Konusunu Oylayın.: İslamda uhuvvet ile ilgili vaazlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslamda uhuvvet ile ilgili vaazlar
  1. 26.Mart.2012, 07:21
    1
    Misafir

    İslamda uhuvvet ile ilgili vaazlar






    İslamda uhuvvet ile ilgili vaazlar Mumsema islamda uhuvvet ile ilgili vaazlar


  2. 26.Mart.2012, 07:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Mart.2012, 14:46
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: islamda uhuvvet ile ilgili vaazlar




    İslâm, toplumun temeline uhuvveti, yani kardeşliği yerleştirmiştir. Bu bakımdan İslâm kardeşliği, bir toplumun huzuru, güveni ve refahı için çok önemli bir Kurânî ilkedir. Arapça ehh (çoğulu ihve) kelimesi, "doğum veya süt emzirme yoluyla kardeş" demektir. Fakat kabile, din,sanat, dostluk vb. ilişkiler için de kardeş kelimesi mecâzî olarak kullanılır. Kur'ân bu kelimeyi hem kâfirler hem de mü'minler hakkında kullanır. Ancak Kur'ân küfürde kardeşliği kınamaktadır: "Ey imân edenler! Kâfirler ve yeryüzünde sefere ya da savaşa çıkan gazi kardeşleri için, 'Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve vurulmazlardı' diyenler gibi olmayın." (lu İmrân, 156) Buna mukabil Kur'ân, imânsahiplerini kardeş ilan etmekte ve kardeşlere bir takım ahlâkî ödevler yüklemektedir: "Kuşkusuz mü'minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin (ıslah edin) ve Allah'tan korkun ki size rahmet edilsin." (Hucurât, 10) Bu âyet, toplumsal barış için çok önemli umdeler ihtivâ etmektedir. Zira bu âyetten önceki âyet, müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltme görevini kardeşlik sıfatı ile mümin topluma vermekte; saldırgan taraf barışa yaklaşana kadar onunla savaşılmasını, Allah'ın emrine dönerlerse aralarında adâletle hükmedilmesini emretmektedir. (Hucurât, 9) Böyle yapıldığı takdirde ilâhî rahmete kavuşulacağı bildirilmektedir.
    yette geçen ıslâh kelimesinin kökü sulh'tür. Sulh, "insanlar arasındaki nefreti gidermek" demektir. Allah Teâlâ başka bir âyette şöylebuyurur: "Allah'tan korkunuz ve aranızı düzeltiniz." (Enfâl, 1) Başka bir âyette ise insanların arasını düzelten kimselerin Allah'ın rızâsına kavuşacakları ve sevap kazanacakları bildirilmektedir: "Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz." (Nisâ, 114) Bu âyetlerde, insanların arasını düzeltme takvâ, sadaka vermek ve iyilik yapmak gibi güzel davranışlarla birlikte zikredilmiştir. Ayrıca burada bu görevin yapılması kardeşlik gibi çok üstün bir duyguya bağlanmıştır.
    Hz. Peygamber (s.a.v), meşhur Veda hutbesinde şöyle demiştir: "Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir ve böylece bütün müslümanlar kardeştirler. Bir müslümana kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz."
    Bu imân kardeşliğinin en önemli uygulamasını, Mekke'den Medine'ye hicret eden mümin kardeşlerine yardım eden Medineli Müslümanlarda görüyoruz. Onlara, bu davranışları nedeniyle Ensâr denilmiş ve Allah tarafından îsâr (cömertlik) sıfatıyla övülmüşlerdir. Îsâr, "kendi ihtiyacı olduğu halde başkasını kendisine tercih etmek" demek olup cömertliğin en üst derecesidir. Allah Teâlâ bu hususta şöyle buyurur: "Muhâcirlerden önce, Medine'yi yurt ve imân evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere saygı beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler." (Haşr, 9)
    İslâm, müminlere kardeşlik ödevi verip böylesine dayanışmacı bir yükümlülük getirirken, bu kardeşliği zedeleyici tavırları da yasaklamıştır. Bu yasakların en şiddetlisi ise, bir müminin öldürülmesidir. Bu konuda Kur'ân'ın hükmü gayet açıktır: "Kim bir mümini kasden öldürürse, cezası içinde ebedî kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazabetmiş ve lânet etmiştir. Ve ona büyük bir azap hazırlamıştır." (Nisâ, 93)
    Kardeşliği zedeleyen en korkunç hastalıkların başında asabiyet (ırkçılık) gelir. Kur'ân, bu hususta şöyle der: "Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, en muttakî olanınızdır." (Hucurât, 13)
    Sevgili Peygamberimiz ise her fırsatta asabiyetin kötü bir şey olduğunu ifade etmiştir. O, Veda hutbesinde şöyle der: "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz dem'in çocuklarısınız, dem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah katında en değerli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır."
    Kur'ân, mü'minleri kardeş kelimesi ile birbirlerine bağlayarak, genel olarak kardeşlerin birbirlerine karşı gösterdikleri hoşgörü, yardımlaşma gibi güzel davranışlarda bulunmalarını da istemiş olmaktadır.
    alıntı.




  4. 26.Mart.2012, 14:46
    2
    Silent and lonely rains



    İslâm, toplumun temeline uhuvveti, yani kardeşliği yerleştirmiştir. Bu bakımdan İslâm kardeşliği, bir toplumun huzuru, güveni ve refahı için çok önemli bir Kurânî ilkedir. Arapça ehh (çoğulu ihve) kelimesi, "doğum veya süt emzirme yoluyla kardeş" demektir. Fakat kabile, din,sanat, dostluk vb. ilişkiler için de kardeş kelimesi mecâzî olarak kullanılır. Kur'ân bu kelimeyi hem kâfirler hem de mü'minler hakkında kullanır. Ancak Kur'ân küfürde kardeşliği kınamaktadır: "Ey imân edenler! Kâfirler ve yeryüzünde sefere ya da savaşa çıkan gazi kardeşleri için, 'Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve vurulmazlardı' diyenler gibi olmayın." (lu İmrân, 156) Buna mukabil Kur'ân, imânsahiplerini kardeş ilan etmekte ve kardeşlere bir takım ahlâkî ödevler yüklemektedir: "Kuşkusuz mü'minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin (ıslah edin) ve Allah'tan korkun ki size rahmet edilsin." (Hucurât, 10) Bu âyet, toplumsal barış için çok önemli umdeler ihtivâ etmektedir. Zira bu âyetten önceki âyet, müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltme görevini kardeşlik sıfatı ile mümin topluma vermekte; saldırgan taraf barışa yaklaşana kadar onunla savaşılmasını, Allah'ın emrine dönerlerse aralarında adâletle hükmedilmesini emretmektedir. (Hucurât, 9) Böyle yapıldığı takdirde ilâhî rahmete kavuşulacağı bildirilmektedir.
    yette geçen ıslâh kelimesinin kökü sulh'tür. Sulh, "insanlar arasındaki nefreti gidermek" demektir. Allah Teâlâ başka bir âyette şöylebuyurur: "Allah'tan korkunuz ve aranızı düzeltiniz." (Enfâl, 1) Başka bir âyette ise insanların arasını düzelten kimselerin Allah'ın rızâsına kavuşacakları ve sevap kazanacakları bildirilmektedir: "Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz." (Nisâ, 114) Bu âyetlerde, insanların arasını düzeltme takvâ, sadaka vermek ve iyilik yapmak gibi güzel davranışlarla birlikte zikredilmiştir. Ayrıca burada bu görevin yapılması kardeşlik gibi çok üstün bir duyguya bağlanmıştır.
    Hz. Peygamber (s.a.v), meşhur Veda hutbesinde şöyle demiştir: "Müminler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir ve böylece bütün müslümanlar kardeştirler. Bir müslümana kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz."
    Bu imân kardeşliğinin en önemli uygulamasını, Mekke'den Medine'ye hicret eden mümin kardeşlerine yardım eden Medineli Müslümanlarda görüyoruz. Onlara, bu davranışları nedeniyle Ensâr denilmiş ve Allah tarafından îsâr (cömertlik) sıfatıyla övülmüşlerdir. Îsâr, "kendi ihtiyacı olduğu halde başkasını kendisine tercih etmek" demek olup cömertliğin en üst derecesidir. Allah Teâlâ bu hususta şöyle buyurur: "Muhâcirlerden önce, Medine'yi yurt ve imân evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere saygı beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler." (Haşr, 9)
    İslâm, müminlere kardeşlik ödevi verip böylesine dayanışmacı bir yükümlülük getirirken, bu kardeşliği zedeleyici tavırları da yasaklamıştır. Bu yasakların en şiddetlisi ise, bir müminin öldürülmesidir. Bu konuda Kur'ân'ın hükmü gayet açıktır: "Kim bir mümini kasden öldürürse, cezası içinde ebedî kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazabetmiş ve lânet etmiştir. Ve ona büyük bir azap hazırlamıştır." (Nisâ, 93)
    Kardeşliği zedeleyen en korkunç hastalıkların başında asabiyet (ırkçılık) gelir. Kur'ân, bu hususta şöyle der: "Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, en muttakî olanınızdır." (Hucurât, 13)
    Sevgili Peygamberimiz ise her fırsatta asabiyetin kötü bir şey olduğunu ifade etmiştir. O, Veda hutbesinde şöyle der: "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz dem'in çocuklarısınız, dem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah katında en değerli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır."
    Kur'ân, mü'minleri kardeş kelimesi ile birbirlerine bağlayarak, genel olarak kardeşlerin birbirlerine karşı gösterdikleri hoşgörü, yardımlaşma gibi güzel davranışlarda bulunmalarını da istemiş olmaktadır.
    alıntı.







+ Yorum Gönder