Konusunu Oylayın.: Alevilik, Şia'nın bir kolu mudur ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Alevilik, Şia'nın bir kolu mudur ?
  1. 26.Mart.2012, 16:35
    1
    Misafir

    Alevilik, Şia'nın bir kolu mudur ?






    Alevilik, Şia'nın bir kolu mudur ? Mumsema Alevilik, Şia'nın bir kolu mudur ?


  2. 26.Mart.2012, 16:35
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 27.Mart.2012, 00:00
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Alevilik, Şia'nın bir kolu mudur ?




    ALEVİ(LİK)HAKKINDA
    Hz. Ali'ye bağlılık noktasında birleşen çeşitli dini ve siyasi gruplar için kullanılan bir terimdir. Sözlükte "Hz. Ali'ye mensup" onun soyundan gelen, onu seven, sayan ve bağlılığını ifade eden kimse demektir. Bu kavram, siyasi anlamda Hz. Peygamberin vefatından sonra Hz. Ali'yi ve onun soyundan gelenleri imam (halife veya devlet başkanı) olarak kabul edenler için gündeme gelmiştir. Daha sonraları, Hz. Ali ve oğulları Hasan ile Hüseyin'in neslinden gelenler için Alevi nisbesi dışında şerif, seyyid ve emir gibi lakaplar da kullanılmıştır. Bazı tasavvufçulara göre, bütün tarikatlar ashaptan birine nispet edilir. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'a mensup tarikatlar olduğu gibi Hz. Ali'ye ulaşan tarikatlara da Alevi denir.
    İslam siyasi tarihinde Alevi terimi; ilk defa hilafet hakkındaki tartışmalarla ortaya çıkmıştır. Bilindiği gibi Hz. Peygamberin vefatını müteakip ve üçüncü halife Hz. Osman'ın şehit edilmesinden sonra hilafet konusundaki anlaşmazlık giderek şiddetlenmiştir. Bu ihtilaf esnasında Hz. Ali'nin tarafını tutanlara Alevi veya şiatü'l Ali (Ali'ye bağlı olanlar veya Ali taraftarı) denilmiştir. Bunlara göre; "Hz. Ali; Hz. Peygamberin tabii varisiydi. Daha çocuk yaşta iken ve herkesten önce İslam'ı kabul etmiştir. Hz. Muhammed'in amcası oğlu ve damadıdır. Ehl-i Beyttendir. Mekke'den Medine'ye hicret ederken emanetlerini ilgili yerlere ulaştırmak üzere yerine onu vekil bırakmıştır. Böylece sevgisini ve güvenini bildirerek onun kendisinden sonra halife olacağına işaret etmiştir. Bu yüzden Ebubekir, Ömer ve Osman'ın halife olarak seçilmiş olmaları doğru değildir."
    İslam tarihinde Alevilik anlayışı; inanç, ibadet ve ahlak bakımından Kur'an ve Sünnetin ışığında gelişmiştir. Halk şairi Virani, Aleviliği; "Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed'in nübüvvetine ve Ali'nin imametine ikrar vermek" olarak tanımlamaktadır. Buna göre tarihi süreç içinde çeşitli yollarla Aleviliğin bünyesine girmiş bazı kültürel değerleri Aleviliğin inanç esasları olarak algılamak doğru değildir. Bunları daha çok kültürel zenginlik, birikim ve farklılık olarak değerlendirmek gerekir. Alevi kültürünün; ahlak kuralları ve insani ilişkiler açısından da önemli ve zengin bir yeri vardır. Dostluk, kardeşlik, komşuluk, misafirperverlik, mertlik, cömertlik, küçüklere sevgi, büyüklere saygı ve doğruluk gibi ilkeler bu değerlerin başında gelmektedir. Ayrıca her türlü haram ve yasaklardan korunmak için; "Eline, Beline ve Diline" sahip çıkması zorunlu bir temel felsefe olarak benimsenmiştir. Tarih içinde Alevi nisbesi; İran, Irak, Mısır (Fatımiler), Fas ve Yemen gibi farklı coğrafyada yaşayanlar arasında da kullanılmıştır. Bu alanda detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler, "İslam Mezhepleri Tarihi Kaynaklarına" baş vurmaları gerekir. Anadolu Aleviliğinin gelişmesinde; 13. Yüz yıldan itibaren Orta Asya'dan ve Horasandan göç eden bilgin ve mutasavvıfların derin etkileri olmuştur. Bu itibarla günümüzde yaşayan Alevi kültürünün büyük bir bölümünün, bu dönemin ürünü olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde sıkça kullanılan Alevi ve Sünni kavramları birbirinin karşıtı değildir. Tersine bu kavramların üst kimliği veya ortak paydası, İslam ve Müslümanlıktır. Bu durumda Alevi ve Müslümanlar arasında ayırım yapmak din, tarih, akıl ve bilim açısından mümkün değildir.



  4. 27.Mart.2012, 00:00
    2
    Moderatör



    ALEVİ(LİK)HAKKINDA
    Hz. Ali'ye bağlılık noktasında birleşen çeşitli dini ve siyasi gruplar için kullanılan bir terimdir. Sözlükte "Hz. Ali'ye mensup" onun soyundan gelen, onu seven, sayan ve bağlılığını ifade eden kimse demektir. Bu kavram, siyasi anlamda Hz. Peygamberin vefatından sonra Hz. Ali'yi ve onun soyundan gelenleri imam (halife veya devlet başkanı) olarak kabul edenler için gündeme gelmiştir. Daha sonraları, Hz. Ali ve oğulları Hasan ile Hüseyin'in neslinden gelenler için Alevi nisbesi dışında şerif, seyyid ve emir gibi lakaplar da kullanılmıştır. Bazı tasavvufçulara göre, bütün tarikatlar ashaptan birine nispet edilir. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'a mensup tarikatlar olduğu gibi Hz. Ali'ye ulaşan tarikatlara da Alevi denir.
    İslam siyasi tarihinde Alevi terimi; ilk defa hilafet hakkındaki tartışmalarla ortaya çıkmıştır. Bilindiği gibi Hz. Peygamberin vefatını müteakip ve üçüncü halife Hz. Osman'ın şehit edilmesinden sonra hilafet konusundaki anlaşmazlık giderek şiddetlenmiştir. Bu ihtilaf esnasında Hz. Ali'nin tarafını tutanlara Alevi veya şiatü'l Ali (Ali'ye bağlı olanlar veya Ali taraftarı) denilmiştir. Bunlara göre; "Hz. Ali; Hz. Peygamberin tabii varisiydi. Daha çocuk yaşta iken ve herkesten önce İslam'ı kabul etmiştir. Hz. Muhammed'in amcası oğlu ve damadıdır. Ehl-i Beyttendir. Mekke'den Medine'ye hicret ederken emanetlerini ilgili yerlere ulaştırmak üzere yerine onu vekil bırakmıştır. Böylece sevgisini ve güvenini bildirerek onun kendisinden sonra halife olacağına işaret etmiştir. Bu yüzden Ebubekir, Ömer ve Osman'ın halife olarak seçilmiş olmaları doğru değildir."
    İslam tarihinde Alevilik anlayışı; inanç, ibadet ve ahlak bakımından Kur'an ve Sünnetin ışığında gelişmiştir. Halk şairi Virani, Aleviliği; "Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed'in nübüvvetine ve Ali'nin imametine ikrar vermek" olarak tanımlamaktadır. Buna göre tarihi süreç içinde çeşitli yollarla Aleviliğin bünyesine girmiş bazı kültürel değerleri Aleviliğin inanç esasları olarak algılamak doğru değildir. Bunları daha çok kültürel zenginlik, birikim ve farklılık olarak değerlendirmek gerekir. Alevi kültürünün; ahlak kuralları ve insani ilişkiler açısından da önemli ve zengin bir yeri vardır. Dostluk, kardeşlik, komşuluk, misafirperverlik, mertlik, cömertlik, küçüklere sevgi, büyüklere saygı ve doğruluk gibi ilkeler bu değerlerin başında gelmektedir. Ayrıca her türlü haram ve yasaklardan korunmak için; "Eline, Beline ve Diline" sahip çıkması zorunlu bir temel felsefe olarak benimsenmiştir. Tarih içinde Alevi nisbesi; İran, Irak, Mısır (Fatımiler), Fas ve Yemen gibi farklı coğrafyada yaşayanlar arasında da kullanılmıştır. Bu alanda detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler, "İslam Mezhepleri Tarihi Kaynaklarına" baş vurmaları gerekir. Anadolu Aleviliğinin gelişmesinde; 13. Yüz yıldan itibaren Orta Asya'dan ve Horasandan göç eden bilgin ve mutasavvıfların derin etkileri olmuştur. Bu itibarla günümüzde yaşayan Alevi kültürünün büyük bir bölümünün, bu dönemin ürünü olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzde sıkça kullanılan Alevi ve Sünni kavramları birbirinin karşıtı değildir. Tersine bu kavramların üst kimliği veya ortak paydası, İslam ve Müslümanlıktır. Bu durumda Alevi ve Müslümanlar arasında ayırım yapmak din, tarih, akıl ve bilim açısından mümkün değildir.






+ Yorum Gönder