Konusunu Oylayın.: Kitap ve sünnette geçen kıssalar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kitap ve sünnette geçen kıssalar
  1. 25.Mart.2012, 14:24
    1
    Misafir

    Kitap ve sünnette geçen kıssalar

  2. 25.Mart.2012, 18:16
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kitap ve sünnette geçen kıssalar




    PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN DİLİNDEN
    SAHİH KISSALAR

    1- MAĞARADA MAHSUR KALANLAR
    Ebu Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni-l Hattab radıyallahu anhüma’dan rivayet edildiğine göre Resu-lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)”i şöyle söylerken işittim:
    “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
    - Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka yapacağımız hiçbir şey bizi kurtaramaz dediler.
    İçlerinden biri söze başlayarak:
    “Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardır. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilere yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım. Onlar; uyumadan öncede dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğüm de baktım ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.
    Rabbim! Şayet ben bunu senin rızanı kazanmak içi yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al!” diye yalvardı. Kaya biraz aralandı fakat çıkılacak gibi değildi.

    Bir diğeri şöyle dedi.
    - “Allah’ım amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ona sahip olmak istedim fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkageldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman dedi ki. Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok onu sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım. Verdiğim altınları da geri almadım.
    - Allah’ım! Eğer ben bu işin senin rızanı alarak yapmışsam, başımızda bu sıkıntıyı kaldır” diye yalvardı. Kaya biraz daha aralandı. Fakat yine çıkılacak gibi değildi.
    Üçüncü adam:
    - Allah’ım! Vaktiyle bir çok işçi tuttum. Parasını almayan biri dışında hepsinin ücretini ödedim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıka geldi bana
    - Ey Allah kulu; bana ücretimi ver, dedi. Bende ona
    - Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedi. Adam cağız:
    - Ey Allah kulu benimle alay etme deyince, seninle alay etmiyorum diye cevap verdim. Bunun üzerine o geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.
    Rabbim! Eğer ben bu işi senin rızanı alarak yapmışsam içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar”, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlarda çıkıp gittiler. (Buhari, Müslim)


    Hadisin Faydalarından…
    1. Zor durumlarda ve sıkıntılı anlarda Allah’a dua etmek müstehaptır.
    2. Sâlih olan amelleri vesile kılarak Allah’a dua edilmelidir.
    3. Anneye babaya iyilik yapmak ve hizmet etmek onları çocuklara ve hanıma tercih etmek önemli ibadetlerdendir.
    4. Haramları ve günahları isteyerek Allah rızası için terk etmenin sevabı büyüktür.
    5. Muamelede müsamaha göstermek, emaneti yerine getirmek faziletli olan amellerdendir.
    6. Zor durumlarda doğru ve samimi bir şekilde yapılan duaların icabet edileceğine hadisimiz işaret etmektedir.
    7. Allah, iyilik yapan kimselerin ecrini boşa çıkarmaz.
    8 Para çalıştırılmalıdır. Çalıştırmasını bilmiyor veya çalıştırmak için zamanı yoksa güvenilir, tecrübeli birine vererek çalıştırmalıdır.
    9. Çalıştırılan para kâr yaparsa para sahibiyle, parayı çalıştıran kişi arasında anlaşmaya uyarak paylaştırılır. Kâr değil de zarar olursa para sahibi parasını, parayı çalıştıran kimse de emeğini kaybetmiş olur.
    10. Müslüman sürekli dua etmelidir özellikle sıkıntı anlarında daha fazla dua etmelidir.
    11. Allah sevgisi bütün sevgilerden üstün kılınmalıdır.
    12. İşçilerin haklarını koruyan kimseyi de Allah zor durumlarda korur.
    13. Samimi bir şekilde Allah’a dua etmek kayaları parçalar sıkıntıları giderir.
    14. Çalışanların ücretleri korunmalı ve geciktirilmemelidir.
    15. Yaratılmışların en doğru sözlüsü olan Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in anlattığı bu kıssa, şiddetli bir sıkıntıya ve darlığa düşüp çareleri tükenen ve kurtuluş yolları kapanan bu üç insanın samimiyet ve sadakatle Allah’a sığındıklarını, işledikleri salih amellerin en iyisiyle Allah’a yalvardıklarını ve onunla Allah’a tevessül ettiklerini Allah’ın da onların sıkıntılarını giderdiğini ve önlerini açtığını ifade etmektedir.

    2) TEVBE EDİLEN YER
    Ebu Said Sa’d İbni Malik İbni Sinan el-Hudri (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
    “Sizden önceki kavimlerden bir adam vardı. Tam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Yeryüzünün en bilgin adamına sordu, araştırdı. Ona bir rahibin yolunu gösterdiler. Adam rahibin yanına gelerek doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü, bunun tövbesi olup olmadığını sordu. Rahib “Hayır yok” dedi. Bunun üzerine adam rahibi de öldürerek sayıyı yüz’e çıkardı.
    Sonra yine yeryüzünün en bilginini sordu. Onâ alim bir kişinin yolunu gösterdiler. Adam alimin yanına gelerek yüz kişiyi öldürdüğünü, bunun tövbesi olup olmadığını sordu. Alim “Evet” dedi Tevbe ile kul Allah ile kul arasına kim girebilir?
    Sen falan yere git. Orada Allah-u Teala’ya kullukta bulunan insanlar vardır. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Kendi memleketine dönme. Çünkü; orası kötülerin yeridir. Orada kötü insanlar çoktur.
    Adam anlatılan yere doğru gitmek üzere yola koyuldu, tam yolu yarılamıştı ki, ölüm yakasına yapıştı öldü. Rahmet melekleri ile azab melekleri adam hakkında münakaşaya tutuştular:
    - Rahmet melekleri şöyle dedi: Adam tövbe edip kalbinden Allah’a yönelerek geliyordu.
    - Azab melekleri ise şöyle dedi: Bu adam bu güne kadar hiçbir amel yapmamıştır. Derken insan suretinde bir melek çıkageldi. Her iki grup melek onu hakem tayin ettiler. Adam (hakem melek) şöyle dedi: “Geldiği yer ile gitmek istediği yerin arasını ölçün, hangi taraf daha yakın ise, ona göre muamele yapın. Melekler ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu görünce, adamı rahmet melekleri aldılar. (Buhari, Müslim)

    Hadis’in Faydalarından

    1. Tövbe kapısı açıktır. Tövbe eden kimsenin hataları veya günahları ne kadar çok olursa olsun tövbesi kabul edilir.
    2. Kasten insan öldürenin tövbesi kabuldür.
    3. İlmiyle amel eden alimin ilmi, cahilin çokça yaptı ibadetten daha üstündür. Çünkü cahil olan abid, iyilik yapayım derken kötülük yapar da hem kendisini hem başkasını helak eder. İlmiyle amel eden alim ise hem kendisi faydalanır hem de faydası başkalarına dokunur.
    4. İyi kimselerle beraber olmak için gayret sarf edilmelidir.
    5. Kişi, günahlara bulaşmasına, haramlara düşmesine sebep olacak her türlü yerlerden, kişilerden ve işlerden uzak kalmalıdır.
    6. Daha önceki milletlerde cereyan etmiş, dinimize ters düşmeyen konuların anlatılmasının bir sakıncası olmadığını görüyoruz.
    7. Melekler, insan sûretine girebilirler.
    8. Günahkarın günahı ne kadar çok olursa olsun Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemelidir.
    9. Bilmeyen bir kimse sorunlarını halledebilmesi için Kur’an-ı Kerimi ve sahih sünneti bilen bir alime sormalıdır.
    10. Abid olan kimse bilmediği konularda fetva vermemelidir.
    11. Alim bir kimse insanları ümitsizliğe düşürmez. Onların elinden tutup tövbe etmelerin sağlar.
    12. Tövbe etmek isteyen kimse günahlara teşvik eden kimselerden ve günahların işlendiği yerlerden uzaklaşmalıdır.
    13. Günahlardan tövbe eden kimse iyi olan kimseleri dost edinmelidir.
    14. Günahkar olan kimse ne yaparsa yapsın onu küçümsememek gerekir. Çünkü sen bunun dünya’dan Müslüman olarak mı, kafir olarak mı ayrılacağını bilemezsin.


    3) KEL, KÖR VE ABRAŞ
    Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edilmiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz şöyle buyurduğunu işittim: “Biri kör, biri kel ve biride alaca hastalığına yakalanmış, İsrail oğullarından üç kişiyi Allah Teala imtihan etmeyi murad etti ve onlara bir melek gönderdi. Melek, önce alacanın yanına gelerek ona şöyle dedi:
    - En çok neyi isterdin?
    Adam: - Güzel bir cild, güzel bir renk ile insanların benden tiksinmelerine sebep olan bu halimin giderilmesini, dedi.
    (Melek) onun bedenini sıvazladı, alacalığı yok oldu ve güzel bir cilde erişti. (Melek) ona, “Mallarından en çok hangisini seversin” dedi.
    Adam: “Deve -yahut- inek”- (ravi burada şüpheye düşmüştür) dedi
    (Allah) ona on aylık yüklü bir deve verdi. (Melek) de deve senin için hayırlı ve mübarek olsun, dedi. (Melek) sonra kel’in yanına geldi ve şöyle dedi:
    - “En çok ne isterdin”?
    Adam: “Güzel bir saç ve insanları benden uzaklaştıran kelliğimin yok olmasını” dedi. (Melek) başını sıvazladı, kelliği gitti ve kendisine (Allah tarafından) güzel bir saç verildi. (Sonra melek ona) “Mallardan en çok hangisini seversin?” dedi. Adam, “İneği” dedi. (Allah’dan) ona yüklü bir inek verildi. (Melek ona),
    - “Allah sana ineği hayırlı ve mübarek kılsın” dedi.
    Melek sonra kör’e gelerek şöyle dedi:
    - “En çok ne isterdin?” A’ma:
    - “Allah’ın gözlerimi iade etmesini ve insanları görmeyi”, dedi.
    Melek adamın gözlerin sıvazladı, Allah da adamın gözlerini geri verdi. Melek:
    - “Mallardan en çok hangisi seversin?” dedi
    Adam: - Koyun, dedi
    (Allah tarafından) adama doğurgan bir koyun verildi. Bunlar peş peşe doğurarak nihayet her türden vadiler dolusu hayvan meydana geldi.
    Sonra (melek) insan şeklinde ve kılığında, alaca hastalığına yakalanmış olan o adamın yanına gelerek,
    - “(Ben) fakir biriyim, (beni evime ulaştıracak) bütün yolculuk imkanlarım kesildi. Bugün benim, (yurduma) ulaşabilmem ancak Allah’ın ve senin sayende mümkündür. Sana şu güzel rengi, teni ve malı veren Allah için senden, yoluma devam edebilmem ve yerime ulaşabilmem için bir deve istiyorum, dedi. Adam:
    - Hak sahipleri çok (veremem) dedi
    Melek:
    - “Seni tanır gibiyim, sen insanların hoşlanmayıp kaçtığı, sonradan (Allah’ın lütfedip) zengin yaptığı fakir abraş değil misin?” dedi. Adam:
    - Ben bu mala dededen babaya intikal suretiyle miras olarak sahip oldum, dedi. Melek:
    - Eğer sözünde yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin, dedi.
    (Melek) kel adama geldi. Abraş’a dediğinin aynını ona da dedi. Kel de abraş gibi cevap verdi.
    (Melek)- Yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin dedi.
    Daha sonra aynı kılık ve görünüşte köre gelerek söyle dedi:
    - “Ben yolda kalmış fakir biriyim yol imkanlarım kesildi, artık bugün varacağım yere ulaşabilmem, ancak Allah’ın ve senin sayende mümkündür. Sana gözlerini geri veren Allah için (yolda faydalanmak) üzere senden bir koyun olsun istiyorum. Kör:
    - Ben kör bir adam idim, Allah da bana gözlerimi geri verdi. (İşte sürü) istediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki yüce ve güçlü olan Allah hakkı için, alacağın hiçbir maldan dolayı sana güçlük çıkaracak değilim, dedi. Melek:
    - Malın sende kalsın. Siz ancak imtihan edildiniz. Allah senden razı oldu, arkadaşlarından ise hoşnut olmadı, dedi (B
    .uhari-Müslim)

    Hadis’in Faydalarından

    1. Cimrilik en kötü huylardan biridir. Çünkü cimrilik insana Allah’ın nimetlerini unutturur ve inkar ettirir.
    2. Cimrilik ve yalancılık Allah’ın azabını kazandırır.
    3. Doğruluk ve cömertlik güzel huylardandır. Cömertlik de Allah’ın rızasını kazandırır.
    4. İbret verici kıssalardan yararlanılmalıdır.
    5. Cömertlik ve doğruluk, iman eden kimselerin huylarından olmalıdır.
    6. Allah’ın nimetlerine karşı kalp, söz, amel ile şükredilmelidir. Şükür Allah’a ve Peygamber’e itaat etmektir. İnsan şükrettikçe, insana verilen nimetler, rızıklar, güzellikler, imkanlar artacak ve çoğalacaktır.
    7. İsrailoğullarının başına gelen olayları Kur’an-ı Kerim’de ve sahih sünnette yer alıyorsa kabul edilmelidir. Kur’an’da ve sahih sünnette yeri olmayan olaylara gelince; dinimize ters düşen olaylar kabul edilmez ve reddedilmelidir. Dinimizin doğrulamadığı ve yalanlamadığı olaylara gelince biz de ne doğrular ne de yalanlarız.
    8. İman eden kimse verdiği sözü yerine getirir. Münafık söz verir ama sözünde durmaz.
    9. Bazı zenginler geçmişteki fakirliklerini, düşkünlüklerini, yoksulluklarını unuturlar, birileri onlara geçmişlerini hatırlattıklarında öfkelenirler.
    10. İnsanoğlu bu dünyada mutlaka imtihana tâbi tutulacaktır.
    11. Melekler bazen insan sûretine girerler, konuşurlar. Hastanın başını sıvazlarlar ve Allah’ın izniyle hasta iyileşir.
    12. Allah hikmetinden sorulmaz. Dilediği kimseleri zengin veya fakir kılar, yüceltir veya alçaltır.

    4) İMAN EDEN GENÇ VE SİHİRBAZ
    Suhayb (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: “Sizden önceki milletlerden birisinin (başında) bir padişah, padişahın da bir sihirbazı vardı.
    Sihirbaz iyice yaşlanınca padişaha şöyle dedi: “Artık iyice yaşlandım, bari bana ergenlik çağına yaklaşmış bir çocuk gönder de ona sihri öğreteyim.” Padişah da ona sihri öğretmek üzere bir çocuk gönderdi. Çocuğun sihirbaza gittiği yol üzerinde bir rahip vardı. Çocuk geçerken rahibin yanına uğrayıp oturdu. Onun söylediklerini yorumladı. Sihirbazın yanına geldiğinde de, (sihirbaz) onu dövüyordu. Durumu rahibe şikayet etti. Rahip çocuğa şunu öğütledi: “(Bir daha) sihirbazdan korkarsan, beni ailem geciktirdi ve ailenden korkarsan, sihirbaz engelledi dersin.”
    Olay böyle devam ederken bir gün insanların geçmesini engelleyen büyük bir hayvana (arslana) rastladı. Kendi kendine şöyle dedi: “İşte tam sırası geldi, bugün sihirbaz mı daha faziletli davasında yoksa rahip mi? artık öğrenirim.” Eline bir taş alarak şöyle mırıldandı: “Ey Allah’ım! Eğer rahibin durumu, senin nezdinde sihirbazın durumundan daha sevimli (makul) ise, şu hayvanı öldür de, insanlar geçsin. Taşı fırlatıp attı, hayvanı öldürdü ve insanlar da geçip yollarına devam etti. Olanları gelip rahibe haber verdi. Rahip çocuğa şöyle dedi:
    - Ey oğlum! Artık bu gün, sen benden daha efdal (üstün)sün. Ulaştığın dereceyi görüyorum. (yalnız şunu unutma). Şüphesiz ki, sen ileride bir takım imtihanlardan geçeceksin, belalara uğrayacaksın. Eğer bir gün başına bela gelirse sakın beni haber verme.
    O günden sonra çocuk, anadan doğma körlerin gözlerini açmaya, alaca hastalığını iyileştirmeye ve diğer hastalıklardan da insanları tedaviye başladı.
    Durumu, padişahın yanında kalan yakın dostlarından biri duydu. Gözleri kördü. Bir çok hediye hazırlayıp çocuğun yanına gitti ve:
    -Şu topladığım şeyler senindir, eğer beni iyileştirirsen, dedi. Çocuk:
    -Ben kimseye şifa veremem. Şifayı veren ise ancak Allah’tır. Ama eğer sen Allah Teala’ya iman edersen, ben Allah’a dua ederim. O da sana şifa verir, dedi. Adam, Allah’a iman etti, Allah Teala da ona şifa verip gözleri açıldı.
    Her zaman olduğu gibi, adam gelip padişahın yanına oturdu. Padişah ona:
    -Gözlerini kim eski haline getirdi? diye sordu. Adam, Rabbim dedi. Padişah da ona senin benden başka rabbin var mı? diye sordu. Adam:
    -Evet var, o benim ve senin Rabbin dedi. Padişah adamı alıp, gözlerini iyileştiren çocuğun yerini öğreninceye kadar ona işkence yapmaya başladı. (İşkenceye dayanamayan adam çocuğun yerini söyleyince) çocuğu padişahın huzuruna getirdiler.
    Padişah çocuğa şöyle dedi:
    -“Ey oğlum! Körlerin gözlerini açacak, alaca hastalığını iyileştirerek ve şunu-şunu yapacak kadar sihrin ilerledi. Çok iyi, çok güzel. Çocuk şöyle dedi:
    - “Kesinlikle ben kimseye sihir yaparak şifa vermiyorum. Şifa veren yalnız Allah Teala’dır.”
    Padişah bu sefer de rahibin yerini öğreninceye kadar, çocuğa eziyet ve işkence yapmaya başladı. Nihayet rahibi padişahın huzuruna getirdiler. Ona “dininden dön” denildi. Rahip ise reddetti. Padişah bir testere getirilmesini istedi, getirdiler. Testereyi rahibin başının tam ortasına (saçlarının ayrıldığı yere) koyup kesmeye başladılar. Başı ortadan yarılarak iki yana düştü. Sonra da padişahın yanındaki adam getirildi. Ona da dininden dön denildi. Kabul etmedi. Onun da kafasını tam ortadan testere ile kesti. Başının her iki bölümü yana düştü. Sonra çocuğu getirdiler. Ona da “dininden dön” denildi. Kabul etmedi. Padişah adamlarından bazılarına:
    - “Alın bunu falan dağa götürüp tam zirveye çıkarın. Orada dininden dönmesini isteyin. Kabul ederse ne iyi, bırakın gitsin. Kabul etmezse onu tepeden aşağıya atın.”
    Padişahın adamları çocuğu alıp dağın tepesine çıkarınca, çocuk:
    - “Allah’ım sen bana yetersin beni onların yapmak istedikleri şeyden nasıl istersen koru”, dedi. Dağ birden şiddetle sarsıldı, adamlar da düşüp parçalandı. Çocuk yürüye yürüye padişahın yanına gelince, padişah ona:
    - “Adamlarıma ne yaptın, neredeler?” dedi. Çocuk da istifini bozmadan:
    - “Benim yerime Allah haklarından geldi dedi. Bu sefer padişah çocuğu adamlarından başka bir gruba teslim ederek:
    - “Alın bunu gemiye bindirin denizin ortasında dininden dönerse ne güzel. Aksi halde denize atın,” dedi. Alıp götürdüler. Denizin ortasına gidince çocuk yine:
    - “Allah’ım! Nasıl istersen beni bunlardan kurtar”, dedi. Gemi alabora olarak ters döndü. Adamlar boğuldu. Çocuk yine yürüye yürüye padişaha geldi. Padişah:
    - “Adamlarıma ne yaptın, neredeler? dedi. Çocuk:
    - “Allah haklarından geldi”, dedi ve devam etti:
    - “Sen kesinlikle, dediğimi yapmadıkça beni öldüremezsin.” Padişah içinden sevinerek:
    - “O nedir?” dedi. Çocuk:
    - “Bütün insanları geniş bir yere getirip topla. Beni bağlayıp bir hurma dalına as, sonra da benim ok çantamdan bir tane alıp yayın tam ortasına yerleştir, sonra da şöyle deyip oku fırlat: “Bismillahi-Rabbil gulami” deyip “Çocuğun Rabbi olan Allah’ın adıyla atıyorum.” İşte eğer böyle yaparsan beni öldürebilirsin, dedi.
    Padişah da bütün insanları bir arazide topladı, çocuğu hurma dalına astı, sonra da ok çantasından bir ok alarak yayın ortasına yerleştirdi. Ve “Bismillahi Rabbil gulami” deyip oku fırlattı. Ok çocuğun tam şakağına rastladı. Elini şakağına getiren çocuk hemen öldü. Daha evvel bütün olanları ve o anda da meydana gelen hadiseleri gözleri ile gören kişiler: Amenna birabbil gulami “Çocuğun rabbine inandık” deyiverdiler. Adamlar melikin yanına gelerek, yaptığını beğendin mi? İşte korktuğun başına geldi, andolsun bütün insanlar iman ettiler. Çocuğun Rabbine inandılar dediler.
    Padişah bütün sokak kapılarının başında hendekler açılmasını emretti çukurlar açıldı ve hepsini ateş çukurlarına atınız. Adamları da öyle yaptı. Sıra yanına bir çocuk bulunan kadına gelmişti. Kadın, ateşe atmaya tereddüt edip gecikince çocuk annesine “Haydi anne, durma anneciğim, sabret, korkma, sen hak yoldasın. Haklı davanın üzerindesin dedi.”

    Hadisin Faydalarından…

    1) Savaşta benzeri durumlarda ve insanı ölümden kurtaracak durumlarda yalan söylenmesi caizdir.
    2) Gerçek mü’min mutlaka zorluklarla, sıkıntılarla imtihana tâbi tutulur. İmtihana tâbi tutulduğunda sabır ve sebat etmelidir.
    3) Kişi gerektiğinde dini için canını bile feda etmelidir.
    4) Müslüman gençler doğru yolu seçip o yoldan ayrılmamalı ve kötü yoldan uzaklaşıp yüz çevirmeleri gerekir.
    5) Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar.
    6) Sorunları çözmek için mü’min kimse Allah’a sığınır.
    7) Yolda insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırmak ibadettir.
    8) Allah’ın öyle kulları vardır ki imanları çok güçlüdür. Bunlar ölümü göze alırlar ama dinlerinden asla dönmezler.
    9) Hak ne kadar gecikirse geciksin zafer onundur.
    10) İnsanların iman etmelerini sağlamak için, mü’min gerekirse canını feda edebilir.
    11) İman eden kimseler öldükten sonra cennete, kâfirler ise cehenneme gidecektir.

    5) BULUTTAN GELEN SES
    Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayetine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:
    -Adamın biri çöl bir yerde yürürken:
    - “Filâncanın bahçesini sula” diye buluttan bir ses duydu. O bulut derhal (emredilen yere doğru yönelip) suyunu taşlık bir arazide boşalttı. Adam bir de ne görsün? Su yataklarından biri, suyun hepsini topladı. O adam da suyu, akış istikametinde takip etti. Bir de baktı ki, bir adam bahçesinde durup suyu sağa sola dağıtıp duruyor. Suyu takip eden adam bahçedeki adama:
    - “Ey Allah’ın kulu adın nedir?” dedi. Adam:
    - “Adım filandır.” (Buluttan emir verilen ismi) dedi. Bahçedeki adam:
    - “Ey Allah’ın kulu benim adımı neden sordun? dedi. (Buluttan sesi duyan adam):
    - “Ben bulutun içinden bir ses duydum. Senin ismini vererek “filâncanın bahçesini sula” diye emredildi. Sen bahçede ne yapıyorsun? (Ki bu dereceye erdin)” Adam:
    - “Madem ki bunu sordun, söyleyeyim. Ben bahçeden çıkan mahsûle bakar hesaplarım. Üçte birini tasadduk ederim. Üçte birini yeriz. Diğer üçte birini de tohumluk olarak bahçeye ayırırım” dedi. (Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Cömertlik insanı Allah’a yaklaştırır.
    2) Bazı melekler kulların rızıklarıyla ilgilenirler.
    3) Allah yolunda harcamak sınırsızdır. Bunu ancak karşılaştığı olaylar belirler.
    4) Fakir ve muhtaç olan kimselere yardım etmek kişinin rızkının genişlemesine artmasına sebeptir.
    5) Akıllı mü’min fakirlerin, aile efradının ve bahçenin hakkını koruyan kimsedir.

    6) GÜNEŞE HİTAB EDEN PEYGAMBER
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun diğer peygamberlerden biri düşmanla savaşmaya (cihad) çıktı. Hareketinden önce ümmetine şöyle dedi.
    - Bir hanımla evlenmiş olup onunla henüz gerdeğe girmemiş olan; yaptığı evin henüz çatısını çatmamış olan; gebe koyun ve deve alıp yavrulamasını bekleyen kimse peşime düşmesin!! “ Bu sözleri söyledikten sonra yola çıktı. İkindi sularında düşman yurduna vardı. Güneşe hitaben;
    -Sen de ben de emir kuluyuz dedi:
    Sonra:
    -Allah’ım onun batmasını geciktir diye dua etti.
    Bunun üzerine orayı fethedinceye kadar güneşin batması geciktirildi. Nihayet ganimetler bir araya getirildi. Onları yakmak için gökten ateş indi fakat yakmadı. Bunun üzerine Peygamber:
    -İçinizde mal aşırmış olan var. Haydi her kabileden bir temsilci benimle tokalaşsın bey’at etsin.
    Tokalaşma esnasında bir kişinin eli Peygamberin eline yapıştı. O zaman Peygamber:
    -İhanet eden sizdendir! Derhal senin kabilene mensup kişiler gelip bana bey’at etsinler dedi.
    Bey’at esnasında iki-üç kişinin eli Peygamberin eline yapıştı. Bu defa onlara:
    -Aşırılmış olan mallar sizdedir, dedi.
    Adamlar sığır kafasına benzer altından yapılmış bir baş getirdiler. Peygamber onu öteki ganimetlerin içine koydu. Ateşte hepsini yaktı kül etti. Zira ganimet bizden önce hiçbir peygamber ve ümmetine helâl değildi. Allah Teâlâ zaaf ve aczimizi bildiği için onu bize helâl kıldı.

    Hadisin Faydalarından…

    1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bazen daha önceki peygamberlerin durumunu anlatarak müslümanları eğitirdi.
    2) Cihada çıkacak olan kimseler tam kendilerini cihada verebilmeleri için hiçbir şeyle meşgul olmamaları gerekir.
    3) Allah ancak kendi rızası için yapılan ibadetleri ve amelleri kabul eder.
    4) Daha önceki ümmetlere ganimetler haram kılınmış iken Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetine mübah kılınmıştır.
    5) Peygamberlerin mucizeleri bir gerçektir.

    7) ALTIN DOLU KÜP
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    Vaktiyle bir adam bir başkasından bir arsa satın aldı. Arsayı alan adam orada altınla dolu bir küp buldu. Arsayı satan adama:
    -Altınını al! Zira ben senden altın değil arazi satın aldım, dedi.
    Arsanın ilk sahibi de:
    - Ben sana o arsayı içindekilerle beraber sattım, dedi.
    Anlaşmazlıklarını halletmesi için bir adama başvurdular, hakem olan bu adam:
    -Çocuklarınız var mı? diye sordu. Biri.
    -Benim bir oğlum var, dedi. Diğeri:
    -Benim de bir kızım var, dedi. Hakem:
    - Oğlanla kızı evlendirin. O altınların bir kısmını onlara verin, bir kısmını da siz harcayın dedi. (Buhari-Muslim- İbn Mace)
    Hadisin Faydalarından…
    1) Emanet mutlaka yerine getirilmelidir.
    2) İnsan kanaatkâr olmalıdır.
    3) Allah’ın kitâbı olan Kur’an-ı Kerim ve sahih olan sünnet hakem kabul edilmelidir.
    4) Allah’ın verdiklerine razı olan kimse insanların en zenginlerindendir.
    5) İnsanın rızkı belirlenmiştir. Mutlaka zamanı geldiğinde kendisine ulaşacaktır.
    6) Müslüman haramı bırakmalı, helâllerle yetinmelidir.
    7) İnsan rızkını meşrû olan yollardan sağlamalıdır.
    8) Sâlih bir amel insanın dünyada ve ahirette mutlu olmasını sağlar.
    9) Âdil bir hüküm, aralarında husûmet olan kimseleri razı eder.

    8) BEŞİKTE KONUŞANLAR
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    - “Beşikte sadece üç kişi konuştu. Bunlardan biri Meryem’in oğlu Hz. İsâ, diğeri Cureyc ile macerası olan çocuktur.
    Cureyc ibadete düşkün bir kimseydi. Bir mâbede yerleşip orada ibadet etmeye başladı. Bir gün annesi geldi:
    -Cureyc! diye seslendi.
    Cureyc kendi kendine:
    -“Yâ Rabbi anneme cevap mı versem, yoksa namazıma devam mı etsem” diye söylendi. Sonra namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti.
    Ertesi gün annesi yine Cureyc namaz kılarken geldi ve:
    -Cureyc! diye seslendi.
    Cureyc yine kendi kendine: “Rabbim! Anneme mi cevap vermeliyim, yoksa namazıma mı devam etmeliyim” diye söylendi. Sonra namazına devam etti. Bir gün sonra annesi yine Cureyc namaz kılarken geldi ve:
    - Cureyc! diye seslendi.
    Cureyc içinden: Rabbim! Anneme cevap mı versem, yoksa namazıma mı devam etsem” diye söylendi. Sonra da namazına devam etti.
    Bunun üzerine annesi:
    - Allah’ım! Fâhişelerin yüzüne bakmadan onun canını alma! diye beddua etti. Bir gün İsrailoğulları Cureyc ve ibadete düşkünlüğü hakkında konuşuyorlardı. Güzelliği ile meşhur bir fahişe de oradaydı.
    -Eğer isterseniz ben onu baştan çıkarabilirim, dedi. Vakit kaybetmeden Cureyc’in yanına gitti. Fakat Cureyc onun yüzüne bile bakmadı.
    Cureyc’in ibâdethanesinde yatıp kalkan bir çoban vardı. Kadın onunla ilişki kurarak çobandan hamile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince, onun Cureyc’den olduğunu ileri sürdü. Bunu duyan halk Cureyc’in yanına gelerek onu alaşağı ettiler ve ibadethanesini yıkarak kendisini dövmeye başladılar. Cureyc:
    -Niçin böyle davranıyorsunuz? diye sorunca:
    -Sen bu fâhişe ile zina etmişsin ve senin çocuğunu doğurmuş, dediler. Cureyc:
    -Çocuk nerede? diye sorunca, çocuğu alıp ona getirdiler. Cureyc “Yakamı bırakın da namaz kılayım” dedi. Namazını kılıp çocuğun yanına geldi ve karnına dokundu. “Söyle çocuk! Baban kim? diye sordu. Çocuk:
    -Babam falan çobandır, diye cevap verdi.
    Bunu gören halk Cureyc’in ellerine kapanarak öpmeye ve ellerini onun vücuduna sürerek af dilemeye başladılar:
    -Sana altın bir mâbed yapacağız, dediler.
    Cureyc:
    -Hayır, eskiden olduğu gibi yine kerpiçten yapın, dedi. Ona kerpiçten bir mâbed yaptılar.
    (Beşikte konuşan üçüncü şahsın macerası şöyledir)
    Çocuğun biri annesini emerken cins bir ata binmiş ve iyi giyinmiş yakışıklı bir adam oradan geçti. onu gören anne:
    -Allah’ım! Benim oğlumu da böyle yap! diye dua etti.
    Emmeyi bırakan çocuk o adama bakarak:
    - Allah’ım beni onun gibi yapma! dedi ve yine emmeye koyuldu.
    Ebu Hureyre der ki:
    -Çocuğun emmesini anlatırken, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şehadet parmağını ağzına alıp emişi hâlâ gözümün önündedir. Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti:
    Cariye’nin birini:
    - Zina ettin, hırsızlık yaptın diye döverek oradan geçirdiler. Câriye ise:
    -Bana Allah’ım yeter; O ne güzel vekildir. (Hasbiyallâhu ve ni’mel vekil) diyordu.
    Bunu gören anne:
    -Allah’ım Çocuğumu onun gibi yapma! diye dua etti.
    Memeyi bırakan çocuk câriyeye baktı ve:
    -Allah’ım! Beni onun gibi yap! dedi.
    Bunun üzerine anne ile çocuğu konuşamaya başladılar. Anne:
    -Yakışıklı bir adam geçti. Ben de “Allah’ım! Benim oğlumu da böyle yap!” diye dua ettim. Sen ise “Allah’ım! Beni onun gibi yapma!” dedin. O câriyeyi zina ettin, hırsızlık yaptın diye döverek götürdüler. Ben “Allah’ım! Çocuğumu onun gibi yapma!” diye dua ettim. Sen ise “Allah’ım! Beni onun gibi yap!” dedin. Niçin? diye sordu.
    Çocuk dedi ki:
    - O adam zalimin tekiydi. Onun için ben “Allah’ım! Beni onun gibi zorba yapma!” diye dua ettim. O câriyeyi zina etmediği hâlde zina ettin diye dövüyorlardı. Hırsızlık yapmadığı hâlde, hırsızlık yaptın diyorlardı. Bunun için de “Allah’ım! Beni onun gibi yap!” diye dua ettim. (Buhari-Muslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Eğer kılınan namaz farzların dışında kılınan bir namaz ise anne-babası çağırdığında icabet etmelidir.
    2) Anne-baba çocuklarına beddua değil dua etmelidir. Beddua etmek zorunda kaldığında Cureyc’in annesi gibi ölçülü davranmalıdır.
    3) Allah’ın iyi kulları ister erkek ister kadın olsun keramet sahibidirler.
    4) İman eden kimse sınava tâbi tutulduğu zaman sabır ve sebat etmeli hak ve hakikatten ayrılmamalıdır.
    5) Günahkar kimselere değil, günahlardan sakınmaya çalışan kimselerden olmalıdır.


    9) KÖPEĞİ SULADIĞINDAN DOLAYI GÜNAHI BAĞIŞLANAN ADAM
    Ebu Hureyre (radıyallah anh)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine “bu köpekte tıpkı benim gibi pek susamış” deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurdu ve mesti ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ hoşnut oldu ve adamı bağışladı.
    Sahâbiler:
    -Ey Allah’ın Resulu! Bizim için hayvanlardan dolayı sevap var mı? dediler. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -Her canlı sebebiyle sevap vardır, buyurdu.
    Buhârî’nin başka rivayetinde;
    “Allah ondan memnun oldu ve onu bağışlayıp cennete koydu.” beyanı yer almaktadır.
    Buhari ve Müslim’in diğer bir rivayetlerinde de şöyle denilmektedir.
    “Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyordu. İsrailoğullarından fahişe bir kadın onu gördü; hemen çizmesini çıkardı ve onunla köpek için kuyudan su çekerek onu suladı. Bu yüzden o kadın bağışlandı.”

    Hadisin Faydalarından
    1) Canlı olan varlıklara iyilik yapmak sevap kazandırır bazen de cennete girmelerine vesiledir.
    2) Hayvana iyilik yapmak kişiye sevap kazandırırsa insanoğluna iyilik yapmak acaba ne kadar sevap kazandırır.
    3) Hayvanlara kötülük yapmak günahsa insanoğluna kötülük yapmak acaba ne kadar günah kazandırır.
    4) Müslüman Allah’ın yarattıklarına karşı merhametli olmalıdır.
    5) Bazen küçümsediğimiz, önemsemediğimiz iş insana çok sevap kazandırır.

    10) MÜBAREK PEYGAMBER EFENDİMİZ (sallallahu aleyhi ve sellem)’in MUCİZESİ
    Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
    Kendisinden, başka ilah bulunmayan Allah’a yemin ederim ki, ben bazen açlıktan karnımı yere dayar bazen de karnıma taş bağlardım. Bir gün sahabilerin geçtikleri yol üzerine oturmuştum. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) benim yanımdan geçti ve beni görünce gülümsedi. Kalbimden geçeni yüzümden anladı ve:
    -“Ebu Hureyre” dedi. Ben:
    -Buyurunuz, yâ Resulallah! dedim. Resûl-i Ekrem:
    -“Beni takip et” buyurdu ve yoluna devam etti. Ben de peşinden yürüdüm. Hz. Peygamber evine girdi; ben de girmek için izin istedim; izin verdi; içeri girdim. Bir kap içinde süt buldu ve:
    -“Bu süt nereden geldi? diye sordu.
    -Falan erkek veya falanca kadın onu size hediye etti, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
    -“Ebu Hureyre!” diye seslendi. Ben:
    -Buyurunuz ya Resulullah! dedim.
    -Suffe ehline git, onları bana çağır” buyurdu. Ebu Hureyre der ki:
    Suffe ehli İslam konuklarıydı. Onların ne sığınacak aileleri, ne malları, ne de bir kimseleri vardı. Peygamber’e bir sadaka geldiğinde, onlara gönderir, kendisi de ondan bir parça alır ve böylece gelen hediyeyi onlarla paylaşırdı. Hz. Peygamberin Suffe ehlini davet etmesi hoşuma gitmedi. Kendi kendime: Bu süt, suffe ehli arasında kime yetecek ki! O sütü içmek suretiyle kuvvetlenmeye ben daha çok hak sahibiyim. Oysa onlar geldiğinde Resulullah bana emreder, ben de onlara veririm; belki de o sütten bana kalmaz. Fakat Allah’ın ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emrine itaat etmemek de olmaz, dedim. Neticede onlara gittim ve kendilerini davet ettim. Onlar bu daveti kabul ettiler ve içeri girmek için izin istediler, kendilerine izin verildi ve onlar da evde yerlerini aldılar. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Ebu Hureyre!” diye seslendi. Ben:
    -Buyurunuz yâ Resulullah! dedim.
    -“Al, onlara ver!” buyurdu. Ben de süt kabını aldım, herkese vermeye başladım. Verdiğim kişi kanıncaya kadar içiyor sonra geri veriyordu. En sonunda kabı eline aldı. Topluluğun hepsi süte kanmışlardı. Resulullah kabı alıp elinde tuttu ve bana kalkıp gülümsedi. Sonra:
    -“Ebu Hureyre” dedi.
    -Buyurunuz yâ Resulullah, dedim.
    -“Bir ben kaldım, bir de sen” buyurdu. Ben:
    -Doğru söylediniz, yâ Resulullah, dedim.
    -“Otur da iç” buyurdu. Ben de oturdum ve içtim. Sonra yine:
    -“Otur iç” buyurdular. Yine oturdum ve içtim. Resûl-i Ekrem durmadan:
    -“İç, iç” buyuruyordu. Sonunda ben:
    -Hayır. Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, artık içecek yerim kalmadı, dedim.
    -“Bana ver” buyurdu. Kabı Resul-i Ekrem’e verdim, Allah Teala’ya hamdetti, besmele çekti ve kalan sütü kendisi içti. (Buhari)

    Hadisin faydalarından.

    1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yoksul ve fakirlerle ilgilendiğini ve onlara ikramda bulunduğunu öğreniyoruz.
    2) Bir kişiye yetecek kadar sütle bütün suffe ehlinin karnını doyurması Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mucizelerinden biridir.
    3) Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sadakadan yararlanması haram hediyelerden yararlanması ise helal kılınmıştır.
    4) Oturarak içmek ayakta içmekten daha evlâdır.
    5) Besmele çekerek içmek, içtikten sonra da Elhamdülillah demek sünnettir.
    6-) Müslümanın artığı temizdir ve içilebilir.
    7) İsrafa kaçmadan doyana kadar yemek ve içmek caizdir.
    8) Müslüman gerektiği zaman din kardeşlerini kendisine tercih etmelidir.

    11) ÇOCUĞU KAPAN KURT
    Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir:
    “Vaktiyle iki kadın yanlarında çocuklarıyla giderken bir kurt gelip onlardan birinin çocuğunu kapıp götürdü. Kadınlardan biri arkadaşına:
    -Kurt senin çocuğunu götürdü, dedi. O da:
    -Hayır senin çocuğunu götürdü, dedi.
    Kadınlar davalarını halletmek üzere Davud (aleyhisselam)’a başvurdular. O da yaşlı kadını haklı görerek çocuğu ona verdi. Kadınlar oradan ayrıldıktan sonra Hz. Davud’un oğlu Süleyman (aleyhisselam)’a giderek, meseleyi ona da anlattılar. Hz. Süleyman:
    -Bana bıçağı getirin de çocuğu ikiye bölerek aralarında paylaştırayım, dedi. O zaman genç kadın:
    - Allah sana rahmet etsin, öyle yapma, çocuk onundur, dedi.
    Hz. Süleyman da çocuğun genç kadına ait olduğunu belirtti. (Buhari, Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnce anlayış ve gerçeği seziş kabiliyeti Allah’ın bir lütfudur. Bunun büyüklük, küçüklük veya yaşlılık, gençlik ile bir alakası yoktur.
    2) Peygamberler Allah’tan vahiy alan kimseler olsalar bile, yeri gelince kendi ictihadlarına göre hüküm verebilirler.
    3) Doğruyu bulmak için, gerektiğinde değişik çarelere başvurulabilir.

    12) HIRSIZA, FAHİŞEYE, ZENGİNE SADAKA VERENİN DURUMU
    Ebu Hureyre (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    Vaktiyle bir adam:
    -“Ben mutlaka bir sadaka vereceğim” dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu.
    Ertesi gün halk:
    -Hayret! Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş! diye konuşmaya başladı. Adam:
    -Allah’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim” dedi. Sadakasını alarak evinden çıktı ve onu bir fâhişenin eline tutuşturdu:
    Ertesi gün halk:
    -Olur şey değil! Bu gece bir fâhişeye sadaka verilmiş! diye dedikoduya başladı.
    Adam:
    -Allah’ım, bir fâhişeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Sadakasını alıp evinden çıktı ve onu bir zenginin eline koydu:
    Ertesi gün halk:
    -Bu ne iştir! Bu gece bir zengine sadaka verilmiş! diye söylenmeye başladı. Adam:
    -Allah’ım! Hırsıza, fâhişeye ve zengine sadaka verdiğim için sana hamdolsun, dedi.
    Rüyasında o adama şöyle denildi:
    -Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fâhişe belki yaptığından vazgeçip iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır. (Buhari-Muslim-Nesai)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Sadaka verilmemesi gereken birisine bilmeyerek bir kimse sadaka verirse, iyi niyetinden dolayı o kimse verdiği sadakanın ecrini görecektir.
    2) Yapılacak olan yardımlar, verilecek olan sadakalar muhtaç olup da iyi olan kimselere verilmesi, başkalarına vermekten daha efdaldir.

    13) TEVBE ETMEK ALLAH’I SEVİNDİRİR
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hizmetkârı olan Ebû Hazma Enes İbni Mâlik el-Ensâri (ra)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allah Teala’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” (Buhâri-Muslim)
    Müslim’in başka bir rivayeti de şöyledir: “Herhangi birinizin tevbe etmesinden dolayı Allah Teala’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidi büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:
    -Allah’ım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” (Muslim, Tirmizi, İbn Mâce)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Allah Teala kullarına karşı son derece merhametlidir. Ve onların tevbesini kabul eder.
    2) İnsan kasten yapmadığı hatalardan sorumlu değildir. Anlaşılması zor bazı konuları, Peygamber efendimiz, zaman zaman böyle misallerle açıklamıştır.
    3) Bazı konuların daha iyi anlaşılması için hadiste geçtiği gibi örnek vererek anlatmak iyidir.
    4) Allah tevbe eden kimseleri sever.
    5) Tevbe etmek Allah’ı sevindirir. Allah’ın sevinmesi kulların sevinmesine benzemez. O kendisine yakışır şekilde sevinir.

    14) EYYUB (A.S.) ÇIPLAK YIKANIRKEN
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    -Bir gün Eyyüp Peygamber çıplak yıkanırken, üzerine çekirgeye benzer bir çok altın düşmeye başladı. Eyyüp de onları elbisesine doldurdu.
    Bunun üzerine Cenab-ı Hak:
    -Eyyüp ben seni bu gördüklerine dönüp bakmayacak kadar zengin kılmadım mı? diye seslendi.
    Eyyüp de:
    -Evet, yemin ederim ki, beni çok zengin kıldın. Fakat ben senin lutfettiğin şeylere dayanamam. (Buhari-Nesai)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnsana hayır ve bereket kazandıracak şeyler elde edilmeye çalışılmalıdır.
    2) Hem kendisi için hem de başkalarının faydalanması için para ve mal biriktirilmesi caizdir.
    3) İnsan ne kadar zengin olursa olsun Allah’ın nimetlerine muhtaçtır.
    4) Kapalı yerlerde kişi çıplak yıkanabilir.

    15) YERİN DİBİNE BATAN ADAM
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giyinmiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. Allah Teala onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir. (Buhari-Müslim)
    Hadisin Faydalarından…
    1) Kibirlenip böbürlenmek haramdır ve sonu kötüdür.


    16) BİZDEN ÖNCEKİLERİN İMTİHAN EDİLİŞİ
    Ebû Abdullah Habbâb İbnil Eret (r.a) şöyle dedi:
    Hırkasını başının altına yastık yapmış Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) şikayette bulunduk ve:
    -Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misiniz? dedik. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:
    -“Önceki ümmetler içinde bir mü’min tutuklanır, bazıları bir çukura konulurdu. Sonra da bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti-kemiği demir tırmıklarla taranırdı. Fakat bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hakim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiçbir şeyden endişe etmeksizin San’a’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.” Buhârinin bir başka rivayetinde ifade: “Peygamber (aleyhissselam) hırkasına bürünmüştü. Bizler müşriklerden çok işkence görüyorduk” şeklindedir. (Buhari-Ebu Davud)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Allah için işkence görenin sabrı takdire şâyan bir davranıştır.
    2) İslâm’ın her tarafa yayılması, güvenin ve barışın gerçekleşmesi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin vermiş olduğu haberlerin gerçekleşmesindendir.
    3) Allah’ın dini için işkence gören ve sabreden Allah’ın Sâlih kulları örnek alınmalıdır.
    4) Dine ve imana yapılan düşmanlık çok eskilere dayanan bir olaydır. İman eden kimseler, iman ettiklerinden dolayı karşılaştıkları zorluklara ve sıkıntılara sabretmelidirler.
    5) İslâm güven, emniyet ve selâmet dinidir.
    6) Gelecek İslâmındır ve Allah nûrunu tamamlayacaktır. İman eden kimseler aceleci, sabırsız, olmamaları gerekir.
    7) Mü’min İslâm’ın yeryüzüne hâkim olması için canını ve malını fedâ edebilmelidir.

    17) EN BÜYÜK ŞEFAAT
    Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
    Bir yemek davetinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Resul-i Ekrem etin kol tarafını severdi. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu:
    “Kıyamet gününde insanların efendisi benim! Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teala gelmiş gelecek bütün insanları düz bir yere toplayacak. Orası, insanlara bakan kimsenin hepsini görebileceği, onlara çağıranın hepsine sesini duyurabileceği bir yerdir. Güneş onlara yaklaşacak, insanlar sıkıntıdan kederden artık dayanamayacak hale gelince birbirlerine:
    - İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arz ederek size kimin şefaat edeceğini düşünmüyor musunuz? diyecekler. Bazıları ötekilerine:
    - Babanız Adem’e gidiniz, diyecekler. Adem’e gelip:
    -Ey Adem! Sen insanların babasısın. Seni Allah eliyle yarattı. Sana kendi ruhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, onlar da secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Rabbine varıp bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali, başımıza gelen derdi görmüyor musun? diyecekler. O da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Alemlerin Rabbi o ağaca yaklaşmamı yasakladı, ama ben O’nu dinlemedim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin, Nuh’a gidin, diyecek. Onlar da Nuh’a gelerek:
    -Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen Resullerin ilkisin. Allah Teala sana “çok şükreden kul” demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musunuz? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Benim bir duam vardı; onu da kavmimin aleyhine kullandım. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin. İbrahim’e gidin diye karşılık verecek. Onlar da İbrahim’e gelerek:
    -Sen Allah’ın Peygamberisin, yeryüzü halkı içinde Allah’ın dostu sensin. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. O da şunları söyleyecek:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben vaktiyle üç yalan söylemiştim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Musa’ya gidin. Onlar da Musa’ya gelerek şöyle diyecekler:
    - Ey Musa! Sen Allah’ın Rasulüsün. Allah sana Peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? O da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben öldürülmesine dair emir almadığım bir adamı öldürdüm. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; İsa’ya gidin, diyecek. Onlar da İsa’ya gelerek:
    -Ey İsa! Sen Allah’ın Rasûlüsün, O’nun Meryem’e yönettiği kelimesi ve O’nun yarattığı bir ruhsun. Sen daha önce beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. İsa da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha öncesi böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır, diyecek, ama bir günah zikretmeyecek. Sonra da asıl, benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Muhammed’e gidin, diyecek.
    Başka bir rivayete göre Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: onlar da bana gelerek:
    - Ya Muhammed! Sen Allah’ın Rasulü ve Peygamberlerin sonuncususun. Allah Teala senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Ben de yürüyüp Arş’ın altına geleceğim, Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teala daha önce kimseye öğretmediği en güzel hamdü senayı bana ilham edecek. Sonra bana hitaben:
    -Ya Muhammed! Secdeden başını kaldır! İste! İstediğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, buyuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve:
    - Ya Rabbi! Ümmetimi bana bağışla! Ya Rabbi! Ümmetimi kurtar! Ya Rabbi! Ümmetimi bağışla! diye yalvaracağım. O zaman bana:
    -Ya Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarının en sağındaki Babü’l aymen’den içeri al. Onlar başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyurulacak. Sonra Resuli Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) sözüne devam etti: Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile (Bahreyn’deki) Hacer veya Mekke ile (Suriye’deki) Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.” (Buhari-Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın katında şânı ve şerefi yücedir.
    2) Kıyamet günü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz lâyık olan kimselere şefaat edecektir.
    3) Allah (c.c) izin vermedikçe hiç kimse, kimseye şefaat edemez.
    4) Mahşer günü çetin ve korkunç bir gündür.
    5) Peygamberler her türlü günahlardan arınmışlardır.
    18) CENNETE EN SON GİREN
    İbni Mes’ud (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teala ona:
    -Haydi git, cennete gir buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gösterilir. Geri dönüp Allah Teala’ya:
    -Ya Rabbi! Cenneti dolu buldum! der. Allah Teala ona:
    -Git cennete, gir buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teala’ya:
    -Ya Rabbi! Orası dopdolu! der. Allah Teala ona yine:
    -Git cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O adam:
    -Ya Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun) der.
    Hadisin ravisi İbni Mes’ud şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in gerideki dişleri belirinceye kadar gülümsediğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu:
    “İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.” (Buhari, Müslim)
    Muğire İbni Şu’be (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Musâ (aleyhisselam) Rabbine:
    -Cennettekilerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teala’da şöyle buyurdu:
    -O, cennettekiler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine:
    -Cennete gir! denir.
    -Ya Rabbi! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona:
    -Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da:
    -Razıyım ya Rabbi! der. Bunun üzerine Allah Teala ona:
    -İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam:
    -Razı oldum ya Rabbi! der. Allah Teala ona:
    - İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca Adam:
    -Razı oldum ya Rabbi! diyecek.
    Daha sonra Musa (as):
    -Ya Rabbi! Cennettekilerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teala şöyle buyurdu:
    -Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların keramet fidanlarını elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.” (Müslim)

    Hadisin Faydalarından…
    1) Allah cömertlerin en cömertidir. Sâlih kullarına lütuf ve ikramı sınırsızdır.
    2) Cennete en son girecek kimse dünya kadar veya onun on misli büyüklüğünde yer verilir.

    19) CENNET EHLİNDEN BİR KADIN
    Ata Bin Ebi Rebah’tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir gün bana İbn Abbas (r.a) dedi ki: Sana cennet ehlinden bir kadın göstereyim mi? Ben de tabi göster, dedim. İşte şu siyah kadın, dedi. Bu kadın bir gün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimize gelerek: Ya Resulullah Bana sar’a nöbetleri geliyor; bu arada da üstüm başım açılıyor. Allah Teâlâ’ya benim için dua edin. Peygamberimiz de: İstersen sabret de cenneti kazan veya istersen seni iyileştirmesi için Allah’a dua edeyim dedi. Kadın:
    -Sabrederim ancak dua buyrunda açılmayayım, dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)da ona dua etti. (Buhari-Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Dünya’da hastalıklara, sıkıntılara sabretmek kişiye cenneti kazandırır.
    2) Allah’a dua ederek O’na sığınmak sûretiyle kişi kendi kendini tedavi edebilir.
    3) İlaçlarla tedavi olmak caizdir ama sebeplerle değil, sebepleri yaratan Allah’a güvenerek tedavi olunmalıdır.
    4) Ecir ve sevap için acılara, sızılara sabredilmesi evlâdır.

    20) ZİYARET EDENİN KARŞISINA ÇIKAN MELEK

    Ebu Hureyre (r.a)den, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
    “Adamın biri, başka köydeki (din) kardeşini ziyaret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:
    -Nereye gidiyorsun? dedi. Adam:
    -Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum, cevabını verdi. Melek:
    - O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var? dedi. Adam:
    -Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyâretine gidiyorum, dedi.
    Bunun üzerine melek:
    -Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teala’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi.” (Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnsanları Allah için sevmek ve onları Allah için ziyaret etmek Allah’ın sevgisini kazandırır.


    21) SANA DOĞRU SÖYLEDİ AMA O YALANCIDIR
    Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni ramazan zekâtı olan sadaka-i fıtrı korumakla görevlendirmişti. Bir adam gelip yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Adamı tuttum ve:
    -Vallahi seni Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna götüreceğim, dedim. Adam:
    -Şüphesiz ben muhtacım, çoluğum çocuğum ve pek çok ihtiyacım var, dedi. Bunun üzerine ben adamı salıverdim. Sabah çıkınca, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -Ya Ebu Hureyre! Dün gece tutsağın ne yaptı! buyurdu. Ben de:
    -Ya Resulullah! İhtiyaç içinde bulunduğu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de acıdım ve salıverdim, dedim. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -O sana yalan söyledi, tekrar gelecek buyurdu. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu sözü üzerine tekrar geleceğini anladım ve onu gözetlemeye koyuldum. Adam geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Bunun üzerine:
    -Seni Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna çıkaracağım dedi. Adam:
    -Beni bırak, çünkü ben gerçekten muhtacım. Çoluk çocuğum da var. Bir daha gelmem, dedi. Ben de acıdım ve salıverdim. Sabah olunca Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:
    -Ya Ebâ Hureyre! Dün gece tutsağın ne yaptı? diye sordu. Bende:
    -Ya Resulullah! Bana yine ihtiyaç içinde bulunduğunu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de acıdım ve salıverdim, dedim.
    Peygamberimiz:
    -O kesinlikle sana yalan söyledi, ama tekrar gelecek, buyurdu. Ben de üçüncü defa gelmesini bekledim. Gerçekten geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Onu tekrar yakaladım ve:
    -Seni mutlaka Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin huzuruna çıkaracağım, artık bu üçüncü ve son gelişindir. Bir daha gelmeyeceğine söz veriyorsun sonra tekrar geliyorsun, dedim. Bu defa bana:
    -Beni bırak! Allah’ın seni faydalandıracağı bazı kelimeleri ben sana öğreteyim, dedi. Ben:
    -O kelimeler nelerdir? dedim. O:
    -Yatağına girdiğinde Ayet-el Kürsi’yi oku. O takdirde, senin yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur ve sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz, dedi. Bunun üzerine onu salıverdim. Sabah olunca Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:
    - Tutsağın dün gece ne yaptı? diye sordu. Bende:
    -Ya Resulullah! Allah’ın beni faydalandıracağı bir takım kelimeleri bana öğreteceğini söyledi. Ben de onu salıverdim, dedi. Peygamber Efendimiz:
    -O kelimeler neler? diye sordu, ben de o kimsenin bana:
    -Yatağına girdiğin zaman Ayet-el Kürsi’yi “Allahü la ilahe illa hüvel hayyül Kayyûm” ayetini başından sonuna kadar oku; senin yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur ve sabaha kadar şeytan sana asla yaklaşamaz, dediğini söyledim. Bunun üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -Bak hele! Kendisi yalancı olduğu halde bu sefer sana doğruyu söylemiş. Üç gecedir. Kiminle konuştuğunu biliyor musun, ey Ebu Hureyre? dedi. Ben:
    -Hayır, bilmiyorum dedim. Resul-i Ekrem:
    -O, şeytandır, buyurdular. (Buhari).

    Hadisin Faydalarından…

    1) Ayet-el Kûrsî, Kur-anı Kerim ayetlerinin efendisidir.
    2) Geceleyin uyumadan önce Âyet-el Kürsî’yi okumanın birçok faydası vardır.
    3) Âyet-el Kürsî’yi yatmadan önce okumak sünnettendir.
    4) Geceleyin bir evde ihlas ve samimiyetle Âyet-el-Kürsi okunursa o evi, Cenab-ı Hak şeytanların bütün şerlerinden korur.
    5) Âyet-el Kürsi her sabah ve her akşam okunmalı ve farz olan namazlardan sonra bir kimse Ayet-el Kürsi’yi okuyup da ölürse o kişi cennetliktir.

    22) AKILLI VE ZEKİ MÜSLÜMAN KADIN
    Enes İbni Mâlik (r.a) şöyle dedi:
    Ebu Talha(r.a)’in hasta bir erkek çocuğu vardı. Ebu Talha evde değilken çocuk öldü. Eve döndüğü zaman:
    -“Oğlumun durumu nedir?” diye sordu.
    Çocuğun annesi Ummu Suleym:
    -“O şimdi eskisinden daha rahat” dedi. Akşam yemeğini hazırlayıp getirdi. Ebu Talha yemeğini yedi ve sonra hanımıyla yattı. Daha sonra hanımı ona “çocuğu defnediniz” dedi.
    Ebu Talha sabahleyin Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gitti ve olup biteni anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu. Ebu Talha:
    -“Evet” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Allah’ım, bu ikisine mübarek kıl” diye dua etti.
    (Zamanı gelince) Ummu Suleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebu Talha bana:
    -“Çocuğu al Peygamber’e götür” dedi. Ummu Suleym de bir miktar hurma verdi, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben;
    -Evet, birkaç hurma var, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hurmaları ağzına alıp çiğnedi. Sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe ovdu, adını da Abdullah koydu.
    (Buhari- Muslim)
    Buhari’nin bir rivayetine göre Sufyân İbni Uyeyne: “Ensardan bir kişi (İbâye İbni Rifa’a) Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan manasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.” (Buhari)
    Müslim’in rivayetinde ise olay şöyle anlatılmıştır:
    Ebu Talha’ya ben haber vermedikçe, oğlu hakkında hiçbiriniz bir şey söylemeyiniz! diye tembihledi. Sonra Ebu Talha eve geldi. Ummu Suleym akşam yemeğini getirdi. Ebu Talha yemeğini yedi. Yemekten sonra Ummu Suleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi. O da hanımıyla yattı. Ebu Talha’nın karnı doyup tatmin olduğunu görünce Ummu Süleym ona:
    -Ey Ebu Talha, bir millet, bir aileye emanet bir şey verseler de, sonra emanetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi.
    Ebu Talha:
    -Hayır (vermemezlik edemezler) dedi.
    Ummu Suleym:
    -O halde oğlunu böyle alınmış bir emanet bil, dedi. Ebu Talhâ kızdı ve:
    -Madem ki öyle, niçin hiçbir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi? dedi. Derhal kalkıp Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gitti ve olanı biteni olduğu gibi haber verdi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu.

    Hadisin Faydalarından…

    1) Hadis’te geçen bu Müslüman hanımın ne kadar akıllı ve zeki olduğunu göstermektedir.
    2) Hadis-i Şerif’ten Ummu Suleym’in ne kadar sabırlı olduğunu öğreniyoruz. Sabır konusunda örnek teşkil eder.
    3) Üzüntülü olduğu halde kocasını razı etmesi, kocasına karşı ne kadar vefakâr olduğunu göstermektedir.
    4) Sahabe-i Kiram’ın, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ne kadar bağlı olduklarını ve onunla istişare ettiklerini görüyoruz.
    5) Karı-Koca birbirlerinin üzüntülerini hafifletmeli ve bir birlerine karşı süslenmelidirler.
    6) Çocukları isimlendireceğimiz en güzel isimlerle isimlendirmeliyiz. İsimlerin en efdâli Abdullah ve Abdurrahman’dır.

    23) ZOR DURUMDA OLAN BORÇLUYA MÜHLET VERMEK CENNETİ KAZANDIRIR
    Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre;
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
    “İnsanlara borç para veren bir adam vardı. O hizmetçisine şöyle derdi:
    -Darda kalmış bir fakire vardığında onu affediver; umulur ki Allah da bizim günahlarımızı affeder.
    Nihayet o kişi Allah’a kavuştu ve Allah onu affetti.” (Buhari-Müslim)
    Ebu Mes’ud el-Bedrî (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Sizden önceki ümmetlerden bir adam hesaba çekildi; hayır namına hiçbir şeyi bulunamadı. Fakat bu adam insanlarla düşer kalkardı ve zengin bir kimse idi. Hizmetçisine, darda kalan fakirlerin borcunu affetmesini emrederdi. Aziz ve Celîl olan Allah:
    “Biz affetmeye daha lâyıkız; onu affediniz.” buyurdu. (Müslim- Ahmed)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnsanlara Allah rızası için borç vermek, alış verişte kolaylık sağlamak Sâlih amellerden biridir.
    2) Borçlu zor durumda olduğu halde ona zaman tanımak veya verilen borcun bir kısmını veya hepsini bağışlamak ecri ve sevabı çok olan amellerden birisidir.
    3) Zor durumda olan kimseye kolaylık sağlayan kimsenin günahlarının bağışlanmasına ve cennete girmesine vesiledir.
    4) İyilik yapan iyilik bulur.
    5) İnsanların işlerini kolaylaştır ki Allah da senin dünyadaki ve ahiretteki işlerini kolaylaştırsın.
    a) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasından hoşlanan kimse, borcunu ödemeyene mühlet tanısın veya ondan bir bölümünü indirsin” (Muslim, Ahmed)
    b) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Bir kimse darda kalan borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını veya tamamını bağışlarsa, Cenab-ı Hak o kişiyi Allah’ın gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının altında gölgelendirir.”



    24) PEYGAMBER (sallallahu aleyhi vesellem) ve CEBRAİL’İN İLK KARŞILAŞMALARI
    Mü’minlerin Annesi (r.a) anlatıyor: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e vahyin başlamasının ilki, uykuda Salih (doğru) rüya şeklinde oluşmuştur, gördüğü rüya mutlaka sabahın aydınlığı gibi gerçekleşe gelmiştir. Sonra kendisine yalnız başına bir köşeye çekilmek sevindirdi. Hira mağarası’nda yalnız kalır, ailesine dönüp te azığını almaya gelinceye kadar burada belirli gecelerde ibadet eder, sonra hanımı Hatice’ye dönüp bu kadar bir süre için tekrar azığını alırdı. Sonunda Hira Mağarası’nda iken kendine hakikat geldi. Kendisine melek gel ve: “Oku” dedi. Resulullah: “Ben okuyamam..” dedi. Resu-lullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle anlatır: “Bunun üzerine Melek beni tutup gücüm kuvvetim kesilinceye kadar sıktı, sonra salıverdi ve: “Oku” dedi. Ben de: “Ben okuyamam…” dedim. Bunun üzerine beni ikinci defa tutup gücüm kuvvetim kesilinceye kadar sıktı, sonra salıverdi: “Oku” dedi. Ben de: “Ben okuyamam…” dedim. Bunun üzerine beni üçüncü defa tutup sıktı, sonra salıverdi: “Oku, yaratan Rabb’inin adıyla, insanı alakadan yarattı, Oku, Rabb’in en çok ikramda bulunandır…” dedi. “Bunun akabinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine gelen ayetlerle beraber evine döndü, yüreğine çarpıyordu, Hemen Hatice binti Huveylid (r.a)’ın yanına gelip: “Beni örtün, beni örtün.” Hemen kendisini örttüler; sonunda ürperti kendisinden gitti. Hatice’ye olup bitenleri bildirdi: “Kendimden çok korktum” dedi. Bunun üzerine Hatice: “Hayır asla, vallahi Allah seni asla mahcup etmez, çünkü sen akraba ile ilişkiyi kesmezsin, işini göremeyenlerin yükünü yüklenir, fakir fukarayı kazanır, misafir ağırlasın, hay yolunda karşılaşılan sıkıntılarda yardım edersin” dedi.
    Hatice, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nefvel’e götürdü. Varaka cahiliye döneminde Hristiyan olmuş bir kimseydi, İbranice yazabiliyordu, Allah’ın yazmasını dilediği kadar İncil’den İbranice olarak bir kısım şeyler yazardı, gözü âmâ olmuş, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır. Hatice, kendisine: “Amcaoğlu yeğenini bir dinle” dedi. Varaka: “Yeğenim ne görürsün” dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüğünü anlattı. Varaka, “Bu, Musa’ya inen bir sır sahibi Melek’tir ah keşke yaşım genç olsaydı? Ah keşke kavmin seni memleketinden çıkardığında hayatta olsaydım.” Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Beni memleketimden çıkaracaklar mı?” dedi. O da “Evet seni getirdiğin gibi bir şey getiren kişi mutlaka düşmanlığa uğramıştır. Eğer senin peygamberlik günlerin bana ulaşırsa sana çok yardım ederim” dedi. Çok geçmedi, Varaka vefat etti. Vahiyde bir müddet ara verdi.”

    Hadisin Faydalarından…

    1) İlmin İslam’daki yeri büyüktür.
    2) Müslüman alim olmalıdır, olmuyorsa ilim tahsil eden öğrenci veya dinleyicilerden olmalıdır.
    3) Arada sırada kazandığı sevapları, işlediği günahları gözden geçirmeli, Rabbi’yle baş başa kalıp nefsini hesaba çekmelidir.
    4) Hısım-Akrabalarıyla ilgilenmeli, yoksul olan kimselere acımalı, misafirine ikramda bulunmalıdır.
    5) Saliha bir kadın, kocasının yanında yer almalı, İslam’ı öğrenip öğretmek, yaşayıp yaşatmak için ona moral verip desteklemelidir.

    25) HZ. İBRAHİM’İN, HACER VE HZ. İSMAİL’İ EKİN BİTMEZ BİR VADİYE BIRAKMASI

    İbni Abbas (r.a) şöyle dedi:
    İbrahim (a.s), İsmail’in annesi (Hacer) ile henüz memedeki oğlu İsmail’i alıp Mekke’ye getirdi onları Kabe’nin üst tarafında ve zemzem’in yukarısındaki büyük ağacın altına bıraktı. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim, karısı ve oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı. Hacer onun peşini bırakmadı:
    - İbrahim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrahim dönüp bakmadı bile. Sonunda Hacer: Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? deyince, İbrahim:
    - Evet, Allah emretti, diye cevap verdi.
    Hacer:
    - Öyleyse Allah bizi korur, dedi.
    Hacer geri döndü; İbrahim (aleyhisselam) de yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kabe tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
    “Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken Mukaddes Mâbed’inin yanına, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Artık sende insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver. Umarım ki nimetlerine şükrederler” (İbrahim-37)
    Hacer İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hacer onun bu halini görmemek için oraya en yakın tepe onla Safa’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vadiye bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı; Vadi’yi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında yedi defa böyle gidip geldi.
    İbni Abbas (r.a) sözünün burasında şöyle dedi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
    “İşte bundan dolayı insanlar Safa ile Merve arasında sa’y eder” buyurdu. Sonra da sözüne şöyle devam etti:
    Hacer merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu.
    - Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye seslendi. Bir de baktı ki zemzemin olduğu yerde bir melek -topuğuyla veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hacer akıp gitmesin diye suyun etrafını elleriyle şöyle, çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hacer suyu avuçladıkça bir rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu.
    İbni Abbas (r.a) şöyle dedi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin. Zemzemin kendi haline bıraksaydı veya suyu avuçlamasaydı-zemzem akarsu olurdu buyurdu. İbni Abbas (r.a) sözüne şöyle devam etti.
    Hacer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona:
    - Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte burası Beytullah’ın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden yüksekçe idi. Seller onun sağını solunu yalayıp giderken nihayet bir gün cürhümlülerden bir grup insan veya onlardan bir aile Keda yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi orada gönderdiler. Gidenler orada su bulduğunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hacer’i gördüler:
    - “Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da
    - Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da:
    - Peki, kabul, dediler.
    İbni Abbas (r.a) rivayetine şöyle devam etti; insanlar bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıkagelmesi Hacer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke civarı yerleşik bir alan haline geldi.
    O zaman çocuk olan İsmail nihayet büyüyüp gelişti. Cürhümlülerden arapçayı öğrendi. Delikanlılık çağına gelince, Cürhümlülerin en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Ergenlik çağına gelince onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hacer vefat etti. İsmail’in evlenmesinden sonraki bir tarihte Hz. İbrahim, Hâcer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına;
    -İsmail nerede? diye sordu. Kadın;
    -Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre avlanmaya gitti, dedi. İbrahim (a.s) ona; geçimlerinin ve durumlarının nasıl olduğunu sordu. O da;
    -Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikayet etti. İbrâhim de:
    -Kocan gelince ona selâmımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi.
    İsmail eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
    -Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da:
    -Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi, ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmail:
    -Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları söyledi:
    -Evet, sana selâm söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. İsmail:
    -O gelen benim babamdı, bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim tekrar oğlunun evine geldi fakat İsmail’i bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı:
    -Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim:
    -Geçiminiz, hâliniz nasıl? diye sordu. Kadın:
    -Çok iyi durumdayız rahat ve bolluk içindeyiz, Allah’a hamd içindeyiz, diyerek Allah’a hamd ü senâ etti, konuşma şöyle devam etti:
    -Ne yiyorsunuz?
    -Et yiyoruz.
    -Ne içiyorsunuz?
    -Su içiyoruz.
    O zaman İbrahim, “Allah’ım etlerine, sularına bereket kat” diye dua etti. Sözün burasına Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi.”
    İbni Abbas dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslamayacak şekilde, Mekkelilerin sağlığına elverişli olurdu.
    Bir başka rivayete göre İbrahim (a.s) oraya gelince:
    -İsmail nerede? diye sordu. Karısı:
    -Avlanmaya gitti. Sonra da: Bir şey yemek ve içmek üzere buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim:
    -Ne yiyor, ne içiyorsunuz diye sordu. Karısı:
    -Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrahim (a.s) şöyle dedi:
    -Allah’ım! Onları yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti.
    İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kasım (sallallahu aleyhi ve sellem): “İşte bu, İbrahim’in duasının bereketidir buyurdu.

    İbrahim gelinine şöyle dedi:
    -Kocan eve gelince ona benim selamımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun” dedi.
    İsmail eve gelince:
    -Eve gelen oldu mu? diye sordu. Karısı:
    -Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla seni sordu, ben de anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu belirttim, dedi.
    İsmail:
    -Sana bir tavsiye de bulundu mu? diye sordu. O da:
    -Evet, sana selam söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail:
    -O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
    Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim (a.s) bir daha geldi. O sırada İsmail zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir çocuk da babasına sevgi ve saygı nasıl gösterirse onlarda birbirlerine öyle yaptılar.
    İbrahim (a.s) oğluyla konuşmaya başladı:
    -İsmail! Allah bana önemli bir görev verdi.
    -Öyleyse Rabbinin emrini yap babacığım.
    -Ama bana yardım edeceksin.
    -Sana elbette yardım ederim.
    İbrahim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi:
    -Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim oraya Kabe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince İsmail şu taşı getirip babasına verdi. (Mak’am-ı İbrahim diye taş). Babası da bu taşın üstüne çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken: “Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz sen duamızı duyan, nimetimizi bilensin.”
    Bir başka rivayet ise şöyledir:
    İbrahim (a.s) İsmail ile onun annesini alıp yola çıktı. Yanlarında bir de su kırbası vardı. İsmail’in annesi susadıkça kırbadan içip oğlunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, İbrahim Hacer’i büyük bir ağacın altına bıraktı. Sonra geriye, ailesinin yanına dönmeye başladı. Bunun üzerine Hâcer onun arkasına takıldı. Kedâ mevkiine gelince, Hâcer onun arkasından:
    -İbrahim! Bizi kime bırakıp gidiyorsun? diye seslendi. O da:
    -Allah’a bırakıyorum, dedi. Hâcer:
    -Allah’ın himayesine razıyım dedi. Sonra geri döndü. Kırbadaki sudan içiyor, sütü artıyor, o da çocuğunu emziriyordu. Sonunda su bitti.
    Hacer, gidip etrafa bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüyüp gitti Safa tepesine çıktı. Birini göre bilir miyim diye etrafa bakındı, bakındı fakat kimseyi göremedi. Vadiye inince koşmaya başladı. Merveye geldi iki tepe arasına koşarak birkaç defa gidip geldi. Sonra da gidip çocuğa bakayım acaba ne yapıyor, diye söylendi.
    Dönüp çocuğun yanına geldi; çocuk bıraktığı gibi bitkin bir halde duruyordu. Orada öyle durmaya gönlü razı olmadı. Gidip etrafa tekrar bakınayım, belki birini görürüm dedi. Yürüdü gitti. Safa tepesine çıktı. Bir kimseyi görebilir miyim diye etrafa bakındı, bakındı fakat kimseyi göremedi. Böylece iki tepe arasına yedi defa gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine gidip çocuğa bakayım, acaba ne yaptı,diye söylendi. O sırada bir ses duydu: “Eğer bir iyilik yapabileceksen yardım et!” diye seslendi. Bir de baktı ki Cebrail (a.s) topuğunu yere vurarak toprağı kazıyor. Derken su fışkırdı. Hacer hayretler içinde kaldı ve hemen kırbasına avuç avuç su doldurmaya başladı. Sonra Buhari hadisin tamamını rivayet etti.

    Hadisin Faydalarından…

    1) Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bilmediği halde yukarıdaki hadis-i şerifte bildirdiği haberler vahye dayalıdır. Bu da Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğini kanıtlamaktadır.
    2) Peygamberler Allah’ın rızasını kazanmak için çocuklarını ve hanımlarını fedâ etmekte gecikmediklerini görüyoruz.
    3) Dua ederken kıbleye yönelerek dua edilmesi müstehaptır.
    4) Mekke-i Mükerreme ve oradaki Kâbe, İslâm dünyasının en mübarek ve en değerli mekânıdır.
    5) Kabe-i Müşerrefe Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşâ edildiğini öğrenmekteyiz.
    6) Babanın istekleri Allah’ın emirleriyle çatışmadıkça yerine getirilmelidir.
    7) Allah’a kulluk yapmakta, O’na itaat etmekte ve Allah’ın rızasını dünyaya, süsüne tercih etmekte Allah’ın Sâlih kulları örnek alınmalıdır.
    8) Gerçek mü’min Allah’ın emirlerine teslim olan kimsedir. Ve Allah’ın sevgisini bütün sevgilerden daha üstün kılan kişidir.
    9) Sâliha bir kadın Allah’ın emirlerine icâbet eden ve kocasına itaat eden kişidir.
    10) Hz. İbrahim (a.s) peygamberlerin babasıdır. Çünkü bütün peygamberler onun zürriyetinden gelmiştir.
    11) İnsan Allah’ın nimetlerine karşı şükreden kul olmalıdır.
    12) İnsan misafirlerini güzel bir şekilde karşılamalı ve gereken ikramda bulunmalıdır.
    13) Allah’ın emirlerini yerine getirmekte sabretmenin sonu hayırlıdır ve güzeldir.
    alıntı.



  3. 25.Mart.2012, 18:16
    2
    Silent and lonely rains



    PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN DİLİNDEN
    SAHİH KISSALAR

    1- MAĞARADA MAHSUR KALANLAR
    Ebu Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni-l Hattab radıyallahu anhüma’dan rivayet edildiğine göre Resu-lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)”i şöyle söylerken işittim:
    “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
    - Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka yapacağımız hiçbir şey bizi kurtaramaz dediler.
    İçlerinden biri söze başlayarak:
    “Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardır. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilere yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım. Onlar; uyumadan öncede dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğüm de baktım ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.
    Rabbim! Şayet ben bunu senin rızanı kazanmak içi yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al!” diye yalvardı. Kaya biraz aralandı fakat çıkılacak gibi değildi.

    Bir diğeri şöyle dedi.
    - “Allah’ım amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ona sahip olmak istedim fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkageldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman dedi ki. Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok onu sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım. Verdiğim altınları da geri almadım.
    - Allah’ım! Eğer ben bu işin senin rızanı alarak yapmışsam, başımızda bu sıkıntıyı kaldır” diye yalvardı. Kaya biraz daha aralandı. Fakat yine çıkılacak gibi değildi.
    Üçüncü adam:
    - Allah’ım! Vaktiyle bir çok işçi tuttum. Parasını almayan biri dışında hepsinin ücretini ödedim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıka geldi bana
    - Ey Allah kulu; bana ücretimi ver, dedi. Bende ona
    - Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi, dedi. Adam cağız:
    - Ey Allah kulu benimle alay etme deyince, seninle alay etmiyorum diye cevap verdim. Bunun üzerine o geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.
    Rabbim! Eğer ben bu işi senin rızanı alarak yapmışsam içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar”, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlarda çıkıp gittiler. (Buhari, Müslim)


    Hadisin Faydalarından…
    1. Zor durumlarda ve sıkıntılı anlarda Allah’a dua etmek müstehaptır.
    2. Sâlih olan amelleri vesile kılarak Allah’a dua edilmelidir.
    3. Anneye babaya iyilik yapmak ve hizmet etmek onları çocuklara ve hanıma tercih etmek önemli ibadetlerdendir.
    4. Haramları ve günahları isteyerek Allah rızası için terk etmenin sevabı büyüktür.
    5. Muamelede müsamaha göstermek, emaneti yerine getirmek faziletli olan amellerdendir.
    6. Zor durumlarda doğru ve samimi bir şekilde yapılan duaların icabet edileceğine hadisimiz işaret etmektedir.
    7. Allah, iyilik yapan kimselerin ecrini boşa çıkarmaz.
    8 Para çalıştırılmalıdır. Çalıştırmasını bilmiyor veya çalıştırmak için zamanı yoksa güvenilir, tecrübeli birine vererek çalıştırmalıdır.
    9. Çalıştırılan para kâr yaparsa para sahibiyle, parayı çalıştıran kişi arasında anlaşmaya uyarak paylaştırılır. Kâr değil de zarar olursa para sahibi parasını, parayı çalıştıran kimse de emeğini kaybetmiş olur.
    10. Müslüman sürekli dua etmelidir özellikle sıkıntı anlarında daha fazla dua etmelidir.
    11. Allah sevgisi bütün sevgilerden üstün kılınmalıdır.
    12. İşçilerin haklarını koruyan kimseyi de Allah zor durumlarda korur.
    13. Samimi bir şekilde Allah’a dua etmek kayaları parçalar sıkıntıları giderir.
    14. Çalışanların ücretleri korunmalı ve geciktirilmemelidir.
    15. Yaratılmışların en doğru sözlüsü olan Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in anlattığı bu kıssa, şiddetli bir sıkıntıya ve darlığa düşüp çareleri tükenen ve kurtuluş yolları kapanan bu üç insanın samimiyet ve sadakatle Allah’a sığındıklarını, işledikleri salih amellerin en iyisiyle Allah’a yalvardıklarını ve onunla Allah’a tevessül ettiklerini Allah’ın da onların sıkıntılarını giderdiğini ve önlerini açtığını ifade etmektedir.

    2) TEVBE EDİLEN YER
    Ebu Said Sa’d İbni Malik İbni Sinan el-Hudri (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
    “Sizden önceki kavimlerden bir adam vardı. Tam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Yeryüzünün en bilgin adamına sordu, araştırdı. Ona bir rahibin yolunu gösterdiler. Adam rahibin yanına gelerek doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü, bunun tövbesi olup olmadığını sordu. Rahib “Hayır yok” dedi. Bunun üzerine adam rahibi de öldürerek sayıyı yüz’e çıkardı.
    Sonra yine yeryüzünün en bilginini sordu. Onâ alim bir kişinin yolunu gösterdiler. Adam alimin yanına gelerek yüz kişiyi öldürdüğünü, bunun tövbesi olup olmadığını sordu. Alim “Evet” dedi Tevbe ile kul Allah ile kul arasına kim girebilir?
    Sen falan yere git. Orada Allah-u Teala’ya kullukta bulunan insanlar vardır. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Kendi memleketine dönme. Çünkü; orası kötülerin yeridir. Orada kötü insanlar çoktur.
    Adam anlatılan yere doğru gitmek üzere yola koyuldu, tam yolu yarılamıştı ki, ölüm yakasına yapıştı öldü. Rahmet melekleri ile azab melekleri adam hakkında münakaşaya tutuştular:
    - Rahmet melekleri şöyle dedi: Adam tövbe edip kalbinden Allah’a yönelerek geliyordu.
    - Azab melekleri ise şöyle dedi: Bu adam bu güne kadar hiçbir amel yapmamıştır. Derken insan suretinde bir melek çıkageldi. Her iki grup melek onu hakem tayin ettiler. Adam (hakem melek) şöyle dedi: “Geldiği yer ile gitmek istediği yerin arasını ölçün, hangi taraf daha yakın ise, ona göre muamele yapın. Melekler ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu görünce, adamı rahmet melekleri aldılar. (Buhari, Müslim)

    Hadis’in Faydalarından

    1. Tövbe kapısı açıktır. Tövbe eden kimsenin hataları veya günahları ne kadar çok olursa olsun tövbesi kabul edilir.
    2. Kasten insan öldürenin tövbesi kabuldür.
    3. İlmiyle amel eden alimin ilmi, cahilin çokça yaptı ibadetten daha üstündür. Çünkü cahil olan abid, iyilik yapayım derken kötülük yapar da hem kendisini hem başkasını helak eder. İlmiyle amel eden alim ise hem kendisi faydalanır hem de faydası başkalarına dokunur.
    4. İyi kimselerle beraber olmak için gayret sarf edilmelidir.
    5. Kişi, günahlara bulaşmasına, haramlara düşmesine sebep olacak her türlü yerlerden, kişilerden ve işlerden uzak kalmalıdır.
    6. Daha önceki milletlerde cereyan etmiş, dinimize ters düşmeyen konuların anlatılmasının bir sakıncası olmadığını görüyoruz.
    7. Melekler, insan sûretine girebilirler.
    8. Günahkarın günahı ne kadar çok olursa olsun Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemelidir.
    9. Bilmeyen bir kimse sorunlarını halledebilmesi için Kur’an-ı Kerimi ve sahih sünneti bilen bir alime sormalıdır.
    10. Abid olan kimse bilmediği konularda fetva vermemelidir.
    11. Alim bir kimse insanları ümitsizliğe düşürmez. Onların elinden tutup tövbe etmelerin sağlar.
    12. Tövbe etmek isteyen kimse günahlara teşvik eden kimselerden ve günahların işlendiği yerlerden uzaklaşmalıdır.
    13. Günahlardan tövbe eden kimse iyi olan kimseleri dost edinmelidir.
    14. Günahkar olan kimse ne yaparsa yapsın onu küçümsememek gerekir. Çünkü sen bunun dünya’dan Müslüman olarak mı, kafir olarak mı ayrılacağını bilemezsin.


    3) KEL, KÖR VE ABRAŞ
    Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edilmiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz şöyle buyurduğunu işittim: “Biri kör, biri kel ve biride alaca hastalığına yakalanmış, İsrail oğullarından üç kişiyi Allah Teala imtihan etmeyi murad etti ve onlara bir melek gönderdi. Melek, önce alacanın yanına gelerek ona şöyle dedi:
    - En çok neyi isterdin?
    Adam: - Güzel bir cild, güzel bir renk ile insanların benden tiksinmelerine sebep olan bu halimin giderilmesini, dedi.
    (Melek) onun bedenini sıvazladı, alacalığı yok oldu ve güzel bir cilde erişti. (Melek) ona, “Mallarından en çok hangisini seversin” dedi.
    Adam: “Deve -yahut- inek”- (ravi burada şüpheye düşmüştür) dedi
    (Allah) ona on aylık yüklü bir deve verdi. (Melek) de deve senin için hayırlı ve mübarek olsun, dedi. (Melek) sonra kel’in yanına geldi ve şöyle dedi:
    - “En çok ne isterdin”?
    Adam: “Güzel bir saç ve insanları benden uzaklaştıran kelliğimin yok olmasını” dedi. (Melek) başını sıvazladı, kelliği gitti ve kendisine (Allah tarafından) güzel bir saç verildi. (Sonra melek ona) “Mallardan en çok hangisini seversin?” dedi. Adam, “İneği” dedi. (Allah’dan) ona yüklü bir inek verildi. (Melek ona),
    - “Allah sana ineği hayırlı ve mübarek kılsın” dedi.
    Melek sonra kör’e gelerek şöyle dedi:
    - “En çok ne isterdin?” A’ma:
    - “Allah’ın gözlerimi iade etmesini ve insanları görmeyi”, dedi.
    Melek adamın gözlerin sıvazladı, Allah da adamın gözlerini geri verdi. Melek:
    - “Mallardan en çok hangisi seversin?” dedi
    Adam: - Koyun, dedi
    (Allah tarafından) adama doğurgan bir koyun verildi. Bunlar peş peşe doğurarak nihayet her türden vadiler dolusu hayvan meydana geldi.
    Sonra (melek) insan şeklinde ve kılığında, alaca hastalığına yakalanmış olan o adamın yanına gelerek,
    - “(Ben) fakir biriyim, (beni evime ulaştıracak) bütün yolculuk imkanlarım kesildi. Bugün benim, (yurduma) ulaşabilmem ancak Allah’ın ve senin sayende mümkündür. Sana şu güzel rengi, teni ve malı veren Allah için senden, yoluma devam edebilmem ve yerime ulaşabilmem için bir deve istiyorum, dedi. Adam:
    - Hak sahipleri çok (veremem) dedi
    Melek:
    - “Seni tanır gibiyim, sen insanların hoşlanmayıp kaçtığı, sonradan (Allah’ın lütfedip) zengin yaptığı fakir abraş değil misin?” dedi. Adam:
    - Ben bu mala dededen babaya intikal suretiyle miras olarak sahip oldum, dedi. Melek:
    - Eğer sözünde yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin, dedi.
    (Melek) kel adama geldi. Abraş’a dediğinin aynını ona da dedi. Kel de abraş gibi cevap verdi.
    (Melek)- Yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin dedi.
    Daha sonra aynı kılık ve görünüşte köre gelerek söyle dedi:
    - “Ben yolda kalmış fakir biriyim yol imkanlarım kesildi, artık bugün varacağım yere ulaşabilmem, ancak Allah’ın ve senin sayende mümkündür. Sana gözlerini geri veren Allah için (yolda faydalanmak) üzere senden bir koyun olsun istiyorum. Kör:
    - Ben kör bir adam idim, Allah da bana gözlerimi geri verdi. (İşte sürü) istediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki yüce ve güçlü olan Allah hakkı için, alacağın hiçbir maldan dolayı sana güçlük çıkaracak değilim, dedi. Melek:
    - Malın sende kalsın. Siz ancak imtihan edildiniz. Allah senden razı oldu, arkadaşlarından ise hoşnut olmadı, dedi (B
    .uhari-Müslim)

    Hadis’in Faydalarından

    1. Cimrilik en kötü huylardan biridir. Çünkü cimrilik insana Allah’ın nimetlerini unutturur ve inkar ettirir.
    2. Cimrilik ve yalancılık Allah’ın azabını kazandırır.
    3. Doğruluk ve cömertlik güzel huylardandır. Cömertlik de Allah’ın rızasını kazandırır.
    4. İbret verici kıssalardan yararlanılmalıdır.
    5. Cömertlik ve doğruluk, iman eden kimselerin huylarından olmalıdır.
    6. Allah’ın nimetlerine karşı kalp, söz, amel ile şükredilmelidir. Şükür Allah’a ve Peygamber’e itaat etmektir. İnsan şükrettikçe, insana verilen nimetler, rızıklar, güzellikler, imkanlar artacak ve çoğalacaktır.
    7. İsrailoğullarının başına gelen olayları Kur’an-ı Kerim’de ve sahih sünnette yer alıyorsa kabul edilmelidir. Kur’an’da ve sahih sünnette yeri olmayan olaylara gelince; dinimize ters düşen olaylar kabul edilmez ve reddedilmelidir. Dinimizin doğrulamadığı ve yalanlamadığı olaylara gelince biz de ne doğrular ne de yalanlarız.
    8. İman eden kimse verdiği sözü yerine getirir. Münafık söz verir ama sözünde durmaz.
    9. Bazı zenginler geçmişteki fakirliklerini, düşkünlüklerini, yoksulluklarını unuturlar, birileri onlara geçmişlerini hatırlattıklarında öfkelenirler.
    10. İnsanoğlu bu dünyada mutlaka imtihana tâbi tutulacaktır.
    11. Melekler bazen insan sûretine girerler, konuşurlar. Hastanın başını sıvazlarlar ve Allah’ın izniyle hasta iyileşir.
    12. Allah hikmetinden sorulmaz. Dilediği kimseleri zengin veya fakir kılar, yüceltir veya alçaltır.

    4) İMAN EDEN GENÇ VE SİHİRBAZ
    Suhayb (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: “Sizden önceki milletlerden birisinin (başında) bir padişah, padişahın da bir sihirbazı vardı.
    Sihirbaz iyice yaşlanınca padişaha şöyle dedi: “Artık iyice yaşlandım, bari bana ergenlik çağına yaklaşmış bir çocuk gönder de ona sihri öğreteyim.” Padişah da ona sihri öğretmek üzere bir çocuk gönderdi. Çocuğun sihirbaza gittiği yol üzerinde bir rahip vardı. Çocuk geçerken rahibin yanına uğrayıp oturdu. Onun söylediklerini yorumladı. Sihirbazın yanına geldiğinde de, (sihirbaz) onu dövüyordu. Durumu rahibe şikayet etti. Rahip çocuğa şunu öğütledi: “(Bir daha) sihirbazdan korkarsan, beni ailem geciktirdi ve ailenden korkarsan, sihirbaz engelledi dersin.”
    Olay böyle devam ederken bir gün insanların geçmesini engelleyen büyük bir hayvana (arslana) rastladı. Kendi kendine şöyle dedi: “İşte tam sırası geldi, bugün sihirbaz mı daha faziletli davasında yoksa rahip mi? artık öğrenirim.” Eline bir taş alarak şöyle mırıldandı: “Ey Allah’ım! Eğer rahibin durumu, senin nezdinde sihirbazın durumundan daha sevimli (makul) ise, şu hayvanı öldür de, insanlar geçsin. Taşı fırlatıp attı, hayvanı öldürdü ve insanlar da geçip yollarına devam etti. Olanları gelip rahibe haber verdi. Rahip çocuğa şöyle dedi:
    - Ey oğlum! Artık bu gün, sen benden daha efdal (üstün)sün. Ulaştığın dereceyi görüyorum. (yalnız şunu unutma). Şüphesiz ki, sen ileride bir takım imtihanlardan geçeceksin, belalara uğrayacaksın. Eğer bir gün başına bela gelirse sakın beni haber verme.
    O günden sonra çocuk, anadan doğma körlerin gözlerini açmaya, alaca hastalığını iyileştirmeye ve diğer hastalıklardan da insanları tedaviye başladı.
    Durumu, padişahın yanında kalan yakın dostlarından biri duydu. Gözleri kördü. Bir çok hediye hazırlayıp çocuğun yanına gitti ve:
    -Şu topladığım şeyler senindir, eğer beni iyileştirirsen, dedi. Çocuk:
    -Ben kimseye şifa veremem. Şifayı veren ise ancak Allah’tır. Ama eğer sen Allah Teala’ya iman edersen, ben Allah’a dua ederim. O da sana şifa verir, dedi. Adam, Allah’a iman etti, Allah Teala da ona şifa verip gözleri açıldı.
    Her zaman olduğu gibi, adam gelip padişahın yanına oturdu. Padişah ona:
    -Gözlerini kim eski haline getirdi? diye sordu. Adam, Rabbim dedi. Padişah da ona senin benden başka rabbin var mı? diye sordu. Adam:
    -Evet var, o benim ve senin Rabbin dedi. Padişah adamı alıp, gözlerini iyileştiren çocuğun yerini öğreninceye kadar ona işkence yapmaya başladı. (İşkenceye dayanamayan adam çocuğun yerini söyleyince) çocuğu padişahın huzuruna getirdiler.
    Padişah çocuğa şöyle dedi:
    -“Ey oğlum! Körlerin gözlerini açacak, alaca hastalığını iyileştirerek ve şunu-şunu yapacak kadar sihrin ilerledi. Çok iyi, çok güzel. Çocuk şöyle dedi:
    - “Kesinlikle ben kimseye sihir yaparak şifa vermiyorum. Şifa veren yalnız Allah Teala’dır.”
    Padişah bu sefer de rahibin yerini öğreninceye kadar, çocuğa eziyet ve işkence yapmaya başladı. Nihayet rahibi padişahın huzuruna getirdiler. Ona “dininden dön” denildi. Rahip ise reddetti. Padişah bir testere getirilmesini istedi, getirdiler. Testereyi rahibin başının tam ortasına (saçlarının ayrıldığı yere) koyup kesmeye başladılar. Başı ortadan yarılarak iki yana düştü. Sonra da padişahın yanındaki adam getirildi. Ona da dininden dön denildi. Kabul etmedi. Onun da kafasını tam ortadan testere ile kesti. Başının her iki bölümü yana düştü. Sonra çocuğu getirdiler. Ona da “dininden dön” denildi. Kabul etmedi. Padişah adamlarından bazılarına:
    - “Alın bunu falan dağa götürüp tam zirveye çıkarın. Orada dininden dönmesini isteyin. Kabul ederse ne iyi, bırakın gitsin. Kabul etmezse onu tepeden aşağıya atın.”
    Padişahın adamları çocuğu alıp dağın tepesine çıkarınca, çocuk:
    - “Allah’ım sen bana yetersin beni onların yapmak istedikleri şeyden nasıl istersen koru”, dedi. Dağ birden şiddetle sarsıldı, adamlar da düşüp parçalandı. Çocuk yürüye yürüye padişahın yanına gelince, padişah ona:
    - “Adamlarıma ne yaptın, neredeler?” dedi. Çocuk da istifini bozmadan:
    - “Benim yerime Allah haklarından geldi dedi. Bu sefer padişah çocuğu adamlarından başka bir gruba teslim ederek:
    - “Alın bunu gemiye bindirin denizin ortasında dininden dönerse ne güzel. Aksi halde denize atın,” dedi. Alıp götürdüler. Denizin ortasına gidince çocuk yine:
    - “Allah’ım! Nasıl istersen beni bunlardan kurtar”, dedi. Gemi alabora olarak ters döndü. Adamlar boğuldu. Çocuk yine yürüye yürüye padişaha geldi. Padişah:
    - “Adamlarıma ne yaptın, neredeler? dedi. Çocuk:
    - “Allah haklarından geldi”, dedi ve devam etti:
    - “Sen kesinlikle, dediğimi yapmadıkça beni öldüremezsin.” Padişah içinden sevinerek:
    - “O nedir?” dedi. Çocuk:
    - “Bütün insanları geniş bir yere getirip topla. Beni bağlayıp bir hurma dalına as, sonra da benim ok çantamdan bir tane alıp yayın tam ortasına yerleştir, sonra da şöyle deyip oku fırlat: “Bismillahi-Rabbil gulami” deyip “Çocuğun Rabbi olan Allah’ın adıyla atıyorum.” İşte eğer böyle yaparsan beni öldürebilirsin, dedi.
    Padişah da bütün insanları bir arazide topladı, çocuğu hurma dalına astı, sonra da ok çantasından bir ok alarak yayın ortasına yerleştirdi. Ve “Bismillahi Rabbil gulami” deyip oku fırlattı. Ok çocuğun tam şakağına rastladı. Elini şakağına getiren çocuk hemen öldü. Daha evvel bütün olanları ve o anda da meydana gelen hadiseleri gözleri ile gören kişiler: Amenna birabbil gulami “Çocuğun rabbine inandık” deyiverdiler. Adamlar melikin yanına gelerek, yaptığını beğendin mi? İşte korktuğun başına geldi, andolsun bütün insanlar iman ettiler. Çocuğun Rabbine inandılar dediler.
    Padişah bütün sokak kapılarının başında hendekler açılmasını emretti çukurlar açıldı ve hepsini ateş çukurlarına atınız. Adamları da öyle yaptı. Sıra yanına bir çocuk bulunan kadına gelmişti. Kadın, ateşe atmaya tereddüt edip gecikince çocuk annesine “Haydi anne, durma anneciğim, sabret, korkma, sen hak yoldasın. Haklı davanın üzerindesin dedi.”

    Hadisin Faydalarından…

    1) Savaşta benzeri durumlarda ve insanı ölümden kurtaracak durumlarda yalan söylenmesi caizdir.
    2) Gerçek mü’min mutlaka zorluklarla, sıkıntılarla imtihana tâbi tutulur. İmtihana tâbi tutulduğunda sabır ve sebat etmelidir.
    3) Kişi gerektiğinde dini için canını bile feda etmelidir.
    4) Müslüman gençler doğru yolu seçip o yoldan ayrılmamalı ve kötü yoldan uzaklaşıp yüz çevirmeleri gerekir.
    5) Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar.
    6) Sorunları çözmek için mü’min kimse Allah’a sığınır.
    7) Yolda insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırmak ibadettir.
    8) Allah’ın öyle kulları vardır ki imanları çok güçlüdür. Bunlar ölümü göze alırlar ama dinlerinden asla dönmezler.
    9) Hak ne kadar gecikirse geciksin zafer onundur.
    10) İnsanların iman etmelerini sağlamak için, mü’min gerekirse canını feda edebilir.
    11) İman eden kimseler öldükten sonra cennete, kâfirler ise cehenneme gidecektir.

    5) BULUTTAN GELEN SES
    Ebu Hüreyre (r.a)’ın rivayetine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:
    -Adamın biri çöl bir yerde yürürken:
    - “Filâncanın bahçesini sula” diye buluttan bir ses duydu. O bulut derhal (emredilen yere doğru yönelip) suyunu taşlık bir arazide boşalttı. Adam bir de ne görsün? Su yataklarından biri, suyun hepsini topladı. O adam da suyu, akış istikametinde takip etti. Bir de baktı ki, bir adam bahçesinde durup suyu sağa sola dağıtıp duruyor. Suyu takip eden adam bahçedeki adama:
    - “Ey Allah’ın kulu adın nedir?” dedi. Adam:
    - “Adım filandır.” (Buluttan emir verilen ismi) dedi. Bahçedeki adam:
    - “Ey Allah’ın kulu benim adımı neden sordun? dedi. (Buluttan sesi duyan adam):
    - “Ben bulutun içinden bir ses duydum. Senin ismini vererek “filâncanın bahçesini sula” diye emredildi. Sen bahçede ne yapıyorsun? (Ki bu dereceye erdin)” Adam:
    - “Madem ki bunu sordun, söyleyeyim. Ben bahçeden çıkan mahsûle bakar hesaplarım. Üçte birini tasadduk ederim. Üçte birini yeriz. Diğer üçte birini de tohumluk olarak bahçeye ayırırım” dedi. (Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Cömertlik insanı Allah’a yaklaştırır.
    2) Bazı melekler kulların rızıklarıyla ilgilenirler.
    3) Allah yolunda harcamak sınırsızdır. Bunu ancak karşılaştığı olaylar belirler.
    4) Fakir ve muhtaç olan kimselere yardım etmek kişinin rızkının genişlemesine artmasına sebeptir.
    5) Akıllı mü’min fakirlerin, aile efradının ve bahçenin hakkını koruyan kimsedir.

    6) GÜNEŞE HİTAB EDEN PEYGAMBER
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun diğer peygamberlerden biri düşmanla savaşmaya (cihad) çıktı. Hareketinden önce ümmetine şöyle dedi.
    - Bir hanımla evlenmiş olup onunla henüz gerdeğe girmemiş olan; yaptığı evin henüz çatısını çatmamış olan; gebe koyun ve deve alıp yavrulamasını bekleyen kimse peşime düşmesin!! “ Bu sözleri söyledikten sonra yola çıktı. İkindi sularında düşman yurduna vardı. Güneşe hitaben;
    -Sen de ben de emir kuluyuz dedi:
    Sonra:
    -Allah’ım onun batmasını geciktir diye dua etti.
    Bunun üzerine orayı fethedinceye kadar güneşin batması geciktirildi. Nihayet ganimetler bir araya getirildi. Onları yakmak için gökten ateş indi fakat yakmadı. Bunun üzerine Peygamber:
    -İçinizde mal aşırmış olan var. Haydi her kabileden bir temsilci benimle tokalaşsın bey’at etsin.
    Tokalaşma esnasında bir kişinin eli Peygamberin eline yapıştı. O zaman Peygamber:
    -İhanet eden sizdendir! Derhal senin kabilene mensup kişiler gelip bana bey’at etsinler dedi.
    Bey’at esnasında iki-üç kişinin eli Peygamberin eline yapıştı. Bu defa onlara:
    -Aşırılmış olan mallar sizdedir, dedi.
    Adamlar sığır kafasına benzer altından yapılmış bir baş getirdiler. Peygamber onu öteki ganimetlerin içine koydu. Ateşte hepsini yaktı kül etti. Zira ganimet bizden önce hiçbir peygamber ve ümmetine helâl değildi. Allah Teâlâ zaaf ve aczimizi bildiği için onu bize helâl kıldı.

    Hadisin Faydalarından…

    1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bazen daha önceki peygamberlerin durumunu anlatarak müslümanları eğitirdi.
    2) Cihada çıkacak olan kimseler tam kendilerini cihada verebilmeleri için hiçbir şeyle meşgul olmamaları gerekir.
    3) Allah ancak kendi rızası için yapılan ibadetleri ve amelleri kabul eder.
    4) Daha önceki ümmetlere ganimetler haram kılınmış iken Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetine mübah kılınmıştır.
    5) Peygamberlerin mucizeleri bir gerçektir.

    7) ALTIN DOLU KÜP
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    Vaktiyle bir adam bir başkasından bir arsa satın aldı. Arsayı alan adam orada altınla dolu bir küp buldu. Arsayı satan adama:
    -Altınını al! Zira ben senden altın değil arazi satın aldım, dedi.
    Arsanın ilk sahibi de:
    - Ben sana o arsayı içindekilerle beraber sattım, dedi.
    Anlaşmazlıklarını halletmesi için bir adama başvurdular, hakem olan bu adam:
    -Çocuklarınız var mı? diye sordu. Biri.
    -Benim bir oğlum var, dedi. Diğeri:
    -Benim de bir kızım var, dedi. Hakem:
    - Oğlanla kızı evlendirin. O altınların bir kısmını onlara verin, bir kısmını da siz harcayın dedi. (Buhari-Muslim- İbn Mace)
    Hadisin Faydalarından…
    1) Emanet mutlaka yerine getirilmelidir.
    2) İnsan kanaatkâr olmalıdır.
    3) Allah’ın kitâbı olan Kur’an-ı Kerim ve sahih olan sünnet hakem kabul edilmelidir.
    4) Allah’ın verdiklerine razı olan kimse insanların en zenginlerindendir.
    5) İnsanın rızkı belirlenmiştir. Mutlaka zamanı geldiğinde kendisine ulaşacaktır.
    6) Müslüman haramı bırakmalı, helâllerle yetinmelidir.
    7) İnsan rızkını meşrû olan yollardan sağlamalıdır.
    8) Sâlih bir amel insanın dünyada ve ahirette mutlu olmasını sağlar.
    9) Âdil bir hüküm, aralarında husûmet olan kimseleri razı eder.

    8) BEŞİKTE KONUŞANLAR
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    - “Beşikte sadece üç kişi konuştu. Bunlardan biri Meryem’in oğlu Hz. İsâ, diğeri Cureyc ile macerası olan çocuktur.
    Cureyc ibadete düşkün bir kimseydi. Bir mâbede yerleşip orada ibadet etmeye başladı. Bir gün annesi geldi:
    -Cureyc! diye seslendi.
    Cureyc kendi kendine:
    -“Yâ Rabbi anneme cevap mı versem, yoksa namazıma devam mı etsem” diye söylendi. Sonra namazına devam etti. Annesi de dönüp gitti.
    Ertesi gün annesi yine Cureyc namaz kılarken geldi ve:
    -Cureyc! diye seslendi.
    Cureyc yine kendi kendine: “Rabbim! Anneme mi cevap vermeliyim, yoksa namazıma mı devam etmeliyim” diye söylendi. Sonra namazına devam etti. Bir gün sonra annesi yine Cureyc namaz kılarken geldi ve:
    - Cureyc! diye seslendi.
    Cureyc içinden: Rabbim! Anneme cevap mı versem, yoksa namazıma mı devam etsem” diye söylendi. Sonra da namazına devam etti.
    Bunun üzerine annesi:
    - Allah’ım! Fâhişelerin yüzüne bakmadan onun canını alma! diye beddua etti. Bir gün İsrailoğulları Cureyc ve ibadete düşkünlüğü hakkında konuşuyorlardı. Güzelliği ile meşhur bir fahişe de oradaydı.
    -Eğer isterseniz ben onu baştan çıkarabilirim, dedi. Vakit kaybetmeden Cureyc’in yanına gitti. Fakat Cureyc onun yüzüne bile bakmadı.
    Cureyc’in ibâdethanesinde yatıp kalkan bir çoban vardı. Kadın onunla ilişki kurarak çobandan hamile kaldı. Çocuğunu dünyaya getirince, onun Cureyc’den olduğunu ileri sürdü. Bunu duyan halk Cureyc’in yanına gelerek onu alaşağı ettiler ve ibadethanesini yıkarak kendisini dövmeye başladılar. Cureyc:
    -Niçin böyle davranıyorsunuz? diye sorunca:
    -Sen bu fâhişe ile zina etmişsin ve senin çocuğunu doğurmuş, dediler. Cureyc:
    -Çocuk nerede? diye sorunca, çocuğu alıp ona getirdiler. Cureyc “Yakamı bırakın da namaz kılayım” dedi. Namazını kılıp çocuğun yanına geldi ve karnına dokundu. “Söyle çocuk! Baban kim? diye sordu. Çocuk:
    -Babam falan çobandır, diye cevap verdi.
    Bunu gören halk Cureyc’in ellerine kapanarak öpmeye ve ellerini onun vücuduna sürerek af dilemeye başladılar:
    -Sana altın bir mâbed yapacağız, dediler.
    Cureyc:
    -Hayır, eskiden olduğu gibi yine kerpiçten yapın, dedi. Ona kerpiçten bir mâbed yaptılar.
    (Beşikte konuşan üçüncü şahsın macerası şöyledir)
    Çocuğun biri annesini emerken cins bir ata binmiş ve iyi giyinmiş yakışıklı bir adam oradan geçti. onu gören anne:
    -Allah’ım! Benim oğlumu da böyle yap! diye dua etti.
    Emmeyi bırakan çocuk o adama bakarak:
    - Allah’ım beni onun gibi yapma! dedi ve yine emmeye koyuldu.
    Ebu Hureyre der ki:
    -Çocuğun emmesini anlatırken, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şehadet parmağını ağzına alıp emişi hâlâ gözümün önündedir. Resûl-i Ekrem sözüne şöyle devam etti:
    Cariye’nin birini:
    - Zina ettin, hırsızlık yaptın diye döverek oradan geçirdiler. Câriye ise:
    -Bana Allah’ım yeter; O ne güzel vekildir. (Hasbiyallâhu ve ni’mel vekil) diyordu.
    Bunu gören anne:
    -Allah’ım Çocuğumu onun gibi yapma! diye dua etti.
    Memeyi bırakan çocuk câriyeye baktı ve:
    -Allah’ım! Beni onun gibi yap! dedi.
    Bunun üzerine anne ile çocuğu konuşamaya başladılar. Anne:
    -Yakışıklı bir adam geçti. Ben de “Allah’ım! Benim oğlumu da böyle yap!” diye dua ettim. Sen ise “Allah’ım! Beni onun gibi yapma!” dedin. O câriyeyi zina ettin, hırsızlık yaptın diye döverek götürdüler. Ben “Allah’ım! Çocuğumu onun gibi yapma!” diye dua ettim. Sen ise “Allah’ım! Beni onun gibi yap!” dedin. Niçin? diye sordu.
    Çocuk dedi ki:
    - O adam zalimin tekiydi. Onun için ben “Allah’ım! Beni onun gibi zorba yapma!” diye dua ettim. O câriyeyi zina etmediği hâlde zina ettin diye dövüyorlardı. Hırsızlık yapmadığı hâlde, hırsızlık yaptın diyorlardı. Bunun için de “Allah’ım! Beni onun gibi yap!” diye dua ettim. (Buhari-Muslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Eğer kılınan namaz farzların dışında kılınan bir namaz ise anne-babası çağırdığında icabet etmelidir.
    2) Anne-baba çocuklarına beddua değil dua etmelidir. Beddua etmek zorunda kaldığında Cureyc’in annesi gibi ölçülü davranmalıdır.
    3) Allah’ın iyi kulları ister erkek ister kadın olsun keramet sahibidirler.
    4) İman eden kimse sınava tâbi tutulduğu zaman sabır ve sebat etmeli hak ve hakikatten ayrılmamalıdır.
    5) Günahkar kimselere değil, günahlardan sakınmaya çalışan kimselerden olmalıdır.


    9) KÖPEĞİ SULADIĞINDAN DOLAYI GÜNAHI BAĞIŞLANAN ADAM
    Ebu Hureyre (radıyallah anh)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine “bu köpekte tıpkı benim gibi pek susamış” deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurdu ve mesti ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ hoşnut oldu ve adamı bağışladı.
    Sahâbiler:
    -Ey Allah’ın Resulu! Bizim için hayvanlardan dolayı sevap var mı? dediler. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -Her canlı sebebiyle sevap vardır, buyurdu.
    Buhârî’nin başka rivayetinde;
    “Allah ondan memnun oldu ve onu bağışlayıp cennete koydu.” beyanı yer almaktadır.
    Buhari ve Müslim’in diğer bir rivayetlerinde de şöyle denilmektedir.
    “Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpek bir kuyunun etrafında dolaşıp duruyordu. İsrailoğullarından fahişe bir kadın onu gördü; hemen çizmesini çıkardı ve onunla köpek için kuyudan su çekerek onu suladı. Bu yüzden o kadın bağışlandı.”

    Hadisin Faydalarından
    1) Canlı olan varlıklara iyilik yapmak sevap kazandırır bazen de cennete girmelerine vesiledir.
    2) Hayvana iyilik yapmak kişiye sevap kazandırırsa insanoğluna iyilik yapmak acaba ne kadar sevap kazandırır.
    3) Hayvanlara kötülük yapmak günahsa insanoğluna kötülük yapmak acaba ne kadar günah kazandırır.
    4) Müslüman Allah’ın yarattıklarına karşı merhametli olmalıdır.
    5) Bazen küçümsediğimiz, önemsemediğimiz iş insana çok sevap kazandırır.

    10) MÜBAREK PEYGAMBER EFENDİMİZ (sallallahu aleyhi ve sellem)’in MUCİZESİ
    Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
    Kendisinden, başka ilah bulunmayan Allah’a yemin ederim ki, ben bazen açlıktan karnımı yere dayar bazen de karnıma taş bağlardım. Bir gün sahabilerin geçtikleri yol üzerine oturmuştum. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) benim yanımdan geçti ve beni görünce gülümsedi. Kalbimden geçeni yüzümden anladı ve:
    -“Ebu Hureyre” dedi. Ben:
    -Buyurunuz, yâ Resulallah! dedim. Resûl-i Ekrem:
    -“Beni takip et” buyurdu ve yoluna devam etti. Ben de peşinden yürüdüm. Hz. Peygamber evine girdi; ben de girmek için izin istedim; izin verdi; içeri girdim. Bir kap içinde süt buldu ve:
    -“Bu süt nereden geldi? diye sordu.
    -Falan erkek veya falanca kadın onu size hediye etti, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
    -“Ebu Hureyre!” diye seslendi. Ben:
    -Buyurunuz ya Resulullah! dedim.
    -Suffe ehline git, onları bana çağır” buyurdu. Ebu Hureyre der ki:
    Suffe ehli İslam konuklarıydı. Onların ne sığınacak aileleri, ne malları, ne de bir kimseleri vardı. Peygamber’e bir sadaka geldiğinde, onlara gönderir, kendisi de ondan bir parça alır ve böylece gelen hediyeyi onlarla paylaşırdı. Hz. Peygamberin Suffe ehlini davet etmesi hoşuma gitmedi. Kendi kendime: Bu süt, suffe ehli arasında kime yetecek ki! O sütü içmek suretiyle kuvvetlenmeye ben daha çok hak sahibiyim. Oysa onlar geldiğinde Resulullah bana emreder, ben de onlara veririm; belki de o sütten bana kalmaz. Fakat Allah’ın ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emrine itaat etmemek de olmaz, dedim. Neticede onlara gittim ve kendilerini davet ettim. Onlar bu daveti kabul ettiler ve içeri girmek için izin istediler, kendilerine izin verildi ve onlar da evde yerlerini aldılar. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Ebu Hureyre!” diye seslendi. Ben:
    -Buyurunuz yâ Resulullah! dedim.
    -“Al, onlara ver!” buyurdu. Ben de süt kabını aldım, herkese vermeye başladım. Verdiğim kişi kanıncaya kadar içiyor sonra geri veriyordu. En sonunda kabı eline aldı. Topluluğun hepsi süte kanmışlardı. Resulullah kabı alıp elinde tuttu ve bana kalkıp gülümsedi. Sonra:
    -“Ebu Hureyre” dedi.
    -Buyurunuz yâ Resulullah, dedim.
    -“Bir ben kaldım, bir de sen” buyurdu. Ben:
    -Doğru söylediniz, yâ Resulullah, dedim.
    -“Otur da iç” buyurdu. Ben de oturdum ve içtim. Sonra yine:
    -“Otur iç” buyurdular. Yine oturdum ve içtim. Resûl-i Ekrem durmadan:
    -“İç, iç” buyuruyordu. Sonunda ben:
    -Hayır. Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, artık içecek yerim kalmadı, dedim.
    -“Bana ver” buyurdu. Kabı Resul-i Ekrem’e verdim, Allah Teala’ya hamdetti, besmele çekti ve kalan sütü kendisi içti. (Buhari)

    Hadisin faydalarından.

    1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yoksul ve fakirlerle ilgilendiğini ve onlara ikramda bulunduğunu öğreniyoruz.
    2) Bir kişiye yetecek kadar sütle bütün suffe ehlinin karnını doyurması Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mucizelerinden biridir.
    3) Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sadakadan yararlanması haram hediyelerden yararlanması ise helal kılınmıştır.
    4) Oturarak içmek ayakta içmekten daha evlâdır.
    5) Besmele çekerek içmek, içtikten sonra da Elhamdülillah demek sünnettir.
    6-) Müslümanın artığı temizdir ve içilebilir.
    7) İsrafa kaçmadan doyana kadar yemek ve içmek caizdir.
    8) Müslüman gerektiği zaman din kardeşlerini kendisine tercih etmelidir.

    11) ÇOCUĞU KAPAN KURT
    Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir:
    “Vaktiyle iki kadın yanlarında çocuklarıyla giderken bir kurt gelip onlardan birinin çocuğunu kapıp götürdü. Kadınlardan biri arkadaşına:
    -Kurt senin çocuğunu götürdü, dedi. O da:
    -Hayır senin çocuğunu götürdü, dedi.
    Kadınlar davalarını halletmek üzere Davud (aleyhisselam)’a başvurdular. O da yaşlı kadını haklı görerek çocuğu ona verdi. Kadınlar oradan ayrıldıktan sonra Hz. Davud’un oğlu Süleyman (aleyhisselam)’a giderek, meseleyi ona da anlattılar. Hz. Süleyman:
    -Bana bıçağı getirin de çocuğu ikiye bölerek aralarında paylaştırayım, dedi. O zaman genç kadın:
    - Allah sana rahmet etsin, öyle yapma, çocuk onundur, dedi.
    Hz. Süleyman da çocuğun genç kadına ait olduğunu belirtti. (Buhari, Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnce anlayış ve gerçeği seziş kabiliyeti Allah’ın bir lütfudur. Bunun büyüklük, küçüklük veya yaşlılık, gençlik ile bir alakası yoktur.
    2) Peygamberler Allah’tan vahiy alan kimseler olsalar bile, yeri gelince kendi ictihadlarına göre hüküm verebilirler.
    3) Doğruyu bulmak için, gerektiğinde değişik çarelere başvurulabilir.

    12) HIRSIZA, FAHİŞEYE, ZENGİNE SADAKA VERENİN DURUMU
    Ebu Hureyre (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    Vaktiyle bir adam:
    -“Ben mutlaka bir sadaka vereceğim” dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu.
    Ertesi gün halk:
    -Hayret! Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş! diye konuşmaya başladı. Adam:
    -Allah’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim” dedi. Sadakasını alarak evinden çıktı ve onu bir fâhişenin eline tutuşturdu:
    Ertesi gün halk:
    -Olur şey değil! Bu gece bir fâhişeye sadaka verilmiş! diye dedikoduya başladı.
    Adam:
    -Allah’ım, bir fâhişeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Sadakasını alıp evinden çıktı ve onu bir zenginin eline koydu:
    Ertesi gün halk:
    -Bu ne iştir! Bu gece bir zengine sadaka verilmiş! diye söylenmeye başladı. Adam:
    -Allah’ım! Hırsıza, fâhişeye ve zengine sadaka verdiğim için sana hamdolsun, dedi.
    Rüyasında o adama şöyle denildi:
    -Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fâhişe belki yaptığından vazgeçip iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır. (Buhari-Muslim-Nesai)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Sadaka verilmemesi gereken birisine bilmeyerek bir kimse sadaka verirse, iyi niyetinden dolayı o kimse verdiği sadakanın ecrini görecektir.
    2) Yapılacak olan yardımlar, verilecek olan sadakalar muhtaç olup da iyi olan kimselere verilmesi, başkalarına vermekten daha efdaldir.

    13) TEVBE ETMEK ALLAH’I SEVİNDİRİR
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hizmetkârı olan Ebû Hazma Enes İbni Mâlik el-Ensâri (ra)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allah Teala’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” (Buhâri-Muslim)
    Müslim’in başka bir rivayeti de şöyledir: “Herhangi birinizin tevbe etmesinden dolayı Allah Teala’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidi büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:
    -Allah’ım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” (Muslim, Tirmizi, İbn Mâce)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Allah Teala kullarına karşı son derece merhametlidir. Ve onların tevbesini kabul eder.
    2) İnsan kasten yapmadığı hatalardan sorumlu değildir. Anlaşılması zor bazı konuları, Peygamber efendimiz, zaman zaman böyle misallerle açıklamıştır.
    3) Bazı konuların daha iyi anlaşılması için hadiste geçtiği gibi örnek vererek anlatmak iyidir.
    4) Allah tevbe eden kimseleri sever.
    5) Tevbe etmek Allah’ı sevindirir. Allah’ın sevinmesi kulların sevinmesine benzemez. O kendisine yakışır şekilde sevinir.

    14) EYYUB (A.S.) ÇIPLAK YIKANIRKEN
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    -Bir gün Eyyüp Peygamber çıplak yıkanırken, üzerine çekirgeye benzer bir çok altın düşmeye başladı. Eyyüp de onları elbisesine doldurdu.
    Bunun üzerine Cenab-ı Hak:
    -Eyyüp ben seni bu gördüklerine dönüp bakmayacak kadar zengin kılmadım mı? diye seslendi.
    Eyyüp de:
    -Evet, yemin ederim ki, beni çok zengin kıldın. Fakat ben senin lutfettiğin şeylere dayanamam. (Buhari-Nesai)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnsana hayır ve bereket kazandıracak şeyler elde edilmeye çalışılmalıdır.
    2) Hem kendisi için hem de başkalarının faydalanması için para ve mal biriktirilmesi caizdir.
    3) İnsan ne kadar zengin olursa olsun Allah’ın nimetlerine muhtaçtır.
    4) Kapalı yerlerde kişi çıplak yıkanabilir.

    15) YERİN DİBİNE BATAN ADAM
    Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Vaktiyle kendini beğenmiş bir adam güzel elbisesini giyinmiş, saçını taramış, çalım satarak yürüyordu. Allah Teala onu yerin dibine geçiriverdi. O şahıs kıyamete kadar debelenerek yerin dibini boylamaya devam edecektir. (Buhari-Müslim)
    Hadisin Faydalarından…
    1) Kibirlenip böbürlenmek haramdır ve sonu kötüdür.


    16) BİZDEN ÖNCEKİLERİN İMTİHAN EDİLİŞİ
    Ebû Abdullah Habbâb İbnil Eret (r.a) şöyle dedi:
    Hırkasını başının altına yastık yapmış Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) şikayette bulunduk ve:
    -Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misiniz? dedik. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi:
    -“Önceki ümmetler içinde bir mü’min tutuklanır, bazıları bir çukura konulurdu. Sonra da bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti-kemiği demir tırmıklarla taranırdı. Fakat bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hakim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiçbir şeyden endişe etmeksizin San’a’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.” Buhârinin bir başka rivayetinde ifade: “Peygamber (aleyhissselam) hırkasına bürünmüştü. Bizler müşriklerden çok işkence görüyorduk” şeklindedir. (Buhari-Ebu Davud)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Allah için işkence görenin sabrı takdire şâyan bir davranıştır.
    2) İslâm’ın her tarafa yayılması, güvenin ve barışın gerçekleşmesi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin vermiş olduğu haberlerin gerçekleşmesindendir.
    3) Allah’ın dini için işkence gören ve sabreden Allah’ın Sâlih kulları örnek alınmalıdır.
    4) Dine ve imana yapılan düşmanlık çok eskilere dayanan bir olaydır. İman eden kimseler, iman ettiklerinden dolayı karşılaştıkları zorluklara ve sıkıntılara sabretmelidirler.
    5) İslâm güven, emniyet ve selâmet dinidir.
    6) Gelecek İslâmındır ve Allah nûrunu tamamlayacaktır. İman eden kimseler aceleci, sabırsız, olmamaları gerekir.
    7) Mü’min İslâm’ın yeryüzüne hâkim olması için canını ve malını fedâ edebilmelidir.

    17) EN BÜYÜK ŞEFAAT
    Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
    Bir yemek davetinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Resul-i Ekrem etin kol tarafını severdi. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu:
    “Kıyamet gününde insanların efendisi benim! Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teala gelmiş gelecek bütün insanları düz bir yere toplayacak. Orası, insanlara bakan kimsenin hepsini görebileceği, onlara çağıranın hepsine sesini duyurabileceği bir yerdir. Güneş onlara yaklaşacak, insanlar sıkıntıdan kederden artık dayanamayacak hale gelince birbirlerine:
    - İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arz ederek size kimin şefaat edeceğini düşünmüyor musunuz? diyecekler. Bazıları ötekilerine:
    - Babanız Adem’e gidiniz, diyecekler. Adem’e gelip:
    -Ey Adem! Sen insanların babasısın. Seni Allah eliyle yarattı. Sana kendi ruhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, onlar da secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Rabbine varıp bizim için şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali, başımıza gelen derdi görmüyor musun? diyecekler. O da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Alemlerin Rabbi o ağaca yaklaşmamı yasakladı, ama ben O’nu dinlemedim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin, Nuh’a gidin, diyecek. Onlar da Nuh’a gelerek:
    -Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen Resullerin ilkisin. Allah Teala sana “çok şükreden kul” demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musunuz? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbinin huzurunda bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Benim bir duam vardı; onu da kavmimin aleyhine kullandım. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin. İbrahim’e gidin diye karşılık verecek. Onlar da İbrahim’e gelerek:
    -Sen Allah’ın Peygamberisin, yeryüzü halkı içinde Allah’ın dostu sensin. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. O da şunları söyleyecek:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben vaktiyle üç yalan söylemiştim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Musa’ya gidin. Onlar da Musa’ya gelerek şöyle diyecekler:
    - Ey Musa! Sen Allah’ın Rasulüsün. Allah sana Peygamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? O da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben öldürülmesine dair emir almadığım bir adamı öldürdüm. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; İsa’ya gidin, diyecek. Onlar da İsa’ya gelerek:
    -Ey İsa! Sen Allah’ın Rasûlüsün, O’nun Meryem’e yönettiği kelimesi ve O’nun yarattığı bir ruhsun. Sen daha önce beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin huzurunda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. İsa da:
    -Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplıdır. Ne daha öncesi böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır, diyecek, ama bir günah zikretmeyecek. Sonra da asıl, benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Muhammed’e gidin, diyecek.
    Başka bir rivayete göre Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: onlar da bana gelerek:
    - Ya Muhammed! Sen Allah’ın Rasulü ve Peygamberlerin sonuncususun. Allah Teala senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Ben de yürüyüp Arş’ın altına geleceğim, Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teala daha önce kimseye öğretmediği en güzel hamdü senayı bana ilham edecek. Sonra bana hitaben:
    -Ya Muhammed! Secdeden başını kaldır! İste! İstediğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, buyuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve:
    - Ya Rabbi! Ümmetimi bana bağışla! Ya Rabbi! Ümmetimi kurtar! Ya Rabbi! Ümmetimi bağışla! diye yalvaracağım. O zaman bana:
    -Ya Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarının en sağındaki Babü’l aymen’den içeri al. Onlar başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyurulacak. Sonra Resuli Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) sözüne devam etti: Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile (Bahreyn’deki) Hacer veya Mekke ile (Suriye’deki) Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.” (Buhari-Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın katında şânı ve şerefi yücedir.
    2) Kıyamet günü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz lâyık olan kimselere şefaat edecektir.
    3) Allah (c.c) izin vermedikçe hiç kimse, kimseye şefaat edemez.
    4) Mahşer günü çetin ve korkunç bir gündür.
    5) Peygamberler her türlü günahlardan arınmışlardır.
    18) CENNETE EN SON GİREN
    İbni Mes’ud (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teala ona:
    -Haydi git, cennete gir buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gösterilir. Geri dönüp Allah Teala’ya:
    -Ya Rabbi! Cenneti dolu buldum! der. Allah Teala ona:
    -Git cennete, gir buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teala’ya:
    -Ya Rabbi! Orası dopdolu! der. Allah Teala ona yine:
    -Git cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O adam:
    -Ya Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun) der.
    Hadisin ravisi İbni Mes’ud şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in gerideki dişleri belirinceye kadar gülümsediğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu:
    “İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.” (Buhari, Müslim)
    Muğire İbni Şu’be (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Musâ (aleyhisselam) Rabbine:
    -Cennettekilerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teala’da şöyle buyurdu:
    -O, cennettekiler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine:
    -Cennete gir! denir.
    -Ya Rabbi! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona:
    -Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da:
    -Razıyım ya Rabbi! der. Bunun üzerine Allah Teala ona:
    -İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam:
    -Razı oldum ya Rabbi! der. Allah Teala ona:
    - İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca Adam:
    -Razı oldum ya Rabbi! diyecek.
    Daha sonra Musa (as):
    -Ya Rabbi! Cennettekilerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teala şöyle buyurdu:
    -Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların keramet fidanlarını elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.” (Müslim)

    Hadisin Faydalarından…
    1) Allah cömertlerin en cömertidir. Sâlih kullarına lütuf ve ikramı sınırsızdır.
    2) Cennete en son girecek kimse dünya kadar veya onun on misli büyüklüğünde yer verilir.

    19) CENNET EHLİNDEN BİR KADIN
    Ata Bin Ebi Rebah’tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir gün bana İbn Abbas (r.a) dedi ki: Sana cennet ehlinden bir kadın göstereyim mi? Ben de tabi göster, dedim. İşte şu siyah kadın, dedi. Bu kadın bir gün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimize gelerek: Ya Resulullah Bana sar’a nöbetleri geliyor; bu arada da üstüm başım açılıyor. Allah Teâlâ’ya benim için dua edin. Peygamberimiz de: İstersen sabret de cenneti kazan veya istersen seni iyileştirmesi için Allah’a dua edeyim dedi. Kadın:
    -Sabrederim ancak dua buyrunda açılmayayım, dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)da ona dua etti. (Buhari-Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) Dünya’da hastalıklara, sıkıntılara sabretmek kişiye cenneti kazandırır.
    2) Allah’a dua ederek O’na sığınmak sûretiyle kişi kendi kendini tedavi edebilir.
    3) İlaçlarla tedavi olmak caizdir ama sebeplerle değil, sebepleri yaratan Allah’a güvenerek tedavi olunmalıdır.
    4) Ecir ve sevap için acılara, sızılara sabredilmesi evlâdır.

    20) ZİYARET EDENİN KARŞISINA ÇIKAN MELEK

    Ebu Hureyre (r.a)den, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
    “Adamın biri, başka köydeki (din) kardeşini ziyaret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam meleğin yanına gelince, melek:
    -Nereye gidiyorsun? dedi. Adam:
    -Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum, cevabını verdi. Melek:
    - O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var? dedi. Adam:
    -Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyâretine gidiyorum, dedi.
    Bunun üzerine melek:
    -Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teala’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi.” (Müslim)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnsanları Allah için sevmek ve onları Allah için ziyaret etmek Allah’ın sevgisini kazandırır.


    21) SANA DOĞRU SÖYLEDİ AMA O YALANCIDIR
    Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni ramazan zekâtı olan sadaka-i fıtrı korumakla görevlendirmişti. Bir adam gelip yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Adamı tuttum ve:
    -Vallahi seni Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna götüreceğim, dedim. Adam:
    -Şüphesiz ben muhtacım, çoluğum çocuğum ve pek çok ihtiyacım var, dedi. Bunun üzerine ben adamı salıverdim. Sabah çıkınca, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -Ya Ebu Hureyre! Dün gece tutsağın ne yaptı! buyurdu. Ben de:
    -Ya Resulullah! İhtiyaç içinde bulunduğu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de acıdım ve salıverdim, dedim. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -O sana yalan söyledi, tekrar gelecek buyurdu. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu sözü üzerine tekrar geleceğini anladım ve onu gözetlemeye koyuldum. Adam geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Bunun üzerine:
    -Seni Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna çıkaracağım dedi. Adam:
    -Beni bırak, çünkü ben gerçekten muhtacım. Çoluk çocuğum da var. Bir daha gelmem, dedi. Ben de acıdım ve salıverdim. Sabah olunca Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:
    -Ya Ebâ Hureyre! Dün gece tutsağın ne yaptı? diye sordu. Bende:
    -Ya Resulullah! Bana yine ihtiyaç içinde bulunduğunu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de acıdım ve salıverdim, dedim.
    Peygamberimiz:
    -O kesinlikle sana yalan söyledi, ama tekrar gelecek, buyurdu. Ben de üçüncü defa gelmesini bekledim. Gerçekten geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Onu tekrar yakaladım ve:
    -Seni mutlaka Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin huzuruna çıkaracağım, artık bu üçüncü ve son gelişindir. Bir daha gelmeyeceğine söz veriyorsun sonra tekrar geliyorsun, dedim. Bu defa bana:
    -Beni bırak! Allah’ın seni faydalandıracağı bazı kelimeleri ben sana öğreteyim, dedi. Ben:
    -O kelimeler nelerdir? dedim. O:
    -Yatağına girdiğinde Ayet-el Kürsi’yi oku. O takdirde, senin yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur ve sabaha kadar şeytan sana yaklaşmaz, dedi. Bunun üzerine onu salıverdim. Sabah olunca Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana:
    - Tutsağın dün gece ne yaptı? diye sordu. Bende:
    -Ya Resulullah! Allah’ın beni faydalandıracağı bir takım kelimeleri bana öğreteceğini söyledi. Ben de onu salıverdim, dedi. Peygamber Efendimiz:
    -O kelimeler neler? diye sordu, ben de o kimsenin bana:
    -Yatağına girdiğin zaman Ayet-el Kürsi’yi “Allahü la ilahe illa hüvel hayyül Kayyûm” ayetini başından sonuna kadar oku; senin yanında Allah tarafından sürekli bir koruyucu bulunur ve sabaha kadar şeytan sana asla yaklaşamaz, dediğini söyledim. Bunun üzerine Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -Bak hele! Kendisi yalancı olduğu halde bu sefer sana doğruyu söylemiş. Üç gecedir. Kiminle konuştuğunu biliyor musun, ey Ebu Hureyre? dedi. Ben:
    -Hayır, bilmiyorum dedim. Resul-i Ekrem:
    -O, şeytandır, buyurdular. (Buhari).

    Hadisin Faydalarından…

    1) Ayet-el Kûrsî, Kur-anı Kerim ayetlerinin efendisidir.
    2) Geceleyin uyumadan önce Âyet-el Kürsî’yi okumanın birçok faydası vardır.
    3) Âyet-el Kürsî’yi yatmadan önce okumak sünnettendir.
    4) Geceleyin bir evde ihlas ve samimiyetle Âyet-el-Kürsi okunursa o evi, Cenab-ı Hak şeytanların bütün şerlerinden korur.
    5) Âyet-el Kürsi her sabah ve her akşam okunmalı ve farz olan namazlardan sonra bir kimse Ayet-el Kürsi’yi okuyup da ölürse o kişi cennetliktir.

    22) AKILLI VE ZEKİ MÜSLÜMAN KADIN
    Enes İbni Mâlik (r.a) şöyle dedi:
    Ebu Talha(r.a)’in hasta bir erkek çocuğu vardı. Ebu Talha evde değilken çocuk öldü. Eve döndüğü zaman:
    -“Oğlumun durumu nedir?” diye sordu.
    Çocuğun annesi Ummu Suleym:
    -“O şimdi eskisinden daha rahat” dedi. Akşam yemeğini hazırlayıp getirdi. Ebu Talha yemeğini yedi ve sonra hanımıyla yattı. Daha sonra hanımı ona “çocuğu defnediniz” dedi.
    Ebu Talha sabahleyin Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gitti ve olup biteni anlattı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    “Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sordu. Ebu Talha:
    -“Evet” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Allah’ım, bu ikisine mübarek kıl” diye dua etti.
    (Zamanı gelince) Ummu Suleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebu Talha bana:
    -“Çocuğu al Peygamber’e götür” dedi. Ummu Suleym de bir miktar hurma verdi, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben;
    -Evet, birkaç hurma var, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hurmaları ağzına alıp çiğnedi. Sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe ovdu, adını da Abdullah koydu.
    (Buhari- Muslim)
    Buhari’nin bir rivayetine göre Sufyân İbni Uyeyne: “Ensardan bir kişi (İbâye İbni Rifa’a) Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan manasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.” (Buhari)
    Müslim’in rivayetinde ise olay şöyle anlatılmıştır:
    Ebu Talha’ya ben haber vermedikçe, oğlu hakkında hiçbiriniz bir şey söylemeyiniz! diye tembihledi. Sonra Ebu Talha eve geldi. Ummu Suleym akşam yemeğini getirdi. Ebu Talha yemeğini yedi. Yemekten sonra Ummu Suleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi. O da hanımıyla yattı. Ebu Talha’nın karnı doyup tatmin olduğunu görünce Ummu Süleym ona:
    -Ey Ebu Talha, bir millet, bir aileye emanet bir şey verseler de, sonra emanetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi.
    Ebu Talha:
    -Hayır (vermemezlik edemezler) dedi.
    Ummu Suleym:
    -O halde oğlunu böyle alınmış bir emanet bil, dedi. Ebu Talhâ kızdı ve:
    -Madem ki öyle, niçin hiçbir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi? dedi. Derhal kalkıp Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gitti ve olanı biteni olduğu gibi haber verdi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
    -“Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu.

    Hadisin Faydalarından…

    1) Hadis’te geçen bu Müslüman hanımın ne kadar akıllı ve zeki olduğunu göstermektedir.
    2) Hadis-i Şerif’ten Ummu Suleym’in ne kadar sabırlı olduğunu öğreniyoruz. Sabır konusunda örnek teşkil eder.
    3) Üzüntülü olduğu halde kocasını razı etmesi, kocasına karşı ne kadar vefakâr olduğunu göstermektedir.
    4) Sahabe-i Kiram’ın, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ne kadar bağlı olduklarını ve onunla istişare ettiklerini görüyoruz.
    5) Karı-Koca birbirlerinin üzüntülerini hafifletmeli ve bir birlerine karşı süslenmelidirler.
    6) Çocukları isimlendireceğimiz en güzel isimlerle isimlendirmeliyiz. İsimlerin en efdâli Abdullah ve Abdurrahman’dır.

    23) ZOR DURUMDA OLAN BORÇLUYA MÜHLET VERMEK CENNETİ KAZANDIRIR
    Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre;
    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
    “İnsanlara borç para veren bir adam vardı. O hizmetçisine şöyle derdi:
    -Darda kalmış bir fakire vardığında onu affediver; umulur ki Allah da bizim günahlarımızı affeder.
    Nihayet o kişi Allah’a kavuştu ve Allah onu affetti.” (Buhari-Müslim)
    Ebu Mes’ud el-Bedrî (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Sizden önceki ümmetlerden bir adam hesaba çekildi; hayır namına hiçbir şeyi bulunamadı. Fakat bu adam insanlarla düşer kalkardı ve zengin bir kimse idi. Hizmetçisine, darda kalan fakirlerin borcunu affetmesini emrederdi. Aziz ve Celîl olan Allah:
    “Biz affetmeye daha lâyıkız; onu affediniz.” buyurdu. (Müslim- Ahmed)

    Hadisin Faydalarından…

    1) İnsanlara Allah rızası için borç vermek, alış verişte kolaylık sağlamak Sâlih amellerden biridir.
    2) Borçlu zor durumda olduğu halde ona zaman tanımak veya verilen borcun bir kısmını veya hepsini bağışlamak ecri ve sevabı çok olan amellerden birisidir.
    3) Zor durumda olan kimseye kolaylık sağlayan kimsenin günahlarının bağışlanmasına ve cennete girmesine vesiledir.
    4) İyilik yapan iyilik bulur.
    5) İnsanların işlerini kolaylaştır ki Allah da senin dünyadaki ve ahiretteki işlerini kolaylaştırsın.
    a) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasından hoşlanan kimse, borcunu ödemeyene mühlet tanısın veya ondan bir bölümünü indirsin” (Muslim, Ahmed)
    b) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “Bir kimse darda kalan borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını veya tamamını bağışlarsa, Cenab-ı Hak o kişiyi Allah’ın gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının altında gölgelendirir.”



    24) PEYGAMBER (sallallahu aleyhi vesellem) ve CEBRAİL’İN İLK KARŞILAŞMALARI
    Mü’minlerin Annesi (r.a) anlatıyor: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e vahyin başlamasının ilki, uykuda Salih (doğru) rüya şeklinde oluşmuştur, gördüğü rüya mutlaka sabahın aydınlığı gibi gerçekleşe gelmiştir. Sonra kendisine yalnız başına bir köşeye çekilmek sevindirdi. Hira mağarası’nda yalnız kalır, ailesine dönüp te azığını almaya gelinceye kadar burada belirli gecelerde ibadet eder, sonra hanımı Hatice’ye dönüp bu kadar bir süre için tekrar azığını alırdı. Sonunda Hira Mağarası’nda iken kendine hakikat geldi. Kendisine melek gel ve: “Oku” dedi. Resulullah: “Ben okuyamam..” dedi. Resu-lullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle anlatır: “Bunun üzerine Melek beni tutup gücüm kuvvetim kesilinceye kadar sıktı, sonra salıverdi ve: “Oku” dedi. Ben de: “Ben okuyamam…” dedim. Bunun üzerine beni ikinci defa tutup gücüm kuvvetim kesilinceye kadar sıktı, sonra salıverdi: “Oku” dedi. Ben de: “Ben okuyamam…” dedim. Bunun üzerine beni üçüncü defa tutup sıktı, sonra salıverdi: “Oku, yaratan Rabb’inin adıyla, insanı alakadan yarattı, Oku, Rabb’in en çok ikramda bulunandır…” dedi. “Bunun akabinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine gelen ayetlerle beraber evine döndü, yüreğine çarpıyordu, Hemen Hatice binti Huveylid (r.a)’ın yanına gelip: “Beni örtün, beni örtün.” Hemen kendisini örttüler; sonunda ürperti kendisinden gitti. Hatice’ye olup bitenleri bildirdi: “Kendimden çok korktum” dedi. Bunun üzerine Hatice: “Hayır asla, vallahi Allah seni asla mahcup etmez, çünkü sen akraba ile ilişkiyi kesmezsin, işini göremeyenlerin yükünü yüklenir, fakir fukarayı kazanır, misafir ağırlasın, hay yolunda karşılaşılan sıkıntılarda yardım edersin” dedi.
    Hatice, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nefvel’e götürdü. Varaka cahiliye döneminde Hristiyan olmuş bir kimseydi, İbranice yazabiliyordu, Allah’ın yazmasını dilediği kadar İncil’den İbranice olarak bir kısım şeyler yazardı, gözü âmâ olmuş, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır. Hatice, kendisine: “Amcaoğlu yeğenini bir dinle” dedi. Varaka: “Yeğenim ne görürsün” dedi. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüğünü anlattı. Varaka, “Bu, Musa’ya inen bir sır sahibi Melek’tir ah keşke yaşım genç olsaydı? Ah keşke kavmin seni memleketinden çıkardığında hayatta olsaydım.” Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Beni memleketimden çıkaracaklar mı?” dedi. O da “Evet seni getirdiğin gibi bir şey getiren kişi mutlaka düşmanlığa uğramıştır. Eğer senin peygamberlik günlerin bana ulaşırsa sana çok yardım ederim” dedi. Çok geçmedi, Varaka vefat etti. Vahiyde bir müddet ara verdi.”

    Hadisin Faydalarından…

    1) İlmin İslam’daki yeri büyüktür.
    2) Müslüman alim olmalıdır, olmuyorsa ilim tahsil eden öğrenci veya dinleyicilerden olmalıdır.
    3) Arada sırada kazandığı sevapları, işlediği günahları gözden geçirmeli, Rabbi’yle baş başa kalıp nefsini hesaba çekmelidir.
    4) Hısım-Akrabalarıyla ilgilenmeli, yoksul olan kimselere acımalı, misafirine ikramda bulunmalıdır.
    5) Saliha bir kadın, kocasının yanında yer almalı, İslam’ı öğrenip öğretmek, yaşayıp yaşatmak için ona moral verip desteklemelidir.

    25) HZ. İBRAHİM’İN, HACER VE HZ. İSMAİL’İ EKİN BİTMEZ BİR VADİYE BIRAKMASI

    İbni Abbas (r.a) şöyle dedi:
    İbrahim (a.s), İsmail’in annesi (Hacer) ile henüz memedeki oğlu İsmail’i alıp Mekke’ye getirdi onları Kabe’nin üst tarafında ve zemzem’in yukarısındaki büyük ağacın altına bıraktı. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim, karısı ve oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı. Hacer onun peşini bırakmadı:
    - İbrahim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrahim dönüp bakmadı bile. Sonunda Hacer: Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? deyince, İbrahim:
    - Evet, Allah emretti, diye cevap verdi.
    Hacer:
    - Öyleyse Allah bizi korur, dedi.
    Hacer geri döndü; İbrahim (aleyhisselam) de yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kabe tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
    “Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken Mukaddes Mâbed’inin yanına, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Artık sende insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver. Umarım ki nimetlerine şükrederler” (İbrahim-37)
    Hacer İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hacer onun bu halini görmemek için oraya en yakın tepe onla Safa’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vadiye bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı; Vadi’yi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında yedi defa böyle gidip geldi.
    İbni Abbas (r.a) sözünün burasında şöyle dedi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
    “İşte bundan dolayı insanlar Safa ile Merve arasında sa’y eder” buyurdu. Sonra da sözüne şöyle devam etti:
    Hacer merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu.
    - Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye seslendi. Bir de baktı ki zemzemin olduğu yerde bir melek -topuğuyla veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hacer akıp gitmesin diye suyun etrafını elleriyle şöyle, çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hacer suyu avuçladıkça bir rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu.
    İbni Abbas (r.a) şöyle dedi: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin. Zemzemin kendi haline bıraksaydı veya suyu avuçlamasaydı-zemzem akarsu olurdu buyurdu. İbni Abbas (r.a) sözüne şöyle devam etti.
    Hacer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona:
    - Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte burası Beytullah’ın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden yüksekçe idi. Seller onun sağını solunu yalayıp giderken nihayet bir gün cürhümlülerden bir grup insan veya onlardan bir aile Keda yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi orada gönderdiler. Gidenler orada su bulduğunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hacer’i gördüler:
    - “Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da
    - Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da:
    - Peki, kabul, dediler.
    İbni Abbas (r.a) rivayetine şöyle devam etti; insanlar bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıkagelmesi Hacer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke civarı yerleşik bir alan haline geldi.
    O zaman çocuk olan İsmail nihayet büyüyüp gelişti. Cürhümlülerden arapçayı öğrendi. Delikanlılık çağına gelince, Cürhümlülerin en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Ergenlik çağına gelince onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hacer vefat etti. İsmail’in evlenmesinden sonraki bir tarihte Hz. İbrahim, Hâcer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına;
    -İsmail nerede? diye sordu. Kadın;
    -Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre avlanmaya gitti, dedi. İbrahim (a.s) ona; geçimlerinin ve durumlarının nasıl olduğunu sordu. O da;
    -Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikayet etti. İbrâhim de:
    -Kocan gelince ona selâmımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi.
    İsmail eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
    -Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da:
    -Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi, ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmail:
    -Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları söyledi:
    -Evet, sana selâm söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. İsmail:
    -O gelen benim babamdı, bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim tekrar oğlunun evine geldi fakat İsmail’i bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı:
    -Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim:
    -Geçiminiz, hâliniz nasıl? diye sordu. Kadın:
    -Çok iyi durumdayız rahat ve bolluk içindeyiz, Allah’a hamd içindeyiz, diyerek Allah’a hamd ü senâ etti, konuşma şöyle devam etti:
    -Ne yiyorsunuz?
    -Et yiyoruz.
    -Ne içiyorsunuz?
    -Su içiyoruz.
    O zaman İbrahim, “Allah’ım etlerine, sularına bereket kat” diye dua etti. Sözün burasına Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
    “O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi.”
    İbni Abbas dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslamayacak şekilde, Mekkelilerin sağlığına elverişli olurdu.
    Bir başka rivayete göre İbrahim (a.s) oraya gelince:
    -İsmail nerede? diye sordu. Karısı:
    -Avlanmaya gitti. Sonra da: Bir şey yemek ve içmek üzere buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim:
    -Ne yiyor, ne içiyorsunuz diye sordu. Karısı:
    -Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrahim (a.s) şöyle dedi:
    -Allah’ım! Onları yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti.
    İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kasım (sallallahu aleyhi ve sellem): “İşte bu, İbrahim’in duasının bereketidir buyurdu.

    İbrahim gelinine şöyle dedi:
    -Kocan eve gelince ona benim selamımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun” dedi.
    İsmail eve gelince:
    -Eve gelen oldu mu? diye sordu. Karısı:
    -Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla seni sordu, ben de anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu belirttim, dedi.
    İsmail:
    -Sana bir tavsiye de bulundu mu? diye sordu. O da:
    -Evet, sana selam söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail:
    -O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
    Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim (a.s) bir daha geldi. O sırada İsmail zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir çocuk da babasına sevgi ve saygı nasıl gösterirse onlarda birbirlerine öyle yaptılar.
    İbrahim (a.s) oğluyla konuşmaya başladı:
    -İsmail! Allah bana önemli bir görev verdi.
    -Öyleyse Rabbinin emrini yap babacığım.
    -Ama bana yardım edeceksin.
    -Sana elbette yardım ederim.
    İbrahim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi:
    -Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim oraya Kabe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince İsmail şu taşı getirip babasına verdi. (Mak’am-ı İbrahim diye taş). Babası da bu taşın üstüne çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken: “Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz sen duamızı duyan, nimetimizi bilensin.”
    Bir başka rivayet ise şöyledir:
    İbrahim (a.s) İsmail ile onun annesini alıp yola çıktı. Yanlarında bir de su kırbası vardı. İsmail’in annesi susadıkça kırbadan içip oğlunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, İbrahim Hacer’i büyük bir ağacın altına bıraktı. Sonra geriye, ailesinin yanına dönmeye başladı. Bunun üzerine Hâcer onun arkasına takıldı. Kedâ mevkiine gelince, Hâcer onun arkasından:
    -İbrahim! Bizi kime bırakıp gidiyorsun? diye seslendi. O da:
    -Allah’a bırakıyorum, dedi. Hâcer:
    -Allah’ın himayesine razıyım dedi. Sonra geri döndü. Kırbadaki sudan içiyor, sütü artıyor, o da çocuğunu emziriyordu. Sonunda su bitti.
    Hacer, gidip etrafa bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüyüp gitti Safa tepesine çıktı. Birini göre bilir miyim diye etrafa bakındı, bakındı fakat kimseyi göremedi. Vadiye inince koşmaya başladı. Merveye geldi iki tepe arasına koşarak birkaç defa gidip geldi. Sonra da gidip çocuğa bakayım acaba ne yapıyor, diye söylendi.
    Dönüp çocuğun yanına geldi; çocuk bıraktığı gibi bitkin bir halde duruyordu. Orada öyle durmaya gönlü razı olmadı. Gidip etrafa tekrar bakınayım, belki birini görürüm dedi. Yürüdü gitti. Safa tepesine çıktı. Bir kimseyi görebilir miyim diye etrafa bakındı, bakındı fakat kimseyi göremedi. Böylece iki tepe arasına yedi defa gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine gidip çocuğa bakayım, acaba ne yaptı,diye söylendi. O sırada bir ses duydu: “Eğer bir iyilik yapabileceksen yardım et!” diye seslendi. Bir de baktı ki Cebrail (a.s) topuğunu yere vurarak toprağı kazıyor. Derken su fışkırdı. Hacer hayretler içinde kaldı ve hemen kırbasına avuç avuç su doldurmaya başladı. Sonra Buhari hadisin tamamını rivayet etti.

    Hadisin Faydalarından…

    1) Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bilmediği halde yukarıdaki hadis-i şerifte bildirdiği haberler vahye dayalıdır. Bu da Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğini kanıtlamaktadır.
    2) Peygamberler Allah’ın rızasını kazanmak için çocuklarını ve hanımlarını fedâ etmekte gecikmediklerini görüyoruz.
    3) Dua ederken kıbleye yönelerek dua edilmesi müstehaptır.
    4) Mekke-i Mükerreme ve oradaki Kâbe, İslâm dünyasının en mübarek ve en değerli mekânıdır.
    5) Kabe-i Müşerrefe Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından inşâ edildiğini öğrenmekteyiz.
    6) Babanın istekleri Allah’ın emirleriyle çatışmadıkça yerine getirilmelidir.
    7) Allah’a kulluk yapmakta, O’na itaat etmekte ve Allah’ın rızasını dünyaya, süsüne tercih etmekte Allah’ın Sâlih kulları örnek alınmalıdır.
    8) Gerçek mü’min Allah’ın emirlerine teslim olan kimsedir. Ve Allah’ın sevgisini bütün sevgilerden daha üstün kılan kişidir.
    9) Sâliha bir kadın Allah’ın emirlerine icâbet eden ve kocasına itaat eden kişidir.
    10) Hz. İbrahim (a.s) peygamberlerin babasıdır. Çünkü bütün peygamberler onun zürriyetinden gelmiştir.
    11) İnsan Allah’ın nimetlerine karşı şükreden kul olmalıdır.
    12) İnsan misafirlerini güzel bir şekilde karşılamalı ve gereken ikramda bulunmalıdır.
    13) Allah’ın emirlerini yerine getirmekte sabretmenin sonu hayırlıdır ve güzeldir.
    alıntı.






+ Yorum Gönder