerini yakalama melekesi olduğunu iddia edenler ise onu nesnelleştirip öznel akıldan (meleke) ayırmışlardır. İslam düşüncesi (Farabî, İbn Sina vb.) aklın Vacibü'l-Vücûd'dan doğduğunu söyler ve biri diğerinden çıkan dokuz aklın varlığını kabul eder. Bunlar hem ontolojik, hem de bilgi değeri olan birer varlık sayılırlar. Batı düşüncesinde bilgi kaynağı olarak aklı gören ve aklın üstünlüğünü takdis eden rasyonalizm ile ayrılan yanı gönül ve nefsin akılla ilişkisini dışlaması sebebiyledir. "Aklî olan reel, reel olan da aklidir (Hegel)" düsturuna ulaşasıya kadar pek çok filozof aklı öncelemiş ve "aklın kanunlarını eşyanın kanunları olarak (Aristo)" görmüştür. Bunlar içinde bir tek Pascal "Kalb (gönül) öyle sebeplere (Raisons) sahip ki akıl onların hiçbirini tanıyamaz!" diyerek doğunun akıl anlayışındaki zenginliğe referans olmuştur. Çünkü doğuda akıl kutsal olmakla birlikte gönül (rahmanî) veya nefisle (şeytanî) olan ilişkisi sayesinde kimlik kazanır. Oysa doğulu anlayış aklın gelebileceği son noktanın gönül olduğunu söyler. Bu da imanın bir tezahürüdür. Hani Cüneyd'e "Falanca yerde bir alim var, Allah'ın varlığını 99 delil ile ıspat ediyor!" dediklerinde, "Demek onun, Allah'ın varlığıyla ilgili 99 şüphesi varmış!" cevabını vermesi gibi. Bu bakımdan sufiler aklı, "Hak ile batılı birbirinden ayırd etmeye yarayan nur" olarak görürler ve akl-ı evvel olarak Nûr-ı Muhammedî'ye işaret edip vahdet mertebesine işarette bulunurlar. "Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır!" hadisini de buna delil gösterirler.
    İnsan aklı nefis ile de sıkı ilişkidedir. Nefis, batı düşüncesine göre bir şeyin aslı ile tasavvurunun aynı olmasıdır ki mantıktaki özdeşlik ilkesiyle izah edilir. Bir şey aslında, özünde var ise, yani idesi kendisinde ise, varlığı düşüncesiyle birlikte ortaya çıkıyorsa nefs sahibidir. Tasavvufta buna insanın zatı, mahiyeti gözüyle bakılır. İnsanda kötü huylara ve çirkin vasıflara zemin olan soyut varlığa nefis denildiği gibi insanı yönlendiren, sorgulayan cism-i latîfe de nefis denir. Bu sorgulama süfli arzulara karşı olur da sahibini kınarsa nefs-i levvâme, kötülüklerden kişiyi arındırırsa nefs-i mutmaine adıyla anılır. Sorgulama melekî hasletlere karşı olursa insanın o nefisten kurtulması gerekir. Çünkü o insanın en büyük düşmanıdır. Çile yaparak, riyazete girerek, mücahede ederek onu ezmek, kırmak, öldürmek gerekir. Böyle nefse nefs-i emmâre veya nefs-i şehvanî denir. "Nefsini bilen Rabbini bilir" düsturu insana bu yüzden gerekir.
    GÜLE GÜLE!..
    Akıl ile nefis ilişkisini göstermek için Mevlânâ'nın Mesnevi'de anlattığı bir hikâyenin özetini sizlerle paylaşmak istiyorum (Mesnevi, b. 1533-1545):
    Akıl ile nefis, Mecnun ile dişi devesi gibidir. Mecnun Leyla'ya doğru yol almaya çalışırken devesi geri dönüp yavrusuna varmaya gayret ediyordu. Ne vakit Mecnun gafil olsa deve yoldan sapar geri gitmeye çalışırdı. Mecnun aşkla, sevdayla dolu olduğu için sık sık kendinden geçiyor, aklı gidiyordu. Leyla'nın sevdası akıl mı bırakmıştı zavallıda!.. Deve onu pek iyi gözetliyor, yuları gevşediği vakit fırsatı değerlendirip gerisin geri yol almaya başlıyordu. Pek de çevikti üstelik. Mecnun kendinden geçmeye görsün, gerisin geriye hızla ilerliyordu. Mecnun ise kendine gelip gözlerini açınca önce gittikleri yerlerden fersahlarca geride kaldıklarını görüyordu. İki üç gün böyle yol aldılar. Mecnun yıllarca yol almış gibi şaşkınlık içindeydi. Sonunda "Ey deve!" dedi, "İkimiz de âşıkız; fakat aşklarımız birbirine aykırı ve zıt. Demek ki biz iki yoldaş olamayız. Senin sevgin de yuların da bana göre değil. O halde ayrıl git benden, beni yolumdan saptırma. Güle güle!.."(Şefik Can, Mesnevi Hikayeleri'nden özetle, s.363)
    Kıssadan hisse: Nefis devesi, heva ve heves adlı yavrularını hiç terk etmeyecektir. O halde deveyi terk etmekten gayrı yol kalmıyor. Yapabilene!..
    Nefis üç köşeli dikendir. Cebine nasıl koyarsan koy, o sana batar.
    BERCESTE:
    Ben isterim akıldan delalet
    Akıl bana gösterir dalalet
    Fuzuli
    Ben akıldan rehberlik istiyorum, o bana sapkınlık gösteriyor.

    İskender Pala







+ Yorum Gönder