Konusunu Oylayın.: Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Alma Konusunda Mezheplerin Görüşleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Alma Konusunda Mezheplerin Görüşleri
  1. 23.Mart.2012, 12:03
    1
    Misafir

    Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Alma Konusunda Mezheplerin Görüşleri

  2. 23.Mart.2012, 12:56
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Alma Konusunda Mezheplerin Görüşleri




    II- MEŞHUR MEZHEPLERE GÖRE NİKÂHTA VELİ

    Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî ve Zâhirî mezhepleri, velisiz nikâhı geçersiz saymışlardır. Hanefî mezhebine göre nikâh, veli olmadan da kıyılabilir.
    Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre baba, bâkire olan kızını, ona sormadan evlendirebilir. Hanefî ve Zâhirî mezhepleri babaya böyle bir yetki tanımamışlardır.Erkekler ve dul kadınlar, irade beyanını sözlü yaparlar. Bakirenin susması, kabul sayılır. Kabul etmiyorsa bunu açıkça ifade etmelidir. Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre babası veya dedesi dışında bir veli tarafından evlendirilen bakire kızın olumlu cevabı mutlaka sözlü olmalıdır[26].Her mezhepte farklı görüşler de vardır. Ama bunların içinde marufa uygunluğu öne çıkaran birine rastlanmamaktadır. Aşağıda bu görüşlere ve gerekçelerine yer verilecektir.

    A- Hanefî Mezhebi
    Hanefî mezhebine göre kadının, velisinin izni ile evlenmesi tavsiye edilir ama nikâh, velinin izni alınmadan da kıyılabilir. Kadın velisinden, kendi adına nikâha taraf olmasını isteme hakkına sahiptir. Çünkü kimi kadınlar, erkeklerin arasına girip kendi adlarına yapılacak böyle bir akde taraf olmaktan çekinirler[27].Ebû Hanîfe veli konusunda üç ayete ve Hz. Ali’nin bir uygulamasına dayanmıştır. Ayetler şunlardır:“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[28].”(Kocası tarafından üçüncü kez boşanmış kadın) bir başka kocayla nikâhlanıncaya kadar ilk kocaya helâl olmaz[29].”“…o kadınların kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[30]…”Bu üç ayette, Allah Teâlâ kadını, sözleşmenin faili yapmıştır. Bu da kadının nikâh sözleşmesine bizzat taraf olabileceğini gösterir.Bir kadın kızını, onun rızasını alarak evlendirmişti. Kızın velileri gelmiş ve onu Hz. Ali’ye şikayet etmişlerdi. Ali, o nikâhı geçerli saymıştı[31].Yukarıdaki âyetler, Hanefi Mezhebinin delillerini en geniş biçimde ele alan Mebsût’ta geçen şekliyle alınmıştır. Dikkat edilirse âyetlerin marufa uygunluk şartını içeren bölümü yazılmamış ve bu şart değerlendirmeye alınmamıştır.Hanefî mezhebinde konuyla ilgili farklı görüşler de vardır. Bu görüşleri şöyle sıralayabiliriz:

    1- Ebu Hanîfe
    Kadın, izin almadan evlenmişse bakılır; eğer kocası kendine denk ve aldığı mehir kendi seviyesindeki kadınların mehrinden (mehr-i misil) az değilse velilerin bu evliliğe itiraz hakkı olmaz. Ama kadın, kendine denk bir koca ile evlenmezse velilerini sıkıntıya sokar. Sıkıntıdan kurtulmak için, onların bu evliliğe itiraz hakları doğar. Kocanın kadına denk olmasını isteme, velilere tanınmış bir haktır. Kadın onların bu hakkını düşüremez[32].Kadın eğer mehr-i mislinden az mehirle evlenmişse veliler mehrin artırılmasını veya çiftlerin aralarının ayrılmasını isteyebilirler. Çünkü veliler, mehrin fazlalığı ile övünür, azlığından utanırlar. Bir de bu, o kabilenin kadınlarını zarara sokar. Çünkü bundan sonra onlardan kim, mehir belirlemeden evlense, onun mehri bu kadının mehrine göre belirlenecektir. Kabilenin kadınlarının hakkını erkekler koruyacağından itiraz hakkı erkeklere tanınır[33].

    2- Ebû Yusuf
    Nikâhta velinin yetkisi ile ilgili Ebû Yusuf’tan dört görüş nakledilmiştir:a- Kadının velisi varsa kendi başına evlenmesi caiz değildir. Kocası kendine ister denk olsun, isterse olmasın, fark etmez.b- Ebu Yusuf’un daha sonra bu görüşten döndüğü ve “Koca, kadına denk ise nikâh geçerli, yoksa geçersizdir” dediği bildirilmiştir[34]. Böyle bir görüş, Ebu Hanife’den de nakledilmiştir. Serahsî, denk olmayanlarla evlenmeyi engelleyeceği için bu görüşü ihtiyata uygun bulmuştur. Çünkü her veli, bunun için mahkemeye başvurmamakta, başvursa bile her hakim adil davranmamaktadır[35].c- Ebu Yusuf’tan rivayet edilen üçüncü görüşe göre kadın, kendine denk bir koca ile evlenmişse, hakim veliye nikâha izin vermesini emreder. İzin verirse nikâh geçerli hale gelir; vermezse feshedilmiş olmaz, bu durumda hakim izin verir ve nikâh geçerli hale gelir. Bu görüşü ondan Tahâvî rivayet etmiştird – Daha sonra Ebû Yusuf da Ebû Hanife gibi koca, kadına denk olsun veya olmasın velinin izni alınmadan kıyılan nikâhın geçerli olacağı görüşüne varmıştır[36].

    3- İmam Muhammed
    İmam Muhammed’den konu ile ilgili üç görüş nakledilmiştir.a- Kadının velisi olur ve ondan habersiz olarak evlenirse bakılır; eğer veli bu evliliğe izin verirse geçerli, vermezse batıl olur. Koca, kadına ister denk olsun ister olmasın, mehir az olsun veya olmasın fark etmez.Veli izin vermezse bakılır, eğer koca kadına denk ise hakimin bu nikâhı yeniden kıyması gerekir. Çünkü bu durumda veli haksız bir engelleme yapmış olur[37].b – İkinci görüşe göre velisiz nikâh olmaz. Velisi olmayan kadını hakim evlendirir. Böyle bir kadın hâkimi olmayan bir yerde bulunursa bir erkeği kendine veli yapar, o da onu, ona denk bir koca ile evlendirirse nikâh geçerli olur.Bu görüşü İmam Muhammed’den nakleden Ebû Recâ b. Ebû Recâ diyor ki: Muhammed’e velisiz nikâhı sordum, “Caiz değildir.” dedi.- Ya kadının velisi yoksa ne olacak ? dedim.- Kendini evlendirsin diye hâkime başvurur, dedi.- Hâkimi olmayan bir yerde ise? dedim.- Süfyan’ın yaptığı gibi yapar, dedi.- Süfyan ne yaptı ki? dedim.- Kadını evlendirsin diye bir erkeği ona veli yaptı, dedi[38].c – Serahsî’ye göre İmam Muhammed daha sonra Ebû Hanîfe’nin görüşüne dönmüştür[39].

    B- Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî Mezhepleri
    Bu mezheplere göre veli, nikâhın rükünlerindendir. Veli, kadın adına nikâha taraf olmazsa nikâh sahih olmaz. Kadın nikâhta ne kendini, ne de başkasını temsil edebilir. Velisinden başkasını vekil etmeye de yetkili değildir. Aksi bir durumda nikâh geçersiz olur[40].Evlilik konusunda iki türlü velilik vardır; biri bağlayıcı olan velilik (velâyet-i mücbire), diğeri de bağlayıcı olmayan veliliktir (velâyet-i gayri mücbire). Babanın bakire olan kızı üzerindeki veliliği bağlayıcıdır. O, bu yetkiyle, bakire kızını, onun istemediği kişiye nikâhlayabilir.Bağlayıcı olmayan velilik ise özel ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Özel velilik (velâyet-i hasse) kadının erkek yakınlarına tanınan veliliktir. Kız bakire değilse babanın veliliği de bu kısma girer. Genel velilik (velâyet-i âmme) ise, kamu otoritesine sahip kişinin veliliğidir.Konu ile ilgili farklı görüşler aşağıya alınmıştır.

    1- Mâlikî Mezhebi
    Baba, bakire kızını zorla evlendirebilir. Koca ister kör, ister şimdiki veya gelecekteki durumuna bakılınca kızdan kötü olsun, ister çirkin bulunsun, isterse kızın mehri bir kantar altın iken o, bir çeyrek dinarla evlendirmiş olsun fark etmez. Kız, 60 veya daha yukarı yaşta ve evlenmesi velisi tarafından engellenmiş durumda da olabilir. Yeter ki koca, yumurtaları ve erkeklik organı kesilmiş veya organı olmakla birlikte meni gelmeyecek şekilde yumurtaları çıkarılmış olmasın. Sahih görüşe göre bu durumda baba, kızı zorlayamaz. Deli, alaca hastalığına tutulmuş, cüzamlı, erkeklik organı sertleşmeyen (ınnîn), hadım veya güçsüz olan erkek için de zorlama yapılamaz[41].İmam Mâlik’ten şu farklı görüşler de rivayet edilmiştir:a- Kadın, kendine denk bir erkekle evlenmek isterse veli onun isteğini yerine getirmek zorundadır. Veli onu, ona denk bir başka erkekle evlendirmek istese bile evlenme kadının tercih ettiği erkekle olur. Bu durumda hakim veliye, onu evlendirme emri verir. Bakire kıza karşı babanın böyle bir sorumluluğu yoktur[42].b- İbn’ul-Kasım’ın İmam Malik’ten yaptığı bir rivayetten, onun nikâhta veliyi farz değil sünnet saydığı anlamı çıkarılmıştır. Bu rivayete göre o, velisiz evlenen çiftlerin birbirine mirasçı olmalarını kabul ediyor ve itibar görmeyen bir kadının, kendini evlendirsin diye bir erkeği vekil etmesini caiz görüyordu. Bir de o, dul kadının, kendini evlendirsin diye velisine başvurmasını hoş karşılardı. Böylece ona göre veli, sanki nikâhın sıhhat şartı değil, tamamlanma şartı gibidir[43].İtibar görmeyen kadın, zengin, güzel ve soylu olmayan kadındır. Bu kadın bakire ise, babası da varsa yapılacak bir şey yoktur. Onu sadece babası evlendirebilir[44].

    2- Şafiî Mezhebi
    Şafiī Mezhebine göre bakire kızı evlendirme hakkı babaya aittir. Çünkü ibn Abbas kanalıyla Hz. Peygamberden gelen hadis şöyledir:“Dul kadın[45] kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir. Bakirenin ise görüşü sorulur. Onun susması izin vermesi demektir[46].”Hadiste kadınlar ikiye ayrılıp bunlardan yalnız birinin yani dulun hak sahibi olduğu tespit edilmiştir. Bu ayırım, o hakkın ikincisinde, yani bakirede olmadığını gösterir. Öyleyse bakirenin velisi bakireden daha çok hakka sahip olur. Bu hadis, onlarla konuşup görüş ve izinlerini almanın müstahap olduğunu ama vacip olmadığını da gösterir. Kızın annesinin iznini almak da müstahaptır. Çünkü İbn Ömer Hz. Peygamberden şu hadisi nakletmiştir.“Kızları konusunda kadınlarla görüş alışverişinde bulunun (Ebû Davûd, Nikâh 24, Hadis No 2095)[47].”Veli engel çıkarırsa, yetkili kişi ona, bu nikâhı kıymasını emreder. Nikâhı kıyarsa bir hakkı yerine getirmiş olur, ama kıymazsa bir hakkı engellemiş olur. O zaman yetkili kişi bu nikâhı ya kendi kıyar, ya da nikâhı kıyması için bir başka veliyi vekil tayin eder. Allah, “… kadınlara engel olmayın…[48]” dediği için veli engel çıkarmakla isyan etmiş olur. Veli bir gerekçe ortaya koyarsa yetkili kişi bakar, eğer kadın kendine denk bir erkekle evlendirilmesini istiyorsa veli bunu engelleyemez, isterse velinin istediği kişi ondan daha iyi olsun. Kadın, dengi olmayan biri ile evlenmek istiyor, veli de onu istemiyorsa o zaman yetkili kişi kadını evlendiremez. Engelleme, kadının kendi dengi, yahut daha iyi biriyle evlenmek istemesi ve velinin buna yanaşmaması ile olur[49].

    3- Hanbelî Mezhebi
    Hanbelî mezhebinin, velisiz nikâhı geçersiz sayan genel görüşünden farklı olarak Ahmed b. Hanbel’den şu anlama gelecek bir görüş daha nakledilmiştir:“Kadının velisi olmaz, yetkili kamu görevlisi de bulunmazsa, onu güvenilir bir erkek evlendirir[50].

    ”
    4- Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin delilleri[51]Üç mezhebe göre şu ayet, nikâhta velinin önemini göstermektedir.“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri takdirde aralarında maruf üzere anlaşırlarsa kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[52].”Çünkü ayette geçen kadına engel olma “adl” onu evlendirmeye yanaşmama (el-imtina an tezvîciha) anlamınadır. Bu, kadını evlendirmenin veliye bırakıldığını gösterir. Çünkü bu ayet, Ma’kil bin Yesar’ın (r.a.)’ın kız kardeşini evlendirmeye yanaşmaması üzerine inmişti. Ayet inince Peygamber onu çağırmış, o da kardeşini evlendirmişti.“…kocalarıyla nikâh kıymaları… “ ifadesi ile Allah kadını nikâh fiilinin faili yapmıştır. Bu, onun nikâha konu olmasından dolayıdır (yani mecazdır). Böyle olunca kadının bir tek kişiyi bile evlendirmesi caiz olmaz[53].İmam Şafiî diyor ki, “Benim bilgime göre yukarıdaki ayet, başka bir anlamı kabul etmez. Çünkü kadını engellememe emri, elinde onu engelleme imkânı olana verilir. Bu da kadının nikâhının, velilerden birinin katkısıyla tamamlanması durumudur[54].Ebû Hanîfe’ye göre, ayetteki engelleme, fiilî engelleme, yani kadını eve hapsedip evlenmesine engel olmadır. Bu, kocalara yapılmış bir hitaptır. Çünkü ayetin başında, “Kadınları boşadığınız zaman…” ifadesi geçmektedir[55].İmam Şafiî’nin buna cevabı şudur:“Erkek karısını boşar, kadın iddetini tamamlarsa, erkeğin elinde bir yetki kalmaz ki, ona engel çıkarsın. Kadın iddetini tamamlamamışsa o, zaten kocasından başkasıyla evlenemez. Koca onunla hem evlenmek isteyip hem de buna engel olacak değil ya?”İmam Şafiî’ye göre bu ayet, hem kadın üzerinde, kadın ile birlikte, velinin de bir hakka sahip olduğu, hem de maruf bir şekilde nikâhlanmaya razı olan kadını, velinin engellememesi konusunda Kur’an’ın en açık ayetidir[56]”.Sünnet de Allah’ın kitabındaki maksada tam uygun olarak gelmiştir. Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:“Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikâhlanırsa onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır. Erkek onunla ilişkiye girmişse bu ilişkiye karşılık kadının mehir alma hakkı vardır. Eğer anlaşamazlarsa sultan (yetkili kişi) velisi olmayanın velisidir[57].”İkrime b. Halid’in dediğine göre, bir yolculuk sırasında kervanın içinde dul bir kadın vardı. Oradaki erkeklerden birini kendine veli yaptı, o da onu bir adamla evlendirdi. Hz. Ömer, o nikâhı kıyan şahsı sopaladı ve kadının nikâhını geçersiz saydı. Hz. Ömer velisiz nikâhlanan bir başka kadının nikâhını da geçersiz saymıştı[58].Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir de şöyle demiştir:“Velisiz nikâh olmaz[59].”Hz. Ömer de şöyle demiştir:“Kadın velisinin, veya ailesinden ileri görüşlü birinin ya da kamu yetkilisinin izni olmadan nikâhlanamaz[60].”

    C- Zâhirî Mezhebi
    Kadın ister bakire, ister dul olsun, velisinin izni olmaksızın evlenemez. Velileri izin vermezse onu yetkili bir kimse evlendirir[61]. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:İçinizden evli olmayanları evlendirin; köle ve cariyelerinizden elverişli olanları da[62].”Allah Teâlâ bir de şöyle buyurur:“Allah’a eş koşan erkeklere, onlar inanmadıkça kız vermeyin[63].”Bu ayetler kadınlara değil, velilere hitap etmektedir.Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:“Kadın, velisi olmadan nikâhlanmaz. Eğer nikâhlanırsa nikâhı batıldır (üç kere). Erkek onunla ilişkiye girmişse bu ilişkiye karşılık kadının mehir alma hakkı vardır. Eğer anlaşamazlarsa sultan (yetkili kişi) velisi olmayanın velisidir[64].”Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir de şöyle demiştir:“Velisiz nikâh olmaz[65].”İbn Abbas şöyle demiştir: “Yoldan çıkanlar, velisiz evlenen kadınlardır.”Hz. Peygamberin; “Dul kadın kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir[66].” sözü, onun izni olmadan velisinin bir şey yapamayacağı anlamına gelir. O, kiminle isterse onunla evlenir ama velisinin izni olmadan nikâh kıyamaz. Eğer veli direnirse, burnu sürtülse de o kadını, yetkili kişi evlendirir.Bakirenin nikâhı, babayla kızın görüşlerinin aynı kişi üzerinde birleşmesi halinde kıyılabilir[67].

    III- DEĞERLENDİRME
    Mezheplerin konuya yaklaşımı, biri usul açısından, diğeri de sosyal etkileri açısından olmak üzere iki açıdan değerlendirilecektir.

    A- Usul açısından
    Hz. Peygamber “Alimler, peygamberlerin varisleridir[68].” buyur-muştur. Bu sebeple alimler, Hz. Peygamber’e yüklenen Kur’an ile hükmetme görevini yapmalıdırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:Allah’ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Sakın onların heveslerine uyma. Onlardan kaçın ki Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptır-masınlar. Eğer yüz çevirirlerse bilesin ki, Allah, bir takım günahlarına karşılık başlarına bir kötülük gelmesini istiyordur. Zaten insanlardan çoğu gerçekten yol-dan çıkmıştır. (Mâide 5/49)“Bu Kur’an, gerçekten en doğru olana ulaştırır.” (İsra 17/9)Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bir elçi olarak Allah’ın sözlerini insanlara ulaştırmış, tebliğ etmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:“Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirilmişse sen onu tebliğ et, eğer bunu yapmazsan ona elçiliği tam olarak yapmamış olursun” (Maide 5/67)O Elçiye bir de Kur’an’ı açıklama görevi verilmiştir: Allah Teâlâ şöyle buyurur:“Sana bu Zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın[69]“.Sünnet, Kur’an’ın açıklamasıdır. Bu, Allah’ın istediği bir açıklamadır. Dolayısıyla her sünnetinin ilgilendirileceği bir ayet mutlaka vardır. Bu açıdan bakınca Kur’an ve Sünnetin iki ayrı kaynak değil, tek bir kaynak olduğu ortaya çıkar. Fakihler bunları iki ayrı saymış, değerlendirmeyi buna göre yapmışlardır. Bununla birlikte Hz. Peygamberin, Allah’ın maksadını açıkladığı kanaatiyle Sünnet ile yetinenler de olmuştur. Kur’an ve Sünneti birlikte değerlendirmeyince, konunun farklı yönlerini açıklayan hadisler çelişkili görülmüş, farklı tercihler yapılmış ve temel konularda bile birbirine ters sonuçlara varılmıştır.Bu yazıda, ayet anlaşılmadan sünnetin anlaşılamayacağı kanaati ile hareket edildiğinden konu ile ilgili her hadisin, konunun farklı bir yönünü açıkladığı ortaya çıkmış, ayet ve hadislerin tam bir bütünlük oluşturduğu görülmüştür.Fakihlerin çoğu, kendine bir bakış açısı belirlemiş, ayet ve hadisleri ona göre yorumlamıştır. Nikâhta velinin konumu ile ilgili görüşlere bu açıdan bakılınca üç farklı yaklaşım ortaya çıkar. Biri hürriyetçi yaklaşım, diğeri gelenekçi yaklaşım, üçüncüsü de hadisleri öne alan yaklaşımdır.

    1- Hürriyetçi yaklaşım
    Ebû Hanîfe’nin yaklaşımı böyledir. Burada onun, hür iradeye önem verdiği ve nasları ona göre yorumladığı anlaşılmaktadır. O, şu üç ayetin, irade hürriyetini gösteren ifadelerine dayanmıştır.“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[70].”(Kocası tarafından üçüncü kez boşanmış kadın) bir başka kocayla nikâhlanıncaya kadar ilk kocaya helâl olmaz[71].”“…o kadınların kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[72]…”Bu ayetlerde kadın, nikâh fiilinin faili olduğu için Ebu Hanife haklı olarak kadının nikâh akdine taraf olacağı sonucuna varmıştır.Dikkat edilirse yukarıdaki iki ayetten, marufa uygunlukla ilgili kısım ayıklanmıştır. Bu ayıklama, Hz. Peygamberin onunla ilgili açıklamalarını hükümsüz hale getirmiştir. Bu sebeple Ebû Hanîfe, yaptığı değerlendirmelerde, yukarıdaki hadislerin hiç birine yer vermemiş, ayrıca ikinci ayette geçen nikâh kıymalarına engel olma yasağı için şöyle demiştir: “Ayetteki engelleme, fiilî engelleme, yani kadını eve hapsedip evlenmesine engel olmadır. Bu, kocalara yapılmış bir hitaptır. Çünkü ayetin başında, “Kadınları boşadığınız zaman…” ifadesi geçmektedir[73].Doğru; bazı kocalar, boşadıkları kadının başka biriyle evlenmesini hazmedemezler. Ama kadın iddetini tamamlayınca kocasının evinden ayrılacağı için koca onu hapsedemez. Erkeğin onu engellemeye kalkışması suç teşkil edeceğinden ona engel olmak kamu otoritesinin görevidir. Ayrıca bu kadının yapacağı yeni evliliğin marufa uygunluğunu denetleme görevi eski kocaya verilemeyeceği için de Ebu Hanife’nin değerlendirmesine katılmak mümkün olmamaktadır.

    2- Gelenekçi yaklaşım
    Bu, Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinin yaklaşımıdır. Burada geleneğin ağır bastığı, ayet ve hadislerin ona göre yorumlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü Arap toplumunda kız, babasından veya velisinden istenir, kıza mehri verilir ve nikâh kıyılırdı[74]. Erkek nikâhın tarafı olur ama kadın olamazdı. Onun yerine velisi karar verirdi. Mezhepler bunu, köle satışına benzetmiş, bu sebeple kadını, nikâhın konusu saymışlardır.Onlara göre şu ayet, nikâhta velinin önemini göstermektedir.“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri takdirde aralarında maruf üzere anlaşırlarsa kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayınız[75].”Diyorlar ki; “Ayette geçen engel olma “adl عضل” onu evlendirmeye yanaşmama (الامتناع عن تزويجها) anlamınadır. Bu da kadını evlendirmenin veliye bırakıldığını gösterir[76].”Yukarıdaki ön kabul olmasaydı ayeti böyle anlayamazlardı. Çünkü ayet, “… kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayınız[77].” şeklindedir. Nikâh fiilinin faili kadındır. Zaten engel olma, bir kişinin bir şeyi yapmasına izin vermeme, yani onu o işten men şeklinde olur. Bir işi yapmaya yanaşmama yani imtina, engelleme değildir. İmtina ile men farklı şeylerdir.Ayete verilen bu yanlış mana, bir başka yanlışı zorunlu kılmıştır. Diyorlar ki, “…kocalarıyla nikâhlanmaları… “ ifadesinde, Allah’ın kadını nikâh fiilinin faili yapması, onun nikâha konu olmasından dolayıdır. Böyle olunca kadının bir tek kişiyi bile evlendirmesi caiz olmaz[78].Kadını nikâh fiilinin faili yapan Allah Teâlâ, konusu yapan da Arap geleneğidir. Gelenek esas alındığı için Allah’ın açık sözü mecaz sayılmış, yanlış üzerine yanlış yapılmıştır.Kadını nikâhın konusu sayanlar, alınan mehri onun bedeli gibi görmüş, evlenmeden boşanmaya kadar bütün sistemlerini bu anlayış üzerine kurmuşlardır.Muhâlaa ile ilgili değerlendirmeler, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Muhalaa karı-kocanın aralarında anlaşmalarına bağlı olarak kadının kocasından aldığı mehrin tamamını veya bir kısmını vermesiyle evliliği sona erdirmeleridir. Şâfiîlerin önde gelen alimlerinden Şirbînî bu konuda şöyle bir değerlendirme yapmıştır:“Erkek, bir bedel karşılığı kadından yararlanma hakkına sahip olunca bu hakkı bir bedel karşılığı elinden çıkarabilir. Muhâlaanın câiz olmasının sebebi budur. Bu tıpkı alım-satım gibi olur. Nikâh, satın almaya, muhâlaa ise satmaya benzer[79].”İbn Teymiyye muhâlaanın talâk olmadığını ispat için şöyle demiştir:“Bu, kadının kendini kocasından kurtarmasıdır. Tıpkı esirin kendini esaretten kurtarmasına benzer. Bu, üç talâktan sayılmaz… Dört mezhebin imamlarına ve cumhura göre esir için fidye vermekte olduğu gibi bu işlemi kadının dışında bir başkası yapabilir. Yabancı bir kişi, köleyi azat etmesi için köle sahibine onun bedelini verebilir. Bu sebeple kişinin maksadı, esire fidye öder gibi kadını, kocasının boyunduruğundan kurtarmaksa ödeme yaparken bunu şart koşmalıdır… Çünkü muhâlaa bedeli, kadını kocasına köle olmaktan kurtarmak ve onun kadın üzerindeki hakimiyetini ortadan kaldırmak için verilir. Yoksa bu, kadının kendi üzerinde hakimiyet elde etmesi değildir[80].Bu görüş sahipleri, kadına köle kadar bile hak tanımamışlardır. Çünkü köle hürriyete kavuşunca kendi üzerinde hakimiyet elde eder ama onlara göre kadın, kocasının hakimiyetinden kurtulunca velisinin hakimiyetine girer.Kadın, satılık bir mal olamayacağı için kadını nikâhın konusu sayıp mehri mal bedeli gibi görmek, kabul edilemez bir durumdur… “…Mâruf ölçüler içerisinde o kadınların erkekler üzerindeki hakkı, onların bunlara karşı olan hakkına denktir[81].” buyurulduğu halde kadını kocasının kölesi gibi görmek mümkün değildir. Çünkü köleyle efendi arasında denk haklardan bahsedilemez.Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile verin[82] buyurulmuştur. Burada “mehirler” diye tercüme edilen kelime “saduka”nın çoğulu “sadukât”tır. Kelimenin kök anlamı sıdk, yani doğru sözlü olmak, sözü özüne uygun olmaktır[83]. Erkekler evlendikleri kadınlara değer verdiklerini söylerler. Onlar için mallarından feda etmeleri, verdikleri değerin sembolik bir ifadesi olur. Âyette bir de “gönül rızası” diye tercüme edilen “nihle” kelimesi vardır. “Nihle” karşılıksız ikram anlamına gelir[84]. Buna göre mehir herhangi bir şeyin bedeli olamaz.Ayetlere şartlı yaklaşınca hadisler arasında ayırımcılık yapmak kaçınılmaz olmuş, şu hadis görmezlikten gelinmiştir:Bir bakire kız Hz. Aişe’nin yanına geldi ve ”babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe, “Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem gelinceye kadar otur.” dedi. Sonra Allah’ın Elçisi geldi. Kız durumu ona haber verdi. O, hemen babasına adam gönderip çağırttı. O konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki:“- Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama istedim ki, bu konuda kadınların bir hakkı var mı? Onu öğreneyim[85].”

    3- Hadislere ağırlık veren yaklaşım
    Bu, Zahirî mezhebinin yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın temel mantığı şudur:“Hz. Peygamber kendi arzusuna göre konuşmaz; onun konuşması, Allah’ın ona yaptığı vahiyden başkası değildir. Allah Teâlâ yaptığı hiçbir şeyden sorumlu tutulamaz. (Enbiya 21/23)[86].“Bu anlayış daha açık olarak şöyle ifade edilmiştir:“Allah’ın, Elçisine yaptığı vahiy ikiye ayrılır; biri olduğu gibi kabul edilen vahiy (vahy-i metluvv)[87], dizilişi insanı aciz bırakan bir te’lif, yani Kur’an’dır. İkincisi, rivayet edilen, nakledilen, te’lif edilmemiş, dizilişi insanı aciz bırakmayan, olduğu gibi kabul edilmeyen (gayr-i metluvv)[88] ama okunan şey, Allah’ın Elçisi’nden bize ulaşan haberdir. O, Allah’ın bizden ne istediğini açıklar. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: “… kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın diye[89].” Allah, birinciye yani Kur’an’a uymayı farz kıldığı gibi, ikinciye yani sünnete uymayı da farz kılmıştır, arada bir fark yoktur[90].İbn Hazm’ın iddia ettiği gibi, eğer Sünnet Allah’ın bizden ne istediğini açıklıyorsa, Kur’an’a ihtiyaç kalmaz. Onun, Kitap ile Sünnet arasında fark görmemesi bundandır. Halbuki ayette Hz. Peygamber’e; “… kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın.[91]” denmiş, “… kendilerinden ne istendiğini açıklayasın ” denmemiştir. Bu yanlış, bir çok yanlışa yol açmıştır. Konumuzla ilgili olarak İbn Hazm şöyle diyor:Hz. Peygamberin söylediği; “Dul kadın kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir[92].” sözü, onun izni olmadan velisinin bir şey yapamayacağı anlamına gelir. O, kiminle isterse onunla evlenir ama velisinin izni olmadan nikâh kıyamaz. Eğer veli direnirse, burnu sürtülse de kadını, yetkili kişi evlendirir[93].Madem velinin bir itiraz hakkı yok, öyleyse varlığının anlamı nedir. Allah’ın dininde böyle anlamsız, hikmetsiz bir şey olur mu? Konuyla ilgisi olmayan şu ayeti kendine delil sayması, herhalde bu anlamsızlığı örtmek için olmalıdır. Allah Teâlâ yaptığı hiçbir şeyden sorumlu tutulamaz. (Enbiya 21/23)[94].İbn Hazm, hadislerin ayetleri açıkladığını görse de önce ilgili ayetlere, sonra bu hadislere baksaydı, velinin iznine başvurmanın bir anlamı olduğunu anlar ve sistemini ona göre kurardı. Onun böyle bir metodu olmadığı için ayetler ile hadisler arasında ilgi kuramamış, hatta bu konuyla ilgili şu ayetlere hiç yer vermemiştir.“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri hakkında marufa uygun olarak ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[95].”“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri takdirde aralarında maruf üzere anlaşırlarsa kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[96].”Ayetlerle ilgi kurulmayınca velinin devreye girmesi anlamsız kalmaktadır.Bu metot, onu çelişkiye sokmuştur. Bir taraftan diyor ki; “Bir kadın ister bakire, ister dul olsun, velisinin izni olmaksızın evlenemez. Velileri izin vermezse onu yetkili bir kimse evlendirir[97]. Bir taraftan da şöyle diyor: “Bakirenin nikâhı, babayla kızın görüşlerinin aynı kişi üzerinde birleşmesi halinde kıyılabilir[98].” Demek ki, baba ile bakire kızın görüşü aynı kişi üzerinde birleşmezse evlilik de olamayacaktır. Marufa uygunluk gibi açık kıstaslara dayanmayınca bu sonuçlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkmakta, bir hata diğer hatayı doğurmaktadır.

    B- Sosyal etkileri açısından
    Görüldüğü gibi mezhepler, evliliğin marufa uygunluğu konusu üzerinde pek durmamışlardır. Bu yüzden de evlilik kurumu ile ilgili birçok sıkıntı ortaya çıkmıştır. 1917’de yürürlüğe giren Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nin gerekçesinde geçen şu ifadeler, problemin bir bölümün aktarmaktadır.“Bir zamanlar Osmanlının hakim olduğu bölgelerde nikâh kıyılması düzensiz bir hale girmiş ve nerede iki şahit hazır bulunursa hemen kıyılması yoluna gidilmiştir. İki şahidin huzuruyla kıyılan nikâh her ne kadar şer’an sahih ve geçerli ise de böyle önemli bir akdin bir düzen dairesinde yürütülmemesinden pek çok yolsuzluklar doğmuş, şer’an evlenmesi yasak olan nice kadınların evlenmesiyle başka kişilerin hakları zayi olmuştur. Halbuki, nikâh kıyılırken nikâh hükümlerini bilen bir kişinin bulunup evlenme cüzdanı düzenlemesi mendup bir iş olduğundan böyle bir sözleşme belgesi düzenlenip tescil olunduğu taktirde ileride nikâhın varlığı veya mehrin miktarı hakkında ve daha bir çok konuda ortaya çıkacak ihtilafın önü alınacağından 37. Madde bu esasa göre düzenlenmiştir[99].Madde 37- Esnay-ı akidde hatib ve mahtubeden birinin ikametgahı bulunan kaza hakimi veya bunun izinname-i mahsus ile mezun kıldığı naib hazır bulunup akit nameyi tanzim ve tescil eder.Hanefi mezhebinin etkisinden kurtulamadığı için Osmanlılar, taraflar dışında yalnızca iki şahidin huzuruyla kıyılan nikâhı geçersiz sayamamışlardır. Hanefîlerin bu görüşü kız kaçırmalara kapı aralamıştır. Çünkü kaçırılan kıza, nasıl olsa iki şahidin huzurunda evet dedirtmek mümkün olur. Demezse deyinceye kadar bir yerde bekletilebilir. Hatta bunun için zor bile kullanılabilir.Şafiîlerin yaygın olduğu bölgelerde de başlık parasının önüne geçilememiştir. Madem velinin taraf olmadığı bir nikâh geçersiz sayılır, öyle ise veliyi taraf olmaya ikna etmek gerekir. Bunun en kısa yolu başlık parasıdır. Başlık vermek istemeyenler kızı kaçırarak Hanefî mezhebine göre nikâh kıymışlardır. Eğer erkeğin kız kardeşi varsa, kendi gibi kız kardeşi olan bir erkek aramış ki, kendi kız kardeşini ona versin, onun kız kardeşini de kendisi alsın ve böylece karşılıklı başlık ödeme külfetinden kurtulmuş olsunlar. Berdel denen bu usulü insanlar, bir çıkış yolu olarak kullanmışlardır.Halbuki fakihler, eğer ayetlerde geçen marufa uyma zorunluluğu üzerinde yeteri kadar durup görüşlerini bu kapsamda geliştirebilselerdi, onların görüşleri böyle problemlere gerekçe yapılamaz ve Kur’an’a uygun olarak sağlam bir aile yapısı kurmanın bilimsel zemini oluşturulabilirdi.

    SONUÇ
    Nikâh sözleşmesinde velinin yeri ile ilgili olarak Ebû Hanîfe, hür iradeyi esas almış, nasları ona göre yorumlamıştır. Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezhepleri ise nasları geleneğe göre yorumlamışlardır. Zahirî mezhebi de hadislere öncelik veren bir yaklaşım sergilemiştir.Mezheplerin, Sünneti ayetlerin açıklaması sayan bir metot uygulamadıkları gözlenmektedir. Bu, Sünnetin doğru anlaşılamamasına ve haklı bir gerekçe göstermeden önemli bir kısmının terk edilmesine yol açmaktadır. Oysa Kur’an’ı esas alıp sünneti onun açıklaması sayınca, bir çok konuda, sünnetin tamamından yararlanmak mümkün olmaktadır. O zaman sahabelere ait sözlerin de doğru bir yere oturduğu görülmektedir. Mesela evlilikte velinin yeri ile ilgili ayetler, hadisler ve sahabe sözleri tam bir bütünlük oluşturmaktadır.Ayetler, evliliğin marufa uygunluğunu ön görmekte, hadisler bunun veli tarafından denetlenmesini, bir anlaşmazlık çıkarsa yetkinin kamu otoritesine geçmesini hükme bağlamaktadır. Sahabenin de uygulamayı buna göre yaptığı görülmektedir.Maruf, kişilere göre değişmeyen, dinin, aklın ve fıtratın gerektirdiği açık kuralları içerdiği için marufa uygunluğu denetlenmiş bir evlilik, hem Allah’ın emrine, hem de insanların yararına uygun düşer. Böylece ne kız kaçırma olur, ne kadının duygusallığını kötüye kullanıp onu sıkıntıdan sıkıntıya sokan evliliklere geçit verilir, ne de başlık parası ortaya çıkar. Kızın ailesi ile bağı da sağlam kalacağı için kendini daha güvende hissedecektir.

    BİBLİYOGRAFYA
    Kur’an
    Hadis Kitapları
    EL- Buhari

    Müslim
    Ebû Dâvûd
    en -Nesâî
    Et -Tirmîzî
    İbn Mâce
    Ahmed b. Hanbel, Müsned
    Diğer Kitaplar
    Ahmed b. Guneym b. Salim, (ö. 1125 h.) el-Fevâkih ed -Devvânî alâ risalet ibn Ebî Zeyd el -Kayrevânî, Beyrut 1415 h.

    Ceride-i İlmiyye Rebiulahir 1336, dördüncü sene sayı 35, 1013-1014.
    Ebu Ömer, Yusuf b. Abdullah b. Abdulberr el-Kurtubî (öl, 463 h.), el-Kâfî fî fıkhi ehl’il-Medîne, Beyrut 1407, c. I, s. 231;
    İbn Hazm, Ali b Ahmed b. Said el-Endelüsî, el –İhkâm fî usûl’il -ahkâm, (Bir ilim adamları heyeti tarafından tahkik edilmiştir,) Dar’ul-hadîs (Kahire) 1404/1984.
    İbn Hazm, Ali b Ahmed b. Said ez- Zahirî, el-Muhallâ, Abdulgaffar Süleyman el- Bendârî’nin tahkikiyle, Beyrut, 1408/1988, c. IX, s. 31.
    İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed el –Makdisî (540/620) el-Muğnî, Beyrut, 1405.
    İbn Manzûr, Muhammed b. Mükrim, Lisan’ul-Arab, Dar Sadır.
    İbn Rüşd, Ebû’l-Velîd, Muhammed b. Ahmed b. Muhammed (öl. 595 h.), Bidâyet’ul-Muctehid, Beyrut.
    İbn Teymiyye, Mecmuu el- Fetâvâ, c. XXXII, Beyrut 1398.
    Er- Rağıb el- İsfehâni, Müfredâtu elfâz’il-Kur’an, Safvan Adnan Davûdî’nin tahkikiyle, Dımaşk-Beyrut, 1412/1992.
    Kasım b. Abdullah b. Emir Ali el-Konevî (öl. 978 h.), Enîs’ul-fukahâ fî tarifat’il-elfâz’il-mütedavile beyn’el-fukahâ, Ahmed b. Abdurrezzak el-Kubeysî’nin tahkikiyle, s. 148, Cidde 1406.
    Mansur b. Yunus b. İdris, Keşşâf’ul- Kına’ an metn’il -İkna’, Tahkik eden, Hilâl Musaylahî Mustafa Hilâl, Beyrut 1402.
    Muhammed b. İdris eş-Şafiî (150/204 h.), el- Um, Beyrut 1393, c. V, s. 13-15.
    Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967.
    Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, Muhammed Ali’nin tahkikiyle, Beyrut.
    Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, Beyrut 1409/1989.

    [1] Buhari, Nikâh, 36.
    [2]- Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, XVI/124, Babü men la tecuzü şehadetühü; Kasım b. Abdullah b. Emir Ali el-Konevî (öl. 978 h.), Enîs’ul-fukahâ fî tarifat’il-elfâz’il-mütedavile beyn’el-fukahâ, Ahmed b. Abdurrezzak el-Kubeysî’nin tahkikiyle, s. 148, Cidde 1406.
    [3] – Nur 24/32.
    [4]- İbn Manzûr, Muhammed b. Mükrim, Lisan’ul-Arab, Dar Sadır, Beyrut, EYM maddesi.
    [5]- El-Bakara 2/235
    [6]- Et-Talak 65/4.
    [7]- El-Ahzab 33/49.
    [8]- El-Bakara 2/234
    [9]- Bakara 2/234
    [10]- Bakara 2/232
    [11]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 21, Hadis no 2087.
    [12] – İsyan diye tercüme edilen “el-biğâالبغاء ” kelimesi sözlükte, gerekenden fazlasını isteme anlamına gelir. Bu istek, daha iyisini yapmak için olursa güzel, doğru olmayanı yapmak için olursa kötü olur. İsyan, doğru olmayanı yapmaktır. (Er- Rağıb el- İsfehâni, Müfredâtu elfâz’il-Kur’an, Safvan Adnan Davûdî’nin tahkikiyle, Dımaşk-Beyrut, 1412/1992, BĞY maddesi)
    [13]- Nur 24/33. Buhârî bu ayeti, zorla kıyılan nikâhın geçersiz olacağına delil göstermektedir. Bkz. Buhârî, İkrah, 3.
    [14] – Tefsirlerin ve meallerin tamamına yakını ayete şu şekilde anlam vermişlerdir:
    “Eğer namuslu kalmak isterlerse cariyelerinizi, dünya hayatının malını arzu ederek zinaya zorlamayın.”
    Bunun için iki kelimenin anlamı değiştirilmiştir. Genç kızlar demek olan “feteyât فـتيات“a mecaz olarak cariye, yani kadın köle, isyan demek olan “el-biğâ البغاء ” kelimesine de mecaz olarak zina anlamı verilmiştir. Kelimeye mecaz anlamı vermek için sözlük anlamının uygun düşmemesi gerekir. Burada ise sözlük anlamının dışına çıkmak uygun düşmez. Çünkü o zaman, namuslu kalmak istemeyen cariyeye, zorla da olsa zina yaptırıp para kazanmanın helal olacağı gibi Kur’an’a ters bir anlam ortaya çıkar. Tefsir bilginleri, sebep oldukları bu duruma şaşırmış, kendi elleriyle yaptıkları bu şeyden adeta korkmuş, ayeti o yanlış yorumları içinde bırakıp uzaklaşmışlardır. Daha şaşırtıcı olanı “el-biğâ البغاء ” kelimesinin zina anlamına geldiğini bir çok Arapça sözlüğün yazmasıdır. İbn Manzûr’un bildirdiğine göre kelimeye bu anlamı veren İbn Hâleveyh ( ابن خالويه ) olmuştur. (İbn Manzûr Lisan’ul-Arab, bğy maddesi) Bu şahsın Şiî-İsmailî olduğu ileri sürülmüştür (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1999, İbn Haleveyh maddesi)
    [15]- Nur 24/33.
    [16]- Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, XVI/124, Babü men la tecuzü şehadetühü; Kasım b. Abdullah Ali, Enîs’ul-fukahâ, s. 148.
    [17]- Et -Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1101; İbn Mâce, Nikâh, bab 15, hadis no 1880; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.
    [18] – Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 20, Hadis no 2083; Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1102; İbn Mâce, Nikâh, bab 15, hadis no 1879; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 66.
    [19] Buhari, Nikâh, 36.
    [20] – Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2101; İbn Mâce, Nikâh, bab 12, hadis no 1873; en -Nesâî, Nikâh, bab 35; (Metin İbn Mace’nindir. Hansâ ismi Ebu Davud ve en -Nesâî’de geçmektedir.)
    [21]- En -Nesâî, Nikâh, bab 36; İbn Mâce, Nikâh, bab 12, hadis no 1874; Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2096; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 136. (Metin Nesâî’den alınmıştır.)
    [22]- Müslim, Nikâh, 66, 67, 68 – (1421); Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2098, 2099; İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1870; en -Nesâî, Nikâh, bab 33, 34;
    [23]- İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1872.
    [24]- Müfredât, ARF maddesi.
    [25] – Rum 30/29-30.
    [26] – İbn Rüşd, Ebû’l-Velîd, Muhammed b. Ahmed b. Muhammed (öl. 595 h.), Bidâyet’ul-Muctehid, Beyrut, c. II. 34. Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967, c. II, s. 49. Paragraf 175-178. (Bilmen burada veliyy-i akreb ifadesini kullanmaktadır. Baba ve dedenin veliyy-i akreb olduğu açıktır.)
    [27] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13. Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967, c. II, s. 49. Paragraf 175. (Bilmen burada veliyy-i akreb ifadesini kullanmaktadır. Baba ve dedenin veliyy-i akreb olduğu açıktır.)
    [28]- El -Bakara 2/234.
    [29]- El -Bakara 2/230.
    [30]- El -Bakara 2/232
    [31] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [32] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13.
    [33] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 14.
    [34] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [35] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13.
    [36] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [37] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10 ve 13.
    [38] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 14.
    [39] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 15.
    [40] – İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed el –Makdisî (540/620) el-Muğnî, Beyrut, 1405, c. VII, s. 5.
    [41] – Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, Muhammed Ali’nin tahkikiyle, Beyrut, c. II, s. 221 – 223.
    [42] – Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, c. II, s. 231.
    [43] – Bidayet’ul-müctehid, c. II, s. 8.
    [44] – Ahmed b. Guneym b. Salim, (ö. 1125 h.) el-Fevâkih ed -Devvânî alâ risalet ibn Ebî Zeyd el -Kayrevânî, Beyrut 1415 h. C II, s, 8.
    [45] – Hadiste “eyyim” kelimesi geçmektedir. Kelime burada bakire karşıtı olarak kullanıldığından dul kadın anlamınadır.
    [46]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2098.
    [47]- Mansur b. Yunus b. İdris, Keşşâf’ul- Kına’ an metn’il -İkna’, Tahkik eden, Hilâl Musaylahî Mustafa Hilâl, Beyrut 1402, c. V , s. 43.
    [48] – El -Bakara 2/232.
    [49] – Muhammed b. İdris eş-Şafiî (150/204 h.), el- Um, Beyrut 1393, c. V, s. 13-15.
    [50] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s.1 5.
    [51]- Eş -Şafiî, el-Um, c.V, s. 12; Ebu Ömer, Yusuf b. Abdullah b. Abdulberr el-Kurtubî (öl, 463 h.), el-Kâfî fî fıkhi ehl’il-Medîne, Beyrut 1407, c. I, s. 231; İbn Kudâme (441/620 h.) el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [52]- El -Bakara 2/232
    [53] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [54]- Şafiî, el-Um, c.V, s. 12.
    [55]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [56] Eş -Şafiî, el-Um, c.V, s. 12.
    [57]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 20, Hadis no 2083; Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1102; İbn Mâce, Nikâh, bab 15,hadis no 1879; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 66.
    [58]- Eş -Şafiî, el-Um, c.V, s. 12-13.
    [59]- Et -Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1101; İbn Mâce, Nikâh, bab 15,hadis no 1880; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.
    [60]- Yusuf b. Abdullah el-Kurtubî, el-Kâfî, c. I, s. 231.
    [61] İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25.
    [62]- En -Nur 24/32.
    [63]- El -Bakara 2/221
    [64]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 20, Hadis no 2083.
    [65]- Et -Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1101; İbn Mâce, Nikâh, bab 15, hadis no 1880; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.
    [66]- Müslim, Nikâh, 66, 67, 68 – (1421); Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2098, 2099; İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1870; en -Nesâî, Nikâh, bab 33, 34;
    [67] – İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25-38.
    [68]- Buhari, İlim 10; Ebû Davûd İlim 1; İbn-i Mâce Mukaddime 17; Ahmed b. Hanbel 5/196.
    [69]- En -Nahl 16/44.
    [70]- El -Bakara 2/234.
    [71]- El -Bakara 2/230.
    [72]- El -Bakara 2/232.
    [73]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [74] Buhari, Nikâh, 36.
    [75]- El -Bakara 2/232
    [76] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [77]- El -Bakara 2/232
    [78] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [79] Şirbînî, Muğni’l-muhtac, III/262.
    [80] – İbn Teymiyye, Mecmuu el- Fetâvâ, c. XXXII, 306-307.
    alıntı




  3. 23.Mart.2012, 12:56
    2
    Silent and lonely rains



    II- MEŞHUR MEZHEPLERE GÖRE NİKÂHTA VELİ

    Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî ve Zâhirî mezhepleri, velisiz nikâhı geçersiz saymışlardır. Hanefî mezhebine göre nikâh, veli olmadan da kıyılabilir.
    Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre baba, bâkire olan kızını, ona sormadan evlendirebilir. Hanefî ve Zâhirî mezhepleri babaya böyle bir yetki tanımamışlardır.Erkekler ve dul kadınlar, irade beyanını sözlü yaparlar. Bakirenin susması, kabul sayılır. Kabul etmiyorsa bunu açıkça ifade etmelidir. Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre babası veya dedesi dışında bir veli tarafından evlendirilen bakire kızın olumlu cevabı mutlaka sözlü olmalıdır[26].Her mezhepte farklı görüşler de vardır. Ama bunların içinde marufa uygunluğu öne çıkaran birine rastlanmamaktadır. Aşağıda bu görüşlere ve gerekçelerine yer verilecektir.

    A- Hanefî Mezhebi
    Hanefî mezhebine göre kadının, velisinin izni ile evlenmesi tavsiye edilir ama nikâh, velinin izni alınmadan da kıyılabilir. Kadın velisinden, kendi adına nikâha taraf olmasını isteme hakkına sahiptir. Çünkü kimi kadınlar, erkeklerin arasına girip kendi adlarına yapılacak böyle bir akde taraf olmaktan çekinirler[27].Ebû Hanîfe veli konusunda üç ayete ve Hz. Ali’nin bir uygulamasına dayanmıştır. Ayetler şunlardır:“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[28].”(Kocası tarafından üçüncü kez boşanmış kadın) bir başka kocayla nikâhlanıncaya kadar ilk kocaya helâl olmaz[29].”“…o kadınların kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[30]…”Bu üç ayette, Allah Teâlâ kadını, sözleşmenin faili yapmıştır. Bu da kadının nikâh sözleşmesine bizzat taraf olabileceğini gösterir.Bir kadın kızını, onun rızasını alarak evlendirmişti. Kızın velileri gelmiş ve onu Hz. Ali’ye şikayet etmişlerdi. Ali, o nikâhı geçerli saymıştı[31].Yukarıdaki âyetler, Hanefi Mezhebinin delillerini en geniş biçimde ele alan Mebsût’ta geçen şekliyle alınmıştır. Dikkat edilirse âyetlerin marufa uygunluk şartını içeren bölümü yazılmamış ve bu şart değerlendirmeye alınmamıştır.Hanefî mezhebinde konuyla ilgili farklı görüşler de vardır. Bu görüşleri şöyle sıralayabiliriz:

    1- Ebu Hanîfe
    Kadın, izin almadan evlenmişse bakılır; eğer kocası kendine denk ve aldığı mehir kendi seviyesindeki kadınların mehrinden (mehr-i misil) az değilse velilerin bu evliliğe itiraz hakkı olmaz. Ama kadın, kendine denk bir koca ile evlenmezse velilerini sıkıntıya sokar. Sıkıntıdan kurtulmak için, onların bu evliliğe itiraz hakları doğar. Kocanın kadına denk olmasını isteme, velilere tanınmış bir haktır. Kadın onların bu hakkını düşüremez[32].Kadın eğer mehr-i mislinden az mehirle evlenmişse veliler mehrin artırılmasını veya çiftlerin aralarının ayrılmasını isteyebilirler. Çünkü veliler, mehrin fazlalığı ile övünür, azlığından utanırlar. Bir de bu, o kabilenin kadınlarını zarara sokar. Çünkü bundan sonra onlardan kim, mehir belirlemeden evlense, onun mehri bu kadının mehrine göre belirlenecektir. Kabilenin kadınlarının hakkını erkekler koruyacağından itiraz hakkı erkeklere tanınır[33].

    2- Ebû Yusuf
    Nikâhta velinin yetkisi ile ilgili Ebû Yusuf’tan dört görüş nakledilmiştir:a- Kadının velisi varsa kendi başına evlenmesi caiz değildir. Kocası kendine ister denk olsun, isterse olmasın, fark etmez.b- Ebu Yusuf’un daha sonra bu görüşten döndüğü ve “Koca, kadına denk ise nikâh geçerli, yoksa geçersizdir” dediği bildirilmiştir[34]. Böyle bir görüş, Ebu Hanife’den de nakledilmiştir. Serahsî, denk olmayanlarla evlenmeyi engelleyeceği için bu görüşü ihtiyata uygun bulmuştur. Çünkü her veli, bunun için mahkemeye başvurmamakta, başvursa bile her hakim adil davranmamaktadır[35].c- Ebu Yusuf’tan rivayet edilen üçüncü görüşe göre kadın, kendine denk bir koca ile evlenmişse, hakim veliye nikâha izin vermesini emreder. İzin verirse nikâh geçerli hale gelir; vermezse feshedilmiş olmaz, bu durumda hakim izin verir ve nikâh geçerli hale gelir. Bu görüşü ondan Tahâvî rivayet etmiştird – Daha sonra Ebû Yusuf da Ebû Hanife gibi koca, kadına denk olsun veya olmasın velinin izni alınmadan kıyılan nikâhın geçerli olacağı görüşüne varmıştır[36].

    3- İmam Muhammed
    İmam Muhammed’den konu ile ilgili üç görüş nakledilmiştir.a- Kadının velisi olur ve ondan habersiz olarak evlenirse bakılır; eğer veli bu evliliğe izin verirse geçerli, vermezse batıl olur. Koca, kadına ister denk olsun ister olmasın, mehir az olsun veya olmasın fark etmez.Veli izin vermezse bakılır, eğer koca kadına denk ise hakimin bu nikâhı yeniden kıyması gerekir. Çünkü bu durumda veli haksız bir engelleme yapmış olur[37].b – İkinci görüşe göre velisiz nikâh olmaz. Velisi olmayan kadını hakim evlendirir. Böyle bir kadın hâkimi olmayan bir yerde bulunursa bir erkeği kendine veli yapar, o da onu, ona denk bir koca ile evlendirirse nikâh geçerli olur.Bu görüşü İmam Muhammed’den nakleden Ebû Recâ b. Ebû Recâ diyor ki: Muhammed’e velisiz nikâhı sordum, “Caiz değildir.” dedi.- Ya kadının velisi yoksa ne olacak ? dedim.- Kendini evlendirsin diye hâkime başvurur, dedi.- Hâkimi olmayan bir yerde ise? dedim.- Süfyan’ın yaptığı gibi yapar, dedi.- Süfyan ne yaptı ki? dedim.- Kadını evlendirsin diye bir erkeği ona veli yaptı, dedi[38].c – Serahsî’ye göre İmam Muhammed daha sonra Ebû Hanîfe’nin görüşüne dönmüştür[39].

    B- Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî Mezhepleri
    Bu mezheplere göre veli, nikâhın rükünlerindendir. Veli, kadın adına nikâha taraf olmazsa nikâh sahih olmaz. Kadın nikâhta ne kendini, ne de başkasını temsil edebilir. Velisinden başkasını vekil etmeye de yetkili değildir. Aksi bir durumda nikâh geçersiz olur[40].Evlilik konusunda iki türlü velilik vardır; biri bağlayıcı olan velilik (velâyet-i mücbire), diğeri de bağlayıcı olmayan veliliktir (velâyet-i gayri mücbire). Babanın bakire olan kızı üzerindeki veliliği bağlayıcıdır. O, bu yetkiyle, bakire kızını, onun istemediği kişiye nikâhlayabilir.Bağlayıcı olmayan velilik ise özel ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Özel velilik (velâyet-i hasse) kadının erkek yakınlarına tanınan veliliktir. Kız bakire değilse babanın veliliği de bu kısma girer. Genel velilik (velâyet-i âmme) ise, kamu otoritesine sahip kişinin veliliğidir.Konu ile ilgili farklı görüşler aşağıya alınmıştır.

    1- Mâlikî Mezhebi
    Baba, bakire kızını zorla evlendirebilir. Koca ister kör, ister şimdiki veya gelecekteki durumuna bakılınca kızdan kötü olsun, ister çirkin bulunsun, isterse kızın mehri bir kantar altın iken o, bir çeyrek dinarla evlendirmiş olsun fark etmez. Kız, 60 veya daha yukarı yaşta ve evlenmesi velisi tarafından engellenmiş durumda da olabilir. Yeter ki koca, yumurtaları ve erkeklik organı kesilmiş veya organı olmakla birlikte meni gelmeyecek şekilde yumurtaları çıkarılmış olmasın. Sahih görüşe göre bu durumda baba, kızı zorlayamaz. Deli, alaca hastalığına tutulmuş, cüzamlı, erkeklik organı sertleşmeyen (ınnîn), hadım veya güçsüz olan erkek için de zorlama yapılamaz[41].İmam Mâlik’ten şu farklı görüşler de rivayet edilmiştir:a- Kadın, kendine denk bir erkekle evlenmek isterse veli onun isteğini yerine getirmek zorundadır. Veli onu, ona denk bir başka erkekle evlendirmek istese bile evlenme kadının tercih ettiği erkekle olur. Bu durumda hakim veliye, onu evlendirme emri verir. Bakire kıza karşı babanın böyle bir sorumluluğu yoktur[42].b- İbn’ul-Kasım’ın İmam Malik’ten yaptığı bir rivayetten, onun nikâhta veliyi farz değil sünnet saydığı anlamı çıkarılmıştır. Bu rivayete göre o, velisiz evlenen çiftlerin birbirine mirasçı olmalarını kabul ediyor ve itibar görmeyen bir kadının, kendini evlendirsin diye bir erkeği vekil etmesini caiz görüyordu. Bir de o, dul kadının, kendini evlendirsin diye velisine başvurmasını hoş karşılardı. Böylece ona göre veli, sanki nikâhın sıhhat şartı değil, tamamlanma şartı gibidir[43].İtibar görmeyen kadın, zengin, güzel ve soylu olmayan kadındır. Bu kadın bakire ise, babası da varsa yapılacak bir şey yoktur. Onu sadece babası evlendirebilir[44].

    2- Şafiî Mezhebi
    Şafiī Mezhebine göre bakire kızı evlendirme hakkı babaya aittir. Çünkü ibn Abbas kanalıyla Hz. Peygamberden gelen hadis şöyledir:“Dul kadın[45] kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir. Bakirenin ise görüşü sorulur. Onun susması izin vermesi demektir[46].”Hadiste kadınlar ikiye ayrılıp bunlardan yalnız birinin yani dulun hak sahibi olduğu tespit edilmiştir. Bu ayırım, o hakkın ikincisinde, yani bakirede olmadığını gösterir. Öyleyse bakirenin velisi bakireden daha çok hakka sahip olur. Bu hadis, onlarla konuşup görüş ve izinlerini almanın müstahap olduğunu ama vacip olmadığını da gösterir. Kızın annesinin iznini almak da müstahaptır. Çünkü İbn Ömer Hz. Peygamberden şu hadisi nakletmiştir.“Kızları konusunda kadınlarla görüş alışverişinde bulunun (Ebû Davûd, Nikâh 24, Hadis No 2095)[47].”Veli engel çıkarırsa, yetkili kişi ona, bu nikâhı kıymasını emreder. Nikâhı kıyarsa bir hakkı yerine getirmiş olur, ama kıymazsa bir hakkı engellemiş olur. O zaman yetkili kişi bu nikâhı ya kendi kıyar, ya da nikâhı kıyması için bir başka veliyi vekil tayin eder. Allah, “… kadınlara engel olmayın…[48]” dediği için veli engel çıkarmakla isyan etmiş olur. Veli bir gerekçe ortaya koyarsa yetkili kişi bakar, eğer kadın kendine denk bir erkekle evlendirilmesini istiyorsa veli bunu engelleyemez, isterse velinin istediği kişi ondan daha iyi olsun. Kadın, dengi olmayan biri ile evlenmek istiyor, veli de onu istemiyorsa o zaman yetkili kişi kadını evlendiremez. Engelleme, kadının kendi dengi, yahut daha iyi biriyle evlenmek istemesi ve velinin buna yanaşmaması ile olur[49].

    3- Hanbelî Mezhebi
    Hanbelî mezhebinin, velisiz nikâhı geçersiz sayan genel görüşünden farklı olarak Ahmed b. Hanbel’den şu anlama gelecek bir görüş daha nakledilmiştir:“Kadının velisi olmaz, yetkili kamu görevlisi de bulunmazsa, onu güvenilir bir erkek evlendirir[50].

    ”
    4- Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin delilleri[51]Üç mezhebe göre şu ayet, nikâhta velinin önemini göstermektedir.“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri takdirde aralarında maruf üzere anlaşırlarsa kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[52].”Çünkü ayette geçen kadına engel olma “adl” onu evlendirmeye yanaşmama (el-imtina an tezvîciha) anlamınadır. Bu, kadını evlendirmenin veliye bırakıldığını gösterir. Çünkü bu ayet, Ma’kil bin Yesar’ın (r.a.)’ın kız kardeşini evlendirmeye yanaşmaması üzerine inmişti. Ayet inince Peygamber onu çağırmış, o da kardeşini evlendirmişti.“…kocalarıyla nikâh kıymaları… “ ifadesi ile Allah kadını nikâh fiilinin faili yapmıştır. Bu, onun nikâha konu olmasından dolayıdır (yani mecazdır). Böyle olunca kadının bir tek kişiyi bile evlendirmesi caiz olmaz[53].İmam Şafiî diyor ki, “Benim bilgime göre yukarıdaki ayet, başka bir anlamı kabul etmez. Çünkü kadını engellememe emri, elinde onu engelleme imkânı olana verilir. Bu da kadının nikâhının, velilerden birinin katkısıyla tamamlanması durumudur[54].Ebû Hanîfe’ye göre, ayetteki engelleme, fiilî engelleme, yani kadını eve hapsedip evlenmesine engel olmadır. Bu, kocalara yapılmış bir hitaptır. Çünkü ayetin başında, “Kadınları boşadığınız zaman…” ifadesi geçmektedir[55].İmam Şafiî’nin buna cevabı şudur:“Erkek karısını boşar, kadın iddetini tamamlarsa, erkeğin elinde bir yetki kalmaz ki, ona engel çıkarsın. Kadın iddetini tamamlamamışsa o, zaten kocasından başkasıyla evlenemez. Koca onunla hem evlenmek isteyip hem de buna engel olacak değil ya?”İmam Şafiî’ye göre bu ayet, hem kadın üzerinde, kadın ile birlikte, velinin de bir hakka sahip olduğu, hem de maruf bir şekilde nikâhlanmaya razı olan kadını, velinin engellememesi konusunda Kur’an’ın en açık ayetidir[56]”.Sünnet de Allah’ın kitabındaki maksada tam uygun olarak gelmiştir. Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:“Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikâhlanırsa onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır. Erkek onunla ilişkiye girmişse bu ilişkiye karşılık kadının mehir alma hakkı vardır. Eğer anlaşamazlarsa sultan (yetkili kişi) velisi olmayanın velisidir[57].”İkrime b. Halid’in dediğine göre, bir yolculuk sırasında kervanın içinde dul bir kadın vardı. Oradaki erkeklerden birini kendine veli yaptı, o da onu bir adamla evlendirdi. Hz. Ömer, o nikâhı kıyan şahsı sopaladı ve kadının nikâhını geçersiz saydı. Hz. Ömer velisiz nikâhlanan bir başka kadının nikâhını da geçersiz saymıştı[58].Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir de şöyle demiştir:“Velisiz nikâh olmaz[59].”Hz. Ömer de şöyle demiştir:“Kadın velisinin, veya ailesinden ileri görüşlü birinin ya da kamu yetkilisinin izni olmadan nikâhlanamaz[60].”

    C- Zâhirî Mezhebi
    Kadın ister bakire, ister dul olsun, velisinin izni olmaksızın evlenemez. Velileri izin vermezse onu yetkili bir kimse evlendirir[61]. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur:İçinizden evli olmayanları evlendirin; köle ve cariyelerinizden elverişli olanları da[62].”Allah Teâlâ bir de şöyle buyurur:“Allah’a eş koşan erkeklere, onlar inanmadıkça kız vermeyin[63].”Bu ayetler kadınlara değil, velilere hitap etmektedir.Hz. Aişe’nin bildirdiğine göre Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:“Kadın, velisi olmadan nikâhlanmaz. Eğer nikâhlanırsa nikâhı batıldır (üç kere). Erkek onunla ilişkiye girmişse bu ilişkiye karşılık kadının mehir alma hakkı vardır. Eğer anlaşamazlarsa sultan (yetkili kişi) velisi olmayanın velisidir[64].”Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir de şöyle demiştir:“Velisiz nikâh olmaz[65].”İbn Abbas şöyle demiştir: “Yoldan çıkanlar, velisiz evlenen kadınlardır.”Hz. Peygamberin; “Dul kadın kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir[66].” sözü, onun izni olmadan velisinin bir şey yapamayacağı anlamına gelir. O, kiminle isterse onunla evlenir ama velisinin izni olmadan nikâh kıyamaz. Eğer veli direnirse, burnu sürtülse de o kadını, yetkili kişi evlendirir.Bakirenin nikâhı, babayla kızın görüşlerinin aynı kişi üzerinde birleşmesi halinde kıyılabilir[67].

    III- DEĞERLENDİRME
    Mezheplerin konuya yaklaşımı, biri usul açısından, diğeri de sosyal etkileri açısından olmak üzere iki açıdan değerlendirilecektir.

    A- Usul açısından
    Hz. Peygamber “Alimler, peygamberlerin varisleridir[68].” buyur-muştur. Bu sebeple alimler, Hz. Peygamber’e yüklenen Kur’an ile hükmetme görevini yapmalıdırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:Allah’ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet. Sakın onların heveslerine uyma. Onlardan kaçın ki Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptır-masınlar. Eğer yüz çevirirlerse bilesin ki, Allah, bir takım günahlarına karşılık başlarına bir kötülük gelmesini istiyordur. Zaten insanlardan çoğu gerçekten yol-dan çıkmıştır. (Mâide 5/49)“Bu Kur’an, gerçekten en doğru olana ulaştırır.” (İsra 17/9)Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bir elçi olarak Allah’ın sözlerini insanlara ulaştırmış, tebliğ etmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:“Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirilmişse sen onu tebliğ et, eğer bunu yapmazsan ona elçiliği tam olarak yapmamış olursun” (Maide 5/67)O Elçiye bir de Kur’an’ı açıklama görevi verilmiştir: Allah Teâlâ şöyle buyurur:“Sana bu Zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın[69]“.Sünnet, Kur’an’ın açıklamasıdır. Bu, Allah’ın istediği bir açıklamadır. Dolayısıyla her sünnetinin ilgilendirileceği bir ayet mutlaka vardır. Bu açıdan bakınca Kur’an ve Sünnetin iki ayrı kaynak değil, tek bir kaynak olduğu ortaya çıkar. Fakihler bunları iki ayrı saymış, değerlendirmeyi buna göre yapmışlardır. Bununla birlikte Hz. Peygamberin, Allah’ın maksadını açıkladığı kanaatiyle Sünnet ile yetinenler de olmuştur. Kur’an ve Sünneti birlikte değerlendirmeyince, konunun farklı yönlerini açıklayan hadisler çelişkili görülmüş, farklı tercihler yapılmış ve temel konularda bile birbirine ters sonuçlara varılmıştır.Bu yazıda, ayet anlaşılmadan sünnetin anlaşılamayacağı kanaati ile hareket edildiğinden konu ile ilgili her hadisin, konunun farklı bir yönünü açıkladığı ortaya çıkmış, ayet ve hadislerin tam bir bütünlük oluşturduğu görülmüştür.Fakihlerin çoğu, kendine bir bakış açısı belirlemiş, ayet ve hadisleri ona göre yorumlamıştır. Nikâhta velinin konumu ile ilgili görüşlere bu açıdan bakılınca üç farklı yaklaşım ortaya çıkar. Biri hürriyetçi yaklaşım, diğeri gelenekçi yaklaşım, üçüncüsü de hadisleri öne alan yaklaşımdır.

    1- Hürriyetçi yaklaşım
    Ebû Hanîfe’nin yaklaşımı böyledir. Burada onun, hür iradeye önem verdiği ve nasları ona göre yorumladığı anlaşılmaktadır. O, şu üç ayetin, irade hürriyetini gösteren ifadelerine dayanmıştır.“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[70].”(Kocası tarafından üçüncü kez boşanmış kadın) bir başka kocayla nikâhlanıncaya kadar ilk kocaya helâl olmaz[71].”“…o kadınların kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[72]…”Bu ayetlerde kadın, nikâh fiilinin faili olduğu için Ebu Hanife haklı olarak kadının nikâh akdine taraf olacağı sonucuna varmıştır.Dikkat edilirse yukarıdaki iki ayetten, marufa uygunlukla ilgili kısım ayıklanmıştır. Bu ayıklama, Hz. Peygamberin onunla ilgili açıklamalarını hükümsüz hale getirmiştir. Bu sebeple Ebû Hanîfe, yaptığı değerlendirmelerde, yukarıdaki hadislerin hiç birine yer vermemiş, ayrıca ikinci ayette geçen nikâh kıymalarına engel olma yasağı için şöyle demiştir: “Ayetteki engelleme, fiilî engelleme, yani kadını eve hapsedip evlenmesine engel olmadır. Bu, kocalara yapılmış bir hitaptır. Çünkü ayetin başında, “Kadınları boşadığınız zaman…” ifadesi geçmektedir[73].Doğru; bazı kocalar, boşadıkları kadının başka biriyle evlenmesini hazmedemezler. Ama kadın iddetini tamamlayınca kocasının evinden ayrılacağı için koca onu hapsedemez. Erkeğin onu engellemeye kalkışması suç teşkil edeceğinden ona engel olmak kamu otoritesinin görevidir. Ayrıca bu kadının yapacağı yeni evliliğin marufa uygunluğunu denetleme görevi eski kocaya verilemeyeceği için de Ebu Hanife’nin değerlendirmesine katılmak mümkün olmamaktadır.

    2- Gelenekçi yaklaşım
    Bu, Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerinin yaklaşımıdır. Burada geleneğin ağır bastığı, ayet ve hadislerin ona göre yorumlandığı anlaşılmaktadır. Çünkü Arap toplumunda kız, babasından veya velisinden istenir, kıza mehri verilir ve nikâh kıyılırdı[74]. Erkek nikâhın tarafı olur ama kadın olamazdı. Onun yerine velisi karar verirdi. Mezhepler bunu, köle satışına benzetmiş, bu sebeple kadını, nikâhın konusu saymışlardır.Onlara göre şu ayet, nikâhta velinin önemini göstermektedir.“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri takdirde aralarında maruf üzere anlaşırlarsa kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayınız[75].”Diyorlar ki; “Ayette geçen engel olma “adl عضل” onu evlendirmeye yanaşmama (الامتناع عن تزويجها) anlamınadır. Bu da kadını evlendirmenin veliye bırakıldığını gösterir[76].”Yukarıdaki ön kabul olmasaydı ayeti böyle anlayamazlardı. Çünkü ayet, “… kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayınız[77].” şeklindedir. Nikâh fiilinin faili kadındır. Zaten engel olma, bir kişinin bir şeyi yapmasına izin vermeme, yani onu o işten men şeklinde olur. Bir işi yapmaya yanaşmama yani imtina, engelleme değildir. İmtina ile men farklı şeylerdir.Ayete verilen bu yanlış mana, bir başka yanlışı zorunlu kılmıştır. Diyorlar ki, “…kocalarıyla nikâhlanmaları… “ ifadesinde, Allah’ın kadını nikâh fiilinin faili yapması, onun nikâha konu olmasından dolayıdır. Böyle olunca kadının bir tek kişiyi bile evlendirmesi caiz olmaz[78].Kadını nikâh fiilinin faili yapan Allah Teâlâ, konusu yapan da Arap geleneğidir. Gelenek esas alındığı için Allah’ın açık sözü mecaz sayılmış, yanlış üzerine yanlış yapılmıştır.Kadını nikâhın konusu sayanlar, alınan mehri onun bedeli gibi görmüş, evlenmeden boşanmaya kadar bütün sistemlerini bu anlayış üzerine kurmuşlardır.Muhâlaa ile ilgili değerlendirmeler, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Muhalaa karı-kocanın aralarında anlaşmalarına bağlı olarak kadının kocasından aldığı mehrin tamamını veya bir kısmını vermesiyle evliliği sona erdirmeleridir. Şâfiîlerin önde gelen alimlerinden Şirbînî bu konuda şöyle bir değerlendirme yapmıştır:“Erkek, bir bedel karşılığı kadından yararlanma hakkına sahip olunca bu hakkı bir bedel karşılığı elinden çıkarabilir. Muhâlaanın câiz olmasının sebebi budur. Bu tıpkı alım-satım gibi olur. Nikâh, satın almaya, muhâlaa ise satmaya benzer[79].”İbn Teymiyye muhâlaanın talâk olmadığını ispat için şöyle demiştir:“Bu, kadının kendini kocasından kurtarmasıdır. Tıpkı esirin kendini esaretten kurtarmasına benzer. Bu, üç talâktan sayılmaz… Dört mezhebin imamlarına ve cumhura göre esir için fidye vermekte olduğu gibi bu işlemi kadının dışında bir başkası yapabilir. Yabancı bir kişi, köleyi azat etmesi için köle sahibine onun bedelini verebilir. Bu sebeple kişinin maksadı, esire fidye öder gibi kadını, kocasının boyunduruğundan kurtarmaksa ödeme yaparken bunu şart koşmalıdır… Çünkü muhâlaa bedeli, kadını kocasına köle olmaktan kurtarmak ve onun kadın üzerindeki hakimiyetini ortadan kaldırmak için verilir. Yoksa bu, kadının kendi üzerinde hakimiyet elde etmesi değildir[80].Bu görüş sahipleri, kadına köle kadar bile hak tanımamışlardır. Çünkü köle hürriyete kavuşunca kendi üzerinde hakimiyet elde eder ama onlara göre kadın, kocasının hakimiyetinden kurtulunca velisinin hakimiyetine girer.Kadın, satılık bir mal olamayacağı için kadını nikâhın konusu sayıp mehri mal bedeli gibi görmek, kabul edilemez bir durumdur… “…Mâruf ölçüler içerisinde o kadınların erkekler üzerindeki hakkı, onların bunlara karşı olan hakkına denktir[81].” buyurulduğu halde kadını kocasının kölesi gibi görmek mümkün değildir. Çünkü köleyle efendi arasında denk haklardan bahsedilemez.Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile verin[82] buyurulmuştur. Burada “mehirler” diye tercüme edilen kelime “saduka”nın çoğulu “sadukât”tır. Kelimenin kök anlamı sıdk, yani doğru sözlü olmak, sözü özüne uygun olmaktır[83]. Erkekler evlendikleri kadınlara değer verdiklerini söylerler. Onlar için mallarından feda etmeleri, verdikleri değerin sembolik bir ifadesi olur. Âyette bir de “gönül rızası” diye tercüme edilen “nihle” kelimesi vardır. “Nihle” karşılıksız ikram anlamına gelir[84]. Buna göre mehir herhangi bir şeyin bedeli olamaz.Ayetlere şartlı yaklaşınca hadisler arasında ayırımcılık yapmak kaçınılmaz olmuş, şu hadis görmezlikten gelinmiştir:Bir bakire kız Hz. Aişe’nin yanına geldi ve ”babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe, “Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem gelinceye kadar otur.” dedi. Sonra Allah’ın Elçisi geldi. Kız durumu ona haber verdi. O, hemen babasına adam gönderip çağırttı. O konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki:“- Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama istedim ki, bu konuda kadınların bir hakkı var mı? Onu öğreneyim[85].”

    3- Hadislere ağırlık veren yaklaşım
    Bu, Zahirî mezhebinin yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın temel mantığı şudur:“Hz. Peygamber kendi arzusuna göre konuşmaz; onun konuşması, Allah’ın ona yaptığı vahiyden başkası değildir. Allah Teâlâ yaptığı hiçbir şeyden sorumlu tutulamaz. (Enbiya 21/23)[86].“Bu anlayış daha açık olarak şöyle ifade edilmiştir:“Allah’ın, Elçisine yaptığı vahiy ikiye ayrılır; biri olduğu gibi kabul edilen vahiy (vahy-i metluvv)[87], dizilişi insanı aciz bırakan bir te’lif, yani Kur’an’dır. İkincisi, rivayet edilen, nakledilen, te’lif edilmemiş, dizilişi insanı aciz bırakmayan, olduğu gibi kabul edilmeyen (gayr-i metluvv)[88] ama okunan şey, Allah’ın Elçisi’nden bize ulaşan haberdir. O, Allah’ın bizden ne istediğini açıklar. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: “… kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın diye[89].” Allah, birinciye yani Kur’an’a uymayı farz kıldığı gibi, ikinciye yani sünnete uymayı da farz kılmıştır, arada bir fark yoktur[90].İbn Hazm’ın iddia ettiği gibi, eğer Sünnet Allah’ın bizden ne istediğini açıklıyorsa, Kur’an’a ihtiyaç kalmaz. Onun, Kitap ile Sünnet arasında fark görmemesi bundandır. Halbuki ayette Hz. Peygamber’e; “… kendilerine ne indirildiğini insanlara açıklayasın.[91]” denmiş, “… kendilerinden ne istendiğini açıklayasın ” denmemiştir. Bu yanlış, bir çok yanlışa yol açmıştır. Konumuzla ilgili olarak İbn Hazm şöyle diyor:Hz. Peygamberin söylediği; “Dul kadın kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir[92].” sözü, onun izni olmadan velisinin bir şey yapamayacağı anlamına gelir. O, kiminle isterse onunla evlenir ama velisinin izni olmadan nikâh kıyamaz. Eğer veli direnirse, burnu sürtülse de kadını, yetkili kişi evlendirir[93].Madem velinin bir itiraz hakkı yok, öyleyse varlığının anlamı nedir. Allah’ın dininde böyle anlamsız, hikmetsiz bir şey olur mu? Konuyla ilgisi olmayan şu ayeti kendine delil sayması, herhalde bu anlamsızlığı örtmek için olmalıdır. Allah Teâlâ yaptığı hiçbir şeyden sorumlu tutulamaz. (Enbiya 21/23)[94].İbn Hazm, hadislerin ayetleri açıkladığını görse de önce ilgili ayetlere, sonra bu hadislere baksaydı, velinin iznine başvurmanın bir anlamı olduğunu anlar ve sistemini ona göre kurardı. Onun böyle bir metodu olmadığı için ayetler ile hadisler arasında ilgi kuramamış, hatta bu konuyla ilgili şu ayetlere hiç yer vermemiştir.“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri hakkında marufa uygun olarak ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur[95].”“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri takdirde aralarında maruf üzere anlaşırlarsa kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız[96].”Ayetlerle ilgi kurulmayınca velinin devreye girmesi anlamsız kalmaktadır.Bu metot, onu çelişkiye sokmuştur. Bir taraftan diyor ki; “Bir kadın ister bakire, ister dul olsun, velisinin izni olmaksızın evlenemez. Velileri izin vermezse onu yetkili bir kimse evlendirir[97]. Bir taraftan da şöyle diyor: “Bakirenin nikâhı, babayla kızın görüşlerinin aynı kişi üzerinde birleşmesi halinde kıyılabilir[98].” Demek ki, baba ile bakire kızın görüşü aynı kişi üzerinde birleşmezse evlilik de olamayacaktır. Marufa uygunluk gibi açık kıstaslara dayanmayınca bu sonuçlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkmakta, bir hata diğer hatayı doğurmaktadır.

    B- Sosyal etkileri açısından
    Görüldüğü gibi mezhepler, evliliğin marufa uygunluğu konusu üzerinde pek durmamışlardır. Bu yüzden de evlilik kurumu ile ilgili birçok sıkıntı ortaya çıkmıştır. 1917’de yürürlüğe giren Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nin gerekçesinde geçen şu ifadeler, problemin bir bölümün aktarmaktadır.“Bir zamanlar Osmanlının hakim olduğu bölgelerde nikâh kıyılması düzensiz bir hale girmiş ve nerede iki şahit hazır bulunursa hemen kıyılması yoluna gidilmiştir. İki şahidin huzuruyla kıyılan nikâh her ne kadar şer’an sahih ve geçerli ise de böyle önemli bir akdin bir düzen dairesinde yürütülmemesinden pek çok yolsuzluklar doğmuş, şer’an evlenmesi yasak olan nice kadınların evlenmesiyle başka kişilerin hakları zayi olmuştur. Halbuki, nikâh kıyılırken nikâh hükümlerini bilen bir kişinin bulunup evlenme cüzdanı düzenlemesi mendup bir iş olduğundan böyle bir sözleşme belgesi düzenlenip tescil olunduğu taktirde ileride nikâhın varlığı veya mehrin miktarı hakkında ve daha bir çok konuda ortaya çıkacak ihtilafın önü alınacağından 37. Madde bu esasa göre düzenlenmiştir[99].Madde 37- Esnay-ı akidde hatib ve mahtubeden birinin ikametgahı bulunan kaza hakimi veya bunun izinname-i mahsus ile mezun kıldığı naib hazır bulunup akit nameyi tanzim ve tescil eder.Hanefi mezhebinin etkisinden kurtulamadığı için Osmanlılar, taraflar dışında yalnızca iki şahidin huzuruyla kıyılan nikâhı geçersiz sayamamışlardır. Hanefîlerin bu görüşü kız kaçırmalara kapı aralamıştır. Çünkü kaçırılan kıza, nasıl olsa iki şahidin huzurunda evet dedirtmek mümkün olur. Demezse deyinceye kadar bir yerde bekletilebilir. Hatta bunun için zor bile kullanılabilir.Şafiîlerin yaygın olduğu bölgelerde de başlık parasının önüne geçilememiştir. Madem velinin taraf olmadığı bir nikâh geçersiz sayılır, öyle ise veliyi taraf olmaya ikna etmek gerekir. Bunun en kısa yolu başlık parasıdır. Başlık vermek istemeyenler kızı kaçırarak Hanefî mezhebine göre nikâh kıymışlardır. Eğer erkeğin kız kardeşi varsa, kendi gibi kız kardeşi olan bir erkek aramış ki, kendi kız kardeşini ona versin, onun kız kardeşini de kendisi alsın ve böylece karşılıklı başlık ödeme külfetinden kurtulmuş olsunlar. Berdel denen bu usulü insanlar, bir çıkış yolu olarak kullanmışlardır.Halbuki fakihler, eğer ayetlerde geçen marufa uyma zorunluluğu üzerinde yeteri kadar durup görüşlerini bu kapsamda geliştirebilselerdi, onların görüşleri böyle problemlere gerekçe yapılamaz ve Kur’an’a uygun olarak sağlam bir aile yapısı kurmanın bilimsel zemini oluşturulabilirdi.

    SONUÇ
    Nikâh sözleşmesinde velinin yeri ile ilgili olarak Ebû Hanîfe, hür iradeyi esas almış, nasları ona göre yorumlamıştır. Malikî, Şafiî ve Hanbelî mezhepleri ise nasları geleneğe göre yorumlamışlardır. Zahirî mezhebi de hadislere öncelik veren bir yaklaşım sergilemiştir.Mezheplerin, Sünneti ayetlerin açıklaması sayan bir metot uygulamadıkları gözlenmektedir. Bu, Sünnetin doğru anlaşılamamasına ve haklı bir gerekçe göstermeden önemli bir kısmının terk edilmesine yol açmaktadır. Oysa Kur’an’ı esas alıp sünneti onun açıklaması sayınca, bir çok konuda, sünnetin tamamından yararlanmak mümkün olmaktadır. O zaman sahabelere ait sözlerin de doğru bir yere oturduğu görülmektedir. Mesela evlilikte velinin yeri ile ilgili ayetler, hadisler ve sahabe sözleri tam bir bütünlük oluşturmaktadır.Ayetler, evliliğin marufa uygunluğunu ön görmekte, hadisler bunun veli tarafından denetlenmesini, bir anlaşmazlık çıkarsa yetkinin kamu otoritesine geçmesini hükme bağlamaktadır. Sahabenin de uygulamayı buna göre yaptığı görülmektedir.Maruf, kişilere göre değişmeyen, dinin, aklın ve fıtratın gerektirdiği açık kuralları içerdiği için marufa uygunluğu denetlenmiş bir evlilik, hem Allah’ın emrine, hem de insanların yararına uygun düşer. Böylece ne kız kaçırma olur, ne kadının duygusallığını kötüye kullanıp onu sıkıntıdan sıkıntıya sokan evliliklere geçit verilir, ne de başlık parası ortaya çıkar. Kızın ailesi ile bağı da sağlam kalacağı için kendini daha güvende hissedecektir.

    BİBLİYOGRAFYA
    Kur’an
    Hadis Kitapları
    EL- Buhari

    Müslim
    Ebû Dâvûd
    en -Nesâî
    Et -Tirmîzî
    İbn Mâce
    Ahmed b. Hanbel, Müsned
    Diğer Kitaplar
    Ahmed b. Guneym b. Salim, (ö. 1125 h.) el-Fevâkih ed -Devvânî alâ risalet ibn Ebî Zeyd el -Kayrevânî, Beyrut 1415 h.

    Ceride-i İlmiyye Rebiulahir 1336, dördüncü sene sayı 35, 1013-1014.
    Ebu Ömer, Yusuf b. Abdullah b. Abdulberr el-Kurtubî (öl, 463 h.), el-Kâfî fî fıkhi ehl’il-Medîne, Beyrut 1407, c. I, s. 231;
    İbn Hazm, Ali b Ahmed b. Said el-Endelüsî, el –İhkâm fî usûl’il -ahkâm, (Bir ilim adamları heyeti tarafından tahkik edilmiştir,) Dar’ul-hadîs (Kahire) 1404/1984.
    İbn Hazm, Ali b Ahmed b. Said ez- Zahirî, el-Muhallâ, Abdulgaffar Süleyman el- Bendârî’nin tahkikiyle, Beyrut, 1408/1988, c. IX, s. 31.
    İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed el –Makdisî (540/620) el-Muğnî, Beyrut, 1405.
    İbn Manzûr, Muhammed b. Mükrim, Lisan’ul-Arab, Dar Sadır.
    İbn Rüşd, Ebû’l-Velîd, Muhammed b. Ahmed b. Muhammed (öl. 595 h.), Bidâyet’ul-Muctehid, Beyrut.
    İbn Teymiyye, Mecmuu el- Fetâvâ, c. XXXII, Beyrut 1398.
    Er- Rağıb el- İsfehâni, Müfredâtu elfâz’il-Kur’an, Safvan Adnan Davûdî’nin tahkikiyle, Dımaşk-Beyrut, 1412/1992.
    Kasım b. Abdullah b. Emir Ali el-Konevî (öl. 978 h.), Enîs’ul-fukahâ fî tarifat’il-elfâz’il-mütedavile beyn’el-fukahâ, Ahmed b. Abdurrezzak el-Kubeysî’nin tahkikiyle, s. 148, Cidde 1406.
    Mansur b. Yunus b. İdris, Keşşâf’ul- Kına’ an metn’il -İkna’, Tahkik eden, Hilâl Musaylahî Mustafa Hilâl, Beyrut 1402.
    Muhammed b. İdris eş-Şafiî (150/204 h.), el- Um, Beyrut 1393, c. V, s. 13-15.
    Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967.
    Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, Muhammed Ali’nin tahkikiyle, Beyrut.
    Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, Beyrut 1409/1989.

    [1] Buhari, Nikâh, 36.
    [2]- Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, XVI/124, Babü men la tecuzü şehadetühü; Kasım b. Abdullah b. Emir Ali el-Konevî (öl. 978 h.), Enîs’ul-fukahâ fî tarifat’il-elfâz’il-mütedavile beyn’el-fukahâ, Ahmed b. Abdurrezzak el-Kubeysî’nin tahkikiyle, s. 148, Cidde 1406.
    [3] – Nur 24/32.
    [4]- İbn Manzûr, Muhammed b. Mükrim, Lisan’ul-Arab, Dar Sadır, Beyrut, EYM maddesi.
    [5]- El-Bakara 2/235
    [6]- Et-Talak 65/4.
    [7]- El-Ahzab 33/49.
    [8]- El-Bakara 2/234
    [9]- Bakara 2/234
    [10]- Bakara 2/232
    [11]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 21, Hadis no 2087.
    [12] – İsyan diye tercüme edilen “el-biğâالبغاء ” kelimesi sözlükte, gerekenden fazlasını isteme anlamına gelir. Bu istek, daha iyisini yapmak için olursa güzel, doğru olmayanı yapmak için olursa kötü olur. İsyan, doğru olmayanı yapmaktır. (Er- Rağıb el- İsfehâni, Müfredâtu elfâz’il-Kur’an, Safvan Adnan Davûdî’nin tahkikiyle, Dımaşk-Beyrut, 1412/1992, BĞY maddesi)
    [13]- Nur 24/33. Buhârî bu ayeti, zorla kıyılan nikâhın geçersiz olacağına delil göstermektedir. Bkz. Buhârî, İkrah, 3.
    [14] – Tefsirlerin ve meallerin tamamına yakını ayete şu şekilde anlam vermişlerdir:
    “Eğer namuslu kalmak isterlerse cariyelerinizi, dünya hayatının malını arzu ederek zinaya zorlamayın.”
    Bunun için iki kelimenin anlamı değiştirilmiştir. Genç kızlar demek olan “feteyât فـتيات“a mecaz olarak cariye, yani kadın köle, isyan demek olan “el-biğâ البغاء ” kelimesine de mecaz olarak zina anlamı verilmiştir. Kelimeye mecaz anlamı vermek için sözlük anlamının uygun düşmemesi gerekir. Burada ise sözlük anlamının dışına çıkmak uygun düşmez. Çünkü o zaman, namuslu kalmak istemeyen cariyeye, zorla da olsa zina yaptırıp para kazanmanın helal olacağı gibi Kur’an’a ters bir anlam ortaya çıkar. Tefsir bilginleri, sebep oldukları bu duruma şaşırmış, kendi elleriyle yaptıkları bu şeyden adeta korkmuş, ayeti o yanlış yorumları içinde bırakıp uzaklaşmışlardır. Daha şaşırtıcı olanı “el-biğâ البغاء ” kelimesinin zina anlamına geldiğini bir çok Arapça sözlüğün yazmasıdır. İbn Manzûr’un bildirdiğine göre kelimeye bu anlamı veren İbn Hâleveyh ( ابن خالويه ) olmuştur. (İbn Manzûr Lisan’ul-Arab, bğy maddesi) Bu şahsın Şiî-İsmailî olduğu ileri sürülmüştür (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1999, İbn Haleveyh maddesi)
    [15]- Nur 24/33.
    [16]- Şemsuddin es-Serahsî, el- Mebsût, XVI/124, Babü men la tecuzü şehadetühü; Kasım b. Abdullah Ali, Enîs’ul-fukahâ, s. 148.
    [17]- Et -Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1101; İbn Mâce, Nikâh, bab 15, hadis no 1880; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.
    [18] – Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 20, Hadis no 2083; Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1102; İbn Mâce, Nikâh, bab 15, hadis no 1879; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 66.
    [19] Buhari, Nikâh, 36.
    [20] – Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2101; İbn Mâce, Nikâh, bab 12, hadis no 1873; en -Nesâî, Nikâh, bab 35; (Metin İbn Mace’nindir. Hansâ ismi Ebu Davud ve en -Nesâî’de geçmektedir.)
    [21]- En -Nesâî, Nikâh, bab 36; İbn Mâce, Nikâh, bab 12, hadis no 1874; Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2096; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 136. (Metin Nesâî’den alınmıştır.)
    [22]- Müslim, Nikâh, 66, 67, 68 – (1421); Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2098, 2099; İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1870; en -Nesâî, Nikâh, bab 33, 34;
    [23]- İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1872.
    [24]- Müfredât, ARF maddesi.
    [25] – Rum 30/29-30.
    [26] – İbn Rüşd, Ebû’l-Velîd, Muhammed b. Ahmed b. Muhammed (öl. 595 h.), Bidâyet’ul-Muctehid, Beyrut, c. II. 34. Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967, c. II, s. 49. Paragraf 175-178. (Bilmen burada veliyy-i akreb ifadesini kullanmaktadır. Baba ve dedenin veliyy-i akreb olduğu açıktır.)
    [27] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13. Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, İst. 1967, c. II, s. 49. Paragraf 175. (Bilmen burada veliyy-i akreb ifadesini kullanmaktadır. Baba ve dedenin veliyy-i akreb olduğu açıktır.)
    [28]- El -Bakara 2/234.
    [29]- El -Bakara 2/230.
    [30]- El -Bakara 2/232
    [31] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [32] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13.
    [33] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 14.
    [34] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [35] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 13.
    [36] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [37] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10 ve 13.
    [38] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 14.
    [39] – Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 15.
    [40] – İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed el –Makdisî (540/620) el-Muğnî, Beyrut, 1405, c. VII, s. 5.
    [41] – Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, Muhammed Ali’nin tahkikiyle, Beyrut, c. II, s. 221 – 223.
    [42] – Seydi Ahmed ed-Derdîr, eş- Şerh’ul- Kebîr, c. II, s. 231.
    [43] – Bidayet’ul-müctehid, c. II, s. 8.
    [44] – Ahmed b. Guneym b. Salim, (ö. 1125 h.) el-Fevâkih ed -Devvânî alâ risalet ibn Ebî Zeyd el -Kayrevânî, Beyrut 1415 h. C II, s, 8.
    [45] – Hadiste “eyyim” kelimesi geçmektedir. Kelime burada bakire karşıtı olarak kullanıldığından dul kadın anlamınadır.
    [46]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2098.
    [47]- Mansur b. Yunus b. İdris, Keşşâf’ul- Kına’ an metn’il -İkna’, Tahkik eden, Hilâl Musaylahî Mustafa Hilâl, Beyrut 1402, c. V , s. 43.
    [48] – El -Bakara 2/232.
    [49] – Muhammed b. İdris eş-Şafiî (150/204 h.), el- Um, Beyrut 1393, c. V, s. 13-15.
    [50] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s.1 5.
    [51]- Eş -Şafiî, el-Um, c.V, s. 12; Ebu Ömer, Yusuf b. Abdullah b. Abdulberr el-Kurtubî (öl, 463 h.), el-Kâfî fî fıkhi ehl’il-Medîne, Beyrut 1407, c. I, s. 231; İbn Kudâme (441/620 h.) el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [52]- El -Bakara 2/232
    [53] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [54]- Şafiî, el-Um, c.V, s. 12.
    [55]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [56] Eş -Şafiî, el-Um, c.V, s. 12.
    [57]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 20, Hadis no 2083; Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1102; İbn Mâce, Nikâh, bab 15,hadis no 1879; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 66.
    [58]- Eş -Şafiî, el-Um, c.V, s. 12-13.
    [59]- Et -Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1101; İbn Mâce, Nikâh, bab 15,hadis no 1880; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.
    [60]- Yusuf b. Abdullah el-Kurtubî, el-Kâfî, c. I, s. 231.
    [61] İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25.
    [62]- En -Nur 24/32.
    [63]- El -Bakara 2/221
    [64]- Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 20, Hadis no 2083.
    [65]- Et -Tirmîzî, Nikâh, bab 14, hadis no 1101; İbn Mâce, Nikâh, bab 15, hadis no 1880; Ahmed b. Hanbel, Müsned c. VI, s. 260.
    [66]- Müslim, Nikâh, 66, 67, 68 – (1421); Ebû Dâvûd, Nikâh, bab 26, Hadis no 2098, 2099; İbn Mâce, Nikâh, bab 11, hadis no 1870; en -Nesâî, Nikâh, bab 33, 34;
    [67] – İbn Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 25-38.
    [68]- Buhari, İlim 10; Ebû Davûd İlim 1; İbn-i Mâce Mukaddime 17; Ahmed b. Hanbel 5/196.
    [69]- En -Nahl 16/44.
    [70]- El -Bakara 2/234.
    [71]- El -Bakara 2/230.
    [72]- El -Bakara 2/232.
    [73]- Serahsî, el-Mebsût, c. V, s. 10.
    [74] Buhari, Nikâh, 36.
    [75]- El -Bakara 2/232
    [76] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [77]- El -Bakara 2/232
    [78] – İbn Kudâme el-Muğnî, c. VII, s. 6.
    [79] Şirbînî, Muğni’l-muhtac, III/262.
    [80] – İbn Teymiyye, Mecmuu el- Fetâvâ, c. XXXII, 306-307.
    alıntı




  4. 11.Mart.2013, 20:41
    3
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,758
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Cevap: Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Alma Konusunda Mezheplerin Görüşleri

    Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Almak



    2092. ...Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Pey*gamber (s.a.); "Açıkça izni alınmadan dul kadın evlendirilemez, kız da ancak rızası alınarak evlendirilebilir." buyurmuştur. (Ashâb-ı kiram) "Ey ALLAH'ın Resulü, onun rızası nasıldır? diye sormuşlar, (Peygamber (s.a.) de "Susmasıdır" cevabını vermiştir.[332]



    Açıklama


    kelimesi, sözlükte bekâreti gitmiş (dul) kadın mânâsına gelir. Sıçramak, düşmek gibi cinsi münâsebetin dışında bir sebeple bekâreti kaybolan kız da hükmen bakire sayılır. İmam Ebu Hanife'ye göre, zina ile bekâretini kaybeden kız da bakire hükmünde ise de imam Ebü Yusuf, imam Muhammed ve Şafiî'ye göre cinsî münâse*bet neticesinde bekâretini kaybeden kızlar dul sayılırlar ve evlenirken dul muamelesi görürler.

    İsti'mar kelimesi, emr istemek anlamına gelir. Bazıları bu*nun müşavere mânâsına geldiğini söylerler. Buradaki emr ve izin isteme nikah hususundadır. Yani dul bir kadın nikahlanacağı zaman, bizzat ni*kah meclisinde bulunamayacaksa, ondan vekâlet alınır. Ve bu vekâleti sözle vermesi meselâ "beni filana nikâh et" yahut "beni filana nikahlamak için seni tevkil (vekil tayin) ettim" demesi icab eder. Nikah edilecek kızdan ise, izin istenir. Hadis-i şerifin beyânına göre kızın susması da sözlü beyân gibi izin sayılır. Meselâ bir baba kızına "seni filana nikahlamak için beni tevkil ettin mi? diye sorsa da kız hiç bir şey söylemeyip sükût etse, bu hal izin sayılır.

    İmam-i A'zam bu hadisi delil göstererek velinin, dul kadınla âkil ba*liğ olmuş bakireyi, nikah konusunda zodayamayacağına kaail olmuştur. Ona göre âkil baliğ bir kız velisinin izni olmaksızın birisiyle evlense nikahı sahih ve nafizdir. Hanefilerden imam-ı Ebu Yusuf ile İmam-i Muhammed'e göre bu nikah velinin kabulüne bağlıdır.

    İmam Şafiî, imam Mâlik ve'imam Ahmed'e göre kadınların sözleriyle asla nikâh nafiz olamaz. Delilleri "velisiz nikah olamaz" mealindeki 2085 numaralı hadistir. Ancak mezkur hadisi Buharı ve Müslim rivayet etme*mişlerdir. Binaenaleyh müttefekun-aleyh olan babımız hadisine karşı delil olamaz. Onun içindir ki Buhârî ile Yahya b. Ma'in: "velînin şart olması hususunda sahih bir hadis yoktur" demişlerdir. Gerçi Tirmizî'nin rivayet ettiği Hz. Aişe hadisinde "her hangi bir kadın velisinin izni olmaksızın evlenirse onu nikahı batıldır"[333] buyurulmuşsa da Tirmizi bu hadis üze*rinde ulemadan bazılarının söz ettiklerini ve onun zayıf saydıklarını bildir*miştir.[334]



    2093. ...Ebu Hüreyre (r.a.)'den; demiştir ki: "Resûlullah (s.a.) (şöyle) buyurdu;

    "Babasız (balığa) kızın kendisinin nikahı) hakkında izni alınır, eğer susarsa o (sükût) onun iznidir. Eğer kabul etmezse, üzerine varılmaz."[335] (Bu hadis) Yezid'in rivayetinde (Muhammed b. Amr'den) ihbarla ("ahberani" tabiriyle nakledilmiştir).

    Ebu Davud dedi ki: Aynı şekilde Ebu Halid Süleyman b. Hayyan ile Muaz b. Muaz da bu hadisi, Muhammed b. Amr'den (muan'an olarak) rivayet etmişlerdir.[336]



    Açıklama


    Yetîm "tek kalma" anlamındaki "yetem" kökünden gelir. Babası ölmüş kimseye babasından ayrı, tek kaldığı için yetim dendiği gibi kocası ölmüş kadına da yetime denir. Bu kelimenin sözlük anlamıdır. Bu anlamda kaç yaşında olursa olsun babası Ölmüş in*sana yetim denebilir. Fakat örfen yetim, babası ölmüş çocuğa verilen ad*dır. Bu itibarla erginlik çağına gelen çocuğa yetim denemez. Hz. Ali "Bu*lûğa erdikten sonra yetimlik kalkar*' buyurmuştur. Demek ki örfen baba*ları ölmüş erkek ve kızlara yetim dendiği gibi, kocasız kalmış kadınlara da yetime denebilir. Hattabî'nin beyânına göre bu hadis-i şerifte "Yetime" kelimesiyle, "bulûğ çağına varmadan Önce babası ölmüş sonra bulûğ çağı*na ermiş bakire kız" kastedilmiştir. Nitekim "Yetimlere mallarını veri*niz."[337] âyet-i kerimesinde de "yetimler" kelimesi bu mânâda kullanıl*mıştır. Fahr-i Kâinat efendimiz evlenme çağma gelen kızların da bir yeti*me gibi şefkat ve merhamete lâyık ve muhtaç olduklarını ifade etmek ve insanları onlara şefkatli davranmaya teşvik için bu çağdaki kızlar hakkın*da "yetîme" tâbirini kullanmıştır.[338]



    Bazı Hükümler


    1. Bir velinin, velisi olduğu kızı bulûğa ermedikçe ve onun iznini almadıkça evlendirmesi caiz değildir.

    a. Bu konuda imam Tirmizî'nin ve bazı Tirmizî sarihlerinin beyânına göre bulûğ çağında olmayan bir yetimenin evlendirilmesi konusunda ule*ma ihtilâf etmiştir. Bazı ilim adamlarına göre yetime (yetim kız) velisi tarafından evlendirilecek olursa, bulûğa erince bu nikahı geçerli ya da fes*hetme haklarına sahiptir. Dilerse, geçerli kılar; dilerse fesheder. îmam Ebu Hanife ve taraftarları, bu görüştedirler. Delilleri ise, "Şayet öksüz (kadın*larla evlendiğiniz takdirde on)lar hakkında adaleti yerine getiremeyeceği*nizden korkarsanız, size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dör*der alın"[339] âyet-i kerimesidir. Sözü geçen ulemâya göre, babanın dışındaki bir velinin de ister bakire olsun, ister dul olsun buluğ çağına varmamış bir kızı evlendirmesi caizdir. Çünkü yetimenin gerçek mânâsı "babası olmayan buluğa ermemiş kiz"dır. Ancak bu evlendirmenin caiz olması için kıza yeterli mehrinin verilmesi şarttır. Bu nikahın caiz olmadığını id*dia eden kimselerin daha kuvvetli bir delile dayanmaları gerekir. Daha kuvvetli bir delil bulamayacaklarına göre bu görüş bir iddia olmaktan öte geçemez.

    b. Bazılarına göre de bulûğa ermedikçe yetimeyi nikahlamak caiz ol*maz ve nikahda muhayyerlik de yoktur. Süfyan es-Sevrî ile imam Şafiî ve daha başkaları bu görüştedirler. Delilleri ise konumuzu teşkil eden hadis-i şeriftir.

    c. İmam Ahmed ile İshak'a göre ise, "yetime dokuz yaşına vardığın*da velisi tarafından evlendirilebilir. Eğer kendisi de razı olmuşsa nikahı caizdir. Ergenlik çağına geldiği zaman ihtiyar (seçme) hakkı yoktur. Delil*leri ise, Hz. Âişe'nin rivayet ettiği "Resulullah(s.a.)'ın dokuz yaşında bir kız iken kendisiyle zifafa girdiğine dâir hadis ile Hz. Âişe'nin "kız dokuz yaşına vardığı zaman kadındır,"[340] sözüdür.

    Hattabî'nin beyânına göre buluğa ermemiş bir kızı, babasının dışında bir kimsenin evlendirebilmesi konusu ulema arasında ihtilaflıdır, imam Şafiî'ye göre, onu babası ve dedesinden başka erkek, kardeş amca ve -vasi de dahil- hiç kimse evlendiremez.

    İmam Sevrî büluğâ ermemiş bir kızı vasînin evlendiremeyeceği görü*şündedir. Hammad b. Süleyman ile İmam Mâlik ise, aksi görüştedirler. Hanefi ulemasına göre ise, bulûğ çağına girmeyen yetim bir kızı vasisinin evlendirebilmesi için onun aynı zamanda kızın velisi olması şarttır. Bulûğa ermemiş bir kızı velisi evlendirebilir. Bu velinin aynı zamanda kızın vasisi olması da şart değildir.[341]



    2094. ...Şu (önceki) hadisi, İbn İdris de Muhammed b. Amr'-dan aynı senedle rivayet etti (Ancak İbn îdris bu rivayetinde) hadise (şunu) ekledi: Resulullah(s.a.) "Eğer ağlarsa ya da susarsa," (bu onun iznidir) buyurdu. (İbn îdris bu rivâyetiyle sadece) ağlarsa (ke*limesini) ilave etmiş oldu.

    Ebu Dâvud dedi ki: "Ağlarsa" (kelimesi) mahfuz değildir; O, bu hadiste (râvilere ait) bir vehim'dir. (Bu) vehim, ya İbn İdris'e ya da Muhammed b. Alâ'ya aittir. Ebu Davud sözüne şöyle devam etti. "Bu hadisi Ebu Amr Zekvân da Hz. Aişe'den (şu sözlerle) ri*vayet etti: (Hz. Aişe): "Ya Resûlallah bakire kız konuşmaktan utanır" dedi. (Hz. Peygamber de

    "Onun devamlı sükûtu, kabul etmesidir." buyurdu.[342]



    Açıklama


    2093 numaralı hadis-i şerifte "Yetim kızın izni alınır" denildiği halde burada *'bekâr kızın izni alınır" denilmesi, bu iki cümle arasında bir farklılık bulunduğunu göstermez. Çünkü sözü geçen hadis-i şerifin şerhinde de açıkladığımız gibi "yetim kız" sözü aynı zamanda bulûğa ermiş kız anlamına da gelmektedir. Nitekim Nesâî'-nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif de şu mealdedir: "Peygamber (s.a.): "Evlenmeleri hakkında kadınların görüşlerini alınız." buyurdu. Resulullah'a "bakire utanır, sükût eder (onun izni nasıl alınabilir?) diye so*ruldu. Resulullah (s.a.) de:

    "Kızın sükut etmesi, izin vermesidir," buyurdu.[343]



    Bazı Hükümler


    Evlendirilmek istenen bulûğ çağındaki bir kızın kendisi için düşünülen nikaha razı olup olma*dığı sorulduğu zaman, sükut etmesi onun rızası demektir. Ancak bu sus*mada ağlamak gibi Öfke ve nzasızlığa delâlet eden bir belirtinin bulunma*ması gerekir. O zaman bu suskunluğun kabul ve rızaya delâlet ettiğine hükmedilemez.

    Hafız İbn Hacer'in beyânına göre, kızın evlenmesi ile ilgili fikri sorulduğunda susması ile birlikte ağlamak gibi rızasızlık, gülmek gibi rıza belirtileri göstermesi halinde nasıl hüküm verileceği meselesi ulema arasın*da tartışmaya sebeb olmuştur.

    Mâliki ulemasına göre: Eğer kız bu teklifi alır almaz sükut ile birlikte oradan uzaklaşıp giderse, yahut ağlarsa ya da ayağa kalkarsa, yahut hoş*nutsuzluğu izlenimini uyandıracak bir harekette bulunursa bu nikâhı kıy*mak caiz değildir.

    Şafiî ulemasına göre: Kızın bu teklifi sükut ile karşılaması halinde diğer tavır ve davranışlarını kızın nzasızhğına yormak doğru olamaz. Ancak sükut ile birlikte sesli ağlaması gibi kesinlikle hoşnutsuzluğa delâlet eden bazı davranışlar rızasızhğının ifadesi olarak kabul edilebilir. Bunun dışın*daki te'vile müsait davranışların önemi yoktur.

    Bazılarına göre, buluğa ermemiş bir kızın evlenmesi konusunda iznini almaya lüzum yoktur. Çünkü izin almanın ne demek olduğunu bilmeyen ve susması ile öfkesi arasında bir fark bulunmayan bir kimsenin iznini almanın bir mânâsı yoktur.

    İbn Abdilberr'in beyânına göre, imam Mâlik, "Eğer baliğa olan ye*tim bir kız kendisinin evlendirilmesi için daha önceden izin vermişse o zaman sükût etmesi, rızası anlamına gelir. Yoksa (daha evvelden izin ver*memişse) sükûtu rıza anlamına gelmez" demiştir.

    Şafiî ulemasına göre ise, bulûğ çağma girmiş bir kızın evlendirilmesi teklifim sükut ile karşılaması ancak babası ve dedesi için rıza alameti sayı*lır. Fakat bu teklifi yapan baba ve dedenin dışında birisi idiyse, kızın onu sükut ile karşılaması rızası anlamına gelmez. Çünkü kız bu konuda babasına ve dedesine karşı utanıp sıkıldığı için cevap vermekten çekinirse de başkalarına karşı baba ve dedeye nisbetle daha rahat olacağı kesindir.

    Bulûğa ermiş kızı izni olmadan babasının evlendirip evlendiremeyeceği konusunda da ulema arasında ihtilâf vardır. Hanefi ulemasıyla imam Evzaî, Sevrî.ve Ebu Sevr'e göre bulûğa ermiş bir kızın evlendirilmesi için izninin alınması şarttır. İzni alınmadan kendisine kıyılan nikah sahih de*ğildir. Delilleri ise, konumuzu teşkil eden hadis-i şerif ile birlikte, Resûlallah (s.a.)'ın rızası olmadan evlendirilen bir kızı (bu evlliği kabul edip et*meme mevzuunda) serbest bıraktığına dair rivayet edilen hadis-i şeriftir.[344] Ayrıca, "açıkça izni alınmadan dul kadın ve rızası anlaşılmadan bakire kız evlendirilemez"[345] hadis-i şerifi de bunu te'yk etmektedir.

    İbn Ebi Leylâ, İmam Mâlik, Leys, Şafiî, Ahmed ve İshak'a göre ise, buluğa ermiş bir kızı, babası iznini almadan evlendirebilir. Delilleri ise "dul kendisine başkalarından daha mâliktir" anlamındaki 2098 ve 2099 numaralı hadis-i şeriflerin mefhûm-i muhalifleridir.[346]



    2095. ...İbn Ömer (r.a.)'den; demiştir ki: "Resûlullah (s.a.); Kızları hakkında kadınlara danışınız" buyurdu."[347]



    Açıklama


    Resûl-i Ekrem efendimiz kızlarını evlendirmek isteyen velilere, bu mevzuda kızların annelerinin de fikrini olarak onların fikrinden de istifade etmelerini tavsiye etmektedir. Çünkü evle ve kızla ilgili özel halleri anneler babalara nisbetle daha iyi bilirler.[348]



    Bazı Hükümler


    Kız annelerinin de hatırlarım almak ve gönüllerini hoş tutmak için kızlarının evlenmesi ko*nusunda fikirlerinin alınması müstehabtır. Bu davranış kurulacak ailenin daha mutlu ve devamlı olması bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Çünkü kızlar yaratılışları icabı annelerinin sözlerine daha çok rağbet eder*ler. Ayrıca anneler kızlarının kendi nihaklarıyla ilgili düşünce ve duygula*rını kızın babalarından daha iyi bildikleri için çoğu zaman nikahla ilgili isabetli bir kararın alınması onların görüşlerinin alınmasıyla mümkün olabilir.[349]

    [332] Buharî, nikah 40, hayl 11; Tirmizî, nikah 18; Ibn Mâce, nikah 11, Dârimî, nikah 13, 14; Ahmed b. Hanbel, II, 229, 250, 279, 425; Müslim, nikah 64, 66; Nesâî, Nikah 33, 34.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/171.

    [333] Tirmizî, nikâh 15.

    [334] Davudoğhı Ahmed, Sahih-i Mürslim Tercüme ve Şerhi, VII, 262.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/171-172.

    [335] Tirmizî, nikah 18, Nesâî, nikah 31, 36; Dârimî, nikah 12; Ahmed b. Hanbel, I, 261, 334; II, 259, 475; IV, 94, 408, 411.

    [336] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/172-173.

    [337] en-Nisa (4), 2.

    [338] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/173.

    [339] en-Nisa (4), 3.

    [340] el-Mübarekfûrî, Tuhfetü'l-ahvezî, IV, 274.

    [341] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/173-174.

    [342] Buharî, nikah 41; Müslim, nikah 65; Nesaî, nikah 33.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/174-175.

    [343] Nesaî, nikah 34.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/175.

    [344] bk. 2096 numaralı hadis.

    [345] Buharı, nikah 40.

    [346] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/175-177.

    [347] Ahmed b. Hanbel, II, 34.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/177.

    [348] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/177.

    [349] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/177.


  5. 11.Mart.2013, 20:41
    3
    Üye
    Evlendirilmek İstenen Kadının İznini Almak



    2092. ...Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Pey*gamber (s.a.); "Açıkça izni alınmadan dul kadın evlendirilemez, kız da ancak rızası alınarak evlendirilebilir." buyurmuştur. (Ashâb-ı kiram) "Ey ALLAH'ın Resulü, onun rızası nasıldır? diye sormuşlar, (Peygamber (s.a.) de "Susmasıdır" cevabını vermiştir.[332]



    Açıklama


    kelimesi, sözlükte bekâreti gitmiş (dul) kadın mânâsına gelir. Sıçramak, düşmek gibi cinsi münâsebetin dışında bir sebeple bekâreti kaybolan kız da hükmen bakire sayılır. İmam Ebu Hanife'ye göre, zina ile bekâretini kaybeden kız da bakire hükmünde ise de imam Ebü Yusuf, imam Muhammed ve Şafiî'ye göre cinsî münâse*bet neticesinde bekâretini kaybeden kızlar dul sayılırlar ve evlenirken dul muamelesi görürler.

    İsti'mar kelimesi, emr istemek anlamına gelir. Bazıları bu*nun müşavere mânâsına geldiğini söylerler. Buradaki emr ve izin isteme nikah hususundadır. Yani dul bir kadın nikahlanacağı zaman, bizzat ni*kah meclisinde bulunamayacaksa, ondan vekâlet alınır. Ve bu vekâleti sözle vermesi meselâ "beni filana nikâh et" yahut "beni filana nikahlamak için seni tevkil (vekil tayin) ettim" demesi icab eder. Nikah edilecek kızdan ise, izin istenir. Hadis-i şerifin beyânına göre kızın susması da sözlü beyân gibi izin sayılır. Meselâ bir baba kızına "seni filana nikahlamak için beni tevkil ettin mi? diye sorsa da kız hiç bir şey söylemeyip sükût etse, bu hal izin sayılır.

    İmam-i A'zam bu hadisi delil göstererek velinin, dul kadınla âkil ba*liğ olmuş bakireyi, nikah konusunda zodayamayacağına kaail olmuştur. Ona göre âkil baliğ bir kız velisinin izni olmaksızın birisiyle evlense nikahı sahih ve nafizdir. Hanefilerden imam-ı Ebu Yusuf ile İmam-i Muhammed'e göre bu nikah velinin kabulüne bağlıdır.

    İmam Şafiî, imam Mâlik ve'imam Ahmed'e göre kadınların sözleriyle asla nikâh nafiz olamaz. Delilleri "velisiz nikah olamaz" mealindeki 2085 numaralı hadistir. Ancak mezkur hadisi Buharı ve Müslim rivayet etme*mişlerdir. Binaenaleyh müttefekun-aleyh olan babımız hadisine karşı delil olamaz. Onun içindir ki Buhârî ile Yahya b. Ma'in: "velînin şart olması hususunda sahih bir hadis yoktur" demişlerdir. Gerçi Tirmizî'nin rivayet ettiği Hz. Aişe hadisinde "her hangi bir kadın velisinin izni olmaksızın evlenirse onu nikahı batıldır"[333] buyurulmuşsa da Tirmizi bu hadis üze*rinde ulemadan bazılarının söz ettiklerini ve onun zayıf saydıklarını bildir*miştir.[334]



    2093. ...Ebu Hüreyre (r.a.)'den; demiştir ki: "Resûlullah (s.a.) (şöyle) buyurdu;

    "Babasız (balığa) kızın kendisinin nikahı) hakkında izni alınır, eğer susarsa o (sükût) onun iznidir. Eğer kabul etmezse, üzerine varılmaz."[335] (Bu hadis) Yezid'in rivayetinde (Muhammed b. Amr'den) ihbarla ("ahberani" tabiriyle nakledilmiştir).

    Ebu Davud dedi ki: Aynı şekilde Ebu Halid Süleyman b. Hayyan ile Muaz b. Muaz da bu hadisi, Muhammed b. Amr'den (muan'an olarak) rivayet etmişlerdir.[336]



    Açıklama


    Yetîm "tek kalma" anlamındaki "yetem" kökünden gelir. Babası ölmüş kimseye babasından ayrı, tek kaldığı için yetim dendiği gibi kocası ölmüş kadına da yetime denir. Bu kelimenin sözlük anlamıdır. Bu anlamda kaç yaşında olursa olsun babası Ölmüş in*sana yetim denebilir. Fakat örfen yetim, babası ölmüş çocuğa verilen ad*dır. Bu itibarla erginlik çağına gelen çocuğa yetim denemez. Hz. Ali "Bu*lûğa erdikten sonra yetimlik kalkar*' buyurmuştur. Demek ki örfen baba*ları ölmüş erkek ve kızlara yetim dendiği gibi, kocasız kalmış kadınlara da yetime denebilir. Hattabî'nin beyânına göre bu hadis-i şerifte "Yetime" kelimesiyle, "bulûğ çağına varmadan Önce babası ölmüş sonra bulûğ çağı*na ermiş bakire kız" kastedilmiştir. Nitekim "Yetimlere mallarını veri*niz."[337] âyet-i kerimesinde de "yetimler" kelimesi bu mânâda kullanıl*mıştır. Fahr-i Kâinat efendimiz evlenme çağma gelen kızların da bir yeti*me gibi şefkat ve merhamete lâyık ve muhtaç olduklarını ifade etmek ve insanları onlara şefkatli davranmaya teşvik için bu çağdaki kızlar hakkın*da "yetîme" tâbirini kullanmıştır.[338]



    Bazı Hükümler


    1. Bir velinin, velisi olduğu kızı bulûğa ermedikçe ve onun iznini almadıkça evlendirmesi caiz değildir.

    a. Bu konuda imam Tirmizî'nin ve bazı Tirmizî sarihlerinin beyânına göre bulûğ çağında olmayan bir yetimenin evlendirilmesi konusunda ule*ma ihtilâf etmiştir. Bazı ilim adamlarına göre yetime (yetim kız) velisi tarafından evlendirilecek olursa, bulûğa erince bu nikahı geçerli ya da fes*hetme haklarına sahiptir. Dilerse, geçerli kılar; dilerse fesheder. îmam Ebu Hanife ve taraftarları, bu görüştedirler. Delilleri ise, "Şayet öksüz (kadın*larla evlendiğiniz takdirde on)lar hakkında adaleti yerine getiremeyeceği*nizden korkarsanız, size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dör*der alın"[339] âyet-i kerimesidir. Sözü geçen ulemâya göre, babanın dışındaki bir velinin de ister bakire olsun, ister dul olsun buluğ çağına varmamış bir kızı evlendirmesi caizdir. Çünkü yetimenin gerçek mânâsı "babası olmayan buluğa ermemiş kiz"dır. Ancak bu evlendirmenin caiz olması için kıza yeterli mehrinin verilmesi şarttır. Bu nikahın caiz olmadığını id*dia eden kimselerin daha kuvvetli bir delile dayanmaları gerekir. Daha kuvvetli bir delil bulamayacaklarına göre bu görüş bir iddia olmaktan öte geçemez.

    b. Bazılarına göre de bulûğa ermedikçe yetimeyi nikahlamak caiz ol*maz ve nikahda muhayyerlik de yoktur. Süfyan es-Sevrî ile imam Şafiî ve daha başkaları bu görüştedirler. Delilleri ise konumuzu teşkil eden hadis-i şeriftir.

    c. İmam Ahmed ile İshak'a göre ise, "yetime dokuz yaşına vardığın*da velisi tarafından evlendirilebilir. Eğer kendisi de razı olmuşsa nikahı caizdir. Ergenlik çağına geldiği zaman ihtiyar (seçme) hakkı yoktur. Delil*leri ise, Hz. Âişe'nin rivayet ettiği "Resulullah(s.a.)'ın dokuz yaşında bir kız iken kendisiyle zifafa girdiğine dâir hadis ile Hz. Âişe'nin "kız dokuz yaşına vardığı zaman kadındır,"[340] sözüdür.

    Hattabî'nin beyânına göre buluğa ermemiş bir kızı, babasının dışında bir kimsenin evlendirebilmesi konusu ulema arasında ihtilaflıdır, imam Şafiî'ye göre, onu babası ve dedesinden başka erkek, kardeş amca ve -vasi de dahil- hiç kimse evlendiremez.

    İmam Sevrî büluğâ ermemiş bir kızı vasînin evlendiremeyeceği görü*şündedir. Hammad b. Süleyman ile İmam Mâlik ise, aksi görüştedirler. Hanefi ulemasına göre ise, bulûğ çağına girmeyen yetim bir kızı vasisinin evlendirebilmesi için onun aynı zamanda kızın velisi olması şarttır. Bulûğa ermemiş bir kızı velisi evlendirebilir. Bu velinin aynı zamanda kızın vasisi olması da şart değildir.[341]



    2094. ...Şu (önceki) hadisi, İbn İdris de Muhammed b. Amr'-dan aynı senedle rivayet etti (Ancak İbn îdris bu rivayetinde) hadise (şunu) ekledi: Resulullah(s.a.) "Eğer ağlarsa ya da susarsa," (bu onun iznidir) buyurdu. (İbn îdris bu rivâyetiyle sadece) ağlarsa (ke*limesini) ilave etmiş oldu.

    Ebu Dâvud dedi ki: "Ağlarsa" (kelimesi) mahfuz değildir; O, bu hadiste (râvilere ait) bir vehim'dir. (Bu) vehim, ya İbn İdris'e ya da Muhammed b. Alâ'ya aittir. Ebu Davud sözüne şöyle devam etti. "Bu hadisi Ebu Amr Zekvân da Hz. Aişe'den (şu sözlerle) ri*vayet etti: (Hz. Aişe): "Ya Resûlallah bakire kız konuşmaktan utanır" dedi. (Hz. Peygamber de

    "Onun devamlı sükûtu, kabul etmesidir." buyurdu.[342]



    Açıklama


    2093 numaralı hadis-i şerifte "Yetim kızın izni alınır" denildiği halde burada *'bekâr kızın izni alınır" denilmesi, bu iki cümle arasında bir farklılık bulunduğunu göstermez. Çünkü sözü geçen hadis-i şerifin şerhinde de açıkladığımız gibi "yetim kız" sözü aynı zamanda bulûğa ermiş kız anlamına da gelmektedir. Nitekim Nesâî'-nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif de şu mealdedir: "Peygamber (s.a.): "Evlenmeleri hakkında kadınların görüşlerini alınız." buyurdu. Resulullah'a "bakire utanır, sükût eder (onun izni nasıl alınabilir?) diye so*ruldu. Resulullah (s.a.) de:

    "Kızın sükut etmesi, izin vermesidir," buyurdu.[343]



    Bazı Hükümler


    Evlendirilmek istenen bulûğ çağındaki bir kızın kendisi için düşünülen nikaha razı olup olma*dığı sorulduğu zaman, sükut etmesi onun rızası demektir. Ancak bu sus*mada ağlamak gibi Öfke ve nzasızlığa delâlet eden bir belirtinin bulunma*ması gerekir. O zaman bu suskunluğun kabul ve rızaya delâlet ettiğine hükmedilemez.

    Hafız İbn Hacer'in beyânına göre, kızın evlenmesi ile ilgili fikri sorulduğunda susması ile birlikte ağlamak gibi rızasızlık, gülmek gibi rıza belirtileri göstermesi halinde nasıl hüküm verileceği meselesi ulema arasın*da tartışmaya sebeb olmuştur.

    Mâliki ulemasına göre: Eğer kız bu teklifi alır almaz sükut ile birlikte oradan uzaklaşıp giderse, yahut ağlarsa ya da ayağa kalkarsa, yahut hoş*nutsuzluğu izlenimini uyandıracak bir harekette bulunursa bu nikâhı kıy*mak caiz değildir.

    Şafiî ulemasına göre: Kızın bu teklifi sükut ile karşılaması halinde diğer tavır ve davranışlarını kızın nzasızhğına yormak doğru olamaz. Ancak sükut ile birlikte sesli ağlaması gibi kesinlikle hoşnutsuzluğa delâlet eden bazı davranışlar rızasızhğının ifadesi olarak kabul edilebilir. Bunun dışın*daki te'vile müsait davranışların önemi yoktur.

    Bazılarına göre, buluğa ermemiş bir kızın evlenmesi konusunda iznini almaya lüzum yoktur. Çünkü izin almanın ne demek olduğunu bilmeyen ve susması ile öfkesi arasında bir fark bulunmayan bir kimsenin iznini almanın bir mânâsı yoktur.

    İbn Abdilberr'in beyânına göre, imam Mâlik, "Eğer baliğa olan ye*tim bir kız kendisinin evlendirilmesi için daha önceden izin vermişse o zaman sükût etmesi, rızası anlamına gelir. Yoksa (daha evvelden izin ver*memişse) sükûtu rıza anlamına gelmez" demiştir.

    Şafiî ulemasına göre ise, bulûğ çağma girmiş bir kızın evlendirilmesi teklifim sükut ile karşılaması ancak babası ve dedesi için rıza alameti sayı*lır. Fakat bu teklifi yapan baba ve dedenin dışında birisi idiyse, kızın onu sükut ile karşılaması rızası anlamına gelmez. Çünkü kız bu konuda babasına ve dedesine karşı utanıp sıkıldığı için cevap vermekten çekinirse de başkalarına karşı baba ve dedeye nisbetle daha rahat olacağı kesindir.

    Bulûğa ermiş kızı izni olmadan babasının evlendirip evlendiremeyeceği konusunda da ulema arasında ihtilâf vardır. Hanefi ulemasıyla imam Evzaî, Sevrî.ve Ebu Sevr'e göre bulûğa ermiş bir kızın evlendirilmesi için izninin alınması şarttır. İzni alınmadan kendisine kıyılan nikah sahih de*ğildir. Delilleri ise, konumuzu teşkil eden hadis-i şerif ile birlikte, Resûlallah (s.a.)'ın rızası olmadan evlendirilen bir kızı (bu evlliği kabul edip et*meme mevzuunda) serbest bıraktığına dair rivayet edilen hadis-i şeriftir.[344] Ayrıca, "açıkça izni alınmadan dul kadın ve rızası anlaşılmadan bakire kız evlendirilemez"[345] hadis-i şerifi de bunu te'yk etmektedir.

    İbn Ebi Leylâ, İmam Mâlik, Leys, Şafiî, Ahmed ve İshak'a göre ise, buluğa ermiş bir kızı, babası iznini almadan evlendirebilir. Delilleri ise "dul kendisine başkalarından daha mâliktir" anlamındaki 2098 ve 2099 numaralı hadis-i şeriflerin mefhûm-i muhalifleridir.[346]



    2095. ...İbn Ömer (r.a.)'den; demiştir ki: "Resûlullah (s.a.); Kızları hakkında kadınlara danışınız" buyurdu."[347]



    Açıklama


    Resûl-i Ekrem efendimiz kızlarını evlendirmek isteyen velilere, bu mevzuda kızların annelerinin de fikrini olarak onların fikrinden de istifade etmelerini tavsiye etmektedir. Çünkü evle ve kızla ilgili özel halleri anneler babalara nisbetle daha iyi bilirler.[348]



    Bazı Hükümler


    Kız annelerinin de hatırlarım almak ve gönüllerini hoş tutmak için kızlarının evlenmesi ko*nusunda fikirlerinin alınması müstehabtır. Bu davranış kurulacak ailenin daha mutlu ve devamlı olması bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Çünkü kızlar yaratılışları icabı annelerinin sözlerine daha çok rağbet eder*ler. Ayrıca anneler kızlarının kendi nihaklarıyla ilgili düşünce ve duygula*rını kızın babalarından daha iyi bildikleri için çoğu zaman nikahla ilgili isabetli bir kararın alınması onların görüşlerinin alınmasıyla mümkün olabilir.[349]

    [332] Buharî, nikah 40, hayl 11; Tirmizî, nikah 18; Ibn Mâce, nikah 11, Dârimî, nikah 13, 14; Ahmed b. Hanbel, II, 229, 250, 279, 425; Müslim, nikah 64, 66; Nesâî, Nikah 33, 34.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/171.

    [333] Tirmizî, nikâh 15.

    [334] Davudoğhı Ahmed, Sahih-i Mürslim Tercüme ve Şerhi, VII, 262.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/171-172.

    [335] Tirmizî, nikah 18, Nesâî, nikah 31, 36; Dârimî, nikah 12; Ahmed b. Hanbel, I, 261, 334; II, 259, 475; IV, 94, 408, 411.

    [336] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/172-173.

    [337] en-Nisa (4), 2.

    [338] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/173.

    [339] en-Nisa (4), 3.

    [340] el-Mübarekfûrî, Tuhfetü'l-ahvezî, IV, 274.

    [341] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/173-174.

    [342] Buharî, nikah 41; Müslim, nikah 65; Nesaî, nikah 33.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/174-175.

    [343] Nesaî, nikah 34.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/175.

    [344] bk. 2096 numaralı hadis.

    [345] Buharı, nikah 40.

    [346] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/175-177.

    [347] Ahmed b. Hanbel, II, 34.

    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/177.

    [348] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/177.

    [349] Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/177.





+ Yorum Gönder