Konusunu Oylayın.: Ahmed bin Hanbel ve İmam Muhasibi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ahmed bin Hanbel ve İmam Muhasibi
  1. 23.Mart.2012, 12:00
    1
    Misafir

    Ahmed bin Hanbel ve İmam Muhasibi






    Ahmed bin Hanbel ve İmam Muhasibi Mumsema Ahmed bin Hanbel ve İmam Muhasibi


  2. 23.Mart.2012, 12:00
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 23.Mart.2012, 12:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ahmed bin Hanbel ve İmam Muhasibi




    İmam-ı Muhasibi’nin adı Ebu Abdullah Haris bin Esed el-Basrî’dir. Doğum tarihi tam bilinememekle beraber, hicri 165’te (871) Basra’da dünyaya geldiği bilinmektedir.(1)

    İmamın çocukluğu Basra’da geçmiştir. Orada fikrî ve kültürle alakalı birikimlerini elde ettikten sonra devrin en büyük ilim merkezi olan Bağdat’a hicret etmiştir. Zengin bir ailenin çocuğudur. Babası Kaderiye mezhebinden olduğu için, bıraktığı külliyetli mirası terk edip almamıştır.(2)

    İmam-ı Muhasibi fakir bir hayat geçirmiş, züht ve verayı esas alarak yaşamıştır. Babasından kalan mirası, şüpheli olduğundan kabul etmemiştir. Bu husus onun henüz daha ismi verilmeyen tasavvufu, derinlemesine yaşadığını göstermektedir.
    İmam-ı Muhasibi gençliğinde zahiri ilimleri tahsil etmiş, zahiri ilimlerle batıni ilimleri kendi zatında cem etmiştir.(3)

    Tasavvuf, hadis ve kelamda imam ve bilhassa hadiste fevkalade ileri bir kimseydi.(4)

    İmam Muhasibi’nin otuza yakın, günümüze kadar ulaşan eseri ve iki yüzü aşkın da günümüze ulaşmayan eserleri vardır. Buna rağmen Tabakat kitaplarında çok fazlaca adı geçmemektedir.

    Bunun nedeniyse, Hocaefendi’nin de ifade ettiği ve Ahmed bin Hanbel’in talebelerini onun yanına göndermemesine sebebiyet veren husus ise; İmam Muhasibi’nin yaşadığı ortamda arayanlar olmuştur. Çünkü İmam Muhasibi biri Ahmed bin Hanbel’in başını çektiği ve ehl’ül hadis olarak bilinen düşünce, diğeri de Vasıl bin Ata’nın temellerini attığı Mu’tezile’nin başını çektiği mezhepdir ki; bu iki zıt fikri cereyanın başını çektiği böyle bir ortamda yaşamıştır.
    Bu dönemde Mu’tezile devlet desteği görmekte ve fikirlerini zora başvurarak yaymaktaydı. İmam Muhasibi ise hadisçilere yakın ve onlarla aynı düşünceleri paylaşıyordu. Ancak Ahmed bin Hanbel onun kelâmî meselelere dalıp, bu konuda bir takım düşünceler ileri sürmesinden hoşlanmamıştı. Gerekçesi de şu idi; İmam Muhasibi Mu’tezile’ye reddiye yazarken, onların fikirlerine uzun uzadıya yer vermesi, böylece bid’atçi fikirlerin ümmet arasında yayılması şeklinde açıklanıyordu.

    İmam Muhasibi’nin niyeti halisti ve Mu’tezile’ye karşıydı. Fakat Mu’tezile’nin aleyhinde konuşurken, onların fikirlerini açık açık ve genişçe anlatması, karşısında bulunan insanların sâfi fikirlerini idlal ediyor ve bulandırıyordu. Bediüzzaman hazretlerinin de ifadesiyle; “batılı tasvir sâfi zihinlerin cerh ve idlalidir.”

    İşte bundan dolayı Ahmed bin Hanbel Mu’tezile’ye karşı sert tavırlar beyan eder ve “Kur’ân mahluk değildir” prensibini hapishanede dayak yemesine ve şehit olmasına rağmen müdafaa etmiştir. Mu’tezile’nin fikirlerinin aleyhinde dahi olsa sohbetlerinde geniş yer veren İmam Muhasibi ile arası açılmış, aralarına soğukluk girmiş ve bundan dolayı da talebelerini onun yanına göndermemiştir.
    İmam Muhasibi hem Mu’tezile ve Mu’tezile’yi temsil eden devlet tarafından dışlanmış, hem de ehlü’l hadis olan ve onun güçlü taraftarı olan Ahmed bin Hanbel tarafından soğuk karşılanmış ve bundan dolayı da hayatının sonuna kadar inzivaya çekilmeye ve inziva hayatı yaşamaya mecbur kalmıştır.(5)

    “Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı Âzam gibi eâzım-ı müçtehidîn hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibni Hanbel gibi bir mücahid-i ekber, Kur'ân'ın birtek meselesi için hapiste pek çok azap verilmiş ve şekvâ etmeyerek, kemâl-i sabırla sebat edip o meselelerde sükût etmemiş. Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, kemâl-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. “(6)

    Böyle olan Ahmed bin Hanbel’in –haşa- nefisperest davranıp veya çekememezliğinden dolayı talebelerini İmam Muhasibi’ye göndermemesi düşünülemez. Onlar hakperest insanlardı. Sadece İmam Muhasibi’nin anlatma metodunu beğenmediği ve hayatını verdiği Mu’tezile’ye karşı tavır takınmak için böyle bir tavsiyede bulunmuştur.

    Sorduğunuz için teşekkür eder, Allah’a emanet ederim.

    Necdet İçel

    1. İbn-i Hallikan, Vefayat'ül A'yan, c: 1, shf: 112
    2. Ebu Nuaym, Hilye, c: 10, shf: 77
    3. İbnu'l Esir, El-Lübab, c: 3, shf: 171
    4. El-Askalani, Tezhib, c: 2, shf: 136
    5. Es-Sübki, Tabakatü'ş-Şafiiyye, c: 2, shf: 274
    alıntı.



  4. 23.Mart.2012, 12:40
    2
    Silent and lonely rains



    İmam-ı Muhasibi’nin adı Ebu Abdullah Haris bin Esed el-Basrî’dir. Doğum tarihi tam bilinememekle beraber, hicri 165’te (871) Basra’da dünyaya geldiği bilinmektedir.(1)

    İmamın çocukluğu Basra’da geçmiştir. Orada fikrî ve kültürle alakalı birikimlerini elde ettikten sonra devrin en büyük ilim merkezi olan Bağdat’a hicret etmiştir. Zengin bir ailenin çocuğudur. Babası Kaderiye mezhebinden olduğu için, bıraktığı külliyetli mirası terk edip almamıştır.(2)

    İmam-ı Muhasibi fakir bir hayat geçirmiş, züht ve verayı esas alarak yaşamıştır. Babasından kalan mirası, şüpheli olduğundan kabul etmemiştir. Bu husus onun henüz daha ismi verilmeyen tasavvufu, derinlemesine yaşadığını göstermektedir.
    İmam-ı Muhasibi gençliğinde zahiri ilimleri tahsil etmiş, zahiri ilimlerle batıni ilimleri kendi zatında cem etmiştir.(3)

    Tasavvuf, hadis ve kelamda imam ve bilhassa hadiste fevkalade ileri bir kimseydi.(4)

    İmam Muhasibi’nin otuza yakın, günümüze kadar ulaşan eseri ve iki yüzü aşkın da günümüze ulaşmayan eserleri vardır. Buna rağmen Tabakat kitaplarında çok fazlaca adı geçmemektedir.

    Bunun nedeniyse, Hocaefendi’nin de ifade ettiği ve Ahmed bin Hanbel’in talebelerini onun yanına göndermemesine sebebiyet veren husus ise; İmam Muhasibi’nin yaşadığı ortamda arayanlar olmuştur. Çünkü İmam Muhasibi biri Ahmed bin Hanbel’in başını çektiği ve ehl’ül hadis olarak bilinen düşünce, diğeri de Vasıl bin Ata’nın temellerini attığı Mu’tezile’nin başını çektiği mezhepdir ki; bu iki zıt fikri cereyanın başını çektiği böyle bir ortamda yaşamıştır.
    Bu dönemde Mu’tezile devlet desteği görmekte ve fikirlerini zora başvurarak yaymaktaydı. İmam Muhasibi ise hadisçilere yakın ve onlarla aynı düşünceleri paylaşıyordu. Ancak Ahmed bin Hanbel onun kelâmî meselelere dalıp, bu konuda bir takım düşünceler ileri sürmesinden hoşlanmamıştı. Gerekçesi de şu idi; İmam Muhasibi Mu’tezile’ye reddiye yazarken, onların fikirlerine uzun uzadıya yer vermesi, böylece bid’atçi fikirlerin ümmet arasında yayılması şeklinde açıklanıyordu.

    İmam Muhasibi’nin niyeti halisti ve Mu’tezile’ye karşıydı. Fakat Mu’tezile’nin aleyhinde konuşurken, onların fikirlerini açık açık ve genişçe anlatması, karşısında bulunan insanların sâfi fikirlerini idlal ediyor ve bulandırıyordu. Bediüzzaman hazretlerinin de ifadesiyle; “batılı tasvir sâfi zihinlerin cerh ve idlalidir.”

    İşte bundan dolayı Ahmed bin Hanbel Mu’tezile’ye karşı sert tavırlar beyan eder ve “Kur’ân mahluk değildir” prensibini hapishanede dayak yemesine ve şehit olmasına rağmen müdafaa etmiştir. Mu’tezile’nin fikirlerinin aleyhinde dahi olsa sohbetlerinde geniş yer veren İmam Muhasibi ile arası açılmış, aralarına soğukluk girmiş ve bundan dolayı da talebelerini onun yanına göndermemiştir.
    İmam Muhasibi hem Mu’tezile ve Mu’tezile’yi temsil eden devlet tarafından dışlanmış, hem de ehlü’l hadis olan ve onun güçlü taraftarı olan Ahmed bin Hanbel tarafından soğuk karşılanmış ve bundan dolayı da hayatının sonuna kadar inzivaya çekilmeye ve inziva hayatı yaşamaya mecbur kalmıştır.(5)

    “Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı Âzam gibi eâzım-ı müçtehidîn hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibni Hanbel gibi bir mücahid-i ekber, Kur'ân'ın birtek meselesi için hapiste pek çok azap verilmiş ve şekvâ etmeyerek, kemâl-i sabırla sebat edip o meselelerde sükût etmemiş. Ve pek çok imamlar ve allâmeler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, kemâl-i sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. “(6)

    Böyle olan Ahmed bin Hanbel’in –haşa- nefisperest davranıp veya çekememezliğinden dolayı talebelerini İmam Muhasibi’ye göndermemesi düşünülemez. Onlar hakperest insanlardı. Sadece İmam Muhasibi’nin anlatma metodunu beğenmediği ve hayatını verdiği Mu’tezile’ye karşı tavır takınmak için böyle bir tavsiyede bulunmuştur.

    Sorduğunuz için teşekkür eder, Allah’a emanet ederim.

    Necdet İçel

    1. İbn-i Hallikan, Vefayat'ül A'yan, c: 1, shf: 112
    2. Ebu Nuaym, Hilye, c: 10, shf: 77
    3. İbnu'l Esir, El-Lübab, c: 3, shf: 171
    4. El-Askalani, Tezhib, c: 2, shf: 136
    5. Es-Sübki, Tabakatü'ş-Şafiiyye, c: 2, shf: 274
    alıntı.






+ Yorum Gönder